Osmanlı ve Cumhuriyet’teki kadının izi Kuytu’da

Kadın her dönem renkli bir dünyaya, estetik ruha, zarafete ve detaycı bir bakış açısına sahip. Osmanlı dönemi ve Cumhuriyet’in ilk yıllarının sosyokültürel yaşamında iz bırakan kadınların bakış açısıyla ortaya çıkan eserleri, ‘Kuytu’ sergisinde 30 Haziran’a kadar görebilirsiniz. Tanzimat döneminin önemli kadın şairlerinden İhsan Raif Hanım’ın doğup büyüdüğü, şiirlerine ilham veren Taş Konak’taki serginin küratörlüğünü tasarım ve mozaik sanatçısı Meyçem Ezengin üstlendi. Biz de Kuytu sergisinin hikâyesini Meyçem Ezengin’den dinledik.

 

Kalyon Kültür, dijital sanat üzerine yaptığı sergi serilerinin ardından rotasını geleneksel sanata çeviriyor. ‘Kuytu’nun hikâyesi nasıl başladı, sizden dinleyelim mi?

Kalyon Kültür, sanatı hayatın bir parçası yapmak ve toplumun her kesimine hitap etmek üzere farklı sanat dallarına ev sahipliği yapıyor. Dönemsel olarak geleneksel ya da dijital, farklı sergi ve etkinlikler sanatseverlerle buluşuyor.

Mart ayında hem ‘Kadınlar Günü’nün kutlanması hem de Kalyon Kültür’ün kuruluş yıldönümü olması, 17’nci yüzyıldan 20’nci yüzyıla kadın zarafetinin hâkim olduğu ‘Kuytu’nun hikâyesinin başlangıcı oldu.

Kalyon Kültür’ün hem bu iki özel gün sebebiyle ‘kadın’ temalı bir sergiye ev sahipliği yapma isteği hem de Kalyon Kültür’ün hizmet verdiği Taş Konak’ın özgün mimarisi ve hikâyesiyle uyumlu bir sergi arayışı, koleksiyoner Yusuf İyilik ile yolların kesişmesini sağladı ve ‘Kuytu’ böylece şekillenmeye başladı.

Sosyokültürel yaşamı yansıtan ve gün yüzüne çıkmamış objelerden oluşan ‘Kuytu’da hangi dönemlerden parçalar yer alıyor? Hangi dönemler yoğunlukta?

17’nci yüzyıldan 20’nci yüzyıla ait eserlerden oluşan sergi, 17’nci yüzyıla ait iki adet çatma kumaşı olarak anılan dokumalarla başlıyor.

Çatmalar, sadece Osmanlı saray tezgâhlarında dokunan bir kumaş ve o dönemde bu kumaşı saray dışında dokumak ve satmak yasak. Kadifenin özel bir çeşidi olan çatma, ipek ve keten ipliklerle çok sağlam dokunmuş bir kumaş. Çatma, dokunduğu yere göre Üsküdar, Selimiye çatması, Bilecik çatması, Bursa çatması isimlerini alır. Bunların III. Ahmed döneminde dokunanlarına ‘Ahmediye’ denir. Günde sekiz santimetre dokunan çok kıymetli bir kumaştır ve çiçek desenli motifler çok işlenmiştir. Desenlerdeki diğer bir özellik ise figürsüz oluşlarıdır. 16’ncı yüzyıldan sonra çatma desenleri tamamen kendine has süsleme motifleriyle diğer ülke kumaş desenlerini etkilemiştir. Lale Devri’nde en değerli elbiselik kumaşların çatma kumaşlardan yapıldığını görürüz. Çatmalarda kullanılan renklerdeki çeşitlilik ve canlılık dikkat çekicidir. Güvezi denilen koyu kırmızı başta olmak üzere fildişi ve yeşil tonları olmak üzere en fazla üç renk kullanıldığını görüyoruz. Çatmaların zemini çoğunlukla krem, açık sarı, desen ise sarı-yeşil veya kırmızı- yeşil kadife ile dokunur. Detaylarda ise kırmızı veya yeşil kadife kullanılmıştır. Çatma dokumalar giysilerde ve döşemelik olarak kullanılmasının yanı sıra yastık yüzleri olarak da görülür.

 

Selimiye kumaşlarının ilk üretiminin Üsküdar Ayazma Cami avlusundaki vakıf olarak kurulan dokuma atölyelerindeki tezgâhlarda başladığı bilinmektedir.

Sergide yer alan iki çatma dokumamız da kırmızı renkte, sedir yastığı örneklerindendir.

Seçkiyi hazırlarken 17’nci yüzyıldan sonra her döneme değinmeye çalıştık.

18’inci yüzyıla ait yaklaşık iki yüz yıllık bir Şehzade Cüz’ü ve birinci baskı bir fildişi ciltli Tevrat da yer alıyor. Şehzade Cüz’ü Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin talebesi saray hattatı Muhsinzade Abdullah Efendi’ye ait. Muhteşem bir el yazması, tezhibi de yine saray nakkaş hanesinde yapılmış. Sergide yine 18’inci yüzyıla ait gelin bohçaları ve çok nadide bir eser olan kadife üzeri dival işlemeli kapaklı gelin aynası yer almaktadır.  Öte yandan 19’uncu ve 20’nci yüzyıla ait kıyafetler, takılar, aksesuarlar, çantalar gibi birbirinden güzel eserleri sergimizde görmek mümkün.

Osmanlı döneminden Cumhuriyet’in ilk yıllarına uzanan değişimle doğu ve batının kültürel sentezine de tanıklık ediyoruz. Dönemsel değişim anlamında ilgi çekici objeler hangileridir?

Sözü edilen dönem, uzun, şiddetli ve yıkıcı geçen bir savaş dönemini de kapsıyor. Savaş sonrası bir ülkenin küllerinden doğduğu döneme şahit oluyoruz. Bu dönem pek çok yenilikle de tanıştığımız dönem. Örneğin çorap örme makinesi, ütü sobası, dikiş makineleri devrim niteliğinde gelişmeler. Elle yapılan dikişler artık daha pratik olan makine işine geçiyor. Terzilik mesleği yaygınlaşmaya, kadınlar ev terziliğine başlıyorlar. Elbiselerde dantel kullanılmaya başlandığını görüyoruz. Döpiyes şeklinde iki parçadan oluşan gelinlikler de ilgi çekici ürünler arasında yer alıyor.

Geleneksel kadın başlıkları, kemerler, çantalar, keseler, takılar, el aynaları, köstekli saatler gibi objeler ve eserler yer alıyor. Sergide kaç parça var?

Sergide 1203 parçadan oluşan birçok özel seçki hazırladık.

Sergide yer alan cepkenler önemli bir kültürü yansıtıyor. Üzerlerindeki desen ve işlemelerinin anlamları nelerdir? Daha çok kimler kullanıyor?

Cepkenler, zamanla unutulmaya yüz tutmuş el sanatlarımızdan olan kordon tutturma tekniğiyle süslenmiştir. Kordon tutturma tekniğinin genel özelliği, istenilen işleme uygun birkaç çeşit ipliğin veya altın telin bir araya getirilerek bükülmesinden meydana gelen şeritler olmasıdır. Kordon işi özgün desenlere uygulanabilen nakış tekniği olarak bilinir. İplikler ve kordon, kumaşa tutturulurken sayılarak yapılan işleme teknikleri kadar düzgün görüntü ortaya çıkmaktadır. El nakışıyla yapılmış kordon tutturma örnekleri geleneksel Türk işlemelerinde yoğun kullanılmıştır. Türklerde nakış sanatının en eski ve köklü tekniklerinden biri nakış tekniği olan kordon tutturma tekniği, kullanılacak kumaşın üzerine işlem tekniğine uygun desenin çizilmesiyle hazırlanır. Elde bükülerek oluşturulan altın, gümüş tellerden ve iplikten yapılan kordon desenin şekline göre kumaşa tutturularak işleme tamamlanır.

Cepkenler kullanım alanlarına göre ikiye ayrılır. Günlük hayatta kullanılanlar genelde pazen, basma gibi pamuklu kumaşlardan dikilmiştir. Özel günlerde, bayramlarda, düğünlerde giyilenler ise genellikle ipek kadife, çuha, keçe gibi kumaşlardan yapılanlardır. Her cepken kendi yöresine, etnik kökenine göre motif ve desenler içerir. İşlemenin yoğunluğu ise ailenin zenginliğini gösterir.

Sergide ipek kadife üzerine kordon tutturma tekniği ile işlenmiş cepkenler göreceksiniz. Bunlar 19’uncu ve 20’nci yüzyıla ait Samsun, Ankara Nallıhan, İzmir ve Balıkesir Manas yörelerine ait olan cepken örneklerindendir.

Dünya Kadınlar Günü’nün kutlandığı mart ayında, ilk kadın şairlerimizden İhsan Raif Hanım’ın yaşadığı taş konakta başlayan ‘Kuytu’, kadınların sosyal hayatına dair verdiği önemli ayrıntılarla sanat ve tarihi birleştiriyor. Siz bu ilişkiye nasıl bakıyorsunuz?

Bu ilişkiyi daha iyi anlamak için Kalyon Kültür’ün faaliyet gösterdiği Taş Konak’ın tarihçesinden bahsetmek doğru olacaktır. Taş Konak, II. Abdülhamit tarafından yaptırılarak, 1889 yılının son aylarında konağa ismini verecek olan Mehmet Raif Paşa’ya tahsis edilmiştir. Mehmet Raif Paşa (Köse), Osmanlı Devleti’nin son döneminde valilik, nazırlık, vezirlik, Şûra-yı Devlet Reisliği görevlerinde bulunmuş bir devlet adamıdır (1836, Girit- 1911, İstanbul). Servet Hanım (ö.1913) ve Mehmet Raif Paşa’nın kızı Şair İhsan Raif Hanım (1877, Beyrut – 1926, Paris) farklı dönemlerde bu konakta yaşamıştır. İhsan Raif Hanım hece ölçüsünü kullanan ilk kadın şairimizdir. İhsan Raif Hanım’ın güfte ve bestesi kendisine ait olan 19 eserinin yanı sıra başkaları tarafından bestelenen şiirleri de vardır. Henüz 13 yaşındayken kaleme alarak, üzerinde beste çalışması da yaptığı ‘Kimseye Etmem Şikâyet’ adlı şiiri, daha sonra Kemanî Sarkis Efendi’nin yorumuyla nihavent makamında bestelenerek, Türk Sanat Müziği’nin en önemli klasikleri arasına girmiştir. Taş Konak onun deyimiyle şiirin, musikinin, sanatın beslendiği bir mekândır.

 

Bugüne geldiğimizde ise Kalyon Vakfı, Taş Konak’ı ‘Geçmişe vefa, geleceğe değer’ misyonu kapsamında 2019 yılında restore ediyor, 2020 yılında ise Kalyon Kültür olarak hizmete açıyor. Taş Konak, şair İhsan Raif’in doğup büyüdüğü, şiirlerine ilham veren yer ve her daim sanatçıların buluşma noktası olarak da biliniyor. Böyle bir yapıda tarihimizi, medeniyetimizi, o dönemdeki zarafeti, sanatı gösteren bir koleksiyonun sergilenmiş olması benim için çok anlamlı.

İhsan Raif Hanım’ın hayatı edindiğimiz bilgilere göre zor ve acılı olmuş ama bu süreç onu sanata itmiş ve iz bırakan eserleri bize miras bırakmış. Kalyon Kültür ve Sosyal İşler Komitesi Başkanı Reyhan Kalyoncu, özellikle bir kadın olarak da bu koleksiyon hazırlanırken Şair İhsan Raif Hanım’ı anmak, onun herkes tarafından tanınmasını ve anılmasını arzu etmişti, ben de onun sayesinde tanıdım. Ve hemen koleksiyonumuzu işlerken onu da anabileceğimiz bir seçkiyle konaktaki odalardan birini ona göre dekorlayıp bir seçkiyle sunduk. Ben de Kalyon Kültür’e, Kuytu vesilesi ile İhsan Raif Hanım gibi bir değerimizi bizlere hatırlattığı için teşekkürlerimi sunuyorum.

Kadının sosyal hayatını anlatan etnografik eserler sizin bakışınızla bize ne söylüyor?

Üzerinde farklı medeniyetlerin yaşadığı coğrafyalar, bu medeniyetlerden izler taşıyan, gün yüzüne çıkmamış sanat eserleriyle doludur. Ne mutlu ki Kuytu ile bu eserlerin bir kısmını görme şansımız oldu. Dünyada hayranlık uyandıran Orta Anadolu’dan başlayıp Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kadar içinde nadide örnekleri barındıran bu koleksiyon, Yusuf İyilik’in kurmuş olduğu Enderun Sanat Merkezi’nde restore edildi, Kalyon Kültür’ün destekleriyle de siz sanatseverlerle buluşmasını gün yüzüne çıkmasını sağlandı.

Eserlere baktığımızda kadının her dönem aslında renkli bir dünyaya, estetik ruha, zarafete ve detaycı bir bakış açısına sahip olduğunu görüyoruz. Bugün çok özen göstermeden gündelik hayatta kullandığımız eşyanın, o dönemde estetik bir bakış açısıyla, titiz bir işçilikle ele alınışı bizlere bazı şeyleri sorgulatmıyor değil.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER