Teknolojide tekillik ve kolektif bilinç

Teknolojik tekillik, yapay zekânın eksponansiyel olarak kapasitesini geliştirmesi ve hatta makinelerin bilinç kazanmasına mı yol açacak yoksa insanlar yapay zekâyla o kadar bütünleşmiş olacak ki, artık geleneksel anlamda insan olarak adlandırılamaz hale gelerek tekno-insan haline mi gelecek? Acaba teknolojik tekillik, zaman içinde bir noktayı değil, kolektif bir bilincin devam eden inşasında bir süreci mi temsil ediyor? 

Makinelerin ‘uyandığı’ ve insanların biyolojik olarak makinelerle bütünleştiği ve yeni bir varoluş aşamasına girdiği bir zaman noktasındayız. Teknolojik tekilliğin, insan düşüncesinin makineler tarafından kolaylaştırılan bir kolektif bilince dönüşme sürecini temsil ettiği ileri sürülüyor. Bu tür bir teknolojik tekillik, aslında on binlerce yıl önce, ilk mağara resimleriyle başladı, yazı ve matbaanın icadıyla hızlandı ve sonunda uydular ve internet yoluyla en üst seviyeye ulaştı. Yapay zekâyla ve teknolojinin ışık hızına yakın (mübalağa ediyorum) hızı artmaya devam ederken,  yapay zekânın bilinci olan bir makineye dönüşüp dönüşmeyeceği tartışma konusu olmaya devam ediyor. 

Teknoloji dünyasının önde gelen isimleri, insan bilişinin karmaşıklığı ve bizim bu konudaki bilgimizin sınırlı olduğu göz önüne alındığında, böyle bir olayın yakın gelecekte olası olmadığını öne sürüyorlar. Bununla birlikte, yapay zekânın iletişim hızındaki artışa katkısı, akıllı seçimler sunarak hayatımızı kolaylaştırması ve internet ortamında daha ‘bağlı’ hale gelmemiz, kolektif bilincin hızlanmasını etkiliyor. Bu durumda yapay zekâ için, kendi başına bir amaç değil, bu amaca yönelik bir aracı temsil ediyor diyebilir miyiz? 

Sosyal bilimler alanında yapılan çalışmalarda bilim adamları kolektif bilinçle düzeni sağlayan iki tür toplum dayanışmasından bahseder: 

Mekanik ve Organik dayanışma.

Mekanik dayanışma, küçük, daha az karmaşık, ortak inançları olan ve toplumun homojenliğini bozmayarak sesini yükseltmeyen bireylerden oluşan toplumlarda görülür. Organik dayanışma ise, bireysel bilinci kolektif bir kimlikten ayrı olarak yükselten, farklı işbölümlerine sahip, karmaşık ve heterojen toplumlarda görülür.

Teknolojik tekillik modelini, makinelerin kendi başlarına bilinç kazandığı güçlü versiyondan öte, kullanıcılar arasında ortak bir bilincin kolaylaştırıldığı bir tür yumuşak versiyon olduğunu varsayarsak, türümüzün eksponansiyel olarak artan makinelere bilgi akışı olarak bağımlılığının ve teknolojik yeniliklerin, bireylerin bilinç akışı süresince, tekil bir birleşmeye dönüştürme sürecini temsil ettiğini söyleyebiliriz.

Fütürist Ray Kurzweil güçlü bir tekillik teorisinin en önde gelen savunucularından. Teorisinde, makinelerin 2045 yılı civarında bir yerde bilinç kazanacağını ve yaşlanmanın, hastalığın ve diğer insan sınırlamalarının etkilerinin üstesinden gelebilecek bir post-insan ırkını başlatacağını söylüyor. Bu trans-hümanist görüş, teknolojinin bedenlerimize dahil edilmesinin yalnızca öngörülebilir değil, aynı zamanda kaçınılmaz hale geldiği bir çağda, insanın kesinlikle biyolojik formunu aştığı bir çağda benzeri bir inanç sergileyen birçok kişi tarafından paylaşılıyor.

 

Bu birbirine geçmiş makine-insan modeli, insanlığın post-hümanizme giden yolunda sadece bir aşama olacak ve o kadar ilerlemiş olacak ki, şimdiki tanımımıza göre artık kesin olarak insan olarak adlandırılamayacaklar diyor bazı fütüristler. Diğerleri, bilincin ve bizi biz yapan insani kavramların da yüklenebilmesi koşuluyla, zihinlerin bilgisayarlara yüklenmesini, fiziksel bedenlerin tamamen ortadan kaldırılmasını öngörüyor. Bu güçlü tekillik teorileri, yumuşak tekillik ile paralel olmasa da yan yanadır aslında. Wired dergisinin kurucu editörü Kevin Kelly, yumuşak bir tekilliği dilin icadına benzer şekilde tanımlıyor. Kelly, “İnsansılar dili icat ettiğinde” diyor, dilden sonraki dünyayı göremiyorlardı. Bir düşünün; 7 milyar insanın, 7 trilyon makinenin ve yapay zekânın birbirine bağlı olduğu küresel bir bağlantıya sahip olduğumuzda, diğer tarafta neler olduğunu anlamak çok zor olabilir ve o seviyede bizim şu an farkında olmadığımız ve aklımızın alamadığı bir senaryo gerçekleşebilir.

Kurzweil’in ışınlama teknolojisi tanımı, en azından deneyimsel düzeyde bir kolektif bilinci öngörüyor gibi görünüyor. Işınlama teknolojisi, bir kişinin beyninin, başka bir kişinin yalnızca duyusal deneyimlerini deneyimlemesi ile ilgili. Ancak bu yine de deneyimi ışınlayan kişinin yaşadığı içsel deneyimi iletmeyecektir, çünkü onun beyni farklı çalışıyor. Bir de data aktarımı ve hızı söz konusu tabii. İnternet zihnimize fiziksel olarak bağlansaydı ve düşüncelerimizi anında gönderebilseydik, veri aktarımında yine bir gecikme yaşıyor olurduk. Yani, bir düşüncenin aynı beyni paylaşmayan ancak birbirine bağlı iki kişi arasında hareket etme hızı yani elektronik olarak aktarılan veriler, ne kadar hızlı olursa olsun, yine de fizik yasalarına tabi olacaktır ve ışık hızına ulaşamayacaktır.

Yeni yapılar yaratılırsa veya sürekli artan verilerimizi blok zinciri teknolojisi gibi işleyebilen yeni platformlar icat edilirse, belki bu hızı yakalama şansımız olur. 

Bardağı sehpadan alıp su içme aktivitesini düşünceden harekete geçirme süremiz her ne kadar anlık gibi görünse de bir zaman aralığında olmaktadır. Aynı şekilde, İstanbul’daki bir mesaj ile Buenos Aires’te bilişsel olarak birbirine bağlı iki kişi arasındaki gecikme de aynı şekilde olacaktır. A’dan gelen bir mesajın B’ye ulaşması x saniye sürüyorsa, B’den A’ya tepki x+1’dir. Mesaj ve karşı mesaj ne kadar yakın olursa olsun, her zaman bir gecikme olacaktır.

İnsan düşüncesinin ortak bir bilince yakınsaması olarak tekilliğin öncül kuvveti olan bilgisayarların, bu bilginin seyahat etmesi için gereken süreyi azaltarak, gezegendeki herhangi birinden bilgi alma ve iletme yeteneğimizi artırdığı gerçeği yadsınamaz. 

Dolayısıyla yapay zekânın, şimdinin ve geleceğin tek bir zamanda birleştiği bir menteşe işlevi gördüğü söylenebilir. Bilgiye erişebilen insan sayısı arttıkça, bütünsel anlık tekillik, her biri tepkilere tekrar tekrar tepki veren daha fazla insan tarafından deneyimlenecek.

Bir bütün olarak ele alındığında, çeşitli insanların, coğrafyaların ve fikirlerin bağlantılı olduğu ve sayısız bireyin bir araya geldiği çok boyutlu bir yapı iskelesi gibi görünüyor kolektif bağımız. Günümüzde çok sık görüldüğü gibi, internette bir yorum popüler görüşlere ters düştüğü zaman, ardından gelen öfke ve karşı öfke tsunamisi, aynı şekilde bir düşüncenin etrafında kolayca yüzlerce farklı coğrafyalardaki insanı bir araya toplayabilme gücü mekanik ve organik dayanışma kavramını daha yakından deneyimlememize sebep oluyor. Mekanik dayanışma, daha küçük ve homojen gruplarda işleyişi göz önüne alındığında birliği sağlamak için genellikle baskıcı yasalara başvururken, organik dayanışma, aksi takdirde çeşitlilik gösteren bir toplumda dengeyi yeniden sağlamak için daha çok restoratif yasaya bağlanıyor. İnternet, sayısız insanın birbiriyle organik bir şekilde etkileşim kurmasını sağlıyor, ancak web’in köşelerini koruyan sayısız platformda hâlâ mekanik bir zihniyet var.

 

Toparlarsak…

İnsanlar tartışmasız bir şekilde, tarih boyunca aslında sayısız tekillik yaşadılar; tekerlek, ateşin kontrolü, tarım… Bunların hepsi insanların hareket etme, yaşama, yemek yeme ve savaşma şeklini değiştirdi. Bu değişimler, teknolojinin gücünden siyasi iradeyle birlikte yararlanarak belirli bölgelerin diğerlerine göre avantaj elde etmesine olanak sağlayarak, sosyal ilişkileri ve coğrafyaları yeniden düzenledi. Yine de bu teknolojik gelişmelerin insanlık tarihindeki büyük kırılma noktası, telekomünikasyon uydularının, insanların toplu olarak bir olayı neredeyse aynı anda deneyimleyebilmesini sağlaması oldu. O zamandan beri cep telefonları, internet ve insanların zihnini ve zamanını meşgul eden sosyal medya, coğrafyaları sıkıştırdı ve alanlarımızı daralttı. 

Mağara duvarlarındaki en eski grafik temsil örneklerimizden internetin gelişimine kadar, zaman ve mekân içinde başkalarını etkileme yeteneğimiz, böylece mevcut durumumuzu ve gelecekteki olayları şekillendirme yeteneğimiz, türümüzün ayırt edici bir özelliği olmuştur. Bir senaryo düşünün: İlk karşılaştığınız birisiyle bir tanışma alışverişine girmeye gerek kalmadan yapay zekâ, bilgi ağı ve kişisel verilere ulaşılabilirlikle birlikte seçimimizi önceden yapmak zorunda kalabiliriz. Bu durum insan-insan ilişkisinde yeni bir boyut yaratırken bireyselliğin, düşünce özgürlüğünün ve belki de insanı insan yapan keşfetme duygusunun sonu olabilir. 

Daha iyimser olanlar, bu tür ‘bilgi çağı toplumu’nu, bu geniş bilgi ağının, ortak ekonominin ve ekolojinin ortak sahipleri olan, doğuştan hakkımız olarak her kültüre ve her sisteme erişime sahip olan bireyler için yeni bir fırsat olarak görüyorlar. Yine de, artan birbirine bağlılığımız, farklı siber gettoları, niş yerleşim bölgelerini ve bilgi ağının derin, karanlık köşelerinde güvenlik duvarıyla kapatılmış toplulukları beraberinde getiriyor.    

İnsanlar araçlar yaratır, yaptığımız şey budur, ve türümüzün ayırt edici özelliğidir. Yapay zekânın nihayetinde bilinçli makinelere mi yoksa insan-makine hibrit bir geleceğe mi yol açacağı henüz bilinmiyor. Ancak çok daha açık olan şey, teknolojinin kolektif bir bilincin oluşumu üzerindeki etkisi ve bireyler arasında neredeyse anlık bir hızla aktarılan büyük miktardaki verinin toplumsal sonuçlarıdır; zaman içinde kapsamı ve hızı sürekli olarak artan bir oranda. Sonunda belki bizim hiç hayal etmediğimiz fakat o zamanki insan-makine iletişimi sonucu ortaya çıkacak yeni ırkın içinde yaşadığı zamandan gayet memnun olacağı bir yaşam bekliyor insanoğlunu. Kim bilir…

 

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER