Konforsuzluktan konforlu olmak

‘Konfor’ ne kadar güzel bir kelime değil mi? Sımsıcak, rahatlatıcı. Konfor deyince aklıma rahatlık, o rahatlığın verdiği güvenli alan, risksiz, rahatlama, kendimi bırakma gibi ifadeler geliyor. Sizin aklınıza neler geliyor? Peki bu duygular neleri tetikliyor? Böyle bir dünya, böyle bir yaşam, böyle bir iş ne kadar mümkün? Her şey sabit kalsa matematiksel olarak belki mümkün olabilirdi. Fizik kanunu, hayatta hiçbir şey sabit kalamaz. Tıpkı doğada gördüğümüz canlılar gibi; bitkiler, ağaçlar… Ya büyür, gelişir, form ve şekil değiştirir ya da küçülür, kurur gider ve yok olur. Etrafındaki diğer bitkiler büyür ve onu görünmez yapar, yok eder, gelişmesini engeller.

İşte hayatımızdaki diğer tüm unsurlar da böyle. Bizler kendi konforumuzu korumaya çalıştıkça, onun içinde kalmaya çalıştıkça etrafımızdaki değişiklikler bizleri etkiler. Kendimizi eğer bu değişikliklerin etkisiyle savrulmaya bırakırsak bulunduğumuz yer mutlu olmadığımız bir yer olabilir.

Dünyada birçok değişim olurken 2019 yılında her yeri, herkesi etkileyen bir değişimle karşılaştık. Bir virüs: Covid-19. Şu ana kadar dünyada yaşanan yıkıcı değişimlerden biri hem de insan sağlığının tehdidiyle birlikte ortaya çıkan. Bu değişim birçok sosyal ve ekonomik değişimleri de tetikledi ve dalga dalga bunları yaşamaya başladık.

İlk olarak 2019 yılında yaşadığımız bu durum, hepimizi psikolojik olarak etkiledi. Psikolojide Dunning-Kruger etkisi deniyor bir duruma.

Hatırlarsanız, öncelikle bir şok olduk, nasıl bir durum bu. Kalakaldık gibi bir durum, sonra da reddetmeye başladık: “Ne olacak canım, Çin’de varmış, bizi etkilemez.” Aynen böyle olmuştu bende de. O dönem bir planlama etkinliği yapıyorduk, bir otelde. Aynen devam etmiştik tüm hazırlıklara, kayıt almaya. ‘Ne olacak ki, abartılıyor, bize bir şey olmaz…’ Sonra İngiltere, Amerika ve Avrupa’da da vaka sayıları artmaya başladığında endişelenmeye başlamıştım. Bir gün karantina haberiyle karşılaştık. Önce bir öfke sonra ise bir sessizlik. Ne olacak şimdi? Ne yapacağız? Dünyanın sonu mu geldi? Önce sağlığımız, ailemiz, sonra işimiz… İşimi nasıl yapacağım? Biriyle fiziksel olarak bir araya gelmek tehlikeli, firmalar kapanıyor vs. İşte bu depresyon hali sardı hepimizi. Bu andan ben çok hızlı çıkanlardanım. Önce sağlık, korunma tedbirleri, kurallara uyum tamam, işimi bu koşullara nasıl uydurabilirim? Dijitalleşmeyi ve dijital araçları nasıl kullanabilirim? Kitleme bunları nasıl anlatabilirim? O dönem, son zamanlardaki en yoğun çalışma dönemim oldu. Denemeler, yeni kararlar ve onları uygulama ve bu yeni düzene uyumlanma ve dahil olma.

İşte işletmeler de bu dönemi bizler gibi yaşadı. İşletme sahipleri ve çalışanlar olarak bu etkiyi hızlı atlatanlar veya depresyon evresinde uzun süre takılı kalanlar… O dönem konuştuğum girişimcilerin, şirket sahiplerinin bazıları bekliyorlardı. Geçecek ve her şey eskisi gibi olacak. Bu düşünce yapısı ve psikoloji ile 2 sene kalanlar vardı. Bekliyorlar, herhangi bir şey yapmanın risk olacağını düşünüyorlar, yeni hayattan kendilerini de uzakta tutarak bir taraftan kendilerince kalan konfor kırıntılarından beslenerek…

Hiçbir şey eskisi gibi olmadı ve olmayacak. Çünkü değişimler, dönüşümü tetikledi. Bizler belki de şuan bu hızlı değişimi iliklerimize kadar fark eden yaşayan bir nesiliz. Zaten değişim ve dönüşüm vardı ancak bu kadar belirgin değil. Buna olumlu olarak bakıyorum ben. Dönüşümün hayatımızdaki yerini fark etme açısından. İşte bizlerin duygusal olarak yaşadıklarımız ve hangi fazda olduğumuz şirketlerimizin de durumunu etkiledi.

İşletmeninizin yönünü nasıl belirlediniz?

Siz depresyondayken şirketiniz de değişimler karşısında dalış evresindeydi ta ki siz, ‘Evet, mevcut durumu kabul edip şimdi olanları anlamalıyım ve işimi yeniden gözden geçirmeliyim’ diye düşünüp hangi alanları pivotlayacağınıza ya da yeniden inşa edeceğinize karar verip aksiyonları almaya başlayana kadar.

Şimdi ya sürüş yani şirketi başa başta yürütme veya büyütme evresine gelmiş olmalısınız. Ancak 2021’de yaşadığımız değişimler gelmeye devam ediyor. Covid-19’un kontrol altına alınmasıyla birlikte tedarik zincirinde kırılmalar, enerji kaynaklarında ve gıdada kısıtlar ve fiyatların yükselmesi, Rusya-Ukrayna savaşı ve etkileri, çip krizi derken tüm dünyadaki enflasyon ve Türkiye’deki hiperenflasyon. Dünyadaki resesyon olasılıkları… Bunların her biri ekonomiyi, rekabeti, iş ortamını etkileyen büyük değişimler ve dönüşümler.

İşte yine Dunning-Kruger etkisi ve bazı şirketlerin hayatta kalma, bazılarının belli bir kâr marjıyla devam etme, bazılarının da oluşan fırsatlardan yararlanıp katlanarak büyüme zamanı.

Bu değişimler artık hayatın yeni normali oldu. Dolayısıyla bu döngüleri hem bizler hem de şirketlerimiz yaşıyor olacak. Yeni dünya diye tanımladığımız bu dünyaya ‘VUCA Dünyası’ diyoruz.

Konfor alanının dışında alıştığımız iş yapış şekillerinden farklı, rutinlerin dışında. Öncelikle konforlu olduğumuz konularda bu rutinleri kırmamız geriyor.

VUCA dalgalanma, belirsizlik, karmaşıklık ve muğlaklık demektir.

Dalgalanma (Volatility): Son zamanlarda ne kadar çok dalgalanma yaşıyoruz. Benzin fiyatları, dolar fiyatı bir gecede, bir ayda artabiliyor. Bazı malzeme fiyatları 3 ayda düşebiliyor. Çip fiyatları yaşanılan krizden dolayı bir ay içinde 50 dolara çıkabiliyor daha sonra normal fiyatı olan 2 dolara inebiliyor ve siz o sırada çok ihtiyacınız olduğu için 35 dolara 500 adet çip satın alıp sevinebiliyorsunuz. Ancak ürün kârlılığınız ne oluyor? Dalgalanıyor.

Belirsizlik (Uncertainty): Mülteci sorunu, yüksek enflasyonun getirdiği fiyat ve maliyet artışları geleceğe ilişkin birçok belirsizliği de beraberinde getiriyor. Eskiden 5-10 yıllık finansal bütçe yapabilirken şuan bir yıllık bütçeyi üç ayda bir revize etmek durumunda kalıyoruz.

Karmaşıklık (Complexity): Bazı şeyler o kadar çok değişkene bağlı ki, bu ilişkiyi net bir şekilde görmek çok mümkün değil artık. Devletler ve şirketler arasındaki bağlar bile çok karmaşık hale gelmiş durumda.

Muğlaklık (Ambiguity): Belirsizlikler muğlaklığı oluşturuyor. Dolayısıyla günümüzde müşterinin sınırsız sayıda seçeneği var ve satın alma alışkanlıkları da birçok konudan etkileniyor. Şirketler için müşteri ihtiyaçlarını anlamak ve değerlendirmek gitgide zorlaşıyor. Bilgi her yerde ve dijital kanallarla o kadar hızlı yayılabilir halde ki ulaştığınız her bilginin ne kadar doğru olduğunu bilemiyorsunuz.

Covid’den sonra VUCA’da dönüşüyor 

Değişkenlikler Vizyon’a (Volatility–Vision): Bütün bu değişken koşullara rağmen yaşam anlamımız nedir, şirketimizin nedeni yani vizyonu nedir, bunu netleştirmeliyiz. Değişkenlikle artık yeni normal  hızla devam edecek. Değişkenliklerle birlikte vizyonumuzu gerçekleştireceğiz.

Belirsizlerden Anlama’ya (Uncertainty–Understanding): Bu belirsizlikler aslında hayatımızda olmaya devam edeceğinden bu durumu anlamaya ve işimize etkisi ne olabilir neyi farklı yapmalıyıza odaklanma. Yani fiyatlama modeliniz, müşteri hizmet kanallarınız, ödeme opsiyonlarınız vs. nasıl değiştirebilirsiniz?

Karmaşıklıktan Cesaret’e (Complexity- Courage): Karmaşık koşullarda deneyerek, yılmadan, cesaretle aksiyon almalıyız. Burada eğer konfor alanımız bizi çekerse, oyunun dışında kalma olasılığımız çok fazla. Yılmazlık ve cesaret artık en önemli yetkinliğimiz olmalı.

Muğlaklıktan Adapte Olmaya ( Ambiguity-Adaptation): Muğlaklıklara karşı kendimizi ve işimizi nasıl uyumlaştıracağız? Her gün, her hafta, her ay küçük küçük değişimlerle hedeflerimize ulaşmak mümkün olacak.

Peki bütün bu durumlar ‘rutini kır, konfor alanından çık’ ise, engeller neler? Bazen bildiğimiz halde niye yapamıyoruz?

Öncelikle bunun bir yaşam tarzı olduğunu kabul etmemiz çok önemli. Konfor alanından çıkmanın önündeki en büyük engel ne? Biziz. Kendimiz. Konfor alanında kalmaya devam ettiğinizde neler oluyor?

  • Mevcut statünüzde takılı kalıyorsunuz.
    Yeni fırsatları kaçırıyorsunuz.
    Uzun vadede mutlaka bir küçülme yaşayacaksınız.
    Herhangi bir risk almadığınız için yeni şeyler keşfedemiyorsunuz.
    Öğrenmeyi ve gelişmeyi durduruyorsunuz.
    Rutin yaptıklarınız sizi tembelliğe yöneltiyor.
    Yeni hayaller kurmuyor ve hedefler koymuyorsunuz.

Konfor alanımızın dışında bir şey yapmaya karar verdiğimizde, karşılaştığımız ilk alan korku alanı oluyor. Hata yapmaktan, kaybetmekten, bilmemekten, risk almaktan korkuyoruz. Bu bizi aşağıya tekrar konforlu alana itmediği sürece oldukça normal durum. En çok ne yapmaktan korkuyorsanız onu yapın.

Bazen en yakınınızda olan kişiler, aileniz, arkadaşlarınız, eşiniz sizi konforlu alana itilmenize neden olabilir: Şimdi bu işe girmek delilik, sana rahat batıyor (ki ben bu sözü en çok annemden duymuşumdur), kaybedersin, yapamazsın, hayal görüyorsun…

Böyle bir durum varsa, kulaklarınızı hemen kapatın, uzaklaşın, bu konuları o kişiyle konuşmayın, yapabiliyorsanız arkadaşlığınızı sonlandırın. Sizi cesaretlendirecek kişileri çevrenize alın. Bazen arkadaş veya iş grubu, yer, mekân, şehir değişikliği bile gerekebilir.

Korkularınızı cesaretle yenip adım atmaya başladığınızda öğrenmeye başlıyorsunuz. Araştırın, okuyun, yapanlar nasıl yapmış konuşun, o işi yapmak için hangi yeteneklere ihtiyacınız varsa o yeteneklerinizi geliştirin, koç veya mentorla çalışın. Hem çok keyifli hem de büyüme ve gelişme alanına geçişinizi sağlayacak. İşte gelişme/büyüme alanına çıktığınızda o konuyla ilgili hedefler koyup aksiyon planı yapıp, harekete geçiyorsunuz ve yeni aksiyonlar… Evet yeni aksiyonlar, yeni siz, yeni şirketiniz.

İşte artık bu süreç çok hızlı ve çok konuda olmak zorunda VUCA Dünyası’nda. 

Konforsuzluktan konforlu olma dünyasına hoş geldiniz!

SELDA DOĞANCAN
Latest posts by SELDA DOĞANCAN (see all)
Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER