Tarihte Neden Kadın Filozof Yok!

 

Felsefe hakkında bilgi edinmek isterseniz hangi makale ya da felsefe tarihi kaynağına başlarsanız başlayın bir eril ile karşı karşıya kalırsınız. Dokümanlara bakıldığında sanki felsefe sadece erkeklerin işidir. ‘Tarihte neden kadın filozof yok ya da neden büyük kadın sanatçı yok, neden kadın bilim insanı yok?’ sorularının karşılığı aslında basittir. Daha ilginç olanı ise ‘Neden kadın din insanı yok?’ sorusu. Aslında din de bir felsefe değil midir? Felsefe insana özgü düşünsel bir etkinliktir. Peki kadın insan değil midir, biyolojik ya da kimyasal olarak insan vasfı taşımamakta mıdır? Tüm insanlar aynı akli yetilere sahip olduğu için aslında tüm insanların felsefe yapma potansiyeli vardır ve bunun bir cinsiyet sınırlaması yoktur. 

20’nci yüzyıl filozoflarından Hannah Arendt, tüm insanların felsefi düşünce yetisine sahip olduğunu söyler. Çünkü felsefe ile uğraşmak insani bir gereksinimdir. Ve bu gereksinimi görmezden gelen ya da bastırmaya çalışan insanlara ise uyurgezer (düşünme evresine geçememiş – uykuda) olarak nitelendirmektedir. Geçtiğimiz yüzyıllarda kadınlar düşüncelerini yazıya dökmek veya sistematik bir şekilde düzenlemek için erkeklerin sahip olduğu imkân ve izinlerden yoksundurlar. Diğer yandan pek çok kadın yazar da vardır fakat filozof- bilim insanı olmayı hayal dahi edememişlerdir.

Dahası kadınların yazılı metinlerine erkeklerinki kadar özen gösterilmediği için pek çok kaynak kayboldu veya kasıtlı olarak tahrip edilmiştir. Ne yazık ki yaptıkları felsefi ve bilimsel çalışmaların içeriğine dair çok az şey biliyoruz. Bu sebeple tarihteki kadın filozoflara karşın bilgilerimiz ikincil kaynaklara dayanır. 

Hayallerimiz düşünce ve deneyimlerinizden beslenir. Düşünebildiğiniz, hayal edebildiğiniz kadar gerçekleştirebilirsiniz. Hayal edemezseniz yapamazsınız, başka bir açıdan yapamamanızın sebebi hayal edememenizdir. Yani yapamamanızın sebebi hayallerinizi kısıtlayan tüm engellerdir. Biz (kişi) genellikle hayallerimizin, dualarımızın, dileklerimizin uçsuz bucaksız olduğunu düşünürüz ama aslında bu bir yanılgıdır. Hayal gücü tinsel bir alan değil pratik deneyimlerimizden beslenir. Hayal gücünün güzel yanı varyasyonlar yani çeşitlemeler yaratabilmesidir. Yani yıllar boyunca kısıtlanan hayalleriniz yüzünden gelişemez ve adım atamazsınız. Çoğu zaman bizim bile sınırlamadığımız deneyim, bağ kuramadığımız düşünememe -sorgulayamama becerisidir hayal gücümüzü gerçekleştirilebilir kılan şey. Bu yüzden birçok kadın içinde bulunduğu toplumsal koşulların farkında bile olmadığı görünmez sınırlar yüzünden başka alanlarda kendilerini düşleyemez, düşünemez ve gerçekleştiremez hayatlar yaşamışlardır. Bunu fark eden kadınların- hayal eden kadınların aşması gereken büyük engeller vardır. Düşünsenize 1830’larda ilk kez kadınlar için bir okul açılıyor. Kadın eğitiminin ne kadar kısa bir zamandır var olduğunu bu noktadaki rakamlarla düşünecek olursak gelişimin hızıyla gurur duyabiliriz. Tarihte hayallerini aşanlar ise ürettiklerini dolayıma sokmakta zorlandı ya da bir kısmını tarih sildi. Bilindiği üzere tarihi yazılı belgeleyenler de erkeklerdi çünkü zamanın idarecileri erkeklerdi ve görev onlarındı. Çünkü mesele sadece düşünmek ve üretmek değil aslında aynı zamanda bunların aktarılması. Tarih boyunca güç kimin elindeyse neyin aktarılıp neyin aktarılmamasına da onlar karar verip yön verdiler. Peki bu sebepler dahilinde tarihte hiç kadın filozof yetişmemiş miydi? Ya da filozoflar tarihe aktarılmamış mıydı? 

Antik çağda yaşamış ve erkek filozofların bugüne ulaşan metinlerinden anladığımız üzere 5 kadın filozoftan bahsetmek isterim.

KROTONLU THEANO 

Tarihte bildiğimiz kanıtlı ilk kadın filozoftur, M.Ö. 500’lerde yaşamıştır. Pitagoras’ın ölümünden sonra (eşi ve öğrencisi) başarısıyla okulun yönetimini ele almıştır. Felsefe, matematik ve tıp alanında çalışmalar yaptığı rivayet edilir. Bugüne kadar ulaşan tek kaynak ise dindarlık üzerine bir fragman kalmıştır. (Theano’ya göre ruh yeniden doğacak. Bunun için kişi erdemli bir hayat sürmelidir. Sırf madde diye bir şey yoktur. Ruh ön planda olmalıdır. Matematik ve müzik önemlidir çünkü ikisinde de sayılar vardır, öyle ki sayılar düzeni sağlayan tek unsurdur.) Bu belgede sanki Pitagoras öğretisini daha açık kılmak istercesine her şeyin sayısal değerlerden çıkmadığını ama her şeyin sayılar ile uyum içerisinde olduğunu savundu.

MİLETLİ ASPASİA 

Aspasia’yı tarihte Sokrates’ten, Aristophenes’ten, Xenophon’un eserlerinden duyuyoruz. M.Ö. 400’lerde Antik Çağ’da yaşamıştır. Perikles’in partneri olmasının yanı sıra sözü geçen tüm bu filozofların siyasetlerini etkilediğini de düşünüyoruz.

Antik çağ yazarlarının fahişe olarak alay ettikleri bir kadındır. Ancak bu söylem, eşini küçük düşürmeye çalışan diğer yazarlar tarafından gelen genelev işletmecisi yorumlarından eğitimin farklı algısı olarak da düşünebiliyoruz. Aspasia’nın Periklis’ten olan oğlu genç Perikles daha sonra Atina’da General olmuştur. Aspasia sosyal çevrelerde bir fiziksel güzellik olmaktan öte güzel konuşma yeteneği ve akıl hocalığıyla dikkat çekmiştir. Evleri, içinde Sokrates’in de bulunduğu önde gelen birçok yazar ve düşünürü çeken bir entelektüel merkez haline gelmiştir. Hatta Atinalı erkeklerin eşlerini de Aspasia’nın konuşmalarını dinlemesi için bu dinletilere getirdiklerinden de bahsedilir. Antik Çağ’da üç sınıf bulunmaktadır. Yurttaşlar, metoikoslar, köleler. Kadınlar yurttaş kategorisine girmezler, bu sebeple politik yaşamda yer alamazlar diyebiliriz ve genelde kadının görev tanımının günümüzde de diretilen birçok alanında görev tanımları vardır. Kamusal alan dışındadırlar, ev işleriyle ilgilenmek, çocuk büyütmek yaşamlarının büyük bir kısmını kapsar. Eğitim olanaklarından yoksunlardır. 

Peki nasıl filozof yetişmiştir bu dönemde? Hetaira’lar iyi eğitimli, kültürlü ve kendini iyi yetiştirmiş zeki ve güzel kadınlardır. Çoğunlukla hamileri ile cinsel ilişki içerisinde olsalar da sadece seks işçisi olarak görülemez ve kendi istekleri ile ilişki yaşarlar. Antik Yunan’da hetaira’lar bilgi birikimleri ile büyük saygı gören kadınlardır. Bu kadınların büyük bir çoğunluğu metoikos’tu yani yabancı uyruklu göçmen kadınlardı yani kültür elçileriydi. Hetaira’ların daha önceki yüzyıllardaki temsilcilerini de Sümerler’de görebiliriz. Bu kadınlara Sümerler’de ‘beyaz başörtülüler’ denirdi ve aslında ilk cinsel ve kültürel eğitimi topluma aktaran bir nevi rahibelerdi-rehberlerdi. Bilgelik ve kadın erkek davranışlarında yol yordam gösteren kadınlardı. Erkekler ilk cinsel deneyimleri için başvururlardı ya da erkeklerin duygusal ve psikolojik sorunlarıyla da ilgilenirlerdi ve toplumdaki saygınlıkları gereğince beyaz başörtüsü kullanarak kendilerini ayırırlardı. 

Metoikos’lar, yabancı kadınlar yani dış ülkelerden Milet’ten ya da sınırlardan Atina’ya taşınanlardı. Kadın olmanın yanı sıra metoikos olmanın da bazı sınırlamaları vardı. M.S. 450 yılında devlet adamı Perikles, Atinalı bir erkeğin yabancı bir kadınla evlenmesine kısıtlama getirdi. Durum böyle olunca evlilik olmadığı için Atinalı erkekler yerel kadınlarla evlenip ev işlerini ve çocuk bakımlarını onlara bırakırken evlenemedikleri metoikos sınıfı kadınlarla da entelektüel sohbetlerde ve felsefe, siyaset bilgisi için hetaira’lara gidiyorlardı. Çok ilginç değil mi? Yani Atina’da toplum kadınlarından nitelik olarak üstün kadınlar evlenemeyen kadınlar olmuşlardır. Aspasia ise bu kategoride babasının da isteği üzerine eğitimini sürdüren ve kendisini eğiten bir dönem kadınıdır. Bu dönemde yabancılar siyasal alanlarda güç sahibi olamıyorlar ama ek vergi ödeyerek bir ticaret yapabiliyorlardı. Aldığı eğitimlerle bir hetaira olan Aspasia bir Hetaira okulu açıyor. Ve kentin önde gelen erkeklerinin düzenli olarak gittikleri bir okul oluyor. Anaksagoras’ın, Sokrates’in hatta öyle ki devlet adamı Perikles’in bile bu okulda yerini aldığı bilinir. Ksenofanes, Sokrates’ten anılarda bahseder ki dönemin tüm erkekleri Aspasia’nın güzelliğine, zekâsına, bilgisine hayrandır. Perikles’in Aspasia’ya ışık olduğu için karısını terk ettiğinden de birkaç kaynakta bahsedilmiştir. Yani Antik Yunan’da sadece çocuk bakıp ev yönetimiyle ilgilenmek istemez bilgili, görgülü ve entelektüellerle aynı sosyal çevrede bulunmak isterseniz ve iyi bir aileden geliyorsanız babanızın güçlü olması da sizin eğitiminize destek veriyor olmasıyla edindiğiniz eğitimle siyaset, felsefe düşünürü olan bir kadın olmak isterseniz size yöneltilen hitap her ne kadar saygınlık bile olsa fahişeliktir. 

Retorik, Antik Yunan’da çok önemli bir disiplindir. Felsefe ve retorikte mükemmel bir öğretmen olarak görülen Aspasia, Platon’un notlarından anladığımız kadarıyla Sokrates’le Aspasia’yı hararetle över. Aspasia’nın hitabet sanatına olan mükemmel katkılarından bahseder, hatta Aspasia’dan yedikleri dayaklardan da bahsetmekten, disiplinini ve ciddiyetini de söylemekten çekinmemiştir. Aspasia hayatında başarılı bir kadın olmak iffetsiz, erkekleri peşinden sürükleyen ve erkek işine bu sebeple bulaşmış bir had bozukluğu olarak da nitelendirilirken, görünen o ki erkek egemen toplumlarda gümümüze kadar uzanan bastırılmış kadınsal gerçeklik ikileminde kadının kadına düşmanlığı hâlâ yaşamaktadır. ‘Neden kadın filozof yok?’ ya da ‘Neden bilim insanı yok?’ sorusunun da cevabına eğer içinde bulunduğumuz toplum kadın beyninin yetersizliği ile cevap buluyorsa bu aslında toplumun yorum yapabilme kapasitesinin yetersizliği olarak da kanıtlanabilir.

Tarihte erkek kılığına girip doktor olan Margaret Ann Bulkley (Artmiske) ve Gentileski gibi büyük Barok ressam olan kadınların da varlığı toplumun sancılarını, tarihsel süreçlerini bizlere anlatan kanıtlardandır. Bunlardan gelecek sayılarda bahsedebiliriz. 

DİOTİMA 

Sokrates’in felsefe kılavuzudur, aynı zamanda Şölen diyaloğunda da Diotima hakkında birçok duyumsamaya ulaşabilirsiniz. Ruhu ölümsüzleştirmenin yollarından birinin eros olduğundan, güzel ve iyinin mutlaklığından bahseder, Diotima zamanın kahinlerindendir aynı zamanda veba gibi salgınları öngören, halkı toplumsal birçok sıkıntıdan öngörüleri ve uyarılarıyla kurtaran bir kadın olarak da bilinir. 

PHİNTYS ve PERİKTONE 

Atina’dan çıkıp Sparta’ya geldiğimizde ise Phintys çıkar karşımıza. Bir etik çalışanı ve düşünürüdür. Periktone ise metafizik çalışmalar yapmış, cadılık ve felsefenin doğasında gezinmiştir. 

HYPATİA 

M.S. 4’üncü dolaylarında İskenderiye’ye geldiğimizde ise sesi bugüne kadar ulaşmış ender kadınlardan bir tanesidir. İskenderiyeli astronomi ve matematikçi olan Theon’un kızı. Atina’da eğitimini tamamladıktan sonra İskenderiye’ye dönerek kendi okulunu açar. Raffaello’nun ünlü Atina okulu freskinde kendine yer edinebilmiş tek kadındır. Onun döneminde İskenderiye, Roma’nın bir parçası yani velayetiydi. Yoğun bir Hıristiyanlaştırma dönemi yaşanıyordu fakat Hypatia, Hıristiyan değildi. Dönemde putperestlikle özdeşleştirilen öğrenim ve bilimi simgeliyorlardı. Dönemin siyasi figürleri Hypatia’nın öğrencileriydi. Dolayısıyla onun bu dönemde etkisini düşünmekteyiz. Fakat Hypatia’nın bu gücü ve Hıristiyanlık’a olan yaklaşımının sebebi ile dönemin halinin büyük bir kısmı kendisine düşman olmuştu. Hypatia’nın çağdaşlarından olan Sokrates onun hakkında şöyle bahsetmişti: İskenderiye’de Hypatia adlı bir kadın yaşıyordu. Öylesine iyi bir eğitim almıştı ki, dönemin bütün filozoflarını gölgede bırakmıştı. Hypatia’nın geometri ve astronomi alanında birçok çalışmasının olduğunu ve bu çalışmaların imha edildiğini biliyoruz. “Düşünme hakkını saklı tut, yanlış düşünmek bile hiç düşünmemekten iyidir” der. Hypatia döneminde söylemlere göre dünyanın yörüngesi teoremlerinde, kendisinden 1200 yıl sonra Kepler’in kanıtını savunduğunu da birçok kaynaktan görebiliyoruz. Felsefenin ne olduğunu günümüze aktaran yegâne kadınlardan olduğunu düşünmekteyiz. Ve dinlerin dogmatizması da baktığı her acıya göre onun için din kesin inanılır bir algı hiçbir zaman gerçek değildi. Ve bu duruşuyla yaşadığı şehirde zamanın piskoposları tarafından çok baskı altında kalmış olan Hypatia, onu korumak için kaçırmak isteyen herkese karşı gelmiş ve duruşunu korumak için sabretmiştir.” Bilmek, söylemek ve eylemek arasında bir derece farkı olduğunu düşünmekteyim etik bir yaşamda. Bilip de söylememek söyleyip de eylememek doğru değildir. İnsan geride bıraktıklarıdır bir bakıma.” Ve sonu o piskoposun yandaşları tarafından kötü bir komplo ile yok edilmiştir canice ve cahilce… 

ELÇİN SÜMER
Latest posts by ELÇİN SÜMER (see all)

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER