Ressam Hülya Düzenli: ‘Gölgeden aydınlığa tutkuyla, üreterek ve direnerek çıkılır’

“Toplumsal cinsiyet eşitliği ‘kadınların ve erkeklerin toplumsal yaşamın her alanında eşit katılımları’ ile oluşabilir” diyor Ressam Hülya Düzenli. Kadınların sanat tarihinde hak ettikleri konumu almaları her dönemde erkek sanatçılar tarafından engellendiğini belirten Hülya Düzenli ile resim sanatındaki toplumsal cinsiyet eşitliğini konuştuk. 29 Ocak Pazartesi günü ilkini düzenleyeceği ‘Erkek Sanatçıların Gölgesinde Kalmış KADIN SANATÇILAR’ seminerini konuştuğumuz sanatçı, ressam ve sanat tarihi araştırmacısı Hülya Düzenli, “Yakında bir yerlerde, kadın elinde fırçası erkek ise karşısında poz veren konumunda karikatürler yapacaktır dünya!” diyor.

 

Röportaj: DENİZ DALLI

Hülya Hanım sohbetimize hoş geldiniz. Sizi tanıyabilir miyiz öncelikle?

Merhaba. Ben Hülya Düzenli; Ladik, Akpınar Köy Enstitüsü mezunu bir anne baba çocuğuyum. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Resim Ana Sanat Dalı, Adnan Çoker Atölyesi’nden mezunum. Uzun yıllar kurucularından biri olduğum İstasyon Sanat Akademisi’nde, MSGSÜ Devlet Konservatuvarı’nda, Has Üniversitesi, Dericilik Yüksek Okulu’nda dersler verdim. Dünya müzelerinde, Anadolu’da müzelerde, ören yerlerinde anlatımlar yaptım, öğrencilerimizle tasarım projeleri yönettim. Sergi küratörlüğü yaptım, karma ve kişisel sergiler açtım. Sanat kitapları ve dergilerde sanat yazıları yazdım. Halen Hülya Düzenli Sanat Atölyesi’nde Bizans’tan 20’nci yüzyıl sonlarına kadar Sanat Tarihi, Konsept/Sanat Koçluğu, resim ve tasarım seminerleri yapıyorum. Farklı atölye ve gezi gruplarıyla, sanatla ilgili paydaşlarımızla işbirlikleri yapıyorum.

Son olarak şunu da belirtmek isterim, Türkiye ve Avrupa Birliği’nden fikir haklarını aldığım bir buluşum var: Körler İçin Renk Alfabesi…

Bugünlerde bu alfabe üzerinde de yeni çalışmalar yapıyor, geliştiriyorum. Ona ilişkin sergi hazırlıkları içindeyim.

Resim sanatına olan ilginiz nasıl başladı? Bu ilgiyi ilk siz mi fark ettiniz yoksa sizi yönlendiren ve destekleyen birileri oldu mu?

Resim sanatına değil belki ama elle şekillendirmeye bir yatkınlığım olduğu kesindir. Çocukken Anadolu’da ıslak kil toprakla ya da yağmurun arkasından biriken çamurla, ya da anneannem ve teyzemle evde hamurlarla bir şeyler şekillendirmek çok hoşuma giderdi. Yine nakış işlemek, dikiş dikmek,  yemek, pasta yapmak vb. gibi şeyler üretmeye bayılırdım. Ortaokul ve lise yıllarımda da her genç meraklı gibi dergilerdeki ya da ansiklopedilerdeki resimleri kopya eder, keser ve bir yerlere yapıştırırdım. Sonra kendimi İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi sınavlarında buldum. Resim bölümünü kazanıverince bütün geçmiş yatkınlığın ne anlama geldiğini anladım. Ve çok iyi oldu.

Sanat hayatın kendisi, bunu ifade etmek bir onur.

‘Kadın’, resim sanatı için ne ifade ediyor? Resim sanatının ‘toplumsal cinsiyet eşitliği’ diye bir kaygısı olmuş mu? Bu konuyla ilgili resim sanatının ortaya koyduğu önemli örnekleri bizimle paylaşır mısınız?

Kadın, bütün diğer alanlarda olduğu gibi ‘Kadın’. Resim sanatı için hâlâ ‘Kadın Sanatçı’ olma durumunu ifade ediyor. Daha önce bir yazımı şöyle bitirmişim: “Bir yerde bir Rus atasözü okuduğumu hatırlıyorum; ‘Karşıdan iki kişi geliyor. Aaaa! Biri onun karısıymış” diye. Umarım sanatın tarihini oluşturan paydaşlarımız, öncelikle sanatçıların kendileri, galeri ve müze küratörleri, yöneticileri, sanat eğitimcileri, akademisyenler ve koleksiyonerler sadece ‘Uzaktan gelen iki sanatçı var’ derler de bu hem sanat hem sanatçı için var olan görünmezlik sendromunu da ortadan kaldırır.

Yalnız resim sanatının değil sanat, bilim ve diğer tüm alanların ‘cinsiyet eşitliği’ diye bir kaygısı olmuştur. ‘EVET’ ‘kadının yok sayılması en başta gelir!’

Bu konuyla ilgili önemli örnekler için Artemisia Gentileschi’den başlayalım, atlayarak ve çok tanınmışlara dokunarak yanıtlayalım. Camille Claudel, Frida Kahlo, Hannah Höch… Aslında ana durum şu: “İyi kız”  ya da  -ve daha tehlikelisi- “güzel kız” tanımları altında kalanlar, sergi açtırılmayanlar, yapıtları satın alınmayanlar, ‘her başarılı erkeğin arkasında bir kadın olması’ gerekliliği ile desteklenirmiş gibi engellenilenlerle dolu kadınlar o kadar çok ki…

İzlediğimiz filmlerde, dizilerde şöyle bir algı yerleştiriliyor; erkek elinde fırçası kadın ise karşısında poz veren konumda. Bu algıyla ilgili ne düşünüyorsunuz? Erkek çizen, var eden aktif; kadın ise resmedilen ve edilgen bir durumda. Bu nasıl değiştirilebilir?

Yakında bir yerlerde, kadın elinde fırçası erkek ise karşısında poz veren konumunda karikatürler yapacaktır dünya! Ancak bu poz verişlerde en önemli şey; o poz veren olmadan da olmayacağı bilinci ve saygısında olan sanatçı/insan doğduğunda ortaya çıkacaktır.

Bu tespit ettiğimiz yanlışlıklar demokrasi ve insan hakları mücadelesiyle birlikte düşünülmeden çözülemez. Toplumsal cinsiyet eşitliği ‘kadınların ve erkeklerin toplumsal yaşamın her alanında eşit katılımları’ ile oluşabilir. Her alanda, örneğin siyasette hâlâ sayısal eşitlik ve kotadan söz ediyorsanız; eşitlikten söz etmiyorsunuz demektir. Eşitlik bir cinsiyet konusu değil, bireyin cinsellik ve yaşama biçimi kararları ve tüm bireysel haklarına karşı duyarlılık göstermektir. Eşitlik, çalışma hayatında, iş tecrübesinde, yetki ve sorumlulukların dağılımında, ekonomik paylaşımda ki adalette, kişinin cinsiyetine bakılmaksızın değerlendirilen liyakat, hak ediş olmalıdır. Eşitlik şehirde, kırsalda, ailede, topluluklarda, işte, yuvada, meslekte ve en önemlisi düşüncede, üretimde, seçimde, ekonomide, vb. her alan ve durumda var olmalıdır.

Nasıl değiştirilir? Önce ‘yalan’ın ortadan kalkması gerekir. Çünkü okumuşlar arasında kadın hak ve özgürlüklerine saygı göstermeyenler oldukça -ki saygı gösterirmiş gibi konuşan saygısızlar daha tehlikeli – tüm mücadelelerde olduğu gibi sonuç almak yavaş yavaş olacaktır. İnsanın tarihi kısa, insanlığın tarihi uzundur. Kadın hak ve özgürlükleri, daha doğrusu cinsiyet hak ve özgürlükleri mücadelesi de böyle yürüyecektir.

“Hayat biri olmadan diğerinin olmadığı bir yolculuktur” diyorsunuz. Kadın ve erkeği hayat nerede ayırıyor? Ya da şöyle de sorabilirim; kim ayrıştırdı kadın ve erkeği?

Kadın ve erkeği hayat galiba Adem’in kaburgasından doğarken ayırdı. Oysa Athena Zeus’un kafasından doğmuştu, Aphrodithe bir köpükten doğmuş kendi başına bir sahile ulaşmıştı. Tüm insanlığın iyiliği Kubaba’ya emanet edilmişti ve Kibele doğaya saygılı, hâkim ve bereketi getirendi…

Gerçekten de ‘hayat birinin olmadan diğerinin olmadığı bir yolculuk.’ O nedenle kimin, ne zaman ayrıştırdığı kadar önemli soru şu: “Kim, nasıl, ne zaman düzeltecek?” İki dersi de çalışmak gerekir.

İcra ettiğiniz sanat bağlamında yanıt verirseniz eğer, kendinizi engellenmiş, gölgede bırakılmış hissettiniz mi hiç?

Hayır. Kendimi çocukluğum, ilk gençlik ve olgunluk yıllarım boyunca ailemde ve sosyal çevremde hiç engellenmiş hissetmedim. Üstelik iyi bir okur, bilinçli ve aktif bir bireydim. Ama yaklaşık üç yıl önce öyle bir şey geçirdim ki tüm hayatıma tekrar baktım. O zaman anladım ki benim çoktan bir gözlüğe ihtiyacım varmış. Evet, sorunuza şöyle cevap vereyim: Şimdi, bugün, engellenmiş ve gölgede bırakılmış olduğumu hissediyorum. Çünkü artık gölgede bir ışık yandı… Işık kaynağı arttıkça gölgeler ortadan kalkar.

Hülya Hanım, bu noktada dikkat çeken bir seminerinize gelmek istiyorum: Erkek Sanatçıların Gölgesinde Ömür Geçiren Kadın Sanatçılar. Bu seminerle ilgili fikir nasıl ortaya çıktı, bizimle paylaşır mısınız?

Bu seminer dizisi, KeyifKurdu Gezi Kulübü’nden profesyonel rehber, akademisyen, değerli Mansur Karakoç ile yaptığımız etkinlikleri tasarlarken benden çıktı.

KeyifKurdu Gezi Kulübü tarih, sanat, arkeoloji, felsefe, seyahat, sinema, müzik, tiyatro, modern sanat, edebiyat, fotoğraf gibi farklı alanlara ilgi duyan, merak eden kişilerin oluşturduğu bir bilgi ve keyif platformu. Gezmeyi, yemeyi, sanatı seven, kıymet veren seçkin bir üye kitlesine sahip. Biz de birlikte sık sık sanat tarihi ve gastronomiyi, kültürü içeren seminerler, geziler yapıyoruz.

Benim hem sanatçı hem hoca hem gezgin hem sanat tarihi merakım hem de multidisipliner yaklaşımım projelere açık olmamı geliştiriyor.

2022 yılında ‘8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ bağlamında Mine Sanat Galerisi ve Miss Dalida işbirliğinde çok sayıda kadın sanatçıyla bir toplantı, dokümantasyonlu bir içerik ve sergi düzenlemiştik. Ben moderatörlüğünü ve yürüyüşün neferliğini yapmıştım. Kadın olmak, sanatçı olmak ve Türkiye’de ‘Kadın Sanatçı Olarak Var Olmak’ üzerine iki yılı bulan bir çalışma yapmıştık.

Sanırım bu birikimler ve işbirliği sonucu -ben de bilmiyorum- ortaya çıkıverdi.

Seminerinizde hangi kadınların ve onları gölgede bırakan erkeklerin hikâyelerini anlatıyorsunuz?

Bu üç seminerden oluşan bir dizi. Daha da geliştirilerek artırılabilir. “Venüs ve Ay” Camille Claudel & Rodin, Pablo Picasso & Françoise  Gilot, Robert Delanuay &  Sonia Delanuay Terk, Hans Arp & Sophie Taeuber Arp, Raoul Hausmann & Hannah Höch gibi aynı disiplinde olan sanatçı birlikteliğini; “Venüs ve Dünya” Salvador Dali &Gala Éluard Dalí,  John Lennon &Yoko Ono, Pablo Picasso & Dora Maar,  Alfred Stieglitz & Georgia O’Keeffe, Benjemin Péret & Remedios Varo  Uranga gibi farklı disiplinlerdeki birliktelikleri; “Venüs ve Mars” Diego Rivera & Frida Kahlo, Cristo & Jeanne Claude, Hugo Ball  & Emmy Hennings, Aleksander Rodchenko & Varvara Stepanova,  Mikhail Fyodorovich Larionov & Natalia Sergeevna  Goncharova, Ulay & Marina Abromoviç gibi fırtınalı birliktelikleri ele alıyor.

29 Ocak, 5 ve 12 Şubat 2024 Pazartesi akşamları, 20.30’da, Zoom üzerinden gerçekleşecek seminerlere katılım, detaylar ve kayıt için www.keyifkurdu.com adresini ziyaret edebilir sevgili okurlarımız.

Gölgeden aydınlığa, güneşe çıkan kadınların motivasyonu neydi sizce?

Gölgeden aydınlığa tüm alanlarda olduğu gibi tutkuyla, üreterek, direnerek çıkılır.

Kadınların sanat tarihinde hak ettikleri konumu almaları, her dönemde karşı cins tarafından engellenmiştir. Kadınların sanat dallarında daha aktif rol üstlenmeleri ve erkek sanatçılar ile rekabet edebilmeleri ancak 20’nci yüzyılda gerçekleşmeye başlamıştır. 1940’lı yıllarda vatandaşlık haklarının şekillenmesi, 1950’li yıllarda eğitim koşullarının daha demokratik hale getirilmesi, 1960’lı yıllarda kadınların yaratıcılık adına yaptıkları yatırımlar ve feminizm hareketlerinin yaygınlaşması, kadınların sanatta söz sahibi olmalarında önemli adımlar olduğuna dair birçok saptama yapılmış, bilimsel makale verilmiş, kitaplar yazılmıştır.

Görüldüğü gibi biri olmadan diğeri olamıyor. Tutku ve üretimle yapılan mücadele, öncelikle sanatçının tüm paydaşlarıyla sonra tüm toplumsal dayanışmayla birlikte olur. Motivasyon her kıvılcımda yakalanmalı ve elden bırakılmamalıdır.

Sohbetimizi gölgede kalmış olan tüm kadınlara mesajınızla tamamlayalım, neler söylemek istersiniz?

Akademide okurken bizim atölyemizde mesleğimizle ilgili bir yazı asılıydı: “Desen çizin, desen çizin ve yine yalnız desen çizin, Tintoretto”

Sanatçılara derim ki: “Sanat yapın, sanat yapın ve yine yalnız sanat yapın.” Sanat ortamının paydaşlarına ve sosyal sorumlulukları üzerine alan resmi ya da özel tüm kurum ve kişilere derim ki: “Sanatı ve sanatçıyı görün, sanatı ve sanatçıyı görün ve yine sanata ve sanatçıya destek verin.”

Çok teşekkür ederim. Bu röportaj için sizlere, okuyuculara, sanatçı ve sanatseverlere, sanatçı adaylarına herkese derin saygılarımla…

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER