Masalsı bir dünya: Minyatür

Minyatür sanatına olan ilginiz nasıl başladı?

Sanat, insanın kendini anlaması ve ifade edebilmesi için çok özel bir yoldur, bu yolculuk ki her adımda bizi olgunlaştırıp kendimizi bilmemize yardımcı olur. Sanata ilgim çocukluğumdan itibaren vardı ve zamanla okul, iş, aile gibi birçok sorumluluğun yanında hiçbir zaman bırakmadığım bir nefes alma alanım haline geldi. Okula başlayana kadar, bir bulut veya duvardaki iz neye benziyor diye uzunca izler ve sayısız farklı şekle benzetirdim, tüm oyuncaklarım kendi elimle oluşturur veya hazır olanları her zaman dönüştürürdüm. Gözlem yeteneği, bir şeklin bambaşka hallerini düşünme, objeleri olandan farklı şekilde kullanma, hayal etmek, renklere hayranlığım kendimi bildim bileli benimle. Elim kalem tutup çizmeye başladığımda, bir şeyi olan haliyle değil de zihnimde belirdiği haliyle resmetme heyecanım hiç eksilmedi.  Eğitimlerim ve profesyonel iş hayatım aslında sanatla yakinen ilgili değildi. Tüm hayatı sanattan ibaret olanların çok üretme olanaklarına uzun süre imrendim, çünkü farklı olarak ben, sanat üretebilmek için organize yaşamak, günlük sorumluluklarımı bitirince az uyuyarak daha çok geceleri çalışmak, tüm fırsat bulabildiğim zamanlarda sanat yapabilmek için çabalamak durumundaydım. Ama zamanla farklı eğitimler ve beceriler ile gelişmenin, insanın kendi sanatına geniş bir bakış getiren avantajları olduğunu fark ettim. 

Yüksek lisansınız kültür varlıklarının korunması üzerine. Kültür varlıklarının korunması ve gelecek nesillere aktarılmasıyla ilgili neler yapılabilir?

Binlerce yılda gelen zengin sanat birikiminin, tekniklerinin, geleneğinin devamlılığını çok önemsiyorum. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Sosyal Antropoloji bölümünü ve Kadir Has Üniversitesi Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Lisans Programını bitirdim, tez konum ise Somut Olmayan Kültür Varlıklarının Korunması üzerinedir. Senelerce, hocalarımdan öğrendiğim ve çalışmalarımı üretip öğrencilerimi yetiştirdiğim alan geleneksel sanatlar olduğu için, sanatıma başladığımda ayrı görünen eğitimlerim sonrasında bir bütünü oluşturdu. Kültür bilimci olarak şunu söyleyebilirim ki, usta çırak arasında devam eden sağlıklı bilgi ve tecrübe aktarımı geleneksel el sanatlarımızın devam etmesi için gereken en önemli noktadır. Sanatlarımızın yüzlerce yıllık bilgisinin öğrenilmesi, üretilmesi ve sonrasında öğretilmesiyle bizlere ulaşan bilgiler yine yüzlerce yıl bu sayede devam edebilir. Bunun için eğitimlerin ve üretimin desteklenmesi gerekmektedir. Yapılan çalışmalardan birisi, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, ‘Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı ile Geleneksel Türk El Sanatları Sanatkârı’ sanatçı kartıdır. Sanatlarını, örgün veya yaygın eğitimde öğrenen, üreten ve öğreten kişilere verilir ve toplumumuzda bu sanatları yapanların kayıtlı bilgisini sağlaması açısından önemlidir. Klasik sanatlarımızın eğitiminde, birebir hocanıza tabii olduğunuz ve iletişiminizi hiç bırakmadan önce eğitiminize, sonrasında sanat üretiminize devam ederken her zaman hocanızla irtibatta olduğunuz bir gelenek vardır. Bu yüzden öğrenci beraber çalıştığı hocasına ve onun bu işi öğrendiği hocalarına bağlıdır, bilgi aktarımı birbirine geçmiş halkalar gibi devam eder. Bu durum, hocanın vizyonu geniş ve yetkinliği güçlü ise sizi destekler ve gelişmeye engel bir durum değildir, bilakis sanatınızda bilinçli ilerlemeyi sağlar. 

Minyatür sanatının aktarımında halka kopukluğu var mı? Yükselişi ve gerilemesi hangi tarihlere denk düşüyor?

Minyatür sanatı, önce duvar, ahşap, kemik, deri gibi malzemelere işlenmiş, kâğıt icadıyla beraber farklı kağıtlar üzerinde resmedilmiş ve sonrasında cilt içerisinde korunan el yazmalarının görsel anlatım sanatı olmuştur. Zamanla yazının destekçisi durumundan çıkarak, tek tek albüm resimlere ve sonrasında sadece minyatürün yer aldığı tablo resimlere dönüşmüştür. Yüzyıllarını bir cümlede özetlediğimiz bu uzun süreçte, farklılıklar oluşsa bile kullanılan malzeme ve teknikler aynen devam etmiştir. Osmanlı’nın son dönemi ve Cumhuriyet’in ilk döneminde bir kopukluk olsa dahi sonrasında tekrar çalışmalar devam etmiş ve şimdiye ulaşmıştır. Günümüzde ise örgün ve yaygın eğitim kurumları içerisinde minyatür sanatı eğitimi veriliyor, destek ve ilgi görüyor, eski senelere göre hem bilinirliği hem uygulayanları çoğalıyor. Bir konuyla ilgili bilgi artıkça, farkındalık, önem, alaka, bilinç, koruma ve sevgi artar. 

Minyatür sanatı erkek egemen bir alan mı? Bu sanatta ön plana çıkan kadınlar var mı?  Eğitim verdiğiniz öğrenciler arasında kadın-erkek ilgisi nasıl?

Minyatür sanatı tarihinde erkek egemen bir sanat iken günümüzde kadın egemen bir sanattır, daha çok kadın sanatçılar vardır. Ben, yaygın olarak yetişkinlere eğitim veriyorum ve öğrencilerimin tamamına yakını kadınlardan oluşuyor. Minyatür, incelikli, ayrıntılı çalışma gerektiren, yavaş ilerleyen ve çok sabır isteyen bir sanattır. Bence bu özellikleri, kadınların daha çok tercih ettiği bir sanat olmasının nedenlerindendir. Minyatür için gereken, sabır ve sebat etmek, her aşamasında özen göstermek, titizlikle çalışmaktır, yani çok sevmeden yapamazsınız. Belli bir yaş ve eğitim sınırı yoktur, ben resim altyapısı olanların minyatürü rahat çalıştığını gözlemliyorum. Her şey hedefe odaklanıp, iyi organize olup, çok çalışmakla ilgili aslında, kadın veya erkek olmak fark etmez, yaşadığımız modern hayat içerisinde şifa gibidir sanat. Yorucu, hoyrat, ruhumuz için fazla hızlı olan modern hayatı, sanat gibi olumlu destekleyen başka bir alanla dengelemek gerekir. Sanat çok iyi bir denge unsurudur, kendinize dönmenizi, yavaşlamanızı ve günlük rutin ile telaşta bireysel alanınızı oluşturmanızı mümkün kılar.

Minyatür resmi yapmadan önce nasıl araştırmalar yapıyorsunuz? Çizim mi uzun sürüyor araştırmalarınız mı?

Ben çalışacağım konu hakkında araştırırken uzun bir okuma süreci geçiriyorum. Ön araştırmam, okumalarım, kaynakları incelemem, taslaklarımı çizmem bazen sonrasında çizdiğim kompozisyonumu boyamamdan daha uzun zaman alabiliyor. Özellikle şehir çalışmalarında tek tek önemli binaları belirleyip çizmek veya tarihi bir konu çalışırken dönemin özelliklerini doğru vermek için kesinlikle ön araştırmalar gerektiriyor. Bu okumalardan sonra benim için çizim ve tasarım kolay ilerleyen bölümdür. Minyatür sanatında boyama ve tahrir, işimizi çok ince fırçalarla ve detaylı olarak yaptığımız için yavaş ilerler. Çizim sonrasında, içe dönerek oluşturduğum dünyayı boyamaya başlayarak dışarıya aksettirdiğimde, sonuç bazen düşündüğümden daha hoş, bazen beklediğimden daha farklı olarak meydana gelir. Resimde, gözünüze canlanan çizginin varacağı sonucu tahmin etme ama tam bilememe durumu, duyguları ve sanat heyecanını hep taze tutar.

Çizimleriniz geçmişin tekrarı mı yoksa modernize ediyor musunuz? Bu soruya sanat ve zanaatın farkını da anlatarak yanıt verir misiniz?

Ben, anlatmak istediğim ve beni etkileyen şehirler, olaylar, hikâyeleri resmetmek için minyatür yapıyorum. Bir fikrinizin, derdinizin olması zaten sizin sanatınızı özgün ve bireysel yapar, yani derdiniz varsa anlam oluşur ve anlam varsa eser olur. Bu durum yapılan sanatı dekoratif çalışmalardan, yüzyıllık tekrarlardan farklı bir yola sokar. Zanaat olarak minyatürün tekniklerini kullanıyorum ama kendi özgün çizim ve kompozisyonlarımla sanatımı oluşturuyorum, her yeni çalışma, yeni bir fikri ve yeni denemeleri barındırıyor. Benim samimiyetle paylaştığım bu denemeler yine sanatseverlerde samimiyet, kendine yakın hissetme olarak karşılığını bulur. Bu konuya ilgi duyan bilinçli sanatseverler, sayısız tekrar ve birbirine benzeyen kopya işlerden ziyade özgün olan işleri büyük bir içtenlikle ve heyecanla karşılıyor. Resim sanatında, ister suluboya olsun isterse yağlıboya, ilk olarak her hâlükârda kullandığınız malzemenin tekniğini ve geleneğini öğrenirsiniz. Bu zanaat kısmıdır, kendinize ait fikir, ilgi alanlarınız ve üretme özgünlüğünüz yani sanatınız ise zaman içerisinde çok çalışarak ve risk alıp farklı denemeler yaparak gelişir. En sonunda sizin işlerinizde, bakıldığında anlaşılır bir görsel anlatım bütünlüğü oluşur yani özgün sanatınız ortaya çıkar. Bu zorlu bir yolculuktur ve baştan sonucu öngöremeyeceğiniz bir süreçtir.

Minyatür sanatını ‘masalsı’ ve ‘derinlikli bir dünya’ olarak nitelendiriyorsunuz. Örneklerle ne demek istediğinizi anlatır mısınız?

Minyatür sanatında beni etkileyen, sanatımı ifadede katmanlı bir anlatıma olanak sağlayan derinlikli dünyasıdır. Yani bir tablo içerisinde, çerçevelerle veya doğa geçişleriyle ayırarak, farklı zaman ile olayları aynı eserde anlatmak mümkündür. Minyatür okuması diyebileceğimiz, resim sanatından farklı bir görsel okuma tecrübesi gerektiren bilgiyle incelemek gerekir bu eserleri.  Renklerin özgürlüğü ise, nakkaşını ve sonra seyredenini sonsuz bir masal dünyasının içine sürükler. Renk; atların mavisi, yerin pembesi, bulutun yeşili, suyun gümüşü, gökyüzünün altın halidir yani gerçekte olmadığı gibidir. Öncesinde renklerimiz tüm parlaklığı ve netliği ile yerleşir zemine ve onları sınırlayacak, iyice görünür kılacak, saracak çizgilerini bekler. Minyatürlerde genelde bütün konulara kuşbakışı bakılır ama objeler önden görülür ve nesneler birbirinden bağımsız olarak ele alınıp, her biri en iyi anlatılacak şekilde çizilir. Konu olarak önem taşıyan nesne veya figürler bazen daha büyük gösterilir. Minyatürde perspektif, gölge-ışık tamamen yok denilemez ama kısıtlı olarak tercih edilmiştir ve derinliğini oluşturan asıl unsur perspektif değil, nüanslı tahrirle bezeli ince işçilik ile sonsuz ayrıntıların zenginliğidir. Perspektif olmayışı eksiklik değildir ve bilakis bu durum bütün ayrıntıyı olduğu gibi yansıtabilme üstünlüğü sağlamaktadır, ayrıca çağdaş bakış bir objeyi olduğu gibi görmeme şeklindedir ki bu da minyatür bakışıdır. 

Hangi minyatür tasarımlar sizi çok heyecanlandırıyor? Bir şehrin mi yoksa bir olayın hikâyesi mi daha zor?

Minyatür sanatı, benim için kimsenin ulaşamadığı tamamen kendimle kaldığım alanımdır ve orada hayallerim, hallerim, hissettiklerim fırçanın ucundan dökülmek için beni bekler. En zor anlatımlar sanatta bence soyut olanlardır; duyguyu, aşkı, hüznü, mutluluğu resmederek anlatmak gibi. Şehir tasvirleri ve tarihi dönem çalışmaları, ön araştırmaları uzun sürdüğü için daha fazla zaman alan minyatürlerdir. Ben şehir tasvirleri çalışmayı, yaşanmışlıklarıyla beraber kentin izlerini resmetmeyi, mekânların hikâyelerini seviyorum ve farklı konu çalışmalarında o şehre ait çok şeyler öğreniyorum. En çok merkezinde insan olan hikâyeleri resmetmeyi seviyorum. Mesela şu an Anadolumuzun güçlü ve çalışkan kadınlarının günlük yaşamlarını, mekân ve doğa ile beraber resmettiğim bir seri çalışıyorum ve bu beni çok heyecanlandırıyor. 

Minyatür sanatının tarihçesini bizimle paylaşır mısınız? İlk nerede doğuyor ve nasıl var oluyor?

Elyazmalarında metni açıklayıcı olarak, kendisine has teknikle yapılmış resim sanatı için kullanılan minyatür sanatı terimi, hikâye veya tarihi olayların kendine özgü teknik özelliklerle görsel olarak anlatılmasıdır. Kelime olarak minyatür, adını, Ortaçağ Avrupası kitaplarının bölüm başlarının tezyinatında kullanılan kırmızı renkli ‘minium’ denilen boyadan almıştır. Bu detaylı süslemelere ‘miniare’ ve zaman içerisinde metni süsleyen bu boya ile işlenen resimlere ‘miniature’ denilmiş, Batı kökenli bir terim olarak yakın tarihimizde kabul görmüştür. Daha öncesinde; minyatür için nakış resim, hurde nakış, tasvir sanatı, şebih, nigâr, suret, meclis ve minyatür yapan için nakkaş, musavvir, ressam, vakanüvis, şebihnüvis, meclisnüvis, nigâri, nigârende, nigârger ve bu sanatın çalışıldığı mekân için ise nakışhane, nakkaşhane, nigârhane gibi sözcüklere yer verilmiştir. Türk minyatür sanatına muhteva olarak bakıldığında ise daha çok gözlem ve belgelemeye dayalı olan çalışmalar görülür, her şey doğru çizilir ama aynen çizilmekten kaçınılır, soyutlama büyük bir uyum içerisinde kullanılır. Minyatür sanatının tüm bu özellikleri, bir konunun tam ve gerçekçi olarak anlatılmasını mümkün kılar. Nakkaşlar dinsel konulardan şehir tasvirlerine, sosyal yaşamdan yöneticilerin törenlerine kadar birçok önemli konuyu ustalıkla işlemiş ve saray nakkaşhaneleri, bu sanatın ilerlemesi açısından önemli bir zemin oluşturmuştur. Uygur duvarlarındaki resimler, Selçuklu sembolizmi ile yapılan minyatürler ve sonrasında Osmanlı döneminde gelişen birçok farklı üslupla ilerleyerek günümüze ulaşmıştır. Kitap sanatı olduğu zamanlarda, kitapta geçen bir olayı görsel olarak anlatmak için kitap içerisinde kullanılmış, fotoğrafın olmadığı zamanlarda anlatımı görsel belgelemek için yapılmıştır. Şimdilerde yaptığımız minyatür ise büyük ebatta ve tablo şeklinde olup, duvarlarımızda seyreylediğimiz resimler halini almıştır.  

Kullandığınız materyaller nasıl özelliklere sahip? Minyatürde neden altın kullanılıyor?

Minyatür resim sanatıdır, uygulamasında ise klasik sanatlarımızın zanaat teknikleri kullanılır. Minyatür sanatı eğitiminde ilk olarak, nüanslı tahrir gibi fırça teknikleri ve altın, guaj, mürekkep, suluboya gibi malzeme kullanımı ve münhani, akıtma tarama, noktalama gibi boyama teknikleri ve trilin, pergel, mühre gibi alet kullanımı ve ahar, murakka, mühreleme gibi zemin uygulamalarını öğretiyorum.  Çizgiler elimizde olan tek boyut verme unsurudur. İnceli, kalınlı yani bizim dilimizde nüanslı tahrir olarak çektiğimiz çizgiler, hem derinliği, hem kalınlığı, hem hacmi verebildiğimiz tek unsurumuzdur. Renkler düz ve gölgesiz olarak zemine sürülür. Murakka yani zemin kağıdı kat kat yapıştırılarak oluşturulur, kağıtlar doğal bitkisel boyalarla boyanır, üzerine ahar yapılır ve pürüzsüz olması için mührelenir. Boyalar doğaldır ve hiç solmayacak şekilde hazırlanır. Altın ise, yaprak haline getirilmesi, ezilmesi, sürülmesi, parlatılması gibi her biri ayrı bilgi gerektiren tekniklerle kullanılan çok özel bir malzemedir. Mat boyalar içerisinde altının parlaklığı, anlatımı güçlü kılar. Değerli anlatımların değerli malzemeler ile yapılması düşüncesi, bu sanatın her döneminde önemli olmuştur. Tarihimizde ve yüzlerce yıllık birikimin ardında yatan zenginliklerimizde demlendiğimiz zaman, önümüzde kendimizi özgün sanat eserlerimizle ifade edebileceğimiz sonsuz pencereler açılır.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER