Kızıma sözüm var!

BAHAR SOYSAL
Latest posts by BAHAR SOYSAL (see all)

Tam karşımda duran siyah beyaz fotoğrafa bakıyorum. Ben yaklaşık 7 aylıkken çekilmiş. Oldukça huzursuz görünen bu bebekle önceleri bağ kurmakta zorlansam da ona aramızdaki bağı güçlendirme sözü veriyorum. Çünkü biliyorum ki, ben ve o, biz biriz. Ben içimdeki kız çocuğuna anlayış getirip ona tam sarıldığımda, benden kızıma, annemden bana ve benden tüm kız kardeşlerime akan kabul, anlayış, şefkatle dişil enerjimiz şifalanacak. İlahi rahim enerjisinden doğan kudret ve sinerji nice ilhamlara, yaratımlara vesile olacak. 

Hikâye var hikâyenin içinde

Henüz 3 yaşındayken ebeveynleri boşanan annem ve erkek kardeşlerinin velayeti, babalarına veriliyor. Annesiyle bağı çok erken bir vakitte hasar alan annem, anne sevgisini tam tadamadan yine onu çok seven babasının, erkek kardeşlerinin yanında çocukluk ve ergenliğini yaşıyor. Erkek egemen bir evde yaşamda kalmanın ilkelerini öğrenen bir kadın olarak ona bir erkek gibi nasıl güçlü olacağı öğretiliyor. Bir süreliğine kendi dişil yönüyle bağı kopuyor. Var olmanın ön koşulu olarak sadece eril enerjiden beslenmeyi öğrenirken duygularını sessize alıyor. Ve doğal olarak bana yapılan aktarım da, benzer bir şekilde geliyor:

‘Bir erkek gibi güçlü ol!’ 

Her birimizde cinsiyetten bağımsız iki yön vardır: Eril ve dişil enerji. Her ikisi de ilahi zekâdır. Biri diğerinden üstün değildir. Yaşamda eril enerji bize ilk olarak babamızdan veya baba yerine koyduğumuz rol modellerden, dişil yönümüz ise annemizden veya anne rolünde tanımladığımız kişilerden bize akar. Sağlıklı bireyde her iki yön birlikte, uyumla dans eder. Ne vakit ki aralarındaki dans kaybolur, yaşamdaki denge gider. 

Dişil yön bağ kurandır, iletişim ustasıdır. Sevgiyi almaya izin veren, kapsayan, besleyen yönümüzdür. Bir rahmin tüm erdemlerini üzerinde taşıyandır. Neşelidir. Yaratıcı enerjidir. Sezgiseldir. Şifalandırandır. 

Bir toplumdaki dişil yön sağlıklı işleyişinde olduğunda yaratım yani inovasyon ortaya çıkar. 

Ben doğuyorum

Annemin doğum öncesi hazırlıkları tamam. En büyük dayım da doğumda görev alan herkese dağıtmak üzere hediyeler hazırlıyor. Sonra benim doğum haberim geliyor. Kız kardeşinin bir kızı olduğunu öğrenen dayım, annemi ve beni görmeden, hastaneden ayrılıyor. Bu hikâyenin bir de aile içinde yıllarca anlatılan tatlı, mizahi bir versiyonu var. Hepimiz bu hikâyeye gülümsesek de, bu benim bir kız çocuğu olarak tam kabul görmediğim gerçeğini değiştirmiyor. İyi eğitim almış bir ailede bile yaşanabilen bu durum, halen günümüz Türkiye’sinin çok acı bir gerçeği. Öğrencim beni arıyor ve diyor ki: “Bebeğin cinsiyetini öğreneceğiz, ne olur dua edin, bebek kız olmasın, o benim yaşadıklarımı yaşamasın!”

Ben bir kızım olmasını çok istedim:

Nehir Özpınar, şimdi 15 yaşında. Cinsiyet eşitsizliği konusunda çok hassas bir genç kız. Onun gönül kaleminden çıkanların hepimize ilham olması dileğimle:

“Kız gibi dövüşüyorsun.”

“O gün ne giymiştin?”

“Bu nasıl saç, kız gibi olmuşsun!”

“Erkek adam ağlamaz, güçlü ol biraz.”

“Sen kadınsın, aklın ermez, bu erkek işi, sen beceremezsin.”

Bunun gibi cinsiyetçi söylemler her yerde var. Topluma göre kadınlar kadın gibi, erkekler de erkek gibi davranmalıdır. “Kadın gibi” veya “erkek gibi” ne demektir ki? Bir bireyin kişiliğini, davranışlarını cinsiyeti mi belirler? Bir insan sırf cinsiyeti yüzünden neden bir kalıba uymak zorunda kalır, neden farklı bir muamele görür?

Şahsen ben bunları anlamlandıramıyorum ve bazen kendimi eğer erkek olsaydım hayat daha mı kolay olurdu diye düşünürken buluyorum. Bu yaşımda bunu düşünüyor olmam beni üzüyor. 

Ben kadın olmanın ne olup ne olmadığını biliyorum. Ben bir obje, çocuk makinesi veya köle değilim. Ben kendi fikirleri ve amaçları olan özgür bir insanım. Cinsiyet ayrımcılığı toplumun her yerinde olabilir ama bunu değiştirecek olan biziz. Cinsiyetçilik o kadar normalleştirilmiş ki fark etmeden yapıyoruz. Örneğin, kadınlar ve erkeklerin aynı davranışlarını anlatmak için farklı sözcükler kullanıyoruz. Diyelim ki, bir erkek stratejik bir şey yaptı, aynı şeyi bir kadın yaptığında bu ‘hesaplanmış’ oluyor. Erkekler tepki verebiliyor ama bir kadın tepki verdiğinde ‘abartmış’ oluyor. Neden? Çünkü kadınlar duygusaldır, onlar bir erkek gibi düşünemez ve bu sebepten ötürü fikirlerini belirtmemelidirler. Yıkmamız gereken algılar da bunlar. Kadınların ve erkeklerin birbirinden eksiği veya fazlası yoktur. Feminizm; kadınların üstünlüğü, erkek düşmanlığı değildir. İnsan haklarının, cinsiyet eşitliğinin savunulmasıdır. İki cinsiyetin de birbirinden avantajlı olduğu konular vardır. Bu bizi birbirimize karşı düşman etmektense birleştirip sorunu birlikte çözmemizi sağlamalıdır. Özellikle, biz kadınlar birbirimizin yanında durmalıyız. Birbirimizin haklarını savunmalı ve birbirimize sahip çıkmalıyız. Hiçbir kadın, kadın olduğu için hor görülüp küçümsenmeyi hak etmez. 

Atam’ın da dediği gibi: 

“Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.” 

 

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER