Tek kelimeyle Atlantik geçişi: Fantastik

“Bu yolculuk geri dönüşü, vaz geçme şansı olmayan bir yolculuk. Bir kere yola çıktıysanız karşı kıyıya ulaşmalısınız.” Bu inançla çıktı yola Başak Mireli ve Atlantik Okyanusu’nu tek başına yelkenle geçen ilk Türk kadını oldu. 2 bin 346 mil yol aldı ve dalgalarla zorlu mücadele 24 gün sürdü. Yelkenliyle dünya seyahatinin en büyük hayali olduğunu belirten Başak Mireli, okyanus tek başına yaptığı yolculuğu da fantastik olarak nitelendiriyor.

Başak Hanım sohbetimize, Dişi Business dergisi adına, sizi tebrik ederek başlamak istiyorum. Bir ilki başardınız ve tarihe geçtiniz. İlkleri başaran, kendi yollarını çizen ve hikâyelerini yazan kadınları ağırladığımız dergimizin davetini kabul ettiğiniz için de ayrıca teşekkür ediyoruz. Atlantik Okyanusu’ndaki yolculuğunuza geçmeden önce sizi tanımak istiyoruz. Denizle, yelkenle nasıl tanıştınız? Ailenizin bu konuda size katkısı oldu mu?

Yelken sporuyla çocukluk yıllarımda tanıştım. Annem beden eğitimi öğretmeni olduğu için ailemizde spor yapmak şarttı. Benim spor hayatım atletizmle (uzun mesafe koşu) başlayıp voleybolla devam etti ancak her ikisinde de yelkende olduğu kadar başarılı olamadım. 

Üniversite döneminde başladığım yelken sporuna Ankara’da okuduğum yıllarda ara verdim. İstanbul’a döner dönmez İstanbul Yelken Kulübü’nün lisanslı sporcusu olarak yat kategorisinde yarışmaya başladım. Türkiye’de aldığım temel eğitimleri Kanarya Adaları ve İngiltere-Solent Denizi’nde aldığım eğitimlerle pekiştirdim. Yachtmaster sertifikamı da yine İngiltere’den aldım.

Sizi denizden ayıran, Ankara’ya götüren bir dönem olmuş? Denizsiz bir yerde yaşamak kolay oldu mu?

Ankara’ya alışmak maalesef hiç kolay olmadı. Sadece deniz olmadığı için değil… Benim ODTÜ’de okuduğum yıllarda İstanbul’da doğup büyümüş, kaos ruhuna işlemiş biri için çok dingin bir şehirdi Ankara. İlk bir yıldan sonra beni Ankara ve ODTÜ ile barıştıran yine doğaya dönük tarafım oldu. ODTÜ Dağcılık ve Kış Sporları Kolu (DKSK) ile başlayan dağcılık serüvenimi mezun oluncaya kadar devam ettirdim. Orada öğrendiklerimi farklı aktivitelerde, hatta belki yelkende bile kullanmaya devam ettim.

Sonra beyaz yakalı bir dönem başladı sizin için. Maviliklere dönene kadar neler yaptınız?

Çalıştığım dönem boyunca yelken hep hayatımda oldu. Off-road motosiklet gibi yelkenden başka ilgi alanlarım da oldu ama hep denize döndüm. Yelken, denizcilik öğrenme eşiği çok yüksek bir spor. Benim yelkencilikten vaz geçememe sebebim de bence bu. 

Yelkenliyle dünya seyahati benim en büyük hayalimdi. Çalışma hayatı da bu hayale ulaşmak için bir araçtı. Çalışma hayatından keyif almaya başlayıp orada da başarılı olduğum dönemde bu hayalden uzaklaştığım, gözlerimin kamaştığı dönemler olmadığını söylesem yalan olur. İçimdeki tutku o kadar büyüktü ki en sonunda beni bir tercih yapmaya itti.

Peki, 20 yıllık kariyerinizi neden sonlandırdınız? Hangi duygularınız ağır bastı?

Dünya turu hazırlıklarının sonuna yaklaşmıştık. Solo Atlantik geçişi için daha yoğun hazırlanmam, tekneyi test etmem ve donanımda revizyonlar yapmam gerekiyordu. İşin yoğun temposuyla sadece tekneye konsantre olmam mümkün değildi. Ben de kendime, “Mutlu olmak için gerçekten hangisine ihtiyacın var?” diye sordum. Cevap düşündüğümden de hızlı ve net gelince artık risk alma vaktinin geldiğini gördüm. 

Okyanusu yalnız geçme fikri nasıl ortaya çıktı? 

Okyanusu yalnız geçme fikri aslında hep vardı. Yelken yapmaya başladığım zamanlardan beri yalnız başıma denize çıkmaktan, hatta zaman zaman zor koşullarda kendimi test etmekten büyük zevk aldım. Yıllar geçtikçe zor koşullara denizde daha uzun kalmak eklendi. Yapabileceğim en uzun parkurlara odaklanınca Atlantik geçişi ağır bastı. 

Atlantik Okyanusu’ndaki parkura nasıl hazırlandınız? 

Atlantik geçişi uzun soluklu bir yolculuk. Türkiye’den çıkıp Atlantik geçişine başladığım Cape Verde (Yeşil Burun) Adaları’na olan yolculuk ondan daha da uzun. Hazırlık sürecinin bir tarafında ben, diğer tarafında da teknemiz İstanbul var. Hazırlıklara ilk önce tekneyle başladık. Kitaplarda okuduğumuz, videoda gördüğümüz bu seyre uygun donanımları tekneye eklemeye başladık. Teknedeki hazırlıkları tamamlamamız yaklaşık bir yıl sürdü ve düşündüğümüzden çok daha yorucu oldu. İlk testler Türkiye denizlerinde yapıldı. Ege Denizi’nin sert havalarında ve dik dalgalarında ilk denemeleri yaptıktan sonra Hopa’ya kadar gittik.

Türkiye turu rekor denemem ve öncesindeki hazırlık süreci de benim konsantrasyonum ve eksikliklerimi görmem için önemliydi. Özellikle uyku düzeni ve beraberindeki beslenme alışkanlıklarını bu dönemde yaptığım antrenman ve testlerle oturttum. 

Cebelitarık’tan çıktıktan sonra Fas (Tanca) – Kanarya Adaları ve Kanarya Adaları – Cape Verde Adaları seyirlerinde açık deniz için yaptığımız modifikasyonları test etme ve güncellemeler yapma fırsatını bulduk.

İstanbul teknesinden bahseder misiniz? Başarınıza eşlik etti, teknenizin özelliklerini anlatır mısınız?

Teknemiz İstanbul, Hollandalı Van de Stadt ofisinin tasarımı ve Avustralya’da üretilmiş 27 yaşında sac bir tekne. 12 metre uzunluğunda ama ağır olduğu için aynı büyüklükteki teknelere göre biraz daha oturaklı. Açık deniz tecrübesinin de benden çok olduğunu söyleyebiliriz. 🙂 Atlantik seyrinde yalnız olacağımı düşünerek birçok revizyon yaptık ama aslında teknemiz tek başına kullanmak için çok kolay bir tekne değil. Enerji üretimi konusunda da bazı eksiklikleri olduğunu söyleyebiliriz. Tüm bunlara rağmen günün sonunda iyi bir takım arkadaşıdır.

İşler yolunda gitmeseydi başınıza neler gelebilirdi? Endişe ettiğiniz ve vazgeçmek istediğiniz bir an oldu mu? Uyku düzeninizi nasıl ayarladınız, gece seyir halinde olmak sizi korkuttu mu?

Bu yolculuk geri dönüşü, vaz geçme şansı olmayan bir yolculuk. Bir kere yola çıktıysanız karşı kıyıya ulaşmalısınız. Denizdeyken işlerin yolunda gitmemesinin farklı boyutları var. Benim için ve tahmin ediyorum birçok denizci için en korkutucu olanı tekneyi terk etmek zorunda kalmak olurdu. Sıkıntı ne kadar büyük olursa olsun teknede olduğunuz sürece her zaman daha güvende olursunuz. 

Yol boyunca çok endişeli olduğum zamanlar oldu ama hiç korku hissetmedim. Gece ile gündüz arasında benim için hiç fark olmadı. Önemli olan kaygı da korku da olsa bu hissi yönetebilmek ve sizin karar verme mekanizmalarınızı etkilemelerine engel olmak.

Okyanusta aldığınız yolu anlatır mısınız, nasıl bir parkurda yol aldınız, yelken sporcuları için ne ifade ediyor? Ne kadar uzunlukta? Siz hangi süre ve mesafede tamamladınız?

Ticaret rüzgârlarının oturduğu dönem, gezi yelkencilerinin Atlantik geçişini yaptıkları dönem. Yelkencilik dünyada daha popüler ve ulaşabilir hale geldikçe bu yolculuğa çıkan teknelerin de sayısı her geçen gün artıyor. Maalesef bu konuda istatistiki verilere ulaşmak mümkün değil ancak yıllık tekne geçişi sayısının 1000’e ulaştığı öngörülüyor. Atlantik geçişi rotası herhangi bir organizasyonla ortak bir proje olmadığı için yelken sporu olarak değil amatör yelkencilik olarak tanımlamak daha doğru olur. 

Benim Atlantik geçişinde kullandığım Cape Verde Adaları – Karayipler/Martinik Adası rotası kuş uçuşu 2 bin 85 millik bir rota. Rotanın özellikle 1/3’lük kısmında karşılaştığım sert rüzgârlar ve beraberinde gelen dalgalar dolayısıyla biraz genişçe bir yay çizmek durumunda kaldım ve 2 bin 346 mil yaparak rotayı 24 günde tamamladım.

Teknede tek başınıza olmak nasıl hissettiriyor? Bu yolculuğu özellikle bir kelimeyle ifade etseniz bu hangisi olurdu?

Benim kelimem ‘fantastik’ olurdu. Denizde tek başına olduğunuzda ve özellikle bu süre uzadığında realiteden uzaklaşıyorsunuz. Her şeyden önce duyu organlarınız, özellikle de işitme duyunuz inanılmaz hassaslaşıyor. Tüm bunları deneyimlemek çok fantastik. Bir de işin doğa tarafı var. Sadece kitaplarda okuyabileceğiniz, akvaryumlarda bile göremeyeceğiniz canlılarla birlikte olmak çok etkileyici, diğer bir kelime ile ‘fantastik’. 🙂

Sırada sizi hangi parkur bekliyor? Yeni hedefiniz nedir?

Eşimle beraber batıya olan yolculuğumuza bir süre daha devam edeceğiz. Türkiye Turu Rekor denemesi, arkasından soluksuz bu seyahate çıkışımız, bir çırpıda Akdeniz’i geçerek Atlantik geçişini tamamlamış olmak açıkçası bizi özellikle psikolojik olarak biraz yordu. Bir sonraki hedefimiz Pasifik geçişi öncesinde Karayipler ve Güney Amerika coğrafyasını keşfedip dinleneceğiz.

Okyanusu geçen ilk Türk kadını olmak size ne hissettiriyor? Bunu yapmak isteyen kadınlara mesajınız ne olur?

Tabii ki çok gurur verici. Kişisel olarak daha da anlamlı. Benim için kendini gerçekleştirmek ve eksik bir parçayı yerine koymak. Yelkencilik/denizcilik kadın-erkek eşitliğinin belki de doruk noktasına ulaştığı aktivitelerden biri. Hepimizin denizde olmasını ama özellikle kadınların denizde olmasını çok önemsiyorum çünkü deniz uygarlıktır. Bizi hayatta tutan, hayallerimize sarılmak ve onları gerçekleştirmek olmalı.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER