Suyun renklerle buluştuğu şifa: Ebru

Ebru, Türk-İslam tarihinin kadım sanatlarından biri. Üsküdar Özbekler Tekkesi de bu sanatın aşkla yapıldığı, büyüdüğü, yeşerdiği mekânı. Bu tekkede, bu ebru dünyasında doğan, genlerinde ebru aşkını taşıyan Eda Özbekkangay bu ayki Kültürel Miras sayfalarımızın konuğu oldu. “Ebru sanatı beni su gibi akıtarak ecdadıma taşıyordu” diyen Eda Özbekkangay’yla ebruyu, Özbekler Tekkesi’ni, ailesini ve bu sanata gönül vermiş hocalarını konuştuk. 

Eda Hanım sohbetimize hoş geldiniz. Sizi tanıyabilir miyiz?

Hoş buldum, teşekkür ederim. Üsküdar Özbekler Tekkesi’nde dünyaya geldim. Bir erkek, bir kız kardeşim var. Ailem ve babaannemle beraber güzel hatıralarla geçen bir çocukluğum oldu. Tekkede olmak nefes almak; hep şifa kaynağımız. Ailem tekkede yaşıyor. Ruhumuz tekkede. Evliyim, bir kızım var. Kızımın da sanata ve müziğe yatkın bir ruha sahip olması beni çok mutlu ediyor. Ebru sanatı, ‘şifa sanatı’ yolcuğuma 1997 yılında düzenlenen ebru kongresi kapsamında tekkeye ziyarete gelen kıymetli hocalarım Hikmet Barutçugil Hocam ve Fuat Başar Hocamın, annemin ve babamın ve tüm ailemin yürekten teşvikiyle başladı. Şükür sebebi nasibim, sarıp sarmaladı, renklerle kuşattı zaman içinde. Renkler ara tonlarına kavuştu…

Aynı zamanda ebru sanatı beni su gibi akıtarak ecdadıma taşıyordu. Her yaptığım ebruda Sadık dedem, Edhem dedelerimin elimden tutuğunu ve her zaman yanımda olduklarını hissediyorum. Her ebruda onlarla buluşuyor, bütünleşiyor, tamamlanıyorum. Severek yaptığım ebru sanatını severek aktarmak gayretindeyim. Yüreklere dokunmak çok kıymetli. Pek tarifi yok; nefes alıyoruz, sanatla renklerle ana dönüyoruz. Uyanık oluyoruz, anda oluyoruz, uyurgezer olmuyoruz. Sanatın şifası hepimize nefes. Pek tabii çok kıymetli hocalarımın yüreğime aktarımları, öğretileri zaman içinde aslımla buluşmama, kavuşmama vesile oldu. Bu buluşma çok kıymetli ve nadir.

Eğitimlerime Üsküdar Halk Eğitim Merkezi  ve TAV Havalimanları’nda başladım. Uzun seneler ebru sınıfımızda hatırası kalbe dokunan birçok hatıra ve dost biriktirdik. Yapılan ebrularımızla yüreklere dokunduk. Ailemiz her gün, her yeni yürekle daha da tamamlanıyor, sanatın şifası hepimize iyi geliyor. Eğitimlerime İstanbul Tasarım Merkezi’nde, Buhara Özbekler Tekkesi’nde, Beşiktaş Sinanpaşa Camii ve Türkiye Diyanet Vakfı KAGEM İstanbul Sanat Atölyeleri’nde, Gülden Özkan Sanat Galerisi’nde ve Özyeğin Üniversitesi’nde her geçen gün daha da büyüyen bir tutkuyla devam etmekteyim.

Eda Hanım, Özbekler Dergâhı’nda dünyaya geldiniz. Ebru sanatının önemli temsilcilerinden birisiniz, bu aynı zamanda sizin aile geleneğiniz. Dedeniz Hezarfen İbrahim Edhem Efendi de ebru sanatına gönül vermiş. Buraya geleceğim ama önce ebru sanatının tarihçesini ve nasıl var olduğunu sizden dinleyebilir miyiz?

Ebru, Orta Asya dillerinden Çağatayca’da ‘hare gibi, damarlı’ anlamına gelen ‘ebre’ kelimesi sanatımızın bilinen ilk adıdır. Ebru sanatımız en eski  kağıt süsleme sanatlarımızdan bir tanesidir. Sanatımızın nerede ve ne zaman başladığı kesin olarak bilinmemekle beraber, çok eski tarihli kitap ciltlerinde yan kağıdı olarak, yazı kıt’alarının etrafında pervazlara yapıştırılmış ebrularla örnekler görmekteyiz. Ebrulu desenler antik çağlardan bugüne beğeni görmektedir. Ebru sanatımızla ilgili ilk belge ‘Tertib-i Risale-i Ebri’ ismiyle 1608 tarihli yazma eserde karşımıza çıkar. Şebek Mehmet Efendi ebrunun nasıl yapıldığı hususundaki bilgileri ihtiva eden yazma eserdeki hemen hemen bütün teknikler aynı şekilde halen kullanılmaktadır. Bu tarihte böylesine bir tekamül göstermiş olan bir sanatın birkaç yüz yıl öncesine kadar uzanması kuvvetle muhtemeldir.

Ayasofya Camisi hatibi olması dolayısıyla ‘Ayasofya Hatibi’ veya sadece ‘Hatip’ diye anılan Mehmet Efendi İstanbulludur. 1773 yılında Hocapaşa’daki evinde çıkan yangında ebrularını kurtarmak isterken hakka yürümüştür. Hatip Mehmet Efendi’nin ebrularındaki sevgi, estetik hepimizin yüreğinde nişandır.

Özbekler Tekkesi evlatlarından dedemiz Şeyh Sadık Efendi, Buhara’nın Vabekna şehrinde dünyaya geliyor. Buhara’da öğrendiği ve âşık olduğu ebru sanatını öğrenerek Üsküdar Özbekler Tekkesi’nde oğulları Edhem ve Nafiz’e öğretiyor. Ebru sanatına geçmişten günümüze Orta Asya’dan, Buhara’dan İstanbul’a olan yolculuğu hepimiz için şükür sebebimiz. 

Dedenizin, ailenizin ebru sanatına katkılarını paylaşır mısınız?

Dedemiz Sadık Efendi, Buhara’nın Vabekna’sında dünyaya gözlerini açıyor. Orta Asya’da Buhara’da renklerin, motiflerin içine doğuyor. Estetik ve zarif bir yüreğe sahip olmalı ki eski dönemlerde sanata vermiş olduğu yürek çok derin ve çok kutlu. Özbekler Tekkesi şeyhliğinde bulunan Sadık dedemiz Buhara’dan tekkeye geldiğinde oğulları Edhem ve Nafiz dedelerimize sanata dair birikimini, sevgisini aktarıyor. Öyle ki devam etmesini ve yaygınlaşmasını istiyor. Edhem dede 1829 yılında tekkede dünyaya geliyor. İlk tahsilini mahalle mektebinde bitirdikten sonra tekkede babası, amcası ve Buharalı alimlerden dersler alarak yetişiyor. 

Tekkede kurduğu atölyesinde, ebrularını yaparken, doğramacılık, marangozluk, oymacılık, hakkaklık, mühürcülük, dökmecilik, tornacılık, demircilik, tesviyecilik, makinecilik, matbaacılık, dokumacılık, mimarlık gibi fen ve zanaatlarda de ayrıca uzmanlık sahibidir. Kendisi ‘Hezarfen bin Sanat Sahibi’ lakabıyla anılıyordu. Sadık dedemizden almış olduğu sanat aşkını Edhem dede zamanında dergâh, dönemin güzel sanatlar üniversitesi gibi eserler, öğrenciler, musikilere tanıklık ediyor. Bırakılan müstesna izlerden feyz alıyoruz. Babası Sadık dededen almış olduğu tüm birikimini, o his ve ruhu Necmeddin Okyay hocamıza sevgi ve muhabbet eşliğinde paylaşmış, aktarmıştır. Eserleriyle bugün bizlere, hâlâ o günleri hissettirmektedirler. Tüm geçmişlerimize rahmet olsun; mekânları nur, gül olsun makamları.

Ebru, kitap sanatları içerisinde yer alıyordu; tezhip, minyatür, hat gibi. Ebru ne zaman kitabın içinden çıktı ve duvarlarda, sergilerde yerini almaya başladı? Ebrunun kitaptan bu çıkışı için ne düşünüyorsunuz?

Ebru, tarih içindeki yolculuğundan, kendi içindeki tekamülü ile tüm ustalarımızın sanata vermiş oldukları emek ve yürekle halen her haliyle sevilerek hem yapılmakta hem seyredilmektedir. Ebru sanatının duayenlerinden Timuçin Tanarslan hocamızı sevgi ve rahmetle anarken, ebru sanatına olan tutkusuyla bir ömür vakfeden hocamız, çiniye ilk defa ebru alan sanatkâr olarak da tarihe geçmiştir.

Mustafa Düzgünman hocamızdan ebru sanatının inceliklerini öğrenen hocamız, pek çok talebe yetiştirmiştir. Hocasından öğrendiği ebru sanatının tüm inceliklerini en ince ayrıntısıyla öğrencileriyle paylaşmıştır. Geleneksel ebru sanatımızın UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Miras listesine dâhil edilmesinde önemli rol sahibi olan ebru ustalarımızdan birisiydi. Müstesna bir kişiliğe sahip olan hocamız, yurtiçinde ve dışında birçok sergiler açıp öğrenciler yetiştirerek sanatı ve kişiliği ülkemizi en güzel şekilde temsil etmiştir. Kültürümüzü ve sanatını, su yüzünden sevgisiyle kağıda ve oradan duvarlardaki yerini alarak ölümsüzleştirdi. Her zaman tüm hocalarımızın eserlerinden, vakfettikleri ömürlerinden ebru sanatına olan sevgi ve tutkularından sonsuz feyz alıyoruz. Bu tekamülde hepsinin tek tek ebru sanatının bugünlere ulaşmasında sonsuz payı vardır.

Ebru sanatının kitaptaki hali, duvardaki hali, her hali bizlere güç veriyor. Zaman içindeki tarihi yolculuğunda bu tekamül için ömrünü vakfeden tüm hocalarımızdan Allah razı olsun.

Ebru sanatı en parlak günlerini ne zaman yaşadı? En önemli temsilcileri kimlerdir? 

Ebru sanatımız elbette ki kıymetli hocalarımızın hatıraları, bizlere öğretileri, bıraktıkları ipuçları, eserleri her dönemin kendine göre bir anlamı, bir kıymeti oluyor. 16’ncı yüzyılda yaşayan Şebek Mehmet Efendi’den Tertib-i Risale-i Ebri… 18’inci yüzyılda Ayasofya Camii Hatibi Mehmet Efendi’den battal ebru, şal ebruları ve kendi buluşu olan Hatip ebruları… 19’uncu yüzyılda Sadık Efendi Orta Asya’dan Buhara’dan Üsküdar’ımızda Özbekler Tekkesi’nde ebruyu sevgisiyle oğulları Nafiz Efendi ve İbrahim Edhem Efendi’ye aktarıyor. Şeyh Sadık Efendi oğlu Hezarfen İbrahim Edhem Efendi’nin Üsküdar Özbekler Tekkesi’nde ebru teknesinde güzel ebrular avluyu süslerken beraberinde bilgi birikimini  zamanın en maruf hat üstatlarından olan Sami Efendi Hezarfen İbrahim Edhem Efendi’nin yakın arkadaşı olmak dolayısıyla ebrucuyu Özbekler Tekkesi’nde öğrenmiştir. Şeyh Aziz Efendi 1871-1934 Özbekler Dergâhı’na devamı sırasına İbrahim Edhem Efendi’den ebruyu öğrenmiştir. Hafız Necmeddin Okyay… Pek çok hünerlerinin mürekkepçilik, aharcılık, okçuluk, gülcülük, eski tarz mücellitlik, hattatlık yanı sıra ebruculuğu da meslek edinen Hafız Necmeddin Okyay, bu sebeple üstadı İbrahim Edhem Efendi gibi hezarfen lakabıyla anılır. Necmeddin Okyay Hocamızın oğullarından Sami Okyay bu sanatı babasından öğrenerek çığır açacak eserler vermiştir. Aynı zamanda ince bir tezhip hak (oyma) lake (rugan) ve şemse tarzı cilt sanatkârıdır. Necmeddin Hocamızın küçük oğlu olan Sacit Okyay, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde ebruculuk ve eski tarz cilt hocası olarak vazife görmüş, başarılı eserler vermiştir. Yeğeni Aziz Mahmud Hüdai Dergâhı’nın türbedarlığını yapan Mustafa Düzgünman’a sevgisi ve muhabbetiyle aktarmıştır, öyle ki Mustafa Düzgünman Hocamız Necmeddin Okyay Hocamızdan eski tarz cilt ve ebru sanatını öğrenmiş ve hocası Necmeddin Okyay’ın ebru sanatımıza kazandırdığı çiçekli ebrulara ilave papatya ebrusunu ilave etmiştir. Ebruculuğun yanı sıra eski tarz mücellitlik ve dini musikiyle de meşgul olan Mustafa Düzgünman Hocamız, ebruya dair destan tarzında ve sofiyane duygularla  yazdığı ‘Ebruname’den bir kıtasını sizlerle paylaşmak isteriz:

’’Besmeleyle tezgâh açıp ebrû yapan kişiyiz,

Fırça ile su üstünde hüner satan kişiyiz.

Üstadımız Özbek Şeyhi hem Necmeddin Hoca’dır.

Büyüklere boyun kesip, Aşka tapan kişiyiz.”

Ebru sanatına gönlünü ve ömrünü vermiş kıymetli öğrencileriyle ebru sanatına olan tutkusunu sevgisiyle öğrencilerine aktarmış olduğunu bugün hem görmekte hem de hissetmekteyiz. Ney virtüözü, tespih ustası  büyük sanatkârımız Niyazi Sayın, 1927 Üsküdar doğumlu; ebruculuğu Mustafa Düzgünman’dan öğreniyor. Niyazi Hocamız sanat ve hayat bakışı, zarafetli yüreğiyle her zaman yeni teknikler denemiş, sanatımıza ömrünü, yüreğini yeniliklere vakfetmiştir. 

Genellikle erkekler tarafından icra edilen bu sanatın kadın temsilcileri var mıydı? Eserlerin imzasız olması kadınların bu sanatta varlık gösterdiklerine delil olabilir mi?

Eski dönemlerinde erkek ustalarımız tarafından icra edilen sanatımıza bugün talep oldukça fazla. Bizim dönemimiz için, kadın erkek oldukça severek ebru sanatımı icra ediyoruz. Çocukluğumda babamın amcasının kızlarından Ata dedemizin büyük kızının Kilyos’taki evine yaz aylarında yatıya gidiyorduk. Bedia hala özel bir ruha sahipti, sulu boya tablolarının yanı sıra duvarlarında kendisinin yaptığı ebruları görmüştüm. Kendisi 1920 tarihinde İstanbul doğumlu ve Hezarfen İbrahim Edhem dedemizin torunu, Ata Efendi’nin büyük kızıdır. Ruhu şad olsun, bu özel satırlarla sevgi ve rahmetle anıyorum güzel yüreğini.

Ebru sanatı nasıl ayağa kalktı yeniden?

Ebru sanatımız 16’cı yüzyılda Şebek Mehmet Efendi, 18’inci yüzyılda Ayasofya Camii Hatibi Mehmet Efendi, 19’uncu yüzyılda Buhara’dan gelen Şeyh Sadık Efendi, oğulları Hezarfen Şeyh İbrahim Edhem Efendi ve Nazif Efendi’ye Özbekler Tekkesi’nde ebru sanatını öğretmiştir. İbrahim Edhem Efendi, Özbekler Tekkesi’nde gönül verdiği ebru sanatını Sami Efendi, Aziz Efendi, Abdulkadir Kadri Efendi ve Necmeddin Okyay hocalarımıza aktarıyor. Necmeddin Okyay Hocamız da oğulları Sami Okyay ve Sacit Okyay ile yeğeni Mustafa Düzgünman hocalarımıza ebru sanatımızı aktararak gelecek nesillere ebru sanatını sonsuz gayretleri ve sevgileriyle harmanlayıp bizlere taşımışlardır. 

Uğur Derman Hocamızın Nisan 1977’de yayımlanan ‘Türk Sanatında Ebru’ ’isimli ebru sanatımızın ilk kaynak kitabı olarak yolumuza hep ışık olmuştur. Mustafa Düzgünman Hocamızın en kıymetli eserleri de yetiştirdiği ebru sanatına gönlünü ve ömrünü vermiş birbirinden kıymetli öğrencileridir. Niyazi Sayın ,Timuçin Tanarslan, Alparslan Babaoğlu, Fuat Başar, Sabri Mandıracı ve birçok kıymetli sanatkarımızı yetiştiriyor. 

Nusret Hepgül Hocamız, kendisi emekli deniz albayı. Ebru tarihi araştırmacısıdır. Süleymaniye Kütüphanesi’nde ‘Günümüz Ebrucuları 1990’ isimli eseri bulunmaktadır. Diğer bir eseri de ‘Ebru için Müsvedde Halinde Bibliyografya’ isimli çalışmasıdır.

Ebruculuğu Mustafa Düzgünman’dan öğrenen Niyazi Sayın Hocamız, yapmış olduğu yenilikçi eşsiz eserleriyle, yetiştirdiği öğrencileriyle sanatımıza ayrı bir estetik ve soluk getiriyor. 

Öğrencisi Feridun Özgören Hocamızın zarif ve hoş yüreğiyle yetiştirdiği öğrencileri, yurtdışında yapmış olduğu ebru çalışmaları, açmış olduğu sergileri, vermiş olduğu seminerler o dönemde ebru sanatımızın yeniden can bulmasında son derece önemli bir yere ve öneme sahiptir.  

 

Niyazi Sayın Hocamızın kıymetli varlığı feyzimizi gayretimizi arttırıyor. Ömrüne nefesine bereket olsun. 

Kıymetli hocalarımdan Fuat Başar, Hikmet Barutçugil… Her ikisinin talebesi olduğum için kendimi hep çok şanslı hissettim. Seneler içinde hep dinledim hep hissetim. O anlamda çok şanslı olduğumu ifade etmek isterim. Hocalarımın sanat yolculuklarındaki ‘ebru aşkı’ her ikisine duyduğum kalpten sevgi, samimiyet beni her dönemde uyandırdı. Ebru sanatına duydukları sevgi, yetiştirdikleri öğrenciler her geçen gün sevgiyle kartopu gibi büyürken sanata kattıkları yenilikler, bakış açısı hepimize örnek olmuştur.

Satırlarımın en başında belirttiğim gibi, her iki ustamdan hayat ve ebru sanatına ve ecdada duydukları vefa pek çok duyguyu öğrenirken atalarıma, genlerime her gün biraz daha yaklaşarak içimdeki mumları alevlendirmişler ve atalarımla yüreğimi birleştirmişlerdir.

Hikmet Barutçugil Hocam, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde 1973 yılında eğitimine başladığında öğrenciliğinin ilk yıllarında tanıştığı hat hocası Prof. Emin Barın’ın  teşvikiyle başladığı yolculukta, kendi kendine sürdürdüğü aralıksız çalışmaları sırasında hocası olmadan  geleneksel ebruyu öğreniyor. Aslında hocamızın hocası, bugün görüyoruz ki içindeki yanan ve bizleri de ilerleyen yıllarda saracak ebru aşkı. Daha önceden yapılmış olan ebru türlerini kendi gayreti ile geliştiriyor.

Literatüre ‘Barut Ebrusu’ adıyla geçen ebru türünü buluyor. Ebru sanatını tanıtmak ve yaymak amacıyla yurtiçinde ve yurtdışında birçok seminer ve ebru dersleri veriyor. Genellikle kâğıt sanatı olarak bilinen ebruyu çok değişik malzeme yüzeylerinde; kumaş, seramik, cam, ahşap ve mum üzerine uygulayarak iç mimaride kullanılabilen yöntemleri de beraberinde geliştiriyor.

Ve bizler için en kıymetli hediyesini, 1996 yılında sevgili eşi Füsun Barutçugil’le beraber çok üstün gayretle kurdukları ‘Ebristan İstanbul Ebru Evi’ hem ebru sanatımızı gelecek kuşaklara aktarımını geçmişle kurduğu sımsıkı bağlar ile bizlere bugün ulaştırmıştır. Kıymetli hocamızın samimi yüreğiyle işlediği  Ebristan, başta ebru sanatı olmak üzere diğer bütün Türk İslam Sanat ve zanaatlarının günümüzde uygulandığı özel bir mekândır, hepimizin evidir. 

Kıymetli ömründe hepimize feyz olan Hikmet Hocamız, ebru sanatına, bizlere olan sevgisiyle sanatımıza can vermiştir. Ve bu can hiçbir zaman unutulmayacak ve daima yaşayacaktır. Bugün ise dünyanın dört bir yanına dağılmış, Ebristan’dan yeşeren öğrenciler ebru sanatımızı diğer yüreklere taşıyarak sanatımızı ve şifasını sevgiyle dağıtıyorlar. Ömrünüze bereket canım hocamız… Zaman içindeki tarihi yolculuğunda bu tekamül için ömrünü vakfeden tüm hocalarımızdan Allah razı olsun. Bu varoluş hikâyemizde hepsinin her nefesi  teknenin dumanının tütmesine vesile olmuştur.

Ebru sanatını icra etmek için hangi özelliklere sahip olmak gerekir? 

Ebruya yolcu olmak için ilk önce istek gerekiyor, sonrasında sabır, gayret, en önemlisi sevgi, en tabisi sevgi ve ruh. İkisi bir olunca zaman duruyor, kendini ait hissediyorsun. Atölyeye, tekneye, ortama, kokuya, malzemelere, renklere bırakıyorsun… Tabii ki çok büyük gizli bir disiplin var içinde ve zaman içinde akıyor gerçek sahibine hep farklı hallerde. Sıra sıra tamamlanıyor, birleşiyor, bütünleşiyor, sanat hepimizi iyileştiriyor.

Günümüzde ebru sanatında geleneksel motiflere bağlı kalınıyor mu yoksa modern çizgiler taşıyor mu? Yükseliş dönemiyle günümüz arasında ne gibi benzerlikler ve farklılıklar var? 

Günümüzde ebru sanatı en parlak dönemini yaşıyor. Malzeme yönünden de öyle öğretmen  yönüyle de. Halk eğitim merkezlerinde, özel kurslarda, liselerde, üniversitelerde sanatımız öğretiliyor. Geleneksel motiflerimizi ve modern çizgilerimizi birbirinden ayıramayız. Çünkü yoğunlaştığımız her şey, suladığımız her fidan meyve verir. Yenilik kaçınılmaz ve çok kıymetli. Hepsi bir bütünün parçası. Yükseliş döneminden aldığımız feyz ile kıymetli hocalarımızın açtığı yolda her gün daha iyisi nasip olsun inşallah.

Kadınların bu sanata ilgisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu sanata gönül verenlere tavsiyeleriniz neler olur?

Oldukça güçlü ve her geçen gün artan bir ilgi ve merak var hem kadın hem erkekler açısından. Pek tabi bunlar zaman içinde bir süzgeçten geçiyor. Ebru sanatı sabır içinde hissederek, izleyerek, öğrenerek, araştırarak yolculuğa, yolcu olmaya talip olmak çok kıymetli. Gönül vermek çok kıymetli bir iklim. Öyle güzellikler var ki o iklimde talip olmak lazım. Su tüm ruhumuzu duyuyor, gönlümüzden  renklere nüfuz ediyor, sonrasında fırçamıza, fırçamızdan teknemize, teknemizden bizlere… Bizlerden de izlerimize…

 

Röportaj: Deniz Dallı

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER