Tarımın kalbinde kadın emeği var ancak karar vericiler erkek

Ağızlarında türküleri, ellerinde çapalarıyla toprağı işliyorlar. Hepsi kadın. Zira burası ‘Elibelinde Tarım’ çiftliği. Kurucusu Aslı Aksoy ODTÜ İşletme mezunu. Bir gıda şirketinde pazarlama müdürü olarak çalışırken 2014’te Amerika’ya iş gezisine gidip kuşkonmazla tanışınca hayatı değişiyor. 2015’te her şeyi bırakıp Muğla Ortaca’da 2.5 dönümlük kuşkonmaz tarlasıyla işe başlıyor. Türkiye’nin ilk ve tek organik kuşkonmaz yetiştiricisi Aksoy’un çalışanlarının hepsi kadın. İsminin ‘Elibelinde’ olması boşa değil, çünkü ona göre bu isim; kadını, emeği, toprağa olan tutkuyu, hassasiyeti en iyi şekilde temsil ediyor. Bir diğer gurur kaynağı da sürdürülebilir tarıma destek olması. Bu anlamıyla kendisini bir ‘sosyal girişimci’ olarak görüyor. Biz de Aslı Aksoy’u dergimizin Sürdürülebilirlik sayfasına misafir ettik. Aslı Hanım hoş geldiniz sohbetimize. İlk sorumuzla başlayalım. ODTÜ İşletme mezuniyetiyken sizi ‘çiftçi’ olmaya götüren yolculuk nasıl, neden başladı?

Ben Ege’liyim. Babam Muğlalı, İzmir’de doğdum büyüdüm. Yaz tatillerini babaannemlerin Muğla-Karabağlar yaylasındaki 2 dönümlük küçük bir tarla içindeki evimizde, tüm aile hep birlikte geçirdik.

Tarlada yaz boyu yiyebileceğimiz her şeyi yetiştiriyor, komşularımız olan hısım akrabalarla kışlık hazırlıkları hâlâ birlikte yapıyor, -‘yaşıyor’- olmaktan müthiş keyif alıyordum. Aklımda hep bir gün kurumsal olarak çalıştığım İstanbul’dan dönüş yapıp baba toprağına temelli yerleşip toprakla uğraşmak vardı. Toprak, toprağına kök salmak, kendi memleketimde ticari değer yaratacak bir üretim modeli, hayalim olmuştu. Profesyonel olarak da meslek tercihim bu yönde oldu. Uzun yıllar tekstil sektöründe çalıştım, en son organik gıda üretimi yapan bir firmada pazarlama müdürüydüm. New York’ta katıldığımız bir fuarda tanıştığım kuşkonmazın lezzeti, sağlık üzerine muazzam etkileri ve Amerika ile Avrupa’daki yaygın tüketimi… “Nereden başlarım?” sorusunun benim için yanıtı oldu.

Toprakla mesaide olmak zor iştir. İnsanı besler, büyütür, geliştirir ama o da karşılığında bakım, büyük emek ister. İşin içine girdikçe nelerde zorlandınız?

Daha önceleri tarımla bağım, evimizin de içinde olduğu mini tarlamızda babamla birlikte geçirdiğim altın anlardan ibaret, son derece romantik düzeydeydi. Öte yandan bağımın bu denli kuvvetli olmasının da sebebi bu sanıyorum. Yine bu yüzden mi bilmiyorum ama bakım, emek, ilgi kısmı beni yormadı; bilakis büyüttü, besledi, geliştirdi.

Ben işletme okudum, yani işe başlarken teknik olarak ziraat bilgim hiç seviyesindeydi. Ülkemizde kuşkonmaz üretimi sınırlı olduğu için yetiştiriciliği hakkında literatür de neredeyse yok, olan bilgilerde ise saha uygulaması eksik, karmaşık bilgiler çoğu zaman hatalı. Aynı nedenlerle bu konuda uzman ziraatçılara ulaşım da çok kısıtlı. Teknik konularda yazılı dokümantasyon ya da uzman desteği alamıyorsunuz. Bir süre internette ‘asparagus’un izini sürdükten sonra bu konuda en büyük desteği kuşkonmazın Türkiye’deki en büyük üreticisi Nomad Tarım’dan aldım. Hâlâ kurumsalda çalıştığım için hafta sonlarımı, yıllık izinlerimi, bayram tatillerini Eskişehir Sarıcakaya Vadisi’ndeki tarlalarında çalışarak geçirdim; mühendislerinden teknik danışmanlık aldım. Yurtdışında fuarlara katıldım, üreticilerle tanıştım, onların çiftliklerini ziyaret ettim. Kuşkonmaz özelinde gerçekleşen kuşkonmaz günleri ve sempozyumlara katıldım. Ancak öğrenme süreci hiç bitmiyor, her sene bitkinin her aşamasında yeni şeyler öğrenmeye, öğrendiklerimi uygulamaya, geliştirmeye devam ediyorum.

Neden kuşkonmazı seçtiniz yetiştirmek için?

Folik asit zengini kuşkonmazın tek başına da eşlikçi olarak da mükemmel ve dengeli lezzeti, yani gastronomi açısından değeri; ayrıca sağlık üzerine muazzam faydaları, ona hayran olmak için çok kuvvetli sebeplerdi benim için.

Öte yandan ana vatanı bizim coğrafyamız olmasına, yabani türlerinin bilinmesine karşın ülkemizde kuşkonmaz üretimi, iki yıl süren hassas tarla tesisi süreci, buna bağlı zaman ve finansman yatırımı nedeniyle yaygınlaşamamış. Bu yüzden her yıl en az 200 ton ithal kuşkonmaz Peru, Meksika gibi okyanus aşırı ülkelerden ülkemize geliyor. Ayrıca kuşkonmazın en büyük tüketim pazarı olan Avrupa’ya ihracatta, potansiyel gelir kaybı yaşıyoruz. Erkencilik/uzun sezon ve coğrafi yakınlık avantajlarımızın sağladığı düşük karbon izi ve düşük maliyetlerimizle kuşkonmaz, ihracatta önemli fırsatlar sunuyor.

Tüm bu etkenler bir araya geldiğinde tarımsal üretim yolculuğumda kuşkonmaz, en büyük motivasyonum oldu.

 

Türkiye’nin ilk ve tek organik kuşkonmaz yetiştiricisisiniz. Türkiye’de çok da bilinmeyen bir besin kuşkonmaz. Ne kadar üretim oluyor, nerelere yolluyorsunuz daha çok ürünlerinizi?

Türk tüketiciler kuşkonmazı yeni tanımaya başlıyor diyelim. Ülkemizdeki kuşkonmaz tüketimi, toplam üretimle limitli. Dolaysıyla tüketim, üretim ne kadar artarsa o kadar büyüyebiliyor. Bu gelişim her sene için yaklaşık yüzde 30 civarında ancak hâlâ oldukça sınırlı. Bu açıdan kuşkonmazı biraz da avokadoya benzetiyorum. Paralel bir eğilimle önümüzdeki birkaç sene içinde kuşkonmazı baharın müjdecisi olarak çok daha yaygın ölçekte sofralarımıza kabul etmiş olacağız. Bu yıl yaklaşık 80 ton üretim hedefimiz var. Yarı yarıya iç piyasa ile Almanya, Doğu Avrupa ve Singapur’da ihracata yöneliyoruz.

 

Büyükşehri bırakıp da köye, kuşkonmaz yetiştirmeye geldiğiniz ilk zamanlar, nasıl karşılandınız? “Bu işi beceremez, dayanamaz, birkaç aya döner şehrine” diyenler oldu mu? Ya da şehirdeki arkadaşlarınızdan, buna benzer söylemlerde bulunanlar var mıydı?

Benim en büyük destekçim ailem oldu. ‘Bu işi yapmaya karar verdim’, dediğimde babam benimle çizmelerini giydi, ilk tarlamızı birlikte diktik. Ailem, bu konudaki fikrimi çok destekledi. En büyük şansım! Öte yandan arkadaşlarım ilk etapta kuşkucu, şüpheci yaklaştılar fakat şimdi girişimciliği düşünen dostlarımın da hayallerini harekete geçirdiğimi görmek, beni çok mutlu ediyor. Yedi yıldır köyde benimle çalışan kadınlar ise tanımadıkları bir ürünü, şehirli bir kadından dinlemeyi ilk önce garip buldular, ancak daha ilk hasat yılımızda tüm şüpheleri birlikte sildik.

 

Elibelinde; neleri anlatıyor alıcısına?

Elibelinde… Kadın, emek, verimlilik ve bereketin sembolü. Geleneksel motiflerimizden biri olarak, kilim ve halılardan tanıyoruz onu. Aynı zamanda uğur, kısmet ve neşeyi, kendinden gayret alan kadını sembolize ediyor. Elibelinde; tam olarak çiftçi kadınları, toprağa olan tutkumuzu, yaptığımız işi, işimizi yaparken her sabah kalbimizden geçen dilekleri, birlikteyken gücümüzü, inancımızı ifade ediyor. Tarımsal düzenin, üretimin kalbinde kadın emeği var, ancak sektörde görüyoruz ki tüm karar vericiler erkekler. Tarla sahibinden çalışacak ekipleri organize eden çavuşlara, izin almanız gereken eş, baba, abilere; finansman için görüştüğünüz bankanın tarımsal kredi yöneticisinden çoğu kez danıştığınız ziraat mühendisine; traktörünü, çapasını kiralayacağınız ekipman sahibine… Hepsi, erkek. Bir kadın olarak, kadın girişimci olarak, işin kendisinin ötesinde bir de her aşamada ek olarak ispat ve ikna sürecine tabisiniz. Bu görünmez bir el gibi, hep üzerinizde… Hız kesmenizi ister gibi, aslında bunu isteyerek de yapmıyor ama, yapıyor işte…  Ancak kadınların emeğini görünür kılarak ve birlikte, ortak tek bir amaç etrafında kenetlenerek adım adım başarmak. Başardıkça ispatlamak, ispatladıkça ikna etmek… Bugün geldiğimiz noktada desteklenir konuma geldik diyebilirim, bu da daha çok kadınla ölçeklenmenin yolunu açıyor bize.

 

Çalışanlarınız hep kadın. Kaç kişi var şu anda, ekip nasıl oluştu, neden kadınlardan oluşan bir ekip kurmak istediniz? Sizce bunun artıları neler?

Bana bu işe başlarken “Köyde yapamazsın” dediler… Aslında tam olarak öyle demediler de; tarlayı kiralamışım, fidelerimi dikiyorum, kahvedekiler bıyık altından gülüyor… Tarlalarda sadece kadınlar çalışıyorken bana bu iş kadın işi değil diyorlar. Anlayamıyorum onları haliyle… Komşularım olan kadınlarla başladık işe, ilk günden bugüne aynı çekirdek ekiple çalışıyorum. “Kızlarım” diyorum kuşkonmazlarımıza, yeni tarlamızın adı “Bebekler”… Kadın hassasiyeti, sabrı, beden gücü, el emeği, göz nuru, sevgisiyle büyütüyoruz onları. Günde hep birlikte hassas bir kesim için 10 bin kez toprağa eğilip kalkıyoruz, sezonda kişi başı 100 kilometre yürümüş oluyoruz… Traktörümüzü de kendimiz kullanıyor, sevkiyatımızı kendimiz yapıyoruz.

Kuşkonmaz gibi özel bir ürünün bu emeği görünür kıldığı her gün, motivasyonumuz daha da artıyor ve gücümüze güç katıyor… 2-3 kadınla başladık, şimdi 15 kişiyi aşan bir ekibimiz var. Antalya’daki yeni tarlamızla birlikte 50 kişiye ulaştık.

2.5 dönümle başlayan yolculuğunuz 5 yılda 250 dönüme ulaştı. Bunu nasıl başardınız?

Bu işin fıtratında büyümek var (gülüyor). Kuşkonmaz çok yıllık bir üretim süreci. İlk iki sene tarla tesisi sürüyor, hasat ikinci yıl kademeli başlıyor ve üçüncü yılda tam verime oturuyor. 10 yıl boyunca devam ediyor. Hedef, ülkemizde yeni bir pazar yaratmak ve eş zamanlı olarak ihracatçı konumuna gelmek. Bunun için dikili alanlar hasada geldikçe, ara vermeden yeni tarla dikilişleriyle devam ediyoruz.

 

Aklında projeleri olup da henüz adım atmaya cesaret edemeyen kadın girişimcilere neler önerirsiniz?

Kendime bir özeleştiri olarak dahil, tüm samimiyetimle söylüyorum. Aslında o kadar da önemli olmadığını, bazen tamamen yersiz olduğunu zamanla anlayacağımız detaylara ve endişelere bugünden fazlaca anlam yüklemeyelim. Bunun, tam donanımlı yetkinliklerimizin parlamasının önünde engel olmasına izin vermeyelim lütfen. Çünkü bunu bize yapan, çoğu kez kendimiz oluyoruz. Bir kadın girişimci olarak görünür olmakta bazen daha fazla emek harcamak gerekse de işin sırrı, bir kez yola çıkmakta. Bu hikâyemiz nasıl biterse ya da devam ederse etsin; ilk, en zor ama en büyük başarımız. Çünkü başardıkça ispatlamak, ispatladıkça ikna etmek… Her gün ama her gün daha kolaylaşıyor ya da her gün biz daha çok güçleniyoruz.


Sürdürülebilirlik özellikle ‘covid’den sonra daha da önem kazanan başlıklardan biri oldu. Tarımda sürdürülebilirlik nasıl sağlanabilir? Siz bu anlamda neler yapıyorsunuz?

Bir açıdan kendimi “sosyal girişimci” olarak görüyorum, hatta bu en büyük motivasyon kaynağım. Üretmenin, sürdürülebilir güvenli gıdanın ülkemin geleceği için hayati bir mesele olduğunu biliyor, kırsaldan kente göçün yarattığı ekonomik ve sosyal sorunların çözümünün ancak kırsalda sürekliliği sağlanmış ve güven duyulan iş imkânlarının yaratılmasıyla mümkün olabileceğine inanıyorum. Toprakla uğraşmak, bir sebzeyi üretebiliyor olmaktan çok daha öte çok derin bir konu. Tarım, gıda üretiminden fazlası. İçinde tutkusu olan bir hayat tarzı ve değerler bütünü.

Biz yeni dikilişlerle devam ediyor, ekibimizi sürekli büyütüyoruz. İki arkadaşım kendi tarlasında da kuşkonmaz üretimine başladı. İstihdamla kırsaldaki üretime de değer katabilmek benim için en büyük kazanım.

Ayrıca tarımsal üretim süreçlerimizde Akıllı Tarım yapıyor, dijital teknolojilerden faydalanarak üretimde doğal kaynaklarımızı verimli kullanmak, fire ve kayıplarımızı tarlada henüz oluşmadan önlemek için çalışıyoruz.

Hedefiniz nedir?

Hedefim, bilgi ve veriye dayalı sürdürülebilir bir değer zinciri yaratmak ve kırsaldaki kadın emeğini küresel değer zincirine entegre etmek. Kuşkonmaz için ülkemizde yeni bir pazarın oluşmasına öncülük etmek ve katma değerli bu ürünün ihracatçısı konumuna gelmek.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER