Yaşamak istiyoruz!

Dünya genelinde kadına yönelik şiddet, en yaygın insan hakları ihlallerinden biri. Benzer durum, Türkiye için de fazlasıyla geçerli. Kadınlar evde, işte, okulda, toplu taşımada, pazarda, sokakta, kentte, köyde, mahallede kısacası hayatın tüm alanlarında ve mekânlarında şiddetin farklı türleriyle (fiziksel, ekonomik, psikolojik, cinsel, dijital, ısrarlı takip vb.) her an karşı karşıya kalabiliyor. Diğer bir deyişle, bir anda ‘her yer suç mahalli’ne dönüşebiliyor. Bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre; erkekler 2021 yılında en az 339 kadını, 2022’nin ilk 7 ayında en az 191 kadını öldürdü. Bu nedenle, kadınların -şiddetin herhangi bir türüne maruz kalmadan- eşit ve özgür bireyler olarak hayatlarını sürdürülebilmeleri yasal güvence altına alınmalı.

Şiddetsiz bir dünya için, ulusal ve yerel aktörlere önemli görev ve sorumluluklar düşüyor. Vatandaşların gündelik hayatlarına en yakın kurumlar olan belediyeler, kadına karşı şiddetin önlenmesinde başat aktörlerden. Belediyelerin bu konudaki çalışmaları genel olarak üç başlıkta toplanabilir: Önleyici ve caydırıcı faaliyetler, koruyucu faaliyetler, destekleyici ve güçlendirici faaliyetler. Koruyucu faaliyetler içerisinde yer alan sığınaklara özellikle değinmek istiyorum. Kadına karşı şiddetle mücadelede, kadın sığınaklarının etkisi büyük. Kadınların şiddet ortamından uzaklaşması, yani hayatta kalması için sığınaklar çok önemli. 5393 Sayılı Belediye Kanunu’nun 14’üncü Maddesi’ne göre; “Büyükşehir belediyeleri ile nüfusu 100 binin üzerindeki belediyeler, kadınlar ve çocuklar için konukevleri açmak zorundadırlar. Diğer belediyeler de mali durumları ve hizmet önceliklerini değerlendirerek kadınlar ve çocuklar için konukevleri açabilirler. Kısacası, bu ülkede nüfusu 100 binin üzerindeki belediyelerin kadına karşı şiddetle mücadelede hayati görevleri var!

Ne yazık ki, bir yaptırımı olmadığı için belediyeler sığınak açmaya sıcak bakmıyor. Bir başka ifadeyle, belediyeler sığınaklarla ilgili sorumluluklarını yerine getirmekten imtina ediyor. Sığınağı olan belediyeler de hem maddi (sürdürülebilirlik) hem manevi (güvenlik) sorumlulukları nedeniyle belli bir zaman geçtikten sonra (genellikle) sığınağı ya kapatıyor ya da Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na devrediyor. 

2022 yılı itibarıyla, Türkiye’de nüfusu 100 bini geçen toplam 215 belediye bulunuyor. Ancak, belediyelere bağlı sadece 33 kadın sığınağı 735 kapasite ile hizmet verebiliyor. Bu sığınakların çoğu üç büyükşehirde, İstanbul, Ankara ve İzmir’de. Anadolu’nun diğer illerindeki sığınak sayısı ise bir elin parmaklarını geçmiyor. Dolayısıyla, Türkiye’de sığınaklar hem nicelik hem nitelik olarak oldukça yetersiz. Halbuki, Covid-19 küresel salgınının ‘gölge pandemi’ etkisi yarattığı günümüz koşullarında daha çok sığınağa hiç olmadığı kadar ihtiyacımız var!

Unutmayalım, yaşam hakkı en temel insan haklarından. Kadınlar ölmek değil, şiddetsiz bir ortamda eşit ve özgür olarak yaşamak istiyor, önce yaşam güvencesi istiyor. 

Sen, ben, biz, hepimiz birbirimizin çaresiyiz! Sığınaksız bir dünyada yaşayabilmemiz için sığınaklar; yeterli sayıda ve kapasitede sığınaklara kavuşabilmemiz içinse örgütlü kadın mücadelesi elzemdir. 

Her zaman ve her yerde kadın dayanışması kazandırır. 

Ezcümle, kadınlar birlikte güçlü!

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER