Uçağı sağa sola yatırıp gökyüzünde dans ettiğimi hatırlıyorum

Berna Hanım, Zamane Hadsizi köşemize hoş geldiniz. Erkeklerin söz sahibi olduğu, kurallarını koyduğu Hava Kuvvetleri’nin F-16 savaş uçağı pilotluğunda kadınlara da bir yer açtınız. Oradaki zorlu mücadelenize geleceğiz ama önce eskiye gidip tanışalım. Nasıl bir ailede yetiştiniz, nerede büyüdünüz, nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

Merhabalar. Bu özgün köşenizde sizlerle olmak benim için çok keyifli, hoş buldum. İzmir doğumluyum. Ailemin, özellikle de annemin, sıcak sevgisiyle mutlu bir çocukluk geçirdim. Mutluluk benim için hayatımın her döneminde özgürlükle birlikte geliyor. Çok küçük yaşlardan itibaren kendi faaliyetlerini planlayan ve çevresindekileri de dahil edip onlara öncülük eden, özgür ruhlu bir çocuktum. Bu yüzden de çocukların arkadaşlarıyla birlikte sokaklarda rahatça oynayabildiği dönemleri yakaladığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Şimdi bile gözlerimi kapattığımda, hep sokaklarda oyunlar oynayan bir çocuk görüyorum.

Okula başladığım andan itibaren, derslerinde başarıyı yakalamayı çok isteyen ve bundan çok mutluluk duyan bir öğrenci oldum. Çabalayarak başarmanın verdiği mutluluk, zamanla kendime hedefler edinerek onlara ulaşmak için azim göstermeye, hedeflerine ulaştıkça yenilerini edinerek çabayı sürdürme davranışına dönüştü. Sonrasında da başarı için gereken performansı göstermek, benim için olağan bir gereklilik haline geldi ve böylece hayatımın temposu erken yaşlarda yükseldi. 

Bu noktada en önemli şansım da, ailemin beni küçük yaşlardan itibaren önyargılardan uzak, eşitlikçi bir yaklaşımla eğitmesi oldu. Hatırlayabildiğim en uzak geçmişe gittiğimde bile “Kadın ve erkek farklı mesleği yapar” diye bir algıyla karşılaşmıyorum. Bilakis kulaklarımda hep annemin bana ve kız kardeşime ayrı ayrı söylediği, “Benim kızım her şeyin en iyisini, en güzelini yapar” sözleri var. Çocuk olarak bunları duyduğunda insana öyle bir özgüven geliyor ki, kendini istediğin her şeyi yapabilecek güçte hissediyorsun. İşte o anda da ne istediğine özgürce karar vererek, gerçekten istediğin bir meslek seçebildiğin için sonrasında işini sevgiyle ve en iyisini gerçekleştirme gayretiyle yapabiliyorsun. En azından benim için öyle oldu.

 

Harp Okulu’ndan önce Berna’nın aklında ne vardı, ne olmak istiyordu?

Harp Okulu’ndan önce Berna bir yönetici olmak istiyordu. Büyük ölçekteki kurumlarda çalışıp büyük kitlelere fayda sağlayabilecek çalışmalarla fark yaratmak istiyordu. Bunun için bütünsel bir bakış açısına kavuşabileceği ve aynı zamanda mühendislik altyapısıyla teknik bilgi birikimi sağlayabileceği bir eğitim almasının gerektiğini düşünerek, endüstri mühendisi olmayı hedeflemişti. Bu hedefine Harp Okulunda Endüstri Mühendisliği okuyarak ulaştı ve sonrasında da uçuşlarının yanında Hava Kuvvetlerinde değişik birimlerde görev alarak yöneticilik yaptı.

 

Üniversite sınavında aldığınız başarılı puan neticesinde Harp Okulu’ndan davet aldınız. Bu süreç nasıl gelişti?

Üniversite sınavına girdiğim sene, Harp Okulu’nun sınavına girme şansımız yoktu. Harp Okulu’nun kendisi, üniversite sınavının ilk basamağında sıralamaya giren öğrencilere davetiye göndererek seçmelere çağırıyordu. Zaten benim de bu durumdan haberim ancak sınavdan sonra aldığım davetiyeyle oldu. Davetiyede bir uçuş kampından bahsediliyordu. Ayrıca bunun bir seçme uçuşu olacağı ve bu maksatla uçağı bizim kullanacağımız da anlatılıyordu. 

1993 senesiydi ve o senelerde değil uçak kullanmak, herhangi bir uçağa yolculuk amacıyla binmek bile olağan dışıydı. Çok heyecanlandım ve hemen davet mektubuna karşılık verdim. 

Uçağın kokpitine girdiğim ilk gün, sanki hep oradaymışım gibi hissettim ve hayatımın devamında da burada olmak istediğimi fark ettim. Havacılıkla geçen yaklaşık 30 senedir de her gün aynı heyecanı ve aidiyeti hissediyorum.    

 

Erkek egemen bir dünyada, ülkede, toplumda yaşıyoruz. Ancak Harp Okulu hele de Hava Harp Okulu sanıyorum tüm sınırları erkekler tarafından çizilmiş bir yer. Harp Okulu’nun kapısından girerken bunun farkında mıydınız?

Hiç farkında değildim. Gerçekten. Benim zihnimde kadın-erkek ayrımı olmayan bir algoritma vardı ve sınırları erkeklerin ya da kadınların koymasının farklı olabileceğini hiç düşünmemiştim. Harp Okulu’nda kadınların olması herkes için çok yeni bir durumdu. İçerideki yapı, kadınların varlığı hiç düşünülmeden oluşturulmuştu. Şu anda çok net anlıyorum ki bu süreç hem erkekler hem de kadınlar için çok zordu ve hep birlikte çaba göstererek aşılması gerekiyordu. 

 

Eğitimleriniz devam ederken size ilk nerede ‘haddinizi’ bildirmeye çalıştılar, ilk ne zaman sınır çizmeye çalıştılar? Yaşadığınız birkaç olayı paylaşır mısınız?

Okula girdiğimde ciddi bir azınlık içinde olduğumu fark ettim. Benim dönemimde giren öğrencilerin yaklaşık 200’ü erkekti, bizim sayımız 12’ydi. Başlarda bunun benim için rasyonel bir anlamı yoktu. İstekli olup da kriterleri sağlayan bu kadar kişi girebildi ve bunun benim sürecime bir etkisi olmaz, diye düşünüyordum. Ancak bir süre sonra pilot olma isteğimle ilgili sorgulamalarla karşılaştım. İlk çizilmeye çalışılan psikolojik sınır, kadın olduğun için pilot olamazsın söylemleriydi. Bunlar halen benim için ciddi bir şey ifade etmiyordu. Ben okula pilot olmak için girmiştim, buna kanunen hakkım vardı ve herkesle birlikte ben de bunun için elimden geleni yapacaktım. 

Sonrasında buna benzer sınır çizme girişimleri tabii ki oldu. En belirgin diğer psikolojik sınır çizme girişimi, kadın olduğun için F-16 pilotu olamazsın davranışıydı. Eğitimim sırasında, “Siz hâlâ burada mısınız? Biz sizi çoktan gitmiştir, diye düşünüyorduk” diyenler de oldu. Uçuş sırasında gerçekten yüksek performans gerektiren manevralar yapıp yapmadığımı, yere indikten sonra uçak görüntülerimi alıp izleyip kontrol etmek isteyenler ve hatta o manevralar sırasında kılcal damarlarımın patlamış olması gerektiğini söyleyerek, kılcal damarımı kontrol edenler bile oldu.

 

Pes etmeye yaklaştığınız, “Ne işim var burada?” dediğiniz bir an oldu mu?

Çok mutluyum ki öyle bir an hiç olmadı. Uçmayı o kadar yürekten sevdim, yapabileceğime de o kadar derinden inandım ki bir an bile uçmaktan vazgeçmedim. Zaten bence kendi kendime bile “Burada ne işim var?” deseydim, eminim ki kalamazdım ve pilot olmayı da asla başaramazdım. Çoğunluğun sizin orda olmamanız gerektiğini düşündüğü bir yerde, siz de bununla ilgili şüpheye düşerseniz, kalma olasılığınız çok azalır. 

 

Sizi motive eden biri ya da birileri var mıydı yoksa kendinizi mi motive ediyordunuz? Ya da şöyle sorayım, aslında onlar sizi engellemeye çalıştıkça sizin hırsınız daha da mı artıyordu?

Benim en büyük dezavantajım, bu işi benden önce yapan bir kadın olmadığı için, öncü figür motivasyon kaynağımın olmamasıydı. Bu yüzden kendi kendime motivasyon kaynakları yaratmam gerekti. Diğer taraftan en büyük ve en etkili motivasyon kaynaklarım, uçuş öğretmenlerim oldu. Özellikle bazı uçuş öğretmenlerim, benim uçuş sevgimi görüp, onu katlayarak yaşamama imkân sağladı. Onları da saygıyla ve sevgiyle anıyorum, benim üzerimde çok büyük emekleri var, öğretmenlerimin desteği olmasa şu anda karşınızda gördüğünüz Berna olamazdım.

Ayrıca bana yapamazsın diyenler de azmimi güçlendirdi ve bana ayrı bir motivasyon kaynağı oldu tabii ki, onları da bu noktada anmazsam ayıp etmiş olurum.

 

Hava Harp Okulu’nda özellikle de F-16 savaş pilotluğu konusunda erkeklerin algısını değiştirdiğinizi düşünüyor musunuz? ‘Haddinizi’ aştınız mı?

Bunun algı açısından mutlaka önemli bir faydası olmuştur, diye düşünüyorum ve hatta bununla ilgili ciddi anlamda geri dönüşler de alıyorum. Aslında bilimsel olarak baktığınızda, bir şeyi başarmış olmak onun başarılamayacağı tezini çürütmüş oluyor doğal olarak. 

Tam da bu sebeple, bu konu artık geçerliliğini kaybetmiş olmalı diye düşünüyoruz ama diğer taraftan bu başarının bireysel olmadığının, erkek ve kadın pilot başarı yüzdelerinin birbirinden farklı olmadığının tam olarak algılanabilmesi tabii ki zaman meselesi. Gün geçtikçe sayının artmasıyla bu algının değişebileceğini düşünüyorum.

 

O ilk uçuş anına gelmek istiyorum, solo uçuşunuza. O anı bizimle paylaşır mısınız? O andaki duygunuz neydi; heyecan mı, korku mu, başarmış olmanın verdiği gurur mu?

İlk solom için hatırladığım duygu büyük bir coşkuydu. Sabırsızlıkla beklediğim günü yaşamanın mutluluğuyla havada kendi kendime şarkılar söyleyerek, uçağı sağa sola yatırıp gökyüzünde dans ettiğimi hatırlıyorum.   

 

İlk uçuşunuz ne kadar sürdü? F-16 ile toplam kaç saat uçtunuz? Sakıncası yoksa katıldığınız birkaç önemli operasyonu bizimle paylaşabilir misiniz?

İlk uçuşum yaklaşık bir saat sürmüştü. F-16 ile 1000 saat civarı uçuşum var. Herhangi bir operasyona katılmam gerekmedi ama katıldığım ulusal ve uluslararası anlamda sayısız tatbikatlar oldu ve bu tatbikatlarda önemli başarılara imza attık.

 

Siz uçmayı seviyorsunuz, kendinizi gökyüzünde özgür hissediyorsunuz. Bu yüzden mi ayrıldınız Hava Kuvvetleri’nden, bu süreci anlatır mısınız?

Hava Kuvvetleri’nde Binbaşı rütbesine geldiğimde artık rütbemden ötürü daha çok karargâhlarda görev almam gerekiyordu ama ben halen hayatımda daha çok uçuş olsun istiyordum. Bu duygu beni sivil havacılık kariyerime yönlendirdi. Hava Kuvvetleri’nden Binbaşı rütbesiyle emekli olduktan sonra Boeing 737 uçaklarında uçmaya başladım ve bir süre sonra da sorumlu kaptan pilotluğa yükselerek sivil havacılıktaki hedeflerime ulaştım. 

 

Kaptan pilotluk yaptığınız hava yolu şirketinde de ilginç tepkilerle karşılaşmışsınız. Birkaçını paylaşır mısınız?

Havayolu şirketinde kaptan pilot olarak uçmak, Hava Kuvvetleri’ndekinden çok farklı konseptteki uçaklarla uçmamı, çok farklı bir ortamda görev yapmamı ve her gün havacılıkla ilgili ya da ilgisiz birçok insanla tanışmamı sağladı. Bu ortamda tabii ki, her gün çok ilginç hikâyeler yaşıyoruz. Bunların bir kısmı da benim kadın pilot olmamla ilgili tabii ki.

Bir uçuşumda, benim anonsumdan sonra bir yolcu, kabin ekibimize, “Bu uçağı bir kadın pilot mu uçuruyor?” diye endişeli bir şekilde sorunca, ekibimiz de “Merak etmeyin efendim, kendisi eski F-16 pilotudur ve 20 yıldan fazla zamandır uçmaya devam ediyor” cevabını vermiş. Bu da ekip olarak hepimizin bir kadın pilotun uçabileceğine, elimizdeki tüm argümanları kullanarak, ikna etme çabamız olarak hatıralarımızda yerini aldı. Yolcularımız uçuşları sırasında ne kadar çok kadın pilotla karşılaşırsa, kadınlarımızın uçak uçurması o kadar normal hale gelecek. Ben her geçen yıl bununla ilgili ilerlemeyi büyük bir memnuniyetle gözlemliyorum.

 

Binbaşı iken ayrıldığınız Hava Kuvvetleri’ne, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin

ardından geri döndünüz ama bu kez bir eğitimci olarak. Havacı olmak isteyen genç Berna’lara tavsiyeniz ne olur?

Binbaşı olarak Hava Kuvvetleri’nden emekli olup sivil havacılığa geçişimden 6-7 sene sonra  öğretmen pilot ihtiyacından dolayı Hava Kuvvetleri’ne tekrar döndüm. Üç sene daha öğretmen pilot olarak görev yaptıktan sonra bu sefer Albay rütbesiyle emekli olarak sivil havacılıktaki kariyerime devam ettim. Şu an hâlâ Boeing 737 uçaklarında kaptan pilot olarak uçmaya devam ediyorum.

Genç Berna’lara yüreklerinin götürdüğü yere gitmelerini tavsiye ederim. Sevdikleri mesleği bulsunlar, ona sıkı sıkı sarılıp başarılı olmak için ellerinden gelen tüm çabayı göstersinler. Görecekler ki, büyük mutluluklar ve büyük başarılar birbirini takip ederek gelecek.   

Ben öyle yaptım ve hayatımda çok sevdiğim bir şeyi meslek olarak yapma şansı yakaladım.

 

Sıradaki planınız nedir?

Bundan sonra havacılıkla ilgili tüm bilgi ve birikimlerimi, mesleğime duyduğum derin sevgi ve heyecanımla birleştirip, havacılığın birçok unsurunun bir araya geldiği, geniş kitlelere ulaşabilecek uluslararası projelerim var. Umarım projelerimi gerçekleştirdikçe daha fazla kişiyle havacılık tutkumu paylaşabilirim. 

Mutluluğun paylaştıkça artacağına yürekten inanıyorum ve bu inançla bundan sonra da paylaşmaya devam edeceğim. Biliyorum ki, havacılıkla gönül bağı olan herkesle bir noktada mutlaka yollarımız kesişecek. Hep birlikte ilerleyebilmek adına, herkesin çok sevdiği meslekler yapması umuduyla…

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER