Sıfır Atık İçin Suyu Matarasında

Elif Hanım sohbetimize hoş geldiniz. Sürdürülebilir bir dünyaya olan duyarlılığınız için sizi kutlayarak başlamak istiyorum. Siz bir çevre mühendisisiniz. Ancak iş hayatından ‘anne’ ve ‘kadın’ olmanın bedeli dolayısıyla uzak kaldığınızı belirtmiştiniz. Nedir bu bedel, öncelikle onunla başlayabilir miyiz?

Öncelikle desteğiniz için ben teşekkür ederim. Eminim birçok kadının bu konuda yaşadığı tecrübeler farklıdır. Biz eşimin işi sebebiyle yaklaşık 10 yıl önce Bursa’dan ayrıldık ve Kayseri’ye taşındık. Çalışma imkânlarının hiç de yeterli olmadığı Kayseri’ye taşınmak benim kariyerimde çok olumsuz bir etkiye sebep oldu. Sonrasında da yine eşimin işi sebebiyle 3 yılda bir şehir değişikliği yapmamız benim iş hayatına dönüşümü uzun bir süre erteledi. Burada anlatmak istediğim aslında, eşlerden birinin feragat etmesi gerektiğinde çoğunlukla fedakârlık yapan tarafın kadın oluyor olması. 

Ayrıca defalarca iş mülakatlarında ne zaman hamile kalacağım fütursuzca sorulmuş, sanki doğal bir hakları varmışçasına bu soruyu onların istediği şekilde yanıtlamam beklenmişti. Çocukların bakımıyla ilgili destek olması gerekirken şirketlerin, maalesef ülkemizde yeteri kadar destek alamıyor oluşumuz da kadınların iş hayatında var olmalarını engelleyen başlıca faktörlerden. 

Benim eşim cinsiyet eşitliğini savunan, bana her zaman destek olmuş biri. Ancak öncelikle biz kadınlar kendi haklarımızı bilmediğimiz ve özellikle çocuklar konusunda sorumluluğun büyük çoğunluğunu üstelendiğimiz için (böyle yetiştiriliyoruz elbette) iş hayatında çıkmaza giriyoruz. Özellikle ebeveynlerin çocuklarını doğdukları andan itibaren, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda daha duyarlı yetiştirmelerinin öneminin çok büyük olduğunu düşünüyorum. Önderimiz, ilham kaynağımız Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi: ‘İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki; bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki; bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?

40 yaşından sonra sizi üniversite sıralarına döndüren motivasyon neydi? 

Çocuklarımdı aslında. Anne olmamla beraber, 30 yaşımda bir dönüşüm yaşamaya başladım diyebilirim. İyi bir ebeveyn olma arzusuyla deli gibi kitap okumaya başladım. Her ne kadar çocuklarla geçirdiğim yılları hiçbir şeyle değişmesem de aklım bir taraftan hep iş dünyasındaydı. Çünkü ben üretmeli, bir şeyleri değiştirmeli, dünyaya bir katkı sağlamalı ve her birimizde olduğu gibi benim de içimde var olan potansiyelimi gerçekleştirmeliydim. Öyle bir noktaya gelmiştim ki potansiyelimi gerçekleştirme konusu bir saplantıya dönüşmüştü içimde adeta. Bilgiye ve öğrenmeye olan tutkumun ve sınırlarımı aşmanın yolunun üniversiteden geçtiğine karar verdim ve yirmi yıl sonra yeniden üniversite sınavına girerek MEF Üniversitesi’nin Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü’nü burslu olarak kazandım.

Step2water projenize geçmeden önce ‘sürdürülebilir’ kavramını sizinle konuşmak istiyorum. Nedir sürdürülebilirlik, geleceğimiz ve dünya için önemi nedir?

Sürdürülebilirliğin birçok tanımı var aslında, kısaca; kendi ihtiyaçlarımızı gelecek nesillerin ihtiyaçlarından ödün vermeden karşılayabilmek diyebiliriz. Hepimizin bildiği gibi sınırlı kaynaklara sahibiz ve bu kaynaklar aslında aynı zamanda döngüseldir. Yani biz, sahip olduğumuz bu kaynakları doğru şekilde kullanabilirsek, doğaya kendi kendini yenileme zamanı ve fırsatı sunabilirsek, bize cömertçe karşılık veriyor ama maalesef bu fırsatı ona vermiyor, kaynaklarımız sonsuzmuşçasına tüketiyoruz. Oysa ki, dünyadaki tüm canlılar birbirlerine bağlı, birinin sonu diğerinin de sonu; birinin varlığı diğerinin de varlığı demek. Tüketime sorumsuzca ve hunharca devam etmenin aksine, sürdürülebilirliği her bir dünya vatandaşının hayatının merkezine alması gerektiği bir kavram olmalı ki geleceğimizi kurtarma şansımız olabilsin. 

Atık ve çöpün birbirinden farkı nedir?

Çok basit anlamda atık yeniden kullanılabilen, çöp ise yeniden kullanılabilmesi mümkün olmayan atıklardır. Ancak burada altının çizilmesi gereken kavram atıkların geri kazanılmasının da bir sonu olduğu, yani sonsuz bir geri dönüşüm çoğu atıkta mümkün değil. 

Atık yönetimi nedir? Türkiye ve dünya atık yönetimi konusunda hangi aşamada? Bu süreci zor mu yönetiyoruz?

Atık yönetimi, üretim ve tüketim faaliyetlerimiz sonucunda ortaya çıkan atıkların doğru şekilde sınıflandırılarak, doğayı ve canlıları koruyarak, döngüsel ekonomi doğrultusunda yönetilmesidir. Ülkelerin gelişmişlik düzeylerine göre farklılık göstermekte aslında atık yönetimi. Bu işi en iyi şekilde yürüten Almanya, Kuzey Avrupa ülkeleri, Singapur, İngiltere, Güney Kore gibi gelişmiş ülkeler. Ülkemiz hangi seviyelerde dersek, maalesef bu ülkelere oldukça uzak noktadayız. Elbette büyükşehirlerde daha iyi bir atık yönetimi söz konusu olsa da, örneğin geri dönüşüm oranlarını göz önünde bulundurursak, OECD’ye (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) göre Türkiye’de de atıkların sadece yüzde 9-10 kadarı, TÜİK’e (Türkiye İstatistik Kurumu) göreyse yüzde 10-12 kadarı geri kazanım tesislerine gönderilmektedir. Ama bu rakamların daha da az olduğunu da iddia eden veriler bulunmaktadır. Dolayısıyla atık yönetimi süreci Türkiye’de çok da iyi yönetilemiyor diyebiliriz maalesef. Öncelikle tüketim bilinci, atıkların ayrı ayrı toplanması bilgisi, ayrıca ayrı ayrı toplayacak bir altyapı sistemi olmalıdır.

Ne kadarlık bir plastik üretimi var ve bu nereye doğru gidiyor?

1950 ile 2017 yılları arasında üretilen tahmini 9.2 milyar ton plastiğin yaklaşık 7 milyarı atık durumunda. Bu atığın yaklaşık yüzde 75’i ya çöplüklerde ya da karasal ve sucul ortamlarda ve ekosistemlerde birikiyor. Son yarım yüzyılda plastik kullanımı 20 kat artmıştır, yapılan araştırmalara göre her yıl denizlerimize yaklaşık 12 milyon ton plastik atıldığı belirtilmektedir. Bu veriler her dakika için bir kamyon dolusu plastiğin denizlere atılması demektir. Şu anda 268.940.000 ton ağırlığında plastik atığın denizlerde yüzdüğü tahmin edilmektedir. İnsanların tüketici, üretici ya da taşıyıcısı olarak doğrudan muhatap olduğu plastik atıkların insan sağlığına zararları gün geçtikçe artmaktadır. Önlem alınmadığı sürece de plastik atıkların 2050 yılına kadar 56 milyar ton karbon salımına sebep olacağı tahmin ediliyor.

Plastik atıkların ne kadar yaşadığını anlatmak için somut bir örnek vermek gerekirse… Eğer Isaac Newton zamanında plastik olsaydı da ağaçtan düşen elmanın suyunu sıkıp, plastik şişede içip, sonra şişeyi bahçeye fırlatsaydı, o şişe günümüzde daha yeni bozunuyor olurdu! Benzer şekilde, 2021 değil de 1021 yılında İbn-i Sina’nın ta kendisinden satın aldığınız Tıbbın Kanunu kitabını, plastik poşette evinize götürmüş olsaydınız, o plastik poşet 2021 yılında daha yeni bozunmuş olacaktı!

Örneğin günümüzde Pasifik Okyanusu’nda çoğu plastik çöplerden oluşan ve 1.6 milyon kilometre kareye yayılan, yani Türkiye’nin 3 katından büyük adalar oluşmuş vaziyettedir. Bunlar yüzeyi kaplayıp, okyanus kalitesini bozmaktadırlar. Suyun 12 bin kilometre altındaki Mariana Çukuru’nda bile plastik çöpler bulunmaktadır. 2050 yılına kadar, deniz ve okyanuslarda balık sayısından çok plastik bulunması beklenmektedir.

Çok yakın bir zamanda Kenya, Nairobi’deki Birleşmiş Milletler (BM) çevre meclisinde kabul edilen karar, plastiklerin üretimden imhaya kadar ‘tüm yaşam döngüsünü’ kapsayan ve önümüzdeki iki yıl boyunca müzakere edilecek bir anlaşma çağrısında bulunuyor. Karar, BM Çevre Programı (UNEP) direktörü tarafından 2015’teki Paris Anlaşması’ndan bu yana en önemli çok taraflı çevre anlaşması olarak tanımlandı. Bu adım plastik atıklarla ilgili biraz daha ümitvar olmamızı sağladı.

İlk plastik ürün ne zaman üretildi ve hâlâ hayatta mı?

İlk sentetik polimer, yani plastik, 1869 yılında John Wesley Hyatt tarafından bir yarışma için icat edildi. Bu yarışmada fil dişinin alternatifini üretene 10.000 dolar ödül verilecekti. Hyatt bu icadı ile büyük popülerlik kazandı, plastik üretimi ve tüketimi hızla artmaya başladı. 1907 yılında, Leo Baekeland tarafından tamamen sentetik bir plastik olan bakalit üretildi. ‘Tamamen sentetik’ terimi, malzemenin sıfırdan insanlar tarafından inşa edildiği, hepsinin laboratuvar şartlarında sentezlendiği anlamına gelmektedir. Baekeland’ın bu icadından sonra plastik endüstrisi müthiş bir hızla gelişmeye başladı.

Yani evet, ilk üretilen plastik 1869 yılında üretildi ve henüz sadece 153 yaşında, yani ömrünün baharında diyebiliriz!

Geri dönüşümle ilgili verileri bizimle paylaşabilir misiniz? Rakamlarla gerçeği ortaya koyar mısınız? Kandırılıyor muyuz?

Geri dönüşüm hikâyesi aslında 1960 ve 1970’lerin çevreci akımların, plastiğin çevreyi ne düzeyde tehdit ettiğini görmeye başlaması ve hızla organize olarak büyük protestolar düzenlemesiyle başlamıştı. Plastik ve petrol şirketlerini hedef alan bu aktivistler, kısa sürede toplumda plastiklere karşı belli bir farkındalık oluşturmayı da başardılar.

Plastik firmaları, bu gidişattan rahatsız olup kendilerine çekidüzen vermek yerine, yeni bir yalanı pazarlamaya başladılar. Söyledikleri yalan, plastiklerin geri dönüştürülebilir olduğu ve eğer halk plastik geri dönüşümüne önem verirse plastik kirliliğinin son bulacağı yalanıydı… Yalan söylemeyi seçtiler, çünkü yalan içerikli reklamlar yapmak sadece birkaç milyon dolara mâl oluyordu. Ancak plastik teknolojisini çevre dostu yapmak muhtemelen milyarlarca, belki uzun vadede trilyonlarca dolara mâl olacaktı.

İleri sürdükleri yalan, büyük oranda işe de yaradı. İnsanlar, kitleler halinde plastik toplayıp onları geri dönüştürme kutularına atmaya başladılar. Birçok ülkede ve şehirde plastik geri dönüşüm yasaları geçirildi. Geri dönüşüm kutularına attığınız plastiklerin en fazla yüzde 8-9 kadarı geri dönüştürülebilmektedir. Çünkü plastiklerin neredeyse hiçbiri geri dönüştürülebilir değildir.

1950-2015 yılları arası insanlık, yaklaşık 8.3 milyar ton (veya 8.3 trilyon kilogram) plastik üretmiştir; bunların 6.3 milyar tonu (yüzde 76) plastik atığa dönüşmüştür; bu plastik atıkların sadece yüzde 9’u geri dönüştürülebilmiştir; sadece yüzde 1’i birden fazla kez geri dönüştürülebilmiştir. 

Plastikler arası bu geri dönüştürülebilirlik farkı da halkı manipüle etmekte kullanılan yaygın bir araçtır: Sürekli PET şişelerin geri dönüştürülebilirliğine vurgu yaparak, sanki bütün plastikler geri dönüştürülüyormuş gibi bir algı yaratılmaktadır. Halbuki bugüne kadar üretilen bütün plastiklerin yüzde 91’i asla geri dönüştürülmedi, yüzde 99’u ise 1’den fazla kez geri dönüştürülemedi.

Sonuç olarak görüldüğü gibi geri dönüşüm oranlarının çok düşük olması sebebiyle amaç hiç tüketmemek yada doğada çözülebilen bioplastikler olmalıdır.

Step2water ürününüze gelecek olursak, bu fikir nasıl doğdu ve amacınız neydi? Step2water’ın hikâyesi nerede başladı?

Üniversiteye başladığımda, MEF Üniversitesi’ni de tercih etmemin sebebi olan sevgili Erhan Erkut, Zorlu Vakfı’yla birlikte lise ve üniversite öğrencilerine 21’inci yüzyıl becerilerini içeren Yetgen Eğitimi’ni vermekteydi. Bana çok fazla katkısı olan bu eğitimdeki başlıklardan biri de ‘girişimcilik’ti. Bu eğitimle beraber çevreme olan bakış açım değişti sanıyorum. Okula başladığım ilk haftalar, su ihtiyacım için tek kullanımlık plastik pet şişe almaya başlamış ama plastik atıkların dünyamızda yarattığı hasarı çok iyi bilen bir çevre mühendisi olarak, hızlıca bir matara edinmiştim. Hatta mataram 1 litrelik kocaman bir mataraydı ve her gün Erenköy Marmaray istasyonundan sonra Yenikapı’ya, oradan Maslak Metro İstasyonu’na ve oradan da 15 dakika yürüyerek MEF Üniversitesi’ne gidiyordum. İstanbullular tahmin edecektir mesafenin sırtınızda ağır bir yükle ne denli uzun olduğunu. Ama benim için her gün 4 pet şişeyi yani 1800 yıllık bir plastik ayak izini dünyaya bırakmamak çok daha önemliydi ve buna değerdi. Bu süreçte bahsettiğim gibi girişimci bakış açısı da kazanmaya başlamamla aslında “Mataramı neden doldurabileceğim ekonomik, hijyenik ve doğa dostu bir su dolum istasyonu yok!” diye düşünmeye başladım. Çünkü mataranızın olması aslında yeterli değil. Gün içinde mutlaka mataranızdaki suyunuz bitiyor ve doldurmanız gerekiyor. Doldurabileceğiniz bir yer olmadığında da yeniden tek kullanımlık plastik şişelere mahkûm oluyorsunuz. Okulda da aslında birçok öğrenci (ki Z Kuşağı’nın çevreye verdikleri önemi biliyoruz) matara taşıyordu. Ama maalesef bahsettiğim senaryo her gün tekrarlanıyordu. 3000 öğrencinin her gün en iyi ihtimalle 2 adet pet şişe tükettiğini düşündüğümde, ayda 120.000 adet, yılda 1 milyonu aşan bir plastik atık oluşumu beni dehşete düşürmüştü. Step2water’ın doğuşundaki temel motivasyon dünyadaki en büyük problemlerden biri olan plastik atıkların azaltılmasında çözümün bir parçası olabilmekti.

Öncelikle yurtiçinde olmak üzere ‘yeniden dolum’ istasyonlarını araştırmaya başladım. Ancak maalesef Türkiye’de aradığımı bulamadım. Arayışım İtalya’da son buldu ve hızlıca üretici firmayla temasa geçtim. Bu süreçten sevgili Erhan Erkut’a bahsettiğimde de kendisinden tam destek aldım ve kendisi okulda böyle bir projeyi uygulamanın harika olacağını söyledi. Tam okuldaki ilk uygulamamızı hayata geçirmek için hazırlıklarımız sürerken Covid-19 pandemi süreci başladı. Hepimizin yaşadığı o kaotik süreçte evlere kapandık, eğitim online platformlara taşındı ve biz de o dönem Step2water’ı hayata geçiremedik maalesef. Ama tohumlar bir kere atılmıştı ve filizlenmesi için de başlangıçta olumsuz olarak görünen Covid süreci ise çok ideal bir ortam olacaktı. 

Pandemi sürecinde hijyen kaygısı dolayısıyla tek kullanımlık plastiklerde artış oldu. Burada sizin için bir kırılma yaşandı sanıyorum. Nasıl gelişti bu süreç?

Evet, maalesef pandemide bulaşma riskinden dolayı tek kullanımlık plastiklerin kullanımı çok arttı. Birçok kurumsal firmada çalışan arkadaşım, sebillerin bulaşma riskinden dolayı toplatıldığını ve istenmese de tek kullanımlık plastik şişe kullanımının başladığından bahsetmişti. Bu öyle bir durumdu ki, milyonlarca pet şişenin günler içinde atık olarak ortaya çıkmasına sebep oluyordu. Bu bana o dönem online eğitime geçen üniversitelerden, pandemi koşullarına rağmen üretimin sürmesi gerektiği kurumsal firmalara yönelmem gerektiğini düşündürdü. Hızlıca, elektronik ve haberleşme mühendisleri, makine mühendisi, endüstriyel tasarımcı, finans uzmanından oluşan ekibime dönerek bu fikrimi paylaştım. Ancak mevcut ürünümüzde temas problemi vardı ve özellikle pandemi sürecindeki en büyük problem de temastı. Biz de ekibimizle birlikte yeni bir ara yüz geliştirerek, ürünümüzü tamamen temassız bir kullanıcı deneyimi sunmaya hazır hale getirdik. Bu sayede Step2water akıllı su dolum üniteleri, pandeminin en büyük problemi olan temas ve plastik atık problemini birlikte çözen sürdürülebilir bir ürün haline gelmişti. 

Kurumsal firmalar ile görüşmelere başladığımızda da, ne kadar isabetli bir ürün ve hizmet geliştirdiğimizi aldığımız geri bildirimlerden anlamış olduk. Özellikle Tofaş Otomobil Fabrikası’nda sevgili Serkan Ahraz ve ekibinin 2 aylık deneyimleri ve verdikleri geri bildirimler bize çok ışık tuttu.

Yaptığımız görüşmelerden ayrıca böyle bir ürünün mutlaka yerli olarak üretilmesinin çok önemli olduğuna karar verdik ve bu doğrultuda çalışmalarımızı başlattık. Arya Kadın Girişimcilik Programı’nda ve sonrasında Farklabs ile görüşerek yerli üretim konusunda da çeşitli mentorlükler aldık. Farklabs’in uygulayıcı kuruluş desteğiyle TÜBİTAK 1512 Hibe Programı’na kabul edildik. 

Prototip sürecimiz devam ediyor ve temmuz ayında seri üretime hazır hale gelmeyi planlıyoruz. Prototipimizin deneneceği süreçte birlikte çalıştığımız firmalarımızdan biri olan Kampotu İlaç bu konuda da bizlere destek olacak, deneyimlerini bizlere geri bildirim olarak vererek, ürünümüzü daha iyi bir seviyeye taşımamızı sağlayacak. Yerli üretimimiz sayesinde, çok daha hızlı bir şekilde yaygınlaşabileceğimize eminiz. Çünkü ülkemizin ve tabi dünyanın plastik atıkları azaltan ve pandemi vb. koşullarda da güvenle kullanabileceğimiz ürünlere çok ihtiyacı var, biz de tam da bu çözümü daha yaygın şekilde sunmaya devam edeceğiz. Bizimle aynı hayali paylaşan herkesi dünyamızı daha sürdürülebilir kılmak için #suyummataramda demeye davet ediyoruz!

Step2water’ın çalışma prensibini anlatır mısınız? 

Step2water akıllı su dolum ünitelerinin temel amacı tek kullanımlık plastik şişelerin yerini mataraların alması. Ayrıca diğer bir önemli faydası da elbette mataramıza suyumuzu alırken, temassız teknolojisi ile temas kaynaklı karşılaşabileceğimiz virüs/bakteri riskini de ortadan kaldırması. Bu adımları gerçekleştirmek için Step2water teknolojisi; şebekeden gelen suyu, ters ozmos ile filtreler ve UVC ile bakteri, virüs ve yabancı maddelerden arındırır. Kullanıcılar hiçbir temasta bulunmadan, sadece parmaklarını yaklaştırarak, ‘’Soğuk-SerinOda Sıcaklığı’ seçimlerinden birini yapar, öncelikle kapalı halde duran su dolum haznesi 165°C su buharı ile dezenfekte edilir, sonrasında da otomatik kapak açılarak sıfır temas ile kişisel mataranızı doldurmanızı sağlar. Sonuç: Sıfır Temas Sıfır Atık!

Şu anda kaç kurumsal firma ve bu firmalarda çalışan kaç kişi bu otomatı kullanıyor?

Şu an için Teklas Kauçuk 400 çalışanıyla, Kampotu İlaç 120 çalışanıyla, Borusan Lojistik 450 çalışanıyla Step2water akıllı su dolum ünitelerini kullanmakta ve çok yakında İnci Holding’e bağlı Maxion İnci Jant firması da 100 çalışanıyla kullanmaya başlayacak. 

Ayrıca Zorlu Holding, Anadolu Isuzu, Eczacıbaşı, Hilton, Oyak-Renault, Bosch Genel Müdürülüğü, Gittigidiyor, Kale Group gibi birçok firmayla da görüşmelerimiz devam ediyor.

Açık alanlarda insanlar ne zaman kullanabilecek, bu yöndeki projeksiyonunuz nedir?

Açık alanlarla ilgili öncelikli planımız üniversite kampuslarında başlayarak, sonrasında İstanbul başta olmak üzere diğer büyükşehir belediyelerinden de destek alarak, metro istasyonları, ana cadde ve meydanları, sahil şeritleri, hava limanları ve alış-veriş merkezlerinde yaygınlaşabilmek. 

Üniversite kampusları başlamak için harika bir nokta, zira Z Kuşağı’na çok güveniyoruz. Başta kendi üniversitem MEF olmak üzere, İTÜ ve Yıldız Teknik Üniversiteleri ilk faaliyete geçebileceğimiz kampuslar olacak umuyorum. Bahçeşehir Üniversitesi Bahar Şenlikleri kapsamında da bu yıl ki sürdürülebilirlik konseptine uygun olarak suyun teminini Step2water sağlayacak. Bu süreç umuyoruz Bahçeşehir Üniversitesi’nde de uygulamaya geçmenin ilk adımı olacak. 

Kamuya açık alanlardaki uygulamamızda, bir uygulama yardımı ile de kullanıcıların su tüketim alışkanlıklarına, plastik ve karbon ayak izlerini ne kadar küçülttüklerine dair verileri paylaşacağız. Ayrıca kullanıcılar Step2water Su Dolum ünitelerini nerede bulabileceklerini görebilecekler ve ödeme yapabilecekler. Tüm bu süreçlerin gerçekleşebilmesi için elbette, başta belediyeler olmak üzere üniversitelerden, STK’lardan, çevre aktivistlerinden ve elbette vatandaşlarımızdan destek almamız şart! İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) ‘Yeşil Çözüm’ vizyonuyla sıfır atık yaklaşımının uygulanması hedefleniyor bu yılki planlarında. Belli noktalarda başlangıç yapabilirsek, farkındalığı arttırıp, vatandaşların taleplerinin de arttırabileceğimizi düşünüyoruz. Uzun bir yol bu ama pes etmek yok!

İyilik verisi nedir, bizimle paylaşır mısınız?

Biz hizmet verdiğimiz kurumlara ve kamuya açık alanlarda da hizmet vermeye başladığımızda son kullanıcılara; tükettikleri su miktarına karşılık #suyummataramda demeyi tercih ettikleri için, ne kadar karbondioksiti ve plastik atığı geri kazandıklarını yani plastik ve karbon ayak izlerini ne kadar küçülttüklerini gösteren bir veri sunuyoruz. Ben bu verinin dünyaya ne kadar iyilik yaptığımızı gösteren veri diyorum yani ‘İyilik Verisi’! Bu veriyi web sitemizde ve uygulamamızda da bir sayaç şeklinde paylaşmayı planlıyoruz. Böylece biz Step2water olarak ne kadarlık bir iyilik verisine sahibiz ya da kurumlar ve son kullanıcıların iyilik verisi karneleri nasıl, görülebilecek.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER