Müsamereye sığmayacak kadar büyüktü dansları

Zamane Hadsizi sayfalarımızın bu sayısında birden fazla kadını ağırlıyoruz bu kez. Her birisi de haddini aşmış kadınlar. Bir lise projesi olarak ortaya çıkan dans gösterisi, müsamere sınırlarını ilk günden itibaren aştı ve şu anda binlerce kişi tarafından izlenen büyük bir projeye dönüştü. Bu ayki konuklarımız Açı Lisesi Kadın Dans Tiyatrosu ekibi. Yola nasıl çıktıklarını ve nereye vardıklarını konuşacağız. İlk olarak Açı Lisesi Sosyal Sorumluluk Sanat ve Kulüp Koordinatörü Neşe Oğuzsoy’la başlamak istiyorum. Neşe Hanım, projenin nasıl ortaya çıktığını bizimle paylaşır mısınız?

Neşe Oğuzsoy: Bu projenin bizim için önemi ve diğerlerinden farkını vurgulamak istiyorum. Okulumuzda bir departman var. Buna ALE deniyor; Açı Learning Experiences. Bunun içinde iki tane farklı alan var, biri kulüpler biri sosyal sorumluluk projeleri. Aslında kulüpler dans, müzik, teknoloji kulüpleri gibi yaklaşık 40 seçenekten oluşan ve çocukların mesleki gelişimlerini, kendi gelişimlerini keşfetmelerini sağlayacak olan seçeneklerden oluşuyor. Aynı zamanda bu kulüpler, okulu temsil eden yarışmalara giden, münazara gibi kulüpler. Sosyal sorumluluk projeleri de aklınıza gelebilecek her alanda; yaşlılar, hayvanlar, zihni farklı bireyler gibi her alanda projeler. Şimdi bundan 5 sene önce gelip, “Biz dans kulübüyüz ve yapabileceğimiz şey, çıkıp velilere bir gösteri yapmak. Ama biz başka bir şey yapmak istiyoruz ve bu ikisini birleştirecek bir etki yaratmak istiyoruz” dediler. Bu projenin diğerlerinden farkı bu. Aslında bir kulüp, yani kendilerini geliştirecekleri ve okulu sanatsal olarak temsil edebilecekleri bir kulüp. Ama bu kulübü o kadar geliştirdiler ki bu bir sosyal sorumluluk projesine dönüştü. Dans ederek kadınların sesi oldular. Bir sosyal sorumluluk projesinin sesini, oradaki karakterleri sahneye taşıyarak çok büyük bir etki yaratıp kendilerini geliştirdikleri bir alanı, savundukları dava uğruna bir sosyal katkıya çevirdiler. Bizim için projenin en büyük farkı bu. 

Projenin finansmanında  zorluklar yaşadınız mı?

Neşe Oğuzsoy: Çok yaşadık. Çünkü sponsor bulmak ilk başta hiç kolay olmadı. “Bizim bir dans gösterimiz var” diye gidip anlatsak bile herkes bize bir lise müsameresi gözüyle baktı başlarda. O yüzden de sponsorluk dosyaları, bizim ilk gösterimizi velilerimizin katkısıyla yaptıktan sonra insanları inandırmaya başladı. İlkine kimse inanmadı. Hâlâ da gösterilerimizde Açı Lisesi yazdığı için, insanların önyargılı olduğunu ve ‘Bu bir lise dans grubu’ diye bir müsamereye geldiklerini zannederek geldiklerini görüyorum. Ama herkes, ‘Ben çok profesyonel bir şey izledim, bu hiç lise olamaz’ diye çıkıyor bu performanstan. Dolayısıyla en çok bu noktada zorlandık. Gösteriyi izleyenler, sonrasında hep bize sponsor olmak istedi, artık çark kendi dönmeye başladı. 

Son gösteri Lütfi Kırdar’daydı ve gördüğüm kadarıyla salon fuldü. Salonda kaç kişi vardı?

Neşe Oğuzsoy: 1.300 bilet satışı oldu, onun dışında da o gece spontane gelenler oldu ve oradan elimizdeki bütün boş biletleri alanlar oldu. Yani bizim tahminimiz 1.500-1.600 kişi seyretti. 

Ne kadar bir gelir elde edildi ve bağışlandı?

Neşe Oğuzsoy: 100 bin liranın üzerinde bir gelir elde ettik. Bu gelir de nereye gidecek, ben onu ifade edeyim, önemli. Her performansımızda başka bir kadın derneğine katkı sağlamaya çalıştık. İşte TOÇEV için yaptığımızda üniversiteli kızların bursuna, Rotary Kulübü’yle birlikte yaptığımızda Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı’na (KEDV), işte Türk Eğitim Vakfı’na (TEV)… Bu sefer de Türkiye Yardım Sevenler Derneği (TYSD) Bakırköy Şubesi, Bakırköy’de bir fon kurdu, Kadın ve Çocuk Güvende Fonu. Bu fon altında, şiddet görmüş kadın ve çocukların adreslerine birebir ulaşılarak bu insanların geçimi, oradaki çocukların okutulması ve onların korunması için gereken finansal kaynağa bu gösteri yardımcı olacak. 

Neşe Hanım size teşekkür ediyorum. İzninizle projenin kahramanlarına sözü vereyim. Daila, senin sahnedeki görevinle başlayalım. Nasıl bir performans sergiliyorsun? 

Proje Başkanı Daila Çeliktaş: Ben oyunda kadın rolünü temsil ediyorum. Bütün kadınların iç sesiyim, bütün kadınların ortak çektiği o acıyı seyircilere iletmeye yardımcı oluyorum. Rolüm genel olarak bu. Spesifik olarak bir kadın değil ama bütün kadınların hani içinde bulunan acıyı oynuyorum ve bunu seyircilere ulaştırıyorum. 

Projeye başkanlık edenlerden biri de Kına. Sen neler yapıyorsun oyunda?

Proje Başkanı Kına Akbaş: Ben Leslie karakterini canlandırıyorum. Leslie, Harvard mezunu, eğitimli, çok yüksek statüden bir kadın. Ve eşinden, hatta şiddet başladığında eşi de değil aslında, nişanlısından şiddet görüyor ve evlilikleri boyunca bu devam ediyor. Ama sonra Leslie eşinden boşanmayı başarıyor ve kişisel gelişime yöneliyor, kitap yazıyor, TEDx konuşmaları var. Yani o, toplumda herkesin şiddet görebildiğini, yüksek statüdeki beklemediğimiz eğitimli, maddi durumu iyi olan kadınların da şiddete maruz kalabildiğini gösteren bir kadın. 

Türkiye’de de çok farklı değil aslında bakacak olursanız. Burada kadınların statüsünden ziyade karşılaştıkları erkeklerin ilkelliğiyle alakalı bir şey bu. Bir de, eğitimle giderilen bir şey olmadığını hepimiz biliyoruz. Nice doktor arkadaşlarım var şiddet gördüğü için eşinden ayrılmış, eşi profesör… 

Proje Başkanı Kına Akbaş: Leslie’yi seçme nedenimiz de o. Yani bu bir coğrafya, bir eğitim, bir statü sorunu değil. 

Nehir’e dönmek istiyorum. Sen sahnede kime hayat veriyorsun?

Dansçı Nehir Gür: Ben Nada’yı canlandırıyorum. Nada, Yemen’de yaşıyor, 11 yaşında bir kız çocuğu. Küçük yaşta evlendirilmeye çalışılıyor ve bu yüzden evden kaçıyor, amcasından yardım istiyor. Sonra amcası tutuklanıyor, bunlarla mücadele ediyor. En sonunda gazetecilerle konuşmaya karar veriyor, haberleri çıkıyor, sesini duyurmaya çalışıyor. Ve sonunda da kurtuluyor, bütün dünyaya sesini duyuruyor ve kurtulmayı başarıyor. Evlendirilmiyor. 

Oyunda ülkemizden de bir şiddet örneği var. Onu da Defne canlandırıyor. 

Dansçı Defne Paker: Ben de Ayşe karakterini oynuyorum. Ayşe, Türkiye’deki birçok kişinin tanıdığı bir isim. O da kocası tarafından şiddet görüyor, 3 tane kızı var, hem onları hem de kendisini korumak için elinden gelen her şeyi yapmaya çalışıyor fakat Ayşe o kadar şanslı olamıyor. 

Diğer iki karakter gibi şanslı değil, öldürülüyor çünkü. 

Dansçı Defne Paker: Evet, boşandıktan sonra kocası hapse atılıyor. Koruma ve uzaklaştırma kanunu onu korumuyor, hapse atıldıktan birkaç gün sonra hapisten çıkartılıyor ve Ayşe’yi öldürüyor kocası. 

Dördünüze de sorayım bu soruyu. Geçtiğimiz seneye kadar İstanbul Sözleşmesi isimli bir kanun vardı ama maalesef İstanbul Sözleşmesi iptal edildi. Şiddetle her an burun buruna olmak nasıl bir his sizler için?

Nehir Gür: Bir kadın olarak dışarı çıktığım her saniye korku içinde bir şey olacak mı diye bir düşünceyle gezmek ya da özellikle geç saatte dışarı çıktığımda mesela rahat bir şekilde gezememek iğrenç bir his. 

Daila Çeliktaş: Sadece dışarı çıkmakla alakası yok, yani sosyal medyada da çok başımıza geliyor. Sosyal medyada, evde otururken, televizyondaki reklamlardan, herhangi bir yerden şiddet her an yanı başımızda olabilir. O yüzden bu korkunç bir durum ve bence herkesin bu konu hakkında eğitilmesi gerekiyor. En azından bilinçlenmesi gerekiyor ki bununla mücadele edilebilsin. 

Kına Akbaş: Kanunlara bile güvenemediğimiz bir ortamda olmak, Nehir’in de Daila’nın da dediği gibi hep bir tehlike altında olmak yani hep güvensizlik hissi çok zor bir şey başa çıkmak için. Şiddet o kadar büyük ve zor bir konu ki direkt olarak görmeyince, kendini eğitmeyince anlaması kavraması çok zor. Biz gösteri için araştırma yaparken aslında ne kadar genel bir şey olduğunu, ne kadar bize de olabileceğini gördük. Çok önemli bir şey kendini eğitmek, olası bir şey olduğunu kabullenmek. Kabullenmekten kastım tabii ki sesimizi çıkarmamak değil, olayı kavramak. 

Defne Paker: Hepsine katılıyorum ve İstanbul Sözleşmesi sadece kadınları koruyan bir şey de değil. Kendini koruyamayan herkesi koruyacak bir kanun. O yüzden yürürlükte olması gerekiyor ve olması gerçekten çok önemli. 

Çok teşekkür ediyorum sizlere. Yönetmen ve Koreograf İlayda Hanım’a geçmek istiyorum. Neden kadına şiddet konusunu seçtiniz, koreografiyi nasıl oluşturdunuz, elinizdeki malzemeler neydi?

Yönetmen ve Koreograf İlayda Özne Ertay: İstanbul Teknik Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Dans Bölümü mezunuyum. İlk amacımız bir sosyal sorumluluk projesi olmaktı, bir yere dokunabilmekti. Ve önümüzde sosyal sorumluluklarla ilgili bir sürü neden var veya bir sürü seçenek. Hayvan haklarını yapabilirdik, lösemili çocukları yapabilirdik… Ancak kadına şiddet öyle bir şey ki, mesela hayvan haklarıyla ilgili bir şeyi insanlar görebilir ancak hissedemeyebilir bir hayvanla yaşamıyorsa. Veya tam empatiyi kuramayabilir veya kanser birinin başına gelince farkına varıyoruz, evet, var ama başımıza gelince farkına varıyoruz. Kadına şiddet illa başımıza gelince değil, yani benim başıma gelmezse annemin başına geliyor, komşumun başına geliyor, öğrencimin başına geliyor, arkadaşımın başına geliyor veya bir kadın olmaya gerek yok. Bir erkek olarak çevrendeki birilerinin başına geliyor ve getiriyorsun. En yaygın olanın, en büyük sorunlardan birinin bu olduğuna karar verdik. Çünkü önlenebilir. Biz bir de 30 genç kadındık projeye başlarken. Aramızda hiç erkek öğrenci yoktu, hadi biz böyle bir şey yapalım dedik, o şekilde çıktık yola. Ta ki ilk projeyi gerçekleştirene kadar. Sonra erkek öğrenciler gelip, ‘Ben de bir şeyler yapmak istiyorum. Ben sahneye çıkamasam da ucundan tutmak istiyorum’ dediler. Erkek veliler, kadın veliler… Biz kadınlarla yola çıktığımızı sanırken kadınlı erkekli o kadar büyük bir gruba dönüştük ki şimdi bu proje için en az 70 kişi çalışıyor ve herkes bir ucundan tutuyor. Bu çok gurur verici bir şey. Sadece kadınların ses çıkarması gereken bir şey değil çünkü. 

Hikâyeleri neye göre seçtiniz?

İlayda Özne Ertay: Okulumuzun ‘Şiddete Nokta Koy’ isimli bir proje grubu var. Bu hikâyeleri onlar işliyorlardı. Bizim de bu hikâyeleri devam ettirmemizin nedenini şöyle anlatayım. Üç farklı hikâye ele alalım dedik. Birinci amacımız, şiddetin bir coğrafyaya bağlı olmadığını anlatmaktı. O yüzden çok farklı ülkeler Yemen, Amerika ve Türkiye’yi seçtik. İkinci amacımız, sadece durumun fiziki şiddet olmamasıydı. Erken yaşta evlendirilmenin de çok büyük bir şiddet olduğunu belirtmek istedik. Üçüncü amacımız da, o kişiyi hayatınızdan çıkardığınızda şiddetin sona ermediğiydi. Kanunların, hükümetin seni korumasının, sosyal yaşantının ne kadar önemli olduğuydu. Bu konuları özellikle seçmemizin nedeni bu mesajları vermekti ve bunun ne kadar geniş bir kitlede var olduğunu ortaya koymaktı. Ama o kadar çok konu var ki, keşke çok az konu olsa ve biz hangisini seçsek diye karar veremesek. Yani şu an bir ömür boyunca proje çıkartabilecek kadar şiddet alanı ve hikâyesi var. Biz bunu konuşurken bile şu an bir şey daha yaşanıyor. İlk araştırmaya başladığımızda, ilk ne yaparız diye konuşurken Google’da arama yaparız diye düşündüm. Kadına şiddette son gelişmelere bakıyordum hikâyeler için. Girdikten bir iki saat sonra yeniden baktığımda yeni bir haber çıkmış oluyordu, bir iki saat sonra girmiş olduğumda bir haber daha, ertesi gün bir tane daha haber… Ama bir yerden başlamak lazımdı, biz de bunları tercih ettik. 

İlk gösterimi yapmak için kaç saat çalıştınız?

İlayda Özne Ertay: İlk gösterimi biz 8-9 ayda çıkardık. Bu süreçte de, o zamanlar haftanın dört günü çalışıyorduk. Salı, Çarşamba, Perşembe, Cuma günleri 3’er saat çalışıyorduk. Ancak bu proje ortaya çıkarken, ilk aylar, oluyor. Sonra 10-11 saati bulan provalar, hafta sonu provaları, gece provaları, tam gün provaları derken çok çalıştık. Sadece provaları yapmak da değil, gündüz burada koreografi çalışılıyor gece de stüdyoya gidiyorum, sabaha kadar müzikler kaydediliyor, oradan çıkıp ışıkçıya gidiyorum, ışık yazılımları yapılıyor, bir yandan PR devam ediyor, sponsor arayışındayız, bağış yapacağımız dernek… Sahnede sadece, evet, sanat var ama o sanatın işleyebilmesi için arkada çok büyük bir emek var. 

Son gösterime gelelim. O gün neredeyse tam gün prova yapılmış. 

İlayda Özne Ertay: Evet, genelde öyle oluyor. O gün de sabah 8’de girdik provaya akşam 8’de de sahneye çıktık. 

Allah’tan gençlerle çalışıyorsunuz… 

İlayda Özne Ertay: Dansçı olunca hayat bu oluyor. Ona bedensel olarak alışılıyor. Tek sıkıntı şu, her seferinde farklı sahnede yer alıyoruz, o sahnenin her noktasını hatmetmek gerekiyor, her adımlarını her ışığın geleceği noktayı… O kadar fazla ayrıntı var ki, benimsemeden çıkarsak sahnede yabancılaşırız ve günümüzü kaybedebiliriz. Çünkü ışıklar yüzüne vurduğu zaman hiçbir şey görmüyorsunuz. 

Olay müsamereden çıkmış bir kere. Profesyonel bir dans ve profesyonel dansçılar var ortada. Bu iş için para almıyorlar ama kazandıkları parayı bir bağışa dönüştürüyorlar. 

İlayda Özne Ertay: Aslında kazanabilirler. Onlar parayı kazanıp kendilerine harcamak yerine bir yere dokunmasını tercih ediyorlar. 

Arkadaşlarımız şu anda sizce mesleklerini mi seçtiler?

İlayda Özne Ertay: Aralarından çok fazla bu mesleği seçen var. Mesela Nehir, seneye konservatuvar sınavına girecek. Mezunlarımızdan ve yardımcı yönetmenlerimizden Lalin şu anda psikoloji okuyor ancak dans terapisi üzerine yönelmek istiyor, dansla bir şeyleri birleştirmek istiyor. Evet, burada sadece dans çıkmıyor, buradan meslek de çıkıyor. Mesela Kadın Dans Tiyatrosu’nun PR grubunda ve proje grubunda çalışan öğrencilerimizden Zeynep, organizasyonla ilgili bir şey okuması gerektiğini fark etti. Çünkü arkada o kadar çok olay dönüyor ki her şey Zeynep’teydi; sosyal medya, atılacak mail’ler, görevlendirilecek kişiler… ‘Ben proje insanıyım, bunu yapmalıyım’ dedi. Sadece dans da değil başka alanlarda da kapı açıyor gençlere. 

Gelecekteki kariyerlerini seçmekte çok yardımcı oluyor. Müsamereden çıkmış dediğim şey zaten bu. Ben müsamere izlerim, kızımın müsamerelerini anaokulundan üniversiteye kadar hepsini biliyorum çünkü. İlla bir folklorla başlanır kız çocuklarıysa, erkek çocuğuysa bir Kafkas’la dizini parçalar. Ama ben 2019 Aralık’ta bu gösteriyi izlediğimde daha pandemi başlamamıştı ve geçen gün izlediğimde, ikisinde de şunu gördüm, profesyonel bir dans var ortada. 

İlayda Özne Ertay: Kesinlikle. Çünkü çok çabalıyorlar bunun için. Akademik yaşantıları var, çok da zor bir şey yapıyorlar, o da büyük ihtimal gençliğin verdiği enerjiden kaynaklı. Çünkü başkaları hem akademik yaşantıyı hem de bu kadar profesyonel fiziksel bir yorgunluğu bir arada götüremez ama çok çok güzel yerine getiriyorlar. 

Son bir mesajınız var mı?

İlayda Özne Ertay: Sessiz kalmayın.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER