Size biçilen rolle sınırlı kalmayın ve pes etmeyin

Türkiye’nin özel kanallarla tanıştığı yıllarda sinema-telvizyon bölümü öğrencisiydi Aslı Çini Yaşaroğlu. Onun hayatı üzerinden Türkiye televizyon tarihinin değişimini okumak mümkün. Star TV kurulurken, bir stajyer olarak kadroda yerini aldı. Tarihi tanıklıkları, Show TV’nin kuruluş aşamasında çalışırken de sürdü. Mehmet Ali Birand’ın 32. Gün programında çalıştı. Acun Ilıcalı, TV8’i kurma planları yaparken  ekibin başında yer alan isim yine oydu. “TV8 için kariyerimin en büyük dönüm noktası diyebiliriz, 2014’ten beri genel müdürlük yapıyorum” diyen Aslı Çini Yaşaroğlu’yla televizyon dünyasındaki yolculuğunu, kadınların bu dünyadaki yerini ve daha fazlasını konuştuk. Aslı Hanım hoş geldiniz Dişi Business dergisine. Marmara Üniversitesi Sinema Televizyon Bölümü’nde okurken Türkiye’nin ilk özel televizyonu Star TV’de çalışmaya başladınız. Bir öğrenci için önemli bir başarı bu. Kanalın kapısından ilk içeri girdiğinizdeki duygunuzu hatırlıyor musunuz? Nasıl hissetmiştiniz?

O dönem Star TV yeni kurulmuştu. Türk televizyon dünyasına çok heyecanlı ve başka bir boyut katan Star TV’ye stajyer olarak girdim. O kapıdan girerken çok hevesli ve mutluydum, o an tüm meslek hayatımın temeli olacak bir kapıdan girmişim aslında. Kendimi çok şanslı hissetmiştim. O kadar çok çalışıyorduk ki iki ay sonra beni işe aldılar, o zaman üniversitede üçüncü sınıfımı bitiriyordum.

İlk o zaman mı dediniz “Benim işim bu” diye? Televizyoncu olmaya ne zaman, neden karar verdiniz?

Kafamda sinema veya televizyon diye çok kesin ayrımlarım yoktu, stajyerlik sürecimi hep televizyonlarda yapınca kurumsal hayatın bana çok daha uygun olduğunu görerek kararımı verdim.  Benim hikâyem aslında Türkiye’de ilk özel televizyonun açılmasıyla başlayarak bugünlere geldi. Hayalimde hep bir sinema filmi var ama, umarım onu da yaparım.

1992’de bu sefer de Show TV’nin kuruluş aşamasında görev aldınız. Türk televizyon tarihinin en uzun soluklu ve en etkili haber programlarından biri olan 32. Gün kadrosunda Mehmet Ali Birand’la çalıştınız. Nasıl günlerdi o zamanlar?

Aslında tam mezun olduktan sonra master için yurtdışına gidecekken Star TV’de çalıştığım ekip Show TV’ye geçti ve beni de çağırdı. Canım babam, “Sen başla mutsuz olduğun noktada ben seni gönderirim, söz” deyince hemen kabul ettim (20 sene çalıştığımı belirteyim). Bir diğer faktör ise haberci olmak istemiyordum fakat Mehmet Ali Birand herkes için bir idoldü, Show TV’nin yayını Paris’te olduğu için tüm kreatif işler onun ekibine verilmişti ve ben de o taraftaydım. Show TV ekibi olarak Osmanbey’de bir apartmanda çalışıyorduk. İşte benim için gerçek anlamda asıl master orada oldu. Şu anda Türk televizyonculuğunda üst düzey yerlerde olan ve sektörün sektör olmasını sağlayan herkes ama herkes oradaydı. Çok çalışılan, çok uğraşılan ama çok mutlu olunan bir dönemdi. Mehmet Ali Birand’ı saygıyla anıyorum; benim gerçek bir televizyoncu olmamdaki katkısı inanılmazdır.

TV Program Departmanı, Tanıtım ve Görsel Tasarım Departmanı, Pazarlama ve Kurumsal İletişim gibi alanlarda yöneticilik sonrası 2012’de tekrar Star TV’ye dönüp Program ve Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı görevini üstlendiniz. Derken 2013 Kasım’ında Star TV’den ayrılıp, yeni bir oluşum içine giren TV8’in kadrosuna Genel Müdür olarak katıldınız. Nasıl gelişti bu süreç?

20 sene bir kurumda tüm basamakları teker teker çıktıktan sonra ayrılıp çok hızlı bir süreç yaşadım. Bir senelik Star TV tecrübesi sonrasında Acun Ilıcalı’nın, “Zaten ben bir kanalın içeriğinin yüzde 60-70’ini yapıyorum, neden bizim de bir kanalımız olmasın?” fikrinden yola çıkarak kendimizi bir anda kendi kanalımızda bulduk. TV8 için kariyerimin en büyük dönüm noktası diyebiliriz, 2014’ten beri genel müdürlük yapıyorum.

Sıfırdan bir kanal yaratmanın zorlukları nelerdi?

Sıfırdan bir kanal yaratmak zormuş gerçekten. Hem içeriğini hem ekibini hem de ekonomisini yönetmek kolay değilmiş. Bizim geçmişten gelen tecrübemiz yine çok deneyimli bir ekiple birleşince bazı şeyler daha kolay oldu. Tabii kanalın aynı zamanda bir yapım şirketinin olması ve dünya çapında en iyi formatları da elinde tutması bizim dünyamıza müthiş kolaylıklar kazandırdı. Çok zorlandığımız günler oldu ama biz o kadar inanıp, aynı zamanda gayret edip çalıştık ki sanırım böylece karşılığı geldi. Çok iyi yapılanıp izleyiciye alternatif bir kanal yarattık.

Televizyon dünyası büyük bir pazar ve rekabet çok. Türkiye’deki televizyonların geldiği durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Günümüzde televizyonculuk çok gelişmiş durumda. Üretim çok fazla ve dizilerimiz yurtdışında büyük  ilgi görüyor, oldukça yüksek rakamlarla satılıp ciddi bir gelir tarafı oluşturuyor. Acun Medya dünyada yapılan başarılı formatları daha yüksek bir başarıyla ülkemize uyarlıyor. Üstelik son birkaç senedir Acun Medya Global dünyada 14 ülkeye proje üretiyor ve satıyor. Bazı ülkelerin en iyi kanallarının 7 gün 24 saat yayın slotunu bu projeler dolduruyor, bu başarının başka bir örneği yok.

Bir kanaldan başlayarak yüzlerce kanalın, dijital platformun olduğu bir dünyanın tüm geçişlerini yaşadım. Ana akım kanallar her daim yaşayacak, içerik üretecek, izleyicisiyle her zaman buluşacak. Platformlar çok başka bir dünyanın açılımı, dijital platformumuz EXXEN de bunun başarılı bir örneği. EXXEN bizim dijital dünyayı öğrenmemiz için çok faydalı oldu. Güzel de bir abone sayısı yakaladık, bu açıdan çok memnunuz. Dijital dünyayı öğrenmeye de devam ediyoruz.

Televizyon dünyası her ne kadar kadını ‘ekran’dan eksik etmese de biliyoruz ki yöneticilik anlamında erkek egemen bir sektör. Kadın yönetici sayısı ne yazik ki az. Sektörü bu anlamda nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bizde öyle değil, biliyor musunuz? Acun Ilıcalı’dan sonra biz dört kadın üst düzey yöneticiyiz. Tüm erkek yönetici arkadaşlarımızla da çok güzel anlaşıyoruz. Evet, erkek egemen bir sektör ama tüm işlerin operasyonlarında baştan sona birçok kadının dokunuşu var. Artık başka kanalların yönetimlerinde de piyasadaki yapımcılarda da daha çok kadın var. Daha çok artsın diye de hepimiz birbirimize destek oluyoruz. Bizim alt ekiplerimize baktığınızda da artık çoğu departmanların yöneticileri hep kadın, bu şahane bir durum.

Siz bu halkayı kırıp yöneticiliğe ulaşmayı nasıl başardınız? Başarı için olmazsa olmaz özellikler neler sizce?

Ben biraz fazla disiplinli ve hedef odaklıyım galiba. Bunların yanına bir de çok çalışmak eklenince başarı geliyor. Türkiye’nin en iyi televizyoncuları şansıma yöneticilerim oldu. Onlar bana inanınca yöneticilik kapıları açıldı. Başarıya giden yol çok çalışmak, deneyimlemek ve sabretmekten geçiyor bence. Acun‘la da yaklaşık 30 seneye dayanan bir dostluğumuz var, o da merdivenin ilk basamağından başladı ve çok çalıştı, çok inandı. Gerçek bir televizyonculuk dahisidir, “Hiçbir başarı tesadüf değildir”in bana göre tam karşılığıdır. Ben ona inandım, o da bana güvendi ve bu yolculuğa çıktık. Bu ailenin içinde olduğum için çok mutluyum.

Yöneticilerin ağırlıklı erkek olduğu bir alanda iş yapmanın zorlukları neler?

Onlara lafınızı dinletebilmek (gülüyor)… Şaka bir yana, herkes cinsiyetini bir tarafa bırakıp sadece işe odaklandığı zaman sorun olmuyor. Önemli olan herkesin birbirine saygı duyup ortak fikirde buluşabilmesi.

Televizyon ve basında kadın yönetici sayısının artması nasıl sağlanabilir?

Televizyon ve basın sektörü artık dediğim gibi eskisi kadar erkek egemenliğinde değil ama meseleyi sektörel olarak ele almamak lazım. Bu yüzden kadınlar olarak sadece birkaç sektörde değil, değiştirebileceğimiz her alanda bu algıyı kırmak zorunda olduğumuzu düşünüyorum. Bize biçilen rollerle sınırlı kalmamalıyız, pes etmemeli ve kendi ayaklarımızın üstünde durmalıyız. Kız çocuklarını böyle yetiştirebilmeli ve genç kadın çalışanlarımıza bunu öğretmeliyiz. Çığırından çıkmış kadın şiddetine karşı, eğitim, adalet ve hukuk sistemiyle birlikte çalışmalıyız.

Sizce bu alanlarda kadınların olması neyi değiştirir, nasıl bir etkisi olur?

Kadınlar birliğin, beraberliğin ve düzenin temel yapısıdır, kadınların gücü bulundukları her ortamı değiştirebilir. Bu güç değişimin ve gelişimin öncüsüdür. Erkeklerin birçok konuda onlardan şikayet ettiği duygusal bakış açıları, detaycılıkları ve inatları bu taraflarda çok işe yarar. Kadınlar yeter ki daha fazlasını istesin.

Siz bu anlamda neler yapıyorsunuz?

Biz Acun Medya ve TV8 olarak çok fazla istihdam sağlıyoruz, Türkiye ve globalde yaklaşık 1500 çalışanımız var, zaten dengeyi tutturmak zorundayız. İnsan kaynakları ekibimiz bu konuda çok hassas davranıyor.

TV8, son zamanlarda kadın hikâyelerinin ağırlıklı olduğu dizileriyle öne çıktı. Bunda sizin de etkiniz vardır. Ekrana gelecek programları, dizileri seçerken nelere dikkat ediyorsunuz?

Eğlence kanalı olarak kodlanmış bir kanalda izleyiciye dizi konusunda da farklı bir yaklaşım getirmeliydik, o yüzden bu konuya biraz sosyal sorumluluk gibi yaklaştık. Geçen sene yaptığımız Kırmızı Oda dizisi bu konuda ilk örnek oldu. İzleyici kendi hayatından gerçek hikâyelerini yaşayıp bir psikologla her hafta yüzleşti. Türkiye’de psikolog desteği alan bireylerin sayısı arttı ve yaşadıkları kötü olayları artık saklamayıp onlarla yüzleşip hatta bunu gazete manşetlerine bile taşıyan insanlar oldu. Bu anlamda yaptığımız işten gurur duyuyorum. Çünkü televizyon çabuk tüketilen bir mecra, izlenirseniz varsınız yoksa hemen her şey çabucak yayından kalkar. İzletirken de bir sorumluluğunuz olduğunu hiçbir zaman göz ardı etmemeniz lazım.

Medya, toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik farkındalığın oluşması için de önemli bir araç. Sizce neler yapılabilir?

Kadınların medyada temsil ediliş biçimi; onların her zaman pozitif içeriklerde kullanılarak olması gerekiyor bence. Anne, kız kardeş, kadın çalışan yani kadını temsil eden her rolün eğitici, öğretici, yol gösterici, direnen, pes etmeyen ve mücadeleyi bırakmayan şeklinde verilmesi lazım.

2020 yılının Fark Yaratan Kadınları arasında yer aldınız. Bu sizin için ne anlam ifade ediyor?

Bu, benim için büyük bir onur ve insana daha fazla sorumluluk yüklüyor aynı zamanda. Yaşadığımız ve çalıştığımız sürece kadın-erkek fark etmez, birilerine elimiz değiyor ve faydamız oluyorsa ne mutlu bize. O yüzden hayal etmekten korkmayalım ve onların peşinden pes etmeden gidelim.

Bir dönem Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencilerine, ‘TV Workshop’ ile ‘Medya ve İletişim’ dersleri verdiniz. Her ne kadar siz dersi verseniz de eminim ki gençlerden de öğrendikleriniz olmuştur. Ne öğretti bu eğitimler size? Özellikle genç kadınların gelişimlerini, azimlerini, isteklerini nasıl buluyorsunuz?

Ben öğrencilerle bir arada olmaktan çok mutlu oluyorum, onların enerjisi bana çalışma hayatında bazı yeni perspektifler açıyor. Ben de onlara tecrübelerimden biraz aktarabiliyorsam ne mutlu bana. Onlar için hayat hiç kolay değil, her şeyin fazla olması onlara çok seçenek sunmuyor, iyi mentorlara ihtiyaçları var. Üniversitelerle beraber çalışıyoruz, her sene belirledikleri öğrencileri bize yolluyorlar. Onlar, stajla başlayıp kendilerini gösterirse aramıza çalışan olarak katılıyor, yurtdışına böyle çok mezun gönderiyoruz.

Kadınlara bulundukları alanda yükselmeleri için neler önerirsiniz?

Hiçbir başarı kolay elde edilmiyor, benim için kadında da erkekte de durum aynı. Herkes ne istediğini bilip öyle hedefe ilerlemeli, araştırmalı, çalışmalı, disiplinli olmalı, yolda olabilecek kazaları arkada bırakıp hep önüne bakmalı. Benim hayata bakışım hep böyle oldu, tüm başarı hikâyelerine bakarsak zaten ortak temaları görürüz.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER