Klasik TV izleyicisi alışkanlığından vazgeçiyor

Ümmü Hanım sohbetimize hoş geldiniz. Dişi Business’in davetini kabul ettiğiniz için teşekkür ediyoruz. Sohbetlerimize misafirlerimizi tanıyarak başlıyoruz. Dolayısıyla sizi de tanımak istiyoruz ama bugün ya da yakın geleceğinizi değil sizin bugününüzü oluşturan uzak geçmişinizi merak ediyoruz. Çocukluğunuzu, o dönemki hayata bakışınızı, hayata yaklaşımınızı ve ailede size kimin yön verdiğini merak ediyoruz. Sohbetimize buradan başlayalım dilerseniz. Çok sayıda dizi çekmiş, yönetmiş biri olarak siz de bir diziden etkilendiniz ve hayat çizginizde bazı değişiklikler oldu. Gazeteci olmaya bir diziyle karar verdiniz. Sonra ne oldu da bu fikrinizi değiştirdiniz?

TRT döneminde izlediğim Sekiz Sütuna Manşet dizisinde Senem Kayra’nın hayat verdiği Ümit karakterinden çok etkilenmiştim. Ama asıl olarak okuma, araştırma, haber peşinde koşma heyecanını ve ilhamımı aldığım ilk kahramanım babamdır. Bir eğitimci olmasının yanı sıra, çeşitli gazete ve dergilerde toplumsal sorunlar ve hayata dair yazdıklarını heyecanla takip eder ve onun gibi yazabilme hayali kurardım çocukluğumda. Bu heyecan üniversite seçimimi de belirledi. Ancak İletişim Fakültesi’ndeki ilk yılımdan sonra sinema ve TV dünyasına ve o dünyadaki yaratıcı süreçlere daha yakın buldum kendimi. Elbette bu süreçte özel TV’lerin hayatımıza yeni girmelerinin de etkisi büyük oldu.

Siz de tiyatronun tedrisatından geçtiniz. Zeki Alasya ve Metin Akpınar gibi büyük ustalarla çalışma fırsatı yakaladınız. Onlarla yolunuz nasıl kesişti ve onların size kazandırdığını, tiyatronun size ne öğrettiklerini bizimle paylaşır mısınız?

Bu tedrisattan geçme şansını yakalamış olmam, mesleki sürecimdeki en kıymetli köşe taşlarından diyebilirim.  Zeki Alasya ve Metin Akpınar benim ustalarımdır. Eğitim hayatı boyunca teorik olarak edindiğim pek çok öğretinin üzerinde bana öğretmenlik yaptılar. Üniversitenin son yılında teorik olarak aldığım dersleri pratikte deneyimlemek ve kendimi geliştirmek üzere staj arayışındayken yolum VİPSAJ kurgu stüdyosuyla kesişti. O dönem Zeki abi TV’lere yaptığı işlerin teknik kurgusunu orada yapıyordu. Ben de onun kurgu setine de girip sürekli sorular soruyor ve sete gidip işin mutfağını da yakından gözlemliyordum. Uyumlu, disiplinli ve keyifli bir çalışma sürecinin devamında benden asistanı olmamı isteyince hiç tereddütsüz kabul ettim. Ustalarımın bana en büyük katkısı tiyatro, TV, sinema hiç fark etmeksizin öncelikli olanın yani temelin metin-senaryo olduğu yaklaşımını kazanmam oldu. Her şey fikirle başlar ama iyi bir fikri çok iyi bir metinle buluşturamazsan diğer tüm aşamalarda sorun yaşarsın. Bazen kısa bir skecin senaryosunu bile içimize sinene, tüm cevaplarımızı bulana kadar günlerce tartışırdık. Onlara teşekkür borçlu olduğum en önemli şeylerden biri ise; insan kaybetmenin çok kolay olduğu bir dünyada daima insanları kazanmak için çaba harcamanın, onlara değer vermenin mesleğimde ve özel hayatımda hep önceliğim olmasını sağlamalarıdır.

Tabiri caizse, televizyona nasıl bulaştınız?

TV serüvenim, sevgili hocam Zeki Alasya’nın reji asistanlığını üstlenmemle başlamış oldu.

‘Sinema sektörüne iş yapsaydım, televizyona daha az bulaşsaydım’ dediğiniz bir an oldu mu?

Hiç böyle bir soru geçmedi aklımdan. Yaptığımız işin doğası çeşitlilik ve yaratıcılık üzerine kurulu her şeyden önce. Benim için öncelikli olan bir işte içerik üretimi ve süreçlerinin doğru ve kaliteli yapılmasıdır. Dolayısıyla hikâye anlatma biçimleri teknik olarak değişse de tiyatro, sinema, televizyon olarak ayrım yapmadan anlatmak istediğim hikâyeleri doğru ve samimi bir biçimde kitlelere aktarabilmek benim için daha önemli.

Kaç diziye yönetmenlik yaptınız, kaçı için yapımcı oldunuz?

Seneler içinde çok fazla diziye yönetmenlik yaptım. Yapımcı tarafında yer aldığım dizilerde de yönetmenlik deneyimi ve birikiminin bana kattığı tüm yetkinlikleri, o yapımların kreatif süreçlerine destek vermek üzere kullandım. 

Yönettiğiniz dizilerle Türk televizyon tarihinde önemli bir yere sahipsiniz. Televizyon tarihine yön veren dizileriniz sizce hangileri?

Televizyon tarihi dediğimizde; yıllar içinde dinamik bir biçimde sürekli gelişen, değişen bir süreçten söz ediyoruz. Elbette dizilerin de bu sürece etkileri çok güçlü oldu. Yapılan her üretimin televizyon tarihine katkıları tartışılmaz. Kimi teknik yeniliklerle kimi içerik ile kimi müzik kullanımı kimi kurgu diliyle. Ya da bunların hepsinin senkronizasyonuyla. Benim çektiğim ya da değerli meslektaşlarımın imza attığı komedi, dram, aksiyon vb. her türden dizinin sektöre katkı sağladığını ve yön verdiğini düşünüyorum. 

Yönetmen, dizi ya da filmin performansına ne kadar etki edebiliyor? Oyuncuyu mu konuyu mu öne çıkarmak daha önemli? Senaryo bu noktada belirleyici oluyor mu?

Yönetmen bir dizi ya da filmin tüm karakterini, kendi tarzıyla ve ifade biçimleriyle ortaya çıkaran kişidir. Onun dünya görüşü, hayata bakış açısı tüm kreatif süreçleri ve ekip çalışmasının dinamiklerini belirler. Benim için her zaman önce senaryo gelir. Sonrasında işin ruhuna uygun oyuncular ve çok iyi bir prodüksiyon. Bunların hepsi bir arada olmadan süreç doğru ilerlemez.

Kadın yönetmen olmak setlerde işinizi zorlaştırdı mı?

Kadınların yaptığı, erkeklerin yaptığı meslekler ayrımı toplumsal cinsiyet eşitliği açısından benimsemediğim bir yaklaşım. Bu nedenle kendi mesleğimi de kadın/erkek diye ayırmamayı tercih ederim. Kadın cerrah ve erkek cerrah ayrımı yapmadığım gibi kendi mesleğime ilişkin de bu ayrımı yapmadım hiçbir zaman. Her meslekte tabii ki zorluklar var ancak bunları kadın/erkek olmaya bağlamak değil de işin dinamikleri olarak görmek ve onlarla mücadele ederek deneyim kazanmak asıl olan bence. 

Kadınlar dizi ve film sektöründe yeterince varlar mı?

Dizi ve film sektöründe elbette ki kadınlar en etkin biçimde varlar ve olmaya da devam edecekler. Ancak tabii ki bu sayının daha da çoğaldığını görmek, beni hem kadınların her alanda başarılı bir şekilde ilerlemesi hem de sektörün, mesleğin geleceği adına mutlu eder.

Kendinizi daha özgür hissettiğiniz yönetmenlikten Acun Ilıcalı’dan gelen teklifle Exxen’in Genel Müdürlüğü’nü kabul ettiniz. Nedenini okuyucularımızla paylaşır mısınız?

Yönetmenlik benim mesleğim ve bana kazandırdığı tüm becerileri sektöre dair farklı alanlarda da kullanabilmeyi seviyorum. Daha önceki yıllarda sektörün tüm dinamiklerini deneyimlemek için yayıncılık kısmında da tecrübe kazanmak istedim ve TV kanallarında Drama Müdürlüğü ve Direktörlük yaptım mesela. Ardından yapımcılık alanında yine TV ve dijital kanallara drama içerikleri üretiminde yer aldım. Sevgili Acun Ilıcalı’dan böyle bir teklif gelince de yeni ve gelişmeye açık dinamik bir alan olan dijital platform yayıncılığını tüm unsurlarıyla deneyimlemek istedim.

Yönetmen olmanın vermiş olduğu özgürlüğünüzü kaybettiğinizi düşünüyor musunuz?

Dediğim gibi, çeşitlilik ve yaratıcılık bu sektörün her alanında gerekli. Bu nedenle özgürlüğümü kaybettiğimi asla düşünmüyorum. Bulunduğum sektörde zaten özgür olmadan düşünüp üretmek mümkün olamaz. Hatta sektörün farklı alanlarında yer almak, o alanın ihtiyaçlarına uygun yeni şeyler üretmek için ortaya çıkan fırsatlar bu özgürlüğü destekliyor diyebilirim. 

Exxen kurulduğunda, insanlar pandemi nedeniyle evlerindeydi. Bu işinizi kolaylaştırdı mı geri dönüşler almak açısından?

Pandemi yalnızca ülkemizi değil, dünyayı etkileyen bir süreçti. Tüm sektörler bu süreçten payını aldı ve iş yapma biçimlerinde, süreçlerinde ciddi dönüşümler yaşandı. Biz de bu değişime hızla uyum sağladığımız dinamik bir yapıyla, fazla zorlanmadan kurulum sürecimizi tamamladık ve izleyiciyle buluştuk. Yayın hayatına başladığımızda zamanlamanın ne kadar doğru olduğunu bir kez daha anladık. İnsanlar evlerde kaldıkları süre içinde çok fazla içerik tüketiyorlar ancak aynı hızda üretim yapılamıyordu. Exxen’in yayına girmesiyle yerli içeriklerimizle iyi bir alternatif olmayı başardığımızı düşünüyorum.

Exxen’in sadece yerli içeriklere yer vermesi izleyici kitlesinin bir bölümünü dışarıda bırakmıyor mu sizce? Yabancı içeriklere de yer verecek misiniz?

İzleyici iyi bir içeriği nerede olursa olsun mutlaka bulur ve izler. Biz Exxen’in yayın stratejisini oluştururken izleyicimizin net bir biçimde Exxen’i içerik olarak diğerlerinden ayırmasını ve öncelikli tercihinde yerli içeriklerin yer almasını hedefledik. Daha sonra bu yayın stratejisine Şampiyonlar Ligi’ni alarak spor yayıncılığını da ekledik. İleride yabancı içeriklerimiz de olacaktır tabii. Ama zamanlama ve izleyicinin bizden beklentileri doğrultusunda kararlarımızı her zaman olduğu gibi doğru zamanda uygulamaya devam edeceğiz.

Dijital platformlar, gelişen teknolojinin ortaya çıkardığı yeni mecralar ve burada çok güçlü rakipleriniz var. Bu noktada rekabeti değil işbirliğini önemsediğinizi belirtiyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?

Evet, sektörün gelişimi ve geleceği için, platformlar arası işbirliğinin daha faydalı olacağına inanıyorum. Dijital platformlar olarak yeni reklam biçimleri ve alanları oluşturduğumuzu ve bu alanlarda ortak stratejiler geliştirmek durumunda olduğumuzu söylemeliyim. Ayrıca içerik üretimlerinde de ortak yapılanmalar kurulabilir. 

Exxen’in hitap ettiği kitlenin yaş aralığıyla ilgili bir veri var mı elinizde? Hangi yaş aralığı ne kadar takip ediyor dijital platformları?

Exxen’in hitap ettiği izleyici kesimi oldukça dinamik ve sadık bir kesim. Yaş aralığı verili tüm datalarımıza baktığımızda oldukça dengeli. Genç kuşak kadar orta yaş da Exxen’e oldukça ilgili. Bunun içeriklerimizin çeşitliliği ve sürekli üretime odaklı olmamızla ilgili olduğunu düşünüyorum.

Yeni kuşak izleyiciyle klasik televizyon izleyicisi arasında sizce nasıl bir fark var? Yeni kuşağın içerik beklentileriyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Yeni kuşak alışkanlıklarını çok kolay değiştiriyor ama yine de beğendiği, sevdiği içeriklere ilişkin oldukça sahiplenici bir tavrı var. Sürekli ilgiyi aktif tutmanız önemli bu yüzden. Onların hayatının akışı içinde olabilmek, beklentilerini doğru okumak ve oradaki dinamiklere ayak uydurmak gerekiyor. Klasik televizyon izleyicisi de yavaş yavaş alışkanlıklarından vazgeçiyor. Dijital mecraların hayatımıza girmesiyle birlikte orada da daha dikkat çekici farklı konuların ve içeriklerin yer aldığı yapımlar karşılık buluyor.

Son olarak, dijital platformların geleceğiyle ilgili neler düşünüyorsunuz, bizi neler bekliyor.

Dijital platformların tüm dünyada daha da etkinleşerek ve alanlarını genişleterek faaliyetlerine devam edeceklerini düşünüyorum. Özellikle pandemiyle birlikte, araştırmalar dijital platformların izleyici sayısındaki hızlı artışa dikkat çekiyor. Ancak hem üretici taraf hem de tüketici taraf açısından, bu platformlara yapılacak işlerin çok ciddi bir mali boyutu da var. Bunu göz önüne aldığımızda önümüzdeki dönemde dijital dünyada şirket birleşmelerinin kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER