Mücadeleden asla vazgeçmem

Kadınların haklarını savunurken dinliyor, izliyor ve okuyoruz sürekli sizi. Ama sizi ne kadar tanıyoruz? Öncelikle nasıl bir ailede doğdunuz, nasıl bir çocukluk geçirdiniz? Annenizin hayatınızdaki etkisi nedir? Sohbetimize buralardan başlayalım.

Kadınların insan haklarından daha fazla yararlanması adına mücadele ederken önceliğim mağdurlar olduğu için özel hayatımı arka planda tutmaya özen gösterdim. Çok fazla bilinmezlerim var. ‘Bilinmesi gerekenler’ diye sınırlarım var. Memur bir ailenin 3 çocuğundan en küçüğü ve 2 erkekle final yapmışken, migreni olan annemin ağrılarını geçirsin diye isteyerek hamile kaldığı kızlarıydım ben. Büyük abimle aramda 8 yaş vardı. Dolayısıyla bilinçli abiler ve ebeveynlerimle huzurlu bir ortama açtım gözlerimi.

7 yaşına kadar her çocuk gibi çocuksu bir dünyada özenilen, sevilen bir ortamda büyüdüm. Yazları sahil kenarında kamp ortamında koşturan, yüzen, sinemaya giden, ortalarda dolaşan bir çocuktum. 7 yaşın yaz sonunda bir trafik kazası geçirdim ve bugün yüzümde hâlâ izleri olan kazadan kurtulmanın sevinciyle bir yıl tedbiren okula gidemedim. Annemin hayatımda çok büyük etkisi var, rol model örneğimdir. Babası tarafından bilgiyle donatılmış, sorgulayan, itiraz eden, okuyan bir kadındı. Benim geçirdiğim kaza, onu bana daha yakınlaştırmış ve beni de güçlü kılmıştı. Ailede okumak bir görev gibiydi. Bu nedenle okumayı sevmek, merak etmek gibi duyguları öğrendiğim yerdir ailem.

9 yaşında, ‘kız çocukları okusun’ kampanyasına nasıl dahil oldunuz? Neler yaptınız?

Annem, babamın görevi dolayısıyla bulunduğu yerlerde çalışan hizmetlilerin kız çocuklarını okula göndermediğini fark eder. Bu nedenle gittikleri her görev yerinde bu konu üzerine eğilir, onlara maddi destek sağlardı. Benim hatırladığım, 9 yaşlarımda beni lojmanlar arasında bir yerlere göndermesi ve kapalı olan, içinde bazen demir, bazen kâğıt para olduğu ağırlığı ve hafifliği ile belli olan saman kâğıdı zarfları ona ulaştırmak için görevlendirmesi. Herkesin halimi hatırımı sorduğu ve zarfı verirken bazen şeker verdiği günler hâlâ aklımda. Annem eli de hünerli bir kadındı. Diktiği, ördüğü, işlediği kıyafetlerle beni gönderdiği her yerden beğeniyle dönerdim. Kaza nedeniyle zayıf, sıska, kısa saçlı ve kibar bir çocuktum. Bazılarının haşarı çocukluğu bende hiç olmadı, hep işaret edilen biri oldum ve bu yüzden hareketlerim özgür ama kontrollüydü. Hâlâ da bu, bugünlere yansımıştır.

9 yaşında, sizin tanımınızla, bir ‘ulak’tınız. Şu an yaptığınızı tanımlarsanız, nasıl ifade edersiniz?

O günlerin ulağı, bugünlerin sorun tespiti ile çözüm ve politika üreteni olmuştur diye düşünüyorum.

Cinsiyet ayrımcılığıyla ilk ne zaman tanıştınız? Sizin üzerinizde nasıl bir etkisi oldu?

İlk kez lise yıllarımda, hafta sonu ya da gece sokağa çıkma konusunda kız arkadaşlarımın ailelerinden izin alma konusunda yaşadıkları sıkıntılarla tanıştım. “Kızlar, gece sokağa çıkmaz” gibi cümleler vardı hayatlarında, benim bilmediğim.  O zaman anladım ki her aile benim ailem gibi değil. Farkındalık konusuna ilk adımdır benim için bu olay.

Dışarıdan bakıldığında güçlü, dirayetli, yıkılmaz bir duruşunuz var. Sert mizaçlı biri misinizdir? Yoksa bu sizin göstermek zorunda olduğunuz bir dış kabuğunuz mu?

Canan Güllü, insan olarak duygusal, yardım sever, sorun çözen, dostluğuna sahip çıkan, güçlü, korkusuz, sinirleri alınmış gibi sakin, işkolik, iyi okuyucu, konuşmayı seven, güleç  ve ailesine düşkün bir profildir. Dışarıdan görünen yüzümün normalden farkı, ‘tavizsiz’ olmam. Mücadeleden asla vazgeçmem! Bu yüzden “Mücadele kazandırır” dedim zaten. Bir hedefimiz var ve o hedefe ulaşıncaya kadar savaşmaya devam ediyoruz. Bu mücadelede taviz vermeden yola devam ediyor ve gerektiğinde yumruğumu masaya vurmaktan çekinmiyorum. Ki bazen o kadar hızlı vuruyorum ki bileğimi incittiğim zaman bile oldu. Sonrasında masadaki Bakan bana, “Canan abla seni bana yumuşak, munis biri diye söylemişlerdi” diye de şaşkınlığını dile getirmişti. Bilenler bilir, sözümü esirgemem ve emeği inkâr etmem. Partizanlık yapmam. Hep söylerim, benim/bizim mücadelemiz siyaset üstüdür.

Kısaca, eğer mücadelede haklıysam sonuna kadar savunma yaparım. Bana maliyeti ne olursa olsun vazgeçmem… Bizim mücadelemiz kişisel değil. Kadın hareketini temsil ediyoruz. Bu yüzden ilkeli, seviyeli ve korkusuz olmalıyız.

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanısınız. Neden bu derneği seçtiniz?

Biz kamuya yararlı derneklerden oluşan ülkemizin tek üst çatı örgütüyüz. Federasyonu oluşturan derneklerden biri olan ‘Kadının Sosyal Hayatını Araştırma ve İnceleme Derneği’dir beni buralara taşıyan. Ortaokulda katıldığım bir kompozisyon yarışmasında aldığım birincilik ödülüyle Kültür Bakanlığı’nın 100 temel eser hediyesini kazandım. Kutuyu ilk açtığımda karşıma çıkan ilk kitap Mustafa Kemal Atatürk’ten Yazdıklarım ile Afet İnan oldu. O kitap hep başucu kitabım olmuştur. Sonrasında Afet Hanım’ın kurduğu bu derneğe üye olmaya karar verdim üniversite çağımda. Üye olmak için neredeyse 3 yıl bekletildim. Kapısından bile içeri giremedim. Uzun süre sonra bir şekilde açık kapıdan içeri girdim ve bir fotoğraf ve 10 TL ile üyelik formunu bırakma şansını yakaladım. Benim için asıl üniversite orası oldu. Benden neredeyse 30-40 yaş büyük, Türkiye’nin mesleklerinde ilk olan  kadınlarıyla tanışıp, onların deneyimlerini yaşamadan kazanıp ‘zihnimde’ istifledim. Bende emekleri çoktur. Sağ olanlara sağlıklı ömür,  ebediyete intikal edenlere de rahmet diliyorum.  

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nu ne yapar, nasıl çalışır, amacı nedir?

Kadınlar için politika üretir. Üye derneklerinin her biriyle kız çocuklarının eğitime ulaşmasını, erken yaşta ve zorla evlendirilmelerini önlemeye, hukuki haklarıyla ilgili bilgilenmelerini, siyasette var olmalarını, istihdamda yer almalarını, şiddete uğramalarını önleyici politikalar geliştirmeyi ve destekleyici mekanizmalar hayata geçirmeye çalışır. Toplumsal zihniyetin dönüşmesi için çalışmalar yapar. Ayrıca şiddet konusunda işlettiği bir acil yardım hattı vardır: (0212) 656 96 96. Bugüne dek 85.000 mağdura destek sağlamıştır.

Türkiye’nin 81 ilini ve 652 ilçesini birçok kez dolaştınız. Gezilerinizde cinsiyet eşitliğine dair nasıl bir harita ortaya çıktı? Ve bölgelere göre sorun değişiyor mu? Örneğin bir bölgede erken yaşta evlilikler sorunken başka bir bölgede boşanma sorunu ön plana çıkıyor mu?

Eşitsizlik yansıması çok belirgin. Daha önceleri bölgelere göre farklılıklar var iken şimdi eşitsizlik yönünde aynılaşmaya tanık olmaktayız. Daha eril bir dil ve bakış yaygınlaşmış. Kadınların yaşamsal haklarından geriye doğru gidiş ilden ile benzerlikler gösteriyor. Bütüncül bir geri gidiş hâkim kazanımlardan yana. Eskiden Doğu illerinde erken ve zorla evlilik daha yaygın iken şimdi Karadeniz ya da İç Anadolu’da da bu tür vakalar yaygın. 

2015 yılında gündeme getirdiğinizde ‘taşlandığınız’ bir konuya değinelim: Ensest. O dönem susturulmaya çalışıldınız, peki bu dönem toplum buna hazır mı? Bu konuyla ilgili hazırladığınız yeni bir rapor var mı? 

Meselenin halı altına süpürülmesine ve konuşulmasının tabu olmasına karşı çıktık ben ve kurumum hep birlikte. Toplumsal bir kirlenme halinin yansımasını anlattık ve dedik ki: İstismara uğrayan her 10 çocuktan 4’ü ensest mağduru. Buna sağ ve sol siyasi düşünceden karşı çıkıldı. Oran çok fazla diye.  Beni ve bizi de derinden üzen bu aymazlık aslında. Yani oran yüzde 1 olsa hepimiz rahatlayacak ve yolumuza devam mı edecektik? Oran üzerine yoğunlaşılması ve bu bakış ile raporumuzu karalama çalışmaları toplumun kendisiyle yüzleşmesinden korkmasının yansımasıdır. Çok iyi hatırlarım, Habertürk gazetesinden Kübra Par ile yaptığımız röportajın yayınlanması sonrasında ilk bir saatte 186 mağdur aramıştı ofisi “Bana yardım edin” diye. 

O günlerden sonra mağdurların ifşasında artış oldu. Biz; suçlu sen değilsin, suçlu fail dedik. Mağdura, “Sen ne yaptın da sana bu yapıldı?” sorusunun yanlış olduğunu anlattık. Halının altından çıktı bence bu konu ve konuşulur oldu. Sonra bize başvuran mağdurlar üzerinden bir araştırmayla Büşra Sanay’ın ‘Kardeşini Doğurmak’ kitabı yayınlandı. Daha derinlemesine konuşulmaya ve mağdur sayılarının artışına tanıklık ettik. Biz durduk ama rakamlar durmadı maalesef. Özellikle Covid-19 döneminde evde failleriyle baş başa kalan, okula erişemeyen çocuklar ve infaz affı bu artışı destekledi. Halihazırda bir rapor hazırlamıyoruz. Ancak cinsel istismarı önleyici çalışmalarla sahadayız.

Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı’ndan bahseder misiniz? Nasıl hayata geçirildi, amacına ulaştı mı, kaç kadın bu hattan yardım aldı? Bu hat gibi başka projeleriniz var mı?

Ev içi şiddet hattı, eski Hürriyet Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Vuslat Sabancı tarafından 15 Ekim 2007 tarihinde hayata geçirilmiş bir projedir. Biz federasyon olarak bu işin STK tarafından yapılması gerekliliği ile TKDF olarak 16 Şubat 2015 tarihinde devraldık Acil Yardım Hattı’nı.   

7 yılı geride bıraktık. 2022 yılı ekim ayında 15’inci yılı doldurmuş olacak. 3 evreye ayırıp gelen çağrılar üzerinden yapılan analiz de oluşturup kamuoyunun karşısına bir raporla çıkmayı planlıyoruz. Bugüne kadar 85.000 çağrı aldık. Kimilerine hukuki, psikolojik destek verilmesini, kimi mağdurların da eğitimlerine devam etmeleri için burs sağladık. Özel sektör işbirlikleri ile Acil Yardım Hattı’nın finansmanını sağlarken, işyerlerinde yasal mevzuatlar üzerine eğitimler düzenlemekteyiz. Yerel yönetimlerle ‘Eşitlik yerelde başlar’ projesiyle çağrı merkezimizin belediyeler tarafından kullanılmasını ve belediye mücavir alanları içerisinde zihinsel dönüşümün sağlanması çalışmaları da federasyonumuzun destek verdiği çalışmalar arasındadır.

Teknoloji ve dijitalleşmeyle şiddetin boyutu da değişti mi, nasıl?

Var olan şiddete eklemeler oldu. Israrlı takip, dijital şiddet, siber şiddet ve flört şiddeti teknoloji kullanılarak yapılan şiddetler sınıfındadır. Yeni tanımlamalar ve kanuni karşılıkları konusunda sıkıntılar mevcut. Bilişim hukuku hızlıca hâkim olamadığı için artış göstermekte bu şiddet türleri maalesef.

 

“Cinsel tacizi ifşa etmezseniz birkaç adım sonra tecavüz gelecektir” diyorsunuz. Taciz edilen, şiddet gören fakat ispat edemeyen kadın ne yapsın? Bu konuda nasıl destekler sağlıyorsunuz?

6284 sayılı yasada “Kadın beyanı esastır”, bu yüzden var. Kadın çok zor durumda kalmaz ise uğradığı şiddet ve tacizi anlatmaya utanır. Eğer anlatmaya gelmiş ise mülki amirlere yetki verilmiş, “Bu beyanı esas alın ve süreci başlatın” denilmiştir. 

Bu nedenle suskun kalmamalıyız. Taciz, özellikle insan bedenine rızası dışında yapıldığı için derin yaralar açan bir durumdur. Bu nedenle bir psikolog raporu onu tanımlar. 0 212 656 96 96 – 0549 656 96 96 numaralı Acil Yardım Hattımızı mağdurlar arasın. Onlara ne yapmaları gerektiğini anlatacak ve yönlendirecek şiddet eğitimi almış uzman psikologlarımız bulunmaktadır hattın diğer ucunda.

Ayrıca uluslararası çalışma örgütü İLO, C190 işyerinde taciz ve şiddete son sözleşmesi ile şu anda daha güçlü durumdayız. Bu konuda da çalışmalarla özel sektör değişimi yakından takip ederek çalışanına sahip çıkmakta. Anlatıyoruz. Hiçbir mağdur yalnız değildir. Biz varız…

Kırmızı rujunuzu hep yanınızda taşıyorsunuz. Bunun da bir hikâyesi var elbette. Bunu okuyucularımızla paylaşır mısınız?

İzmir’de bir adliyede devam eden duruşmada hâkim sanığa sorar, “Neden tanımadığınız bu kadına tecavüz ettiniz?” diye. Sanık gayet pişkin ve rahat, “Kırmızı ruj sürmüştü, tahrik oldum efendim” diye yanıtlar. Salonda derin bir sessizlik hâkim olur ve karar duruşması için mahkeme ertelenir. Karar duruşmasında hukuk fakültesinde TCE okumamış hâkim, sanık için 20 yıl cezanın hükmedildiğini ama bunun 5 yılını ‘kırmızı rujdan tahrik’ olması nedeniyle indirime tabi tutularak 15 yıl hüküm olunduğunu söyler. İşte o an kırmız ruj, bir fail, bir sebep olmuştur. Tanımadığı bir kadının bedenine rızası dışında tecavüz gerçekleştiren kişinin iradesine hâkim olma konusu ceza almamış, kadını birey görmeyen zihniyet ceza almamış ama tahrik unsuru ruj indirim sağlamıştır! Daha sonraki itirazlarla o yanlıştan dönülmüştür ancak ben kırmızı giymeye ve böylelikle protestomu görünür kılmaya gayret ettim. Bugün ‘kırmızı’ haykırışımızın, isyanımızın rengidir artık. 

17 yıl Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanlığı yaptınız. En çok hangi dönemde zorlandınız?

Eğer bir aktivist iseniz sadece yeni politikalar üretmek değil üretilmiş politikalara ve kazanılmış haklara da sahip çıkmak zorundasınız. Her dönem muhalif olmak ve mücadele etmek zorundasınız zaten. “Şu dönemde oldum” deme lüksümüz yok. Ama son 20 yıldır her zamankinden farklı olarak çok daha fazla çalışıyor ve sahada daha fazla görünür oluyoruz.

Bunu sormasak olmaz, çünkü bunun için kadınlar büyük mücadele verdi. Türkiye, Cumhurbaşkanlığı kararıyla İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede, tartışılmadan çıktı. Danıştay 16. Daire de bu kararın iptal istemini reddetti. Bu karar kadınların mücadelesini nasıl etkiler? Ve siz ne düşünüyorsunuz bu kararla ilgili?

Danıştay, hukuku bir üst mahkeme eliyle katletti. Anayasaya ve TBMM yasama yetkisi iradesine darbe yaptı. O süreç hukuki olarak devam edecek. Eğer bir gün Sn. Cumhurbaşkanı, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden (AİHS) çekiliyoruz” dememiş ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) kadar gidecek bu süreç. Ancak “Sahada eşitlik yerelde başlar” diyerek, yerel yönetimlerin İstanbul Sözleşmesi mekanizmalarını hayata geçirerek yerelden politika üretmeye başladık bile. Biz bu mücadeleden vazgeçmiyor ve İstanbul sözleşmesinin önleme politikaları olduğunu dolayısıyla da bu politikanın yerelden devam etmesi adına var gücümüzle çalışıyoruz. İlk adım 15 Ağustos 2022 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde yapılan toplantıda atıldı bile. 

Son olarak ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından  verilen 2021 yılı  Uluslararası Cesur Kadınlar Ödülü’nü aldınız. Sizi tebrik ediyoruz. Sohbetimizi ‘cesaret’ kavramı bağlamında kadınlara mesajınızla bitirelim, ne söylemek istersiniz?

Cesaret bilge bir liderdir. Yerinde ve zamanında değişimi tetikler. Toplumsal sürecin dayanışmaya dönüşmesini, istikrarlı şekilde devam etmesini ve farkındalıkların oluşmasını sağlar. Bu yüzden cesaret; kimi zaman belirlenen ilkelerdir, duruştur bazen. Dokunmaktır kimi zaman, bazen eylemsel destektir. Kısaca cesaret “Kaybolmadan ve korkmadan yürümektir!”

Evet birçok ödülüm oldu bu çalışmalar süresinde ama omuzlarıma daha fazla sorumluluk yükleyen 4 ödülüm var benim: Atatürk Üstün Kadın Ödülü; ABD Cesur Kadın Ödülü; Kanada hükümetince verilen İnsan Hakları ödülü; Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti Uğur Mumcu Mücadele Ödülü.

Bunlar benim cesurca mücadeleme devam etmem için gerekçelerim. Ve bu mücadele sağlığımın ve ömrümün yettiği sürece devam edecek. Bu mücadelede birlikte çalıştığımız tüm mücadele arkadaşlarıma teşekkürü de bir borç biliyorum. Sağ olsunlar…

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER