Ömrüm yetmez ama hedefim eşitlik süresini kısaltmak

Gülser Hanım sohbetimize hoş geldiniz. Siz, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin küresel olarak ortadan kaldırılması için mücadele eden birisiniz. 16 yıl boyunca UNESCO Cinsiyet Eşitliği Bölümü’nün direktörlüğünü yaptınız. Bu çabalarınızı yorulmadan sürdürüyorsunuz. İlk sorum da şu olsun: ‘Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’ nedir? Neden bunun için bu kadar çaba gösteriyorsunuz?

Hoş bulduk İsmail Bey, nazik davetiniz için teşekkür ederim. Sorunuza cevap vermeden önce, izninizle “Toplumsal cinsiyet nedir?”, onu bir açıklayayım. Cinsiyetin bir biyolojik, bir de toplumsal boyutu var. İngilizce’de iki ayrı terimle ifade edilebiliyor. Birincisi ‘sex’, ikincisi ‘gender’. Türkçe’de bu ayırım çok yakın zamana kadar yapılmadığı için, ikisinin farklı içeriğini cinsiyetin başına ‘toplumsal’ kelimesini getirerek belirtiyoruz.

Biyolojik cinsiyet ikili, kadın ve erkek. Aslında konunun uzmanı hekimler bunun bu kadar net olmadığını söyleyeceklerdir ama bu bağlamda o tartışmaya dokunmak gereksiz. Toplumsal cinsiyet ise çoğul ve çeşitlilik arz eden bir spektrum. Bireylerin cinsel tercihleri ve bunların toplumsal ifadesinden oluşan bir yelpaze. Bu, ikili yani binary cinsiyet kimliğini kabul etmeyen herkese açık bir kategori. Daha da önemlisi bu kimliklerin çıkış noktası toplum. Yani biyolojik ‘Kadın’ ile toplumsal ‘Kadın’ın farklığı. Bir tanesi belli fiziksel özellikler etrafında belirlenmiş bir kimlik, diğeri toplumun değer yargılarını içeren sübjektif yani öznel ve ancak belli bir bağlamda anlam kazanan bir kimlik. Örneğin İran’da kadın dediğiniz zaman ne anlanır, İsveç’te kadın dediğiniz zaman ne akla gelir? Özellikleri, toplumdaki konumları, toplumsal ve bireysel işlevleri, hakları, toplumun onlara atfettiği önyargılar ve kanuni konumları hep aynı kimliğin arkasında. Kadın dedik ya işte o. Ama öyle mi?

Toplumsal cinsiyet eşitliği, bu farklılıkları öne çıkardığı ve bu alandaki eşitsizlikleri gidermek istediği için önemli. Başlangıç noktası kadınlar, çünkü insanlığın yarısından biraz daha fazlasını temsil eden ve sayısal olarak siyasal temsil, ekonomik güç, cinsiyet temelli şiddet ve ücret ve maaş aynılığı gibi kilit konularda eşitlik elde edememiş bir grup. Dört küsur milyar insan. Benim için birinci sırayı işgal ediyorlar. Ama bu LGBTQ kimliklerini ve onların yaşadığı haksızlıklar ve maruz kaldıkları şiddet ve ayırımcılığı göz ardı edelim anlamına gelmiyor.

Toplumsal cinsiyet kavramının güzelliği, yalnızca kadın ve erkekleri değil toplumsal cinsiyet kimliği olan herkesi kapsaması. UNESCO’da 2020’ye kadar direktörlüğünü yaptığım Cinsiyet Eşitliği Bölümü yalnızca kadın hakları için değil bütün toplumsal cinsiyet kimliklerinin haklarını savunmak ve eşitliklerini sağlamak amacıyla etkinlikler düzenlemiş ve girişimlerde bulunmuştu.

Eşitlik konusunda 100 yıldan fazla bir süredir çaba gösteriliyor. Bütün çabalara ve mücadeleye rağmen günümüzde eşitliğin tam anlamıyla gerçekleştiği hiçbir ülke yok. Daha da üzüntü verici olan gerçek, eşitlik konusunda atılan adımlar ve elde edilen haklar çok kolay ve hızla kaybedilebiliyor. Dünya Ekonomik Forumu tarafından yayınlanan ‘2022 Global Gender Gap’ raporu bize durumun ne kadar vahim olduğunu gösteriyor. 2020 raporunda küresel cinsiyet eşitsizliğini kapamak için öngörülen süre 100 sene iken, pandeminin ve küresel krizlerin etkisiyle bu süre 2022’de 132 yıla yükseldi. Bu ilave 32 yıl şu demek: Bir fazla nesil daha eşitsizlikle mücadele etmek zorunda kalacak. Bu arada 132 yıl genel eşitsizlik için. Siyasetteki eşitsizliği kapamak için 155 yıl, ekonomik eşitsizliği yok etmek için 151 yıl gerektiriyor.

Benim gözümde, eşitsizlik sorunu tam ve kesin olarak çözülmedikçe ve kadınlara yüzde 30 siyasal temsil, erkek maaşının yüzde 89’u gibi yapay hedefler sunarak bunlarla yetinmeleri söylendikçe sürdürülebilirlik amacının gerçekleşmesi ve bir ilerleme kaydedilmesi mümkün değil. Ömrüm 132 seneye yetmez tabii ki ama çabam bu süreyi biraz kısaltmak ve her geçen sene daha fazla kadının daha fazla haklar elde ettiğini görmek amaçlı.

Dişi Business Dergisi olarak sürdürülebilir bir dünya hedefiyle yola çıktık. Sürdürülebilir bir toplum da hedeflerimizden biri. Bunun için de 10 Mart’ta Beşiktaş Akatlar Kültür Merkezi’nde toplumsal cinsiyet eşitliği paneli düzenliyoruz. Siz de katılımcılar arasında yer alıyorsunuz. Bu tarz etkinlikler düzenlemenin, toplumsal cinsiyet eşitliği çabasına katkıları neler olur?

Dişi dergisinin 10 Mart’taki etkinliğinin önemi, Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin içeriğini anlaşılır hale getirmesi olacak. Kalkınma veya sürdürülebilirlik denildiği zaman genel olarak akla gelen daha çok ekonomik hedefler. Oysa eğitimden cinsiyet eşitliğine, iklimden enerjiye kadar pek çok sadece ekonomik olmayan hedefler var. Bu tip etkinliklerle yeniden bu konuları gündeme getirmiş oluyoruz.

Bunun dışında toplumsal cinsiyet eşitliği bu hedef kalemlerinin hepsinde yer alan nadir konulardan birisi. Çünkü kadınları içermeyen, onları göz önüne almayan hiçbir girişim olumlu neticelenemez. Dediğim gibi, 4 küsur milyar insan, onlarsız ne ekonomik gelişme, ne kalıcı barış, ne eğitim, ne küresel ısınma çözümü mümkün değil. Derginizin etkinliği bu açıdan çok önemli.

Türkiye’de kadınların haklarını elde etmek amacıyla ortaya koydukları çaba için neler söylersiniz? Bu çabanın içindesiniz ama dışarıdan bakan biri olsanız nasıl değerlendirirsiniz?

Bu soruya Türkiye açısından değil dünya genelinde cevap vereyim. Özellikle İran’da şu anda tanık olduğumuz süreç bunu çok güzel açıklıyor. Demin söylediğim gibi 4 küsur milyar insan, onlarsız bir şey yapmak çok zor ama onlar bir değişim sürecinin önderliğine kalkıştıkları zaman onları durdurmak da çok zor. Şimdiye kadar İran’da çok protesto hareketleri oldu. Pek uzağa gidemediler, çünkü başı çeken ya üniversite öğrencileri ya şehirli bir kitleydi. İlk defa kadınların önderlik ettiği bir hareket söz konusu ve 500’e yakın insan öldü, binlerce kişi gözaltına alındı ama Kadın, Hayat ve Özgürlük hareketi devam ediyor.

Ne zaman kadınlar, “Bu bizim hakkımız, biz bunu talep ediyoruz” derse, onları durdurmak pek kimsenin harcı değil. İran örneğini bırakalım, Amerika’da Anayasa Mahkemesi kürtaj yasaklarına izin verince, en muhafazakâr eyaletlerinden birisi olan Kansas’ta kadınlar kürtajın yasaklanmasını ve eyalet anayasasından çıkarılmasını engellediler.

Bu iki örnek aslında kadın hareketlerinin bir temel sorununu da ortaya koyuyor. Kadınlar bir araya gelseler Arşimet’in manivelası gibi dünyayı yerinden oynatabiliyorlar ama her zaman bir araya gelmeyi kabul etmiyorlar. Çünkü ‘kadınlar’ monolitik bir grup değil. Değişik etnik, renk, sosyo-ekonomik, siyasi görüş, yaş, güç ve engellilik farkları var ve bu farklılıklar ortak çıkarların yanında farklı amaçlar da getiriyor. O durumlarda bütün kadınların aynı hedefler ve sonuçlar etrafında toplanmaları zorlaşıyor ve bu farklılıklar nedeniyle bazen de birbirlerini gereksiz yere engelliyorlar, baltalıyorlar.

Digital Future Society tarafından 2020 yılının teknolojideki 10 kadın liderinden biri seçildiniz. Yapay zekâda cinsiyet eşitsizliğine dikkat çeken çalışmalarınız var.  ‘Yapabilsem, Kızarırdım’ ve ‘Yapay Zekâ ve Cinsiyet Eşitliği’ başlıklı iki raporunuz var. Yapay zekâ ve teknolojideki cinsiyet eşitsizliği problemini okuyucularımız için tanımlar mısınız ve problemin kaynağını paylaşır mısınız?

Araştırmamız aslında kadın-erkek dijital beceri uçurumu üzerineydi başında. Önümüzdeki 10 yıl içinde kadınlar beklenildiği gibi bu konuda daha geri kalırlarsa kendilerini nasıl bir ekonomik gelişme bekliyor idi sorunsalımız. Ama araştırma sürecinde Siri, Cortana, Alexa ve Google Asistan gibi hep kadın sesli ve kadın kimlikli dijital asistanların çok ilginç bir konumu olduğunu fark ettik. Özellikle genç erkekler ile iletişimlerinde maruz kaldıkları kaba ve tacizkâr ifadelere çok uysal ve sakin cevaplar vermeye programlandıklarını fark ettik. Raporun başlığı olan ‘Yapabilsem yüzüm kızarırdı’ cümlesi Siri’ye yöneltilen bir cinsel taciz ifadesine verdiği cevap. Bunun bir açıklaması, Siri’nin verebileceği cevaplar havuzunu programlayan kişilerin 20-28 yaş aralığındaki beyaz veya Asyalı genç erkekler olması. Bu doğru ve geçerli bir gözlem. Öte yandan bu asistanlar yapay zekâ ile oluşturuldukları için sorulan sorular ve kabul gören cevaplar sürekli olarak bu havuzu genişletiyor. Bize başlık teşkil eden cevap aslında milyarlarca soru-cevap denkleminden sonra kalan cümle.

Bu da sorunu çok iyi açıklıyor. Olay sadece programcıların beyaz veya Asyalı genç erkekler olması değil. Kullanıcıların önyargıları da algoritmayı ve cevaplarını etkiliyor. Bunun teknoloji açısından önemli sonuçları var ve ben bu konuda yeni bir proje oluşturuyorum.

Ama toplumsal olarak başka bir sorun söz konusu. Bizim araştırmadaki önemli bulgulardan birisi, her gün dijital asistanına bir şeyler yapmasını emreden ve sinirlenince ona kızgınlığını istediği gibi ifade edebilen genç erkeler, evdeki anne, kız kardeş, eş, kız arkadaşla da aynı şekilde iletişime geçmeye başlıyor. ‘Her’ filmini hatırlarsınız, oradaki romantik yaklaşımı işlevsel hale getirin. Genç adam kız arkadaşının evine gidiyor ve onun niye Siri gibi anlayışlı ve her şeyi mazur gören bir bakış açısı olmadığına şaşırıyor.

Sizce erkekler, hayatlarındaki kadınlara, telefonlarındaki Siri’ye davranabildikleri gibi bir toplum neye benzerdi? Bizim araştırmanın açıkça sormadığı ama temel sorusu buydu.

Amazon’un kullandığı sistemde, veri toplayıp model geliştirme amacıyla geçmişe dönük 10 yıllık öz geçmişler (CV) referans alınmış, sektörde erkeklerin egemen olmasından dolayı yapay zekâ, erkek personelin daha tercih edilir yargısına varıp, cinsiyetçi kararlara sebep olmuştu. 

Yapay zekâ ortamında cinsiyet eşitliğin sağlanması için hangi çalışmalar yapılmalı?

Bu sorunuzun cevabı benim iki yıldır üzerinde çalıştığım bir konu. Amazon örneği gibi pek çok örnek var. Yapay zekâ için şimdi kullanılan paradigma, çok büyük veri setleri (datasets) kullanarak Makine Öğrenimi (Machine Learning) yapılması ve bir sonuca varılması. Buradaki sorun veri setleri. Eğer dünyada toplumsal cinsiyet eşitsizliği varsa, her konuda topladığımız veri tabanları bunu yansıtacaktır. Bundan kaçınmamız mümkün değil. Siri ve Alexa en iyi örnek, olabilecek en geniş veri tabanları var Makine Öğrenimleri için ama geldikleri yer belli.

Şimdiki paradigma veri set temelli Makine Öğrenimi (dataset-based Machine Learning). Benim aklımdaki sorunsal şu: Veri tabanlarındaki önyargıları elimine etmek mümkün olmadığı için yapay zekâyı oturtabileceğimiz yeni bir paradigma düşünebilir miyiz?

Bunu araştırmak için yeni bir think-tank kurdum. İsmi NoBiasAi. Amacı veri tabanı yerine bilgi tabanı koymak ve sadece Machine Learning ile devam etmek yerine Machine Reasoning eklemek denkleme.

Bununla ilgili ilginç girişimlerim ve partnerliklerim var. Türkiye’den de Melek Yatırımcılar ilgi gösterdiler. Bunları toparlayınca ilk derginize ileteceğim.

Yapay zekâdaki algoritmalar cinsiyetin yanında ırk ayrımcılığına da neden oluyor. Bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyiz?

Bir önceki cevabım aslında bunun için de geçerli. ABD’de zenci nüfus aşağı yukarı yüzde 13, hapishane ve hukuk-ceza sistemindeki oranlar yüzde 60’ın biraz üstü. COMPAS diye ceza verme konusunda hâkimlere yardımcı olacak bir yapay zekâ algoritması, aynen Amazon’un İK algoritması gibi zenciler aleyhine fikir beyan etmiş. Sorun veri tabanı. Kadınlardan farkı burada istatistik önlemler biraz daha mümkün ama sistemik olarak sorun aynı.

Son sorumuz da yeni görevinize ilişkin olsun. Birleşmiş Milletler’de (BM) yeni bir görev aldınız. Görevinizi, içeriğini ve önemini bizimle paylaşır mısınız?

BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin geliştirilmeleri ve uygulamaları için Uzman Heyetleri oluşturdu. Bu hedeflerden biri de Enerji ki bildiğiniz gibi bu 7’nci hedef.

2021 yılının başında enerjiye odaklanan Uzman Heyeti’ne katılmam için bir davet aldım ve bu daveti kabul ettim. Uzman Heyeti’nin başkanları Norveç Dışişleri Bakanlığı ve küresel bir sivil toplum örgütü (ENERGİA). Heyet üyeleri dünyanın değişik ülkelerinden gelen 20’ye yakın uzman.

Enerji konusu hem kendi içinde çok önemli hem de diğer hedeflerle çakıştığı alanlarda. Çünkü enerji yalnız Sürdürülebilir Kalkınma için değil aynı zamanda Paris Anlaşması’nın uygulanması için de gerekli.

Uzman Heyet enerji konusunda BM tarafından hazırlanan bütün raporların ve dokümanların içerikleri ve  tavsiyelerini inceleme ve değerlendirmeden sorumlu. Düzenli olarak hem sanal olarak hem fiili toplantılarda bir araya geliyoruz. Fiili olarak Nisan 2022’de Oslo’da, Temmuz 2022’de New York’ta toplandık. Bu kadar önemli bir konuda dünya çapında uzmanlarla bir araya gelmek hem çok eğitici hem de gurur verici bir görev benim için.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER