Teknolojide Etik ve İnsan

 

Yüzyıllardır eski ve modern uygarlıklar kullanılan teknolojik yeniliklerden, icatlardan ve o zamana ait bilim ve mühendislik uygulamalarından yararlanmışlardır. Bu teknoloji-medeniyet ilişkisi tarihin başlangıcından beri var olmuş ve önce tarımsal teknoloji, ardından sosyo-ekonomik teknoloji olarak  şekillenerek etkisini her geçen gün toplumlar üzerinde artırmaya devam etmiştir.

Teknolojik yeniliklerle birlikte toplumların gelişmesi, kültürü, idealleri, hayalleri de şekillenmiştir. Teknolojiler, insanlar tarafından icat edildiğinden ve toplumun ihtiyaçlarının ve kültürünün özünü yansıttığından medeniyet ve teknoloji birbirinden ayrılamaz hâle gelmiştir. Teknolojiler, bir yandan toplumların davranış ve işleyiş şeklini değiştirirken ekonomilerini de etkileyerek geliştirir ve ekonomiteknoloji-toplum üçgeninde daha gelişmiş teknolojiye daha fazla ihtiyaç duyma potansiyeli üreterek bir döngü oluşturur.

Muazzam bir değişim döneminde yaşıyoruz. Sosyal, teknolojik ve psikolojik açılardan insanlık dönüşüyor. İnsanlığın bu çağdaş değişim ve dönüşümü hem çok yönlü hem de küresel. Bilgi bolluğu içerisindeyiz ve belki de türümüzün geleneksel tarihinin son evresi olan tekno-çağını yaşıyoruz. Şimdiye kadar bildiklerimizden çok farklı global paradigma atlamalarına şahit oluyor, teknolojik tekillik, kuantum evrimi, Newton yasalarının yıkılışından bahsediyoruz. Çevremizde, olayları nasıl gördüğümüze bağlı olarak iki ileri bir geri ve bilinmeyene doğru giden, bazen şiddetli bir muhalefetle birbirini güçlendiren çoklu ve hızlı değişim yörüngelerinde savrulup duruyoruz. Başka deyişlerle ‘dönüm noktasında’, ‘çok bilinmezli kaos’ ve ‘bolluk içinde yokluk, yokluk içinde bolluk’ döneminde yaşıyoruz, türbülans içinde. 

Bu değişikliklerin karmaşıklığı, değişkenliği, hızı ve yaygınlığı nedeniyle çevremizde ve içimizde belirsizlik, korku ve çatışma var. Etrafımızda neler olup bittiğine, bu değişimlerde neyin doğru neyin yanlış olduğuna, nereye gittiğimize dair birbiriyle yarışan görüşlerle çevriliyiz. Bilgi bolluğu, yapmamız gereken seçimler, inanç sistemleri ve olasılıklarla bombardımana tutuluyoruz. Pek çok sorunun ve birbiriyle yarışan yanıtların olduğu bir çağdayız.

ŞİMDİYE KADAR İNSANLIK İÇİN ‘OLASILIKLAR’ ALANI HİÇ BU KADAR AÇILMAMIŞTI!

Birçoğu Sanayi Devrimi’nden bu yana eşi görülmemiş bir şekilde, uygarlığın çığır açan bir yeniden örgütlenmesinden ve evriminden geçtiğimize inanıyor, bazıları da medeniyetin parçalanmaya başladığına. Bazıları ilerleyen teknolojiyi, insanlığın başından beri ‘cennet gibi bir dünya’ hayallerini nihayet gerçekleştirmeye hazır bir patlama olarak görüyor, bazıları ise günümüz insanının teknolojiyi kendi kibir ve savurganlığı altında tüm dünya ekosistemini onunla birlikte alaşağı ederek yeryüzünde bir felaket yaratma potansiyeli ile geliştireceğini ileri sürüyor. Belki de değişim potansiyeli daha da derinleşiyordur. Türümüzün sonu geliyor, farklı ve daha gelişmiş bir şeye dönüşüyor veya kendimizi yok ediyor olabiliriz. 

Her birimizin zihinlerimizde meydana gelen, gelecek üzerine süregiden bir mücadele var. Gelecek kararsız, kafa karıştırıcı ve tartışmaya açık. Çok net olan bir konu var ki artık kimse insanlığın geri kalanından tecrit halinde yaşama imkânına sahip değil. Geçmişin daha basit, daha izole ve yalıtılmış hayatı yok oluyor. Kitle iletişimi, küresel medya ve hemen her şeyin interneti ile birlikte oluşan global bağ, zihnimizi birbirine açıyor ve bilincimizi dünyanın her köşesine genişletiyor. 

İnsan toplumu üzerindeki tüm etkiyi ölçmek imkânsız olsa da birileri bir yerlerde hayatımızı daha kolay, daha eğlenceli ve daha rahat hale getirmek için her dakika yeni teknolojiler üretiyor ve bizler de bu teknolojilerin son ürünlerini hayatımıza kolaylık sağlaması açısından kullanıyoruz. Peki her şey bu kadar pozitif mi? Elbette hayır. Yanlış kullanıldığında veya sorumsuzca ve etik sınırları dışında geliştirildiğinde hayal edemeyeceğimiz kadar yıkıcı sonuçlar yaratma potansiyeline de sahip. Basit bir ifadeyle, her geçen gün daha gelişmiş teknolojiler kullandığımızda, bizi daha da heyecanlandıran ve elimizdekini bir üst seviyeye çıkarma isteği yaratan bir inovasyon döngüsü yaratıyor. 

TAM DA BU YÜZDEN…

21’inci yüzyılda ‘doğrusal öngörüler’ ile hesaplanan 100 yüzyıllık bir ilerleme yerine tam 200.000 yıllık teknolojik ilerleme kaydedeceğiz! İşte içinde bulunduğumuz şu günlerde hayat şimdiye kadar hayalini kurduğumuz bütün olasılıkların gerçekleşmesi ve aynı zamanda hayalini edemediğimiz kadar hızlı bir şekilde teknolojik olarak evrilmesiyle karşımıza çıkıyor.

İnsanoğlunun ilk çağlardan bugüne kadar büyük değişimlere ve inovasyonlara çığır açan anahtar sorusu yerini teknolojinin ‘Nasıl?’ yapabileceği değil ‘Ne zaman?’ ve ‘Kimin denetiminde?’ gerçekleştireceği sorusuna bırakıyor. Çünkü artık teknolojinin gerçekleştiremeyeceği insan hayali hemen hemen imkânsız görülmekle birlikte sadece insanoğlunun ne zaman ve hangi etik kurallara bağlı olarak yeni bir inovasyon yapmaya karar vermesine kalıyor bütün mesele.

YİTİK OLMAMAK İÇİN ETİK OL

İnsanoğlu nasıl bir hayat yaşamalı? 

Bu soru, her kuşaktan her ülkeden filozofların, yazarların, günümüze kadar bir fikir birliğine varamadan etik felsefesine ilişkin yüzyıllardır süren tartışmalarının temelini temsil ediyor.

Yunancada gelenek, alışkanlık, karakter veya eğilim anlamına gelen ‘Ethos’ kelimesinden türeyen ‘Etik’, en basit haliyle bir ahlaki ilkeler sistemidir. Aynı zamanda ‘ahlaki felsefe’ olarak da tanımlanan terim, insanların karar verme ve hayatlarını yönetme şekillerini etkilediği gibi bireyler ve toplum için neyin ‘iyi’ olduğuyla da ilgilenir. 

İnsani hak ve sorumluluklarımız nelerdir?

İyi ve kötü davranış biçimi nasıl ve neye göre değerlendirilir?

Doğru ve yanlış, hangi toplumsal değerlere göre belirlenir?

Yukarıdaki gibi sorulara cevap olabileceğini umduğumuz etik kavramlarımız, yüzyıllarca deneyimlenen felsefelerden, dinlerden ve kültürlerden türetilmiş, iyi ve kötü, doğru ve yanlış, erdem ve ahlaksızlık, adalet ve suç gibi kavramları tanımlayarak insan ahlakıyla ilgili sorunları çözmeye çalışmıştır.

Teknolojinin hayatımıza daha da agresif girmesiyle beraber artık özel hayatlarımız göz önünde. Yüzünü ve ismini unuttuğumuz arkadaşlarımızla tekrar dijital ortamda konuşmaya ve paylaşmaya başladık. Akıllı telefonlarımız bizim ne kadar saat uyuduğumuzu, günde kaç adım attığımızı, nelerden hoşlandığımızı, hangi politik düşünceye sahip olduğumuzu, giyim zevkimizi biliyor ve hatta yapay zekâ ile bizleri -biz fark etmedenyönlendiriyor. Covid-19’la birlikte hepimiz mecburen daha da dijitalleştik. Daha önce hiç düşünmediğimiz yaşantılar, daha önce adını bile duymadığımız platformlar üzerinden yaşamımızı sürdürmeye başladık. Yavaş yavaş… Ve sonra birdenbire insan-insan iletişimi, insan-makine-insan iletişimine döndü. Bununla birlikte her birimiz aslında birer dijital insan olmaya başlamadık mı dersiniz? 

Yüzyıllardır insan-insan ilişkisini düzenleyen etik kurallarının, dijital etik kuralları olarak insan-makine ve hatta gelecekte makine-makine arasındaki etkileşimi düzenleme zamanı gelmedi mi dersiniz?

Bağlı ve bağımlı olduğumuz internet yeni bir yaşam stilini de beraberinde getirdi: ‘Vahşi Batı’ stili bir özgürlük. Bilgi ve iletişim bolluğunun içerisinde yaşanan bir tutsaklık mı yoksa?

Geçmişte etik ve sosyal açıdan sorumlu olmak çok daha kolaydı. Önceki nesiller eylemlerinin sonuçlarının farkındaydı çünkü onlar hayatlarının öngörülebilir zaman ve alanında yaşadılar. Sonuç olarak akıllarında eylem ve sonuç arasında bir neden-sonuç ilişkisi ile kararlar alıyorlar ve olayları değerlendiriyorlardı. Polonyalı sosyolog ve filozof Zygmunt Bauman (2014), atalarımızın eylemlerinin neredeyse tüm sonuçlarına tanık olduğunu çünkü yaşananlar ve bunların sonuçlarının her zaman öngörülebilir olduğunu söylüyor. Bauman, “Global olarak her geçen gün artan teknoloji ağı ve bağımlılığıyla birlikte, sonuçlarını tahmin edemediğimiz ve müdahale şansımızın çok kısıtlı olduğu yeni bir yaşam şekline adım atıyoruz. Dolayısıyla bu ahlaki açıdan tatmin edici olan eylemlerimizin sonuçlarını görme durumunu artık sona erdirmiştir” diyor.

Bugün durum gerçekten çok farklı. Yaygın olarak yapay zekâ, derin öğrenme ve makine öğreniminin çok çeşitli pratik uygulamalarını deneyimliyoruz hayatlarımızda. En değerli verilerimizi ve bilgilerimizi sırf hayatımızı kolaylaştıracak şekilde tasarlandığı için üç beş kişinin hizmetine bırakıyoruz.  Bugün ‘Büyük Dörtlü’ dediğimiz Amazon, Google, Apple ve Facebook kullanıcı verilerinin çoğunu ellerinde tutuyor. Tahmini olarak 1.2 milyon terabayt!

Parayla değil veriler tarafından yönetilen bir dünyaya doğru hızla ilerliyoruz. Fakat insanlık olarak yeni teknolojilerin yarattıkları olası olumlu veya olumsuz etkilerin farkında değiliz. Kullandığımız teknolojilerin belki de bize faydalı çok az bir kısmında kendimizi özgür ve şanslı hissederken aslında teknolojik buzdağının görünmeyen devasa altyapısında hangi özgürlüklerimizin kısıtlandığının farkında bile değiliz. Masumca yazdığımız bir yazının, paylaştığımız bir resmin nerelere kadar ulaşabileceğini, kimleri zan altında bırakacağını ve bizden başka kaç kişinin özgürlüğünü kısıtlayacağını ise düşünemiyoruz.

Sosyolog Ulrich Beck, bir çalışmasında global sorunlar için bireysel çözümlerin olmadığı gerçeğinin farkında olmamız gerektiğini söylüyor. Yani ‘Dijital Etik’ yalnızca bireysel çabalarımızla başarıya ulaşamaz. Global ve genelgeçer olmalıdır.

Teknoloji, özünde ‘know how’ yani ‘teknik bilgi’ sağlayarak işin bir kısmını bizim yerimize yapmak için teknolojik ürünler yaratır. O halde teknoloji, arzu ettiğimiz şeyi elde etmenin en verimli yoludur diyebiliriz. Şimdilerde yapay zekâyı ve diğer teknolojileri, kendi teknolojik büyümemizde karşımıza çıkan problemlere karşı ‘her şeyi çözmek’ için kullanıyoruz. Fakat ‘her şeyi çözmek’ demek etik açıdan tarafsız bir hedeftir. Problemin çözümü ‘insan öldürmek’ veya ‘insanları korumak’ olabilir mesela. Bu tamamen teknolojiyi kullanan kişi veya kişilerin etik değerlerine bağlı olacaktır. Her şeyi çözmek yerine her şeyi ‘faydalı amaçlar için’ çözmek. Ancak elimizdeki teknoloji ve yapabileceklerimiz ile istediğimizi elde etme gücü ne kadar yüksek olursa kendimizi disipline ve kontrol etmek de o kadar zor olacaktır. O halde insanlık kendisine şu etik soruları sormalıdır: 

Ne istemeliyiz? 

Nereye kadar istemeliyiz? 

Nerede ‘Dur’ demeliyiz?

Bu önemli sorular bizi, teknolojiyi akıllıca seçersek refah ve bilgeliğe, akılsızca kullanırsak karanlık çağa sürükleyecektir. Yapay zekânın kullanımı teknolojik etiklik anlamında regülasyonların ilk kullanılması gereken alan.

Kendini bilen, süper zeki yapay zekâ gerçek olacak mı? Olsun ya da olmasın, yapay zekâ hayatlarımız hakkında gün geçtikçe daha çok karar alma yetkisine sahip oluyor. Bu kararların sonuçlarının insanlara faydalı olduğundan ve olmaya devam edeceğinden emin olmak için, yapay zekâ kullanımının çeşitli alanlarda topluma tanıştırılmadan önce etik ilkelerine göre programlanması gerekmektedir. Tam da bu yüzden, yapay zekâ geliştirmede, sonraki adımları ve yeni etik gereksinimleri çok önceden tahmin etmemiz gerekiyor. İşte işin en zorlayıcı kısmı da bu!

Mesela hasta bir kişinin acilen ihtiyaç duyduğu ilacı reddetmesi durumunda AI (yapay zekâ) nasıl tepki vermelidir? Veya yüz tanıma teknolojileri ile birlikte stadyumlarda, parklarda ve kamusal alanlarda geniş bir insan kalabalığından bireyleri izinleri olmadan tespit etmenin önüne hangi kural veya kanunlar ile geçilmeli?

Microsoft’un başkanı Bradford Smith, 2018 yılında Amerikan hükümetine bir çağrıda bulundu: “Bir yasalar ülkesinde yaşıyoruz ve hükümetin yüz tanıma teknolojisinin düzenlenmesinde önemli bir rol oynaması gerekiyor.” Bu açıklamanın çok çarpıcı bir yanı var. Normalde büyük şirketlerin ve özellikle de teknoloji devlerinin yeniliklerin kanunlarla düzenlenmesi gerektiğiyle ilgili bir çağrı yaptığına hiç şahit oldunuz mu? Bu demektir ki teknolojinin kendisini üreten şirketler bile ortaya çıkan ürünün kötüye kullanılabileceği sonucundan tedirgin.

Peki makineler daha akıllı hale geldikçe ve giderek daha fazla hayatımızın bir parçası oldukça, onların toplumdaki yerini nasıl belirleyeceğiz? Makineler gerçekten duygu simülasyonu yapıp insanlara benzer davranabildiklerinde -ki bu süreç çok uzun zaman almayacak- makineleri hangi kategoride değerlendireceğiz? İnsan mı, hayvan mı yoksa cansız bir nesne mi? Bir insansız araç yolda ‘teknik bir arıza’dan dolayı bir insanın ölümüne yol açarsa teknik bir hata mı diyeceğiz yoksa aracı hapse mi atacağız?

Yapay zekânın gelecekte insanlık üzerinde ne çeşit bir rol oynayacağı şu an için hâlâ ciddi bir tartışma konusu iken, diğer yandan insanlar için yaşam kalitesini artıran yapay zekâyı kullanan veya tamamlayan teknolojiler için dijital etiği tanımlamak uzun ve zor bir yol olacaktır. 

Teknolojileri üretirken düşünülmesi gereken şey, insanı insan yapan toplumsal değerlerin ve varsayımların makinelere nasıl tanıştırılması gerektiği. En önemli nokta, tasarlanan her yeni teknolojide ‘norm’ları insanoğlunun yararına belirlemek. Bunun için de tüm teknoloji üreticilerinin ve tüm hükümetlerin ortak kararlar alarak teknolojiye, sadece insana faydalı olan amaca hizmet edecek bir yön vereceği ‘Global Etik Platformu’nun acilen hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Artık her yerde bulunan teknolojiyle inşa ettiğimiz dünyanın, ‘içinde yaşamak istediğimiz bir dünya’ olmasını sağlamak en önemli amacımız olmalıdır.

 

/// Akıllı bahçeler

 

Tezgâhınızda taze otlar olması düşüncesi kulağa harika geliyor mu? Artık, bir bahçenizin olmaması, evinizde sebze yetiştiremeyeceğiniz anlamına gelmiyor.

Toprak türü, değişen mevsimler, sulama veya yeterli güneş ışığı olup olmadığı konusunda endişelenmenize gerek kalmadan, mutfağınızın rahatlığında bitkilerinizi yetiştirmek artık çok kolay. 

Akıllı bahçeler hidroponik sistemi yani toprak kullanmadan su içinde mineral besin çözümleri kullanarak bitki yetiştirme yöntemini kullanıyor.

Genel olarak akıllı bahçeler önerilen sebze ve bitki tohumlarıyla beraber geliyor. Tohum filizlendikten sonra bitkilerin altı aya kadar dayanma potansiyeli var. Hasat, üç hafta kadar kısa bir sürede gerçekleşebiliyor. Bitkiler için tahmini bakım, haftada ortalama beş dakikadan daha az. Eğer uzun bir süre evden uzaklaşırsanız, bitkileri iki hafta boyunca gözetimsiz bırakabilirsiniz. 

VAHAA: BAŞARILI BİR YERLİ GİRİŞİM

Vahaa, dikey tarım çözümleriyle dünyanın her yerinde, iklimden bağımsız olarak yılın 365 günü üretim yapılabilmesini hedefleyen bir akıllı tarım girişimidir.

Nehir Gülşen ve Yunus Emre Boyacıoğlu tarafından 2019 yılının başında İstanbul’da kurulan yerli girişim Vahaa, tüm yıl boyunca şehrin ortasında taze ve temiz meyve ve sebze yetiştirmenizi sağlayan IoT teknolojisiyle dikey hidroponik tarım tekniklerini birleştiren akıllı bir tarım girişim. Bu teknolojiyle iklimlendirilmiş modüler üniteler, mobil uygulama aracılığıyla yönetilebiliyor ve taşınabilir özelliğiyle marul, roka, çilek, domates gibi ürünleri yerinde üretim imkânı veriyor. Böylece taze ürüne erişimi kolaylaştırıyor aynı zamanda kimyasal içermeyen üretimle besin değeri yüksek, temiz gıdaya erişim sağlıyor. Vahaa App ile de üretiminizin her adımını kolayca kontrol edebiliyorsunuz. 

Vahaa, 4-7 Ocak’ta düzenlenen dünyanın en büyük tüketici elektroniği fuarı olan CES 2022’de seyirci oylarıyla ‘Pitch Competition’ birincilik ödülüne layık görüldü. Vahaa ekibini tebrik ediyor daha sürdürülebilir bir gelecek için başarılarının devamını diliyorum.

 

/// Sıcaklık kontrollü akıllı kupalar

Eski günlerdeki gibi, ofise giderken yoldan kahve alayım modası, yerini evden çalışmaya başlamadan önce kendime bir kahve hazırlayayım trendine bırakalı neredeyse 2 sene oldu. Evden çalışma sabah rutinimin ilk adımı, kendime bir fincan kahve hazırlamak olsa da, kahvaltı yapana, e-postalarımı kontrol edene ve oğlumu okula hazırlayana kadar genellikle kahvem buz gibi olur ve yenisini hazırlamak zorunda kalırım.

İşte her sabah yaşadığım bu kaostan beni akıllı kupalar kurtardı. Kendiliğinden ısınan, sıcaklık kontrollü kahve kupaları hakkında çok güzel şeyler duyduktan sonra, onları denemeye karar verdim. Şimdi kahvemi akıllı kupamdan başka bir şeyle içmiyorum.

Sıcaklık kontrollü kahve kupalarının özelliği, sıcak içeceklerinizi saatlerce sıcak tutmak için tasarlanmış olmaları ve size bir fincanın tadını çıkarmanız için bolca zaman ayırmaları. Bazıları kendi kendine ısınıyor, içeceklerinizi içmeyi sevdiğiniz tam sıcaklığa göre ayarlayabiliyorsunuz. Bazı kupalar ise siz hareket halindeyken size eşlik ediyor, bazıları ise evde kahve içmenin tadını çıkarırken kullanılmak üzere tasarlanmış. Bazıları telefon şarj cihazı olarak bile kullanılabiliyor. 

Kendiliğinden ısınan kahve kupaları benim için anında oyun değiştirici oldu. Artık sabah kahvelerimin ve akşam çaylarımın tadını hızlı bir şekilde yudumlamak zorunda kalmadan içeceğimi keyifle içebiliyorum. Önerdiğim kendi kendine ısınan kahve kupası ise Ember Sıcaklık Kontrollü Akıllı Kupa. 

EMBER SICAKLIK KONTROLLÜ AKILLI KUPA

Tabağı ve şarj cihazıyla birlikte Ember kupa, grubun en şık ve modern olanı. Bluetooth ile bağlanan bir uygulama kullanarak akıllı telefonunuz veya akıllı saatinizle istediğiniz sıcaklığı ayarlayabiliyor ve içeceğinizin mevcut sıcaklığını görüntüleyebiliyorsunuz. Kupa istediğiniz sıcaklığa ulaştığında ve şarj edilmesi gerektiğinde de bildirim alıyorsunuz. Ember ile ilgili o kadar modern olmayan tek şey USB şarj kablosunun olmaması. Tabak şarj cihazının bir prize takılması gerekiyor.

Gündelik kullanım sırasında Ember kupasını 60 dereceye ayarladım (Bu benim tercih ettiğim çay sıcaklığı) ve yaklaşık bir saat sonra çayımı bitirene kadar aynı sıcaklıkta kaldığını gördüm. Benim gibi kahve ve çaylarını çok yüksek sıcaklıkta içmeyi sevenler için mükemmel bir çözüm. 

Bir diğer önemli not: Diğer geleneksel kupa ısıtıcıları, kahvemizin birkaç saat durduğunda oksidasyon sonucunda hoş olmayan bir asitlik geliştirmesine izin verirken, Ember’de saklanan kahve ilk lezzetini daha fazla koruyor.

 

/// Akıllı not defterleri

Siz de nostalji veya alışkanlık yüzünden elle not almayı sevenlerden misiniz? Bunu yapmak isteyebileceğiniz birçok neden var. Araştırmalar, elle not almanın, insanların bilgiyi bilgisayara yazmaktan daha iyi tutmasına yardımcı olduğunu göstermiştir. Ancak bu, not almak isteyenlerin notlarının dijital bir formu olmamasından dolayı sanal ortamda kullanılamayacağı anlamına gelmez. O zaman mütevazı not defterlerinizi bir kenara bırakın. Artık elle not alabilir ve yine de bu notlara telefonunuzdan veya dizüstü bilgisayarınızdan kolaylıkla erişebilirsiniz. Hatta aldığınız notları dijital ortamda düzenleyebilirsiniz.

Akıllı defterler, kullanıcıların notlarını elle yazmasına ve ardından bu notların bir görüntüsünü buluta yüklemesine olanak tanıyor. 

Akıllı notebook alırken dikkat edilmesi gereken birkaç nokta var. Birincisi, tam olarak nasıl kullanmak istediğinizdir. Bazı akıllı defterler, yazmayı otomatik olarak algılayabilen bir akıllı kalemle gelirken, bazılarında telefonunuzla fotoğrafını çekmeniz gereken işaretli sayfalar bulunur. Ancak tartışmasız kullanımı daha kolay olan akıllı kalemli not defterleri daha yüksek bir fiyata edinilebiliyor, bu nedenle kısıtlı bir bütçeniz varsa, bu fotoğrafları telefonunuzla çekmeniz gerekebilir.

EN KULLANIŞLI AKILLI NOT DEFTERİ

Moleskine Akıllı Yazma Seti kısıtlı bütçeler için çok uygun olmasa bile kullanım açısından benzerlerinin arasında öne çıkıyor. 

Artıları: Hepsi bir arada akıllı sistem, otomatik olarak çalışıyor, uygulama oldukça kullanışlı, metin tanıma iyi çalışıyor.

Eksileri: Yüksek fiyatlı, MicroUSB ile şarj olan kalem aparatı. 

Moleskine Akıllı Yazma Seti kesinlikle pahalı ancak gerçekten akıllı bir not defteri arıyorsanız yatırımınıza değiyor. Çalışma şekli oldukça akıllı. Akıllı kalem, aslında, siz yazarken sayfadaki ızgaraya karşı yazınızı tarayan yerleşik bir tarayıcıya sahip. Çalışma şekli nedeniyle bir Moleskine not defteri kullanmanız gerekiyor ve sayfaları silemiyor olsanız bile defterin orijinali 150’den fazla sayfa ve yenilerini satın alabilme imkânınız var.

Kalemin kendisine alışmak biraz zaman alıyor. Yazdıklarınızı yakalamasını istiyorsanız yazmaya başlamadan önce cihazı açmayı unutmamalısınız. 

Kalemi, yazıdaki verileri depolayabildiği için daha sonra bu verileri uygulama ile senkronize edebiliyor, bu nedenle verilerin aktarılması için uygulamayı her zaman açık tutmanıza gerek kalmıyor. Ayrıca kalem için yedek mürekkep satın alabilirsiniz. 

Uygulama, benim deneyimime göre oldukça iyi çalışan metin tanıma gibi özelliklerin yanı sıra, kalemin rengini sanal olarak değiştirme özelliği ile piyasadaki en iyi örneklerin başında geliyor.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER