No uterus No opinion

AYLİN LÖLE
Latest posts by AYLİN LÖLE (see all)

Friends dizisinin meşhur karakteri, Jennifer Aniston’ın canlandırdığı Rachel Green tarafından dile getirilen efsanevi cümle: No uterus, No opinion.

Anlamı, “Rahmin yoksa, konuşma” gibi olsa da aslında çok daha fazlası. Sadece kürtaj karşıtlarına değil mansplaining yapanlara da verilen en kestirme cevaplardan biri. Kimi zaman ‘trans dışlayıcı’ olduğundan dolayı eleştirilse de bu yazının başlığının olması, ikili cinsiyet sistemini dayatmak ya da biyolojik bir ‘sahip olma’ halinden daha fazlası aslında. 

Hiç tecavüze uğramamış (evlilik içi dahil), hiç zorla ya da çocuk yaşta evlendirilmemiş, ensest saldırıda ‘hayatta kalan’ olmamışların, ‘stealthing’e (Partnerin, karşı tarafın onayını almadan kondomunu çıkartması) maruz kalmamışların her konuda fütursuzca ‘fikir beyan etmeleri’, sadece toplumsal cinsiyet eşitliği adına değil temel insan hakları adına da zorlukla ve mücadeleyle kazanılan hakların üzerinde hâlâ tehdit oluşturmaya devam ediyor.  

Hatırlayalım; Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi, pandeminin bir sonucu olarak aile içi şiddet, çocuk evlilikleri, insan ticareti, cinsel sömürü ve istismarda küresel bir artış olduğuna daha geçtiğimiz yıl dikkat çekmişti. 

Tüm dünyada bu acımasız gerçekler söz konusuyken, hâlâ kadınlar sağlık hizmetlerine rahat, güvenli ve eşit bir şekilde erişemiyorken, onların sağlığını hiçe sayacak ‘bazı’ kararlar, bazı ‘politik’ oyunların objesi olabiliyor. 

Üstelik, neredeyse 50 yıl önce kazanılmış temel hakların kaybedilmesi pahasına. 

Hepinizin malumu. Geçtiğimiz ay, ABD Yüksek Mahkemesi, ülke genelinde kürtaj hakkını anayasal olarak garanti altına alan 1973 tarihli Roe v. Wade kararını iptal etti. Bu mevzu nedir diye merak edenler, Yapı Kredi Kurumsal İletişim Direktörü Arda Öztaşkın’ın kaleme aldığı ‘Özgürlük ve tercihler ekseninde yaşam’ yazısını okuyabilir. Zira, Öztaşkın, öyle güzel, öyle incelikli kaleme almış ki, “Temel insan hakkı nedir?” sorusuna da çok güzel cevap veriyor.

Çünkü dönüp dolaşıp, asıl odaklanmamız gereken yeri kaçırıyoruz: “Temel insan hakkı.”

Hafızalarımızı birazcık yoklayalım: Romanya’nın diktatörü Nikolay Çavuşesku, 1966’da iktidara geldikten bir yıl sonra “Fetüs tüm toplumun malıdır” diyerek kürtajı yasaklamıştı. İktidarı boyunca, her hamile kadın doğurmaya zorlandığı için hem kadın ölümleri hem bebek ölümleri arttı. Sadece Romanya’da 1965 ile 1989 arasında 9.000’den fazla kadının yasadışı kürtajdan kaynaklanan komplikasyonlar nedeniyle hayatını kaybettiği kaydediliyor.

Bu tabii ki Romanya’ya özgü bir durum değil. Dünyada da sonuçlar değişmiyor. 

Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği’nin (TJOD) internet sitesinde, “Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’nün hesaplamalarına göre dünyada her yıl 210 milyon civarında gebelik meydana geliyor ve bunların üçte biri istenmeden oluşmaktadır. Dünyada meydana gelen gebeliklerin 46 milyonu isteyerek düşükle sonlanmaktadır. Yasaklamalar nedeniyle düşüklerin 19 milyonu güvenli olmayan koşullarda gerçekleşmektedir. Güvenli olmayan düşüklere bağlı olarak dünyada her 8 dakikada bir kadın ölmektedir. Güvenli olmayan düşükler dünyadaki anne ölümlerinin yüzde 13’üne, her yıl 68 bin kadının ölümüne ve 5.3 milyon kadının hastalık ve sakatlığına neden olmaktadır (WHO-2007)” bilgisine yer veriliyor. 

Yani yasak değil, ihtiyacımız olan toplumsal cinsiyet eşitliği, cinsel sağlık eğitimi, kapsayıcı sağlık hizmetleri ve erişilebilir korunma yöntemleri.

Şimdi gelelim asıl bu yazının konusuna.

Amerika’da bu gelişmeler yaşanırken, yani ortalık kalkıp koparken -ki fırtına dindikten sonra çıkıp konuşmak kolay- ABD orijinli bazı şirketler kürtaja ihtiyacı olan çalışanlarının seyahat masraflarını karşılayacağını duyurdu. 

Kürtaj yaptırmak isteyen milyonlarca insan yakında prosedüre erişmek için eyalet sınırlarını geçmek zorunda kalabilir ve bu da zaten genellikle pahalı olan sağlık hizmetinin maliyetine ek yük getireceği anlamına geliyor.

Çoğu kişi için, işverenlerin sosyal yardım paketleri, kürtaj için para almalarının tek yolu olabilir. Önde gelen bu şirketler, kürtaj hakkını kısıtlayan 13 eyaletteki personele genişletilmiş yardım sunacağını açıkladı.

Listede kimlerin olduğuna bakacak olursak… 

New York Times’ın açıkladığı listede Accenture, Adobe, Airbnb, Bank of America, Box, BuzzFeed, Civitech, Conde Nast, Dick’s Sporting Goods, Disney, DoorDash, Douglas Elliman, Expedia, Google, H&M, Impossible Foods, Intuit, Johnson&Johnson, JPMorgan Chase, Levi Strauss, Lyft, Match Group, Meta, Microsoft, Netflix, Nike, Nordstorm, Open Sea, Patagonia, PayPal, PwC, Reddit, Salesforce, Starbucks, Tesla, Uber, Vox Media, Warner Brothers, Wells Fargo, Yelp ve Zillow yer alıyor.

Alınan karara karşı gösterilen tepkiler de bu karara karşı çalışanlarının yanında olacağını açıklayan şirketler de her geçen gün artıyor. 

Böylesine keskin bir konuda -kabul edelim bu konu ne yazık ki hala bir tabu- ‘politik sevimlilik’ yerine, tavrını ‘insandan yana’ alma Amerika gibi ‘özgürlüklerin ülkesi’nde bile her zaman kolay olamıyor. 

Ama markaları da politikacılardan daha çok sevilir ve ‘uzun ömürlü kılan’, bu tavırları oluyor.

Sürdürülebilirlik, adil ticaret, eşit işe eşit ücret, her türlü ayrımcılıkla mücadele konusunda ilkeli ve samimi adımlar atanlar, iktidarların dümen suyuna gitmek ya da fırtına dinene kadar ‘kuytuda beklemek’ yerine aksiyon alanlar, yani odağına ‘insanı’ koyanlar, her zaman kazanıyor. 

Oxfam’ın 2022 Eşitsizlik Öldürür raporunda yer alan Profesör Darrick Hamilton’ın sözünü hatırlayarak bu aya veda edelim: “Irkçılık, cinsiyetçilik ve diğer akımlar sadece akıldışı önyargılar değil aksine bazı insanlara diğerleri pahasına fayda sağlayan, uzun kaldıraçlı stratejik sömürü ve para koparma mekanizmalarıdır.”

Bu hiç şaşmıyor, öyle değil mi? 

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER