Kendini De Anadolu’daki Kadınları Da Dönüştürdü

 

Hande Hanım merhaba. Sohbetimize sizi tanıyarak başlayalım. Hande Dumrul kimdir?

Merhabalar. Anadolu Üniversitesi Kimya Bölümü’nden 2013 yılında mezun oldum. Eskişehirliyim. Mezun olduktan sonra Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) bir yıl yaşadım. Hem dil eğitimi alıyordum hem de çalışıyordum. Döndükten sonra sektörde çalışmayı sanırım hiç istemedim. Los Angeles’taki iş tecrübem sebebiyle kimya sektöründe kalmayıp insanlarla çok daha içli dışlı olabileceğim bir pozisyonda çalışmanın beni çok daha mutlu edeceğini fark edince eğitim sektöründe çalışmaya başladım bir beyaz yakalı olarak.

Kimya bölümü mezunusunuz ama bu bölümle ilgili hiç iş yapmadınız. Neden bu bölümü okudunuz?

Aslında Fen Fakültesi’ne girerken aklımda akademide kalmak gibi bir düşünce vardı. Zaten bu sebeple de gerekli dil yeterliliğini alabilmek için yurtdışına gitmiştim. Diğer yandan okurken çok keyifliydi kimya, özellikle laboratuvar derslerini çok seviyordum. İstemeyerek yazdım, mecburen okudum gibi bir durum olmadı yani. Fakat Los Angeles’ta, öğrenciyken part-time olarak çalıştığım satış pozisyonu fikirlerimi tamamen değiştirdi. Hollywood Bulvarı’nın üzerinde sattığım o renkli şallar ve insanlarla olan iletişimim beni bu noktaya yönlendirdi diyebilirim.

Benim için anahtar kelime ‘dönüşüm’ demişsiniz. Kimya bölümünü bitirdikten sonra eğitim danışmanlığı yapmışsınız, bir beyaz yakalı olmuşsunuz. Ardından da girişimci… Sektörel bazda dönüşüme gelmeden önce hayatınızdaki bu dönüşümden ve bu kavramın sizin için ifade ettiklerinden bahseder misiniz?

Dönüşüm çok geniş bir anlatım. Global anlamda bakacak olursak, çağın gerektirdiği ve kabullenmemiz gereken bir şey dönüşüm. Kişisel olarak bakacak olursak, ben dönüştüm ve değiştim, hâlâ da dönüşüyor ve değişiyorum. Çok radikal bir karardı 4 sene okuyup da o sektörle hiç ilgisi olmayan bir konumda çalışmaya başlamak. Başta çok da korkutucuydu çünkü inanılmaz bir belirsizlik söz konusu. Şimdiye dek hayatımı değiştirecek ve dönüştürecek birçok konuda kalbimin sesiyle hareket ettim. Kendi dönüşümüme izin verdim demek daha doğru belki de. Sektörel anlamda dönüşüm ise kaçınılmaz ve kucaklanması gereken bir durum. Günümüz itibarıyla en başta dijital dönüşüm fena halde gerekli ve zorunlu bir şey örneğin. Hem kişisel hem de sektörel olarak dönüşüm kaçınılmaz, geliyor ve sizi buluyor. Önemli olan kabul etmek ve kucak açmak.

Beyaz yakalı olmak konforlu bir alan mıydı? Başarı için konfor alanından vazgeçmek mi gerekiyor?

Beyaz yakalı olmak kimileri için bir konfor alanı olabilir, kimileri içinse tekrar eden, değişmeyen ve değişmediği için de sizi körelten bir hayat biçimi olabiliyor. Maaş ve kazanılan haklar anlamında çok korunaklı bir bölgede yaşamınızı devam ettirirken diğer yandan emekli olana kadar bu rutin yapıda mı olacağım, hayatım bu çemberden mi ibaret olacak diye soruyorsunuz. En azından benim için bu iki durum da vardı.

Başarı için konfor alanınızdan vazgeçmezseniz konforlu bir başarınız olur, değişime ve dönüşüme izin vermeyen kısır bir başarı. Nitekim öyle bir an geliyor ki her şeyi bir kenara bırakıp bambaşka bir dünya seriliyor önünüze, bir adım atmanıza bakıyor sadece. O noktadan sonra da zaten iyi ki konfor alanımdan çıkmışım diyorsunuz.

Bu kapsamda, siz nelerden vazgeçtiniz?

Bahsettiğim gibi, vazgeçiş olarak değil de sizi daha iyiye dönüştürecek bir dizi kararlar almak diyelim. Feda ettiğimi düşündüğüm hiçbir şey olmadı. Aksine, attığım o adımın şimdiye dek hep arkasında durdum, bundan sonrasında da duracağımdan eminim.

Kadınların Elinden girişimine gelirsek… Bu fikir nasıl ortaya çıktı? Siz neden dahil oldunuz?

Kadınların Elinden 2018 Şubat’ında fikir olarak ortaya çıkmıştı. Aksiyon alıp, altyapıyı tamamlayıp başlıyoruz dememiz de 2018 Temmuz’u buldu. Kardeşimle birlikte “Burada gerçekten bir sıkıntı var, bu problemi çözmeye yönelik ne yapabiliriz” diye sorduğumuz bir süreçle başladı. Kadınların Elinden Anadolu’da geleneksel yöntemlerle üretim yapan kadın kooperatiflerinin, atölyelerinin o güzel lezzetli, katkısız ve doğal ürünlerini büyük pazarlara ulaştırmak amacıyla ortaya çıkmış bir sosyal girişim. Hem büyük şehirde yaşayan tüketiciye o doğal gıdaları bir pakette ve çok hızlı ulaştırıyor hem de en büyük problemleri pazar, ambalaj ve ulaştırma olan kadın üreticinin sorunlarını ortadan kaldırıyor. Bunu da sosyal bir fayda çerçevesinde sadece kadın üreticiden tedarik ederek, iş modelini bunun üzerine kurarak yapıyor. Dahil olmamak aptallık olurdu.

Diğer girişimci kadınlara yol gösterici olması açısından yanıtlarsanız eğer, bu işe başlarken çok paraya ihtiyaç var mı yoksa sadece iyi bir fikir yeterli mi?

Ben bunun sadece çok para ya da sadece iyi bir fikir ya da çok iyi ve yetkin yol arkadaşlarıyla olacağını düşünmüyorum. Olmuyor da zaten. İyi bir fikir varsa ama az da olsa bunu harekete geçirecek bir paranız yoksa olmuyor. Ya da inanılmaz paranız var ama fikir iyi değil, yine olmuyor. Ya da paranız var, fikriniz de güzel ama iyi bir ekip arkadaşınız yoksa yine bir yerde çuvallarsınız. Demek istediğim, hepsinin birleşimiyle ortaya gerçek anlamda ölçeklenebilen bir şey çıkarabiliyorsunuz.

Nerelerden, hangi kurumlardan, nasıl destekler aldınız?

Bir start-up’ın icraata dönüşme aşaması küçük miktarda lokomotif görevi görecek olan o meblağ ile başlıyor. Yani en zor kısım o ilk finansmanı bulabilmek. Bu noktada Sabancı Üniversitesi bize can suyu anlamında inanılmaz bir destek verdi. Kardeşim ve aynı zamanda da ortağım olan Alp, Sabancı Üniversitesi’nde okuyordu o dönem, lisans girişimi olarak sunmuştuk Kadınların Elinden’i ve kabul etmişlerdi. Onun dışında KAGİDER Proje 15’te, 300 proje arasından ilk 15’e giren projelerden biri olmuştuk. Bu da bize belli platformlarda çokça görünürlük sağladı. Sonrasında katıldığımız yarışmalar, mentorlük programları, danışman kurulumuzdaki alanında en yetkin insanlar, bunların hepsinden farklı noktalarda çok güzel ve yerinde destekler aldık. Hepsine ayrı ayrı tekrar teşekkür ediyorum. 

Anadolu’da üreten kadınlardan alıp metropollerdeki tüketicilere ulaştırıyorsunuz. Üretici kadınlara destek oluyorsunuz. Tek tek üreticilerden değil de kooperatifler aracılığıyla alıyorsunuz. Bunun nedenini bizimle paylaşır mısınız?

Bu noktada birkaç parametre devreye giriyor. İlk olarak üretilen ürünlerin bir izni var mı, bakmamız lazım. Neticede üretilen, gıda ürünü olduğundan belirli denetlemelerden geçmek durumunda oluyor. Bireysel üreticide bunu yakalayamıyorsunuz çünkü bilindiği üzere evde üretim yapılıyor. Fakat kooperatifler veya atölyeler kendilerine ait üretimhanelerde, hijyen koşullarına uyarak üretiyorlar ve tarım bakanlığı tarafından rutin bir şekilde denetleniyorlar. Bu çok büyük bir güven veriyor hem bize hem de tüketiciye. İkinci olarak da kooperatifler en az yedi kadının bir araya gelmesiyle kurulabiliyor. En az yedi kişi olan bu yapılar, 100-150 üyeye kadar çıkabiliyor. 

Bu da süreklilik anlamında çok büyük bir güvence sunuyor bizlere. Üretim sekteye uğramamış oluyor. Bunun dışında, kolektif bir bilinçle bir araya gelmiş birçok kadının hayatına dokunma fikri de paha biçilemeyen kısım tabii ki. 

Köylerdeki kadınların hayatına dokunuyorsunuz. Onlar da sizi etkiliyor elbette. Sizi derinden etkileyen ve girişimleriyle fark yaratan iki kadını bizimle paylaşır mısınız?

İlham veren çokça hikâye oluyor tabii ki. Zaten burada bizi farklı kılan nokta da burası, hikâyeler… Hatay’daki kooperatifimizin kurucusu Münevver abla örneğin çok ilham verici bir hikâyeye sahip. Altı çocuklu, ilkokul mezunu bir kadın, eşi kamyon şoförü. Köyündeki komşularını örgütleyip birlikte üretmeye ikna ediyor. İlk ürünleri de istiridye mantarı. İlk yıl birlikte istiridye mantarı ekiyorlar, fena sayılmayacak bir hasat alıyorlar. Bakıyorlar ki birlikte yapınca kazanç da büyük oluyor ve bunu sürekli yapma ihtiyacı doğuyor. Münevver abla, ilçe belediyesine kadar gidip “Bize bir yol gösterin ne yapmalıyız?” diyor. Sonrasında kooperatif kuruluyor ve şu an münevver abla kendi nar ekşilerini organik sertifikalı olarak satan bir girişimci kadın, çocukları üniversiteyi kazandı, onları okutuyor. 

Zonguldak Devrek’te de Behiye abla var. Erken yaşta evlenmiş ve çocukları büyüyünceye kadar hiç çalışmamış. Çocukları büyüyünce kooperatifle tanışmış ve ilk defa kendi emeğiyle kendi parasını kazanmış. Kendi parasının onu ne kadar güçlendirdiğini görünce de içinde çok önceden ukde kalan bir şeyi gerçekleştirme kararı almış ve açıköğretim fakültesine yazılmış. Şimdi yükseköğretim mezunu girişimci bir kadın. Bu ve bunun gibi yüzlerce hikâye var, hepsi bana ilham veriyor. Ne kadar doğru bir işe giriştiğimi bir kez daha anlıyorum.

Pandemi sizin için kırılma anı mıydı? Sektörel bazda, pandemiden önce ve pandemiden sonra işler nasıl değişti? Bu süreçteki ‘dönüşüm’ nasıl oldu?

Pandemi öncesinde hep istediğimiz ama bir türlü eğilemediğimiz bireysel tüketiciye erişme imkânını pandemi başlangıcıyla elde ettik. Bu dönem birçok girişim ve işletme için kriz olarak adlandırılabilecekken bizim için bir anda fırsata dönüştü. Çünkü insanların alışveriş alışkanlıkları çok hızlı bir şekilde dönüşmek durumunda kaldı. Hayatında bir kez olsun online alışveriş yapmamış insanlar, uygulamalar aracılığıyla internetten sipariş verdiler. Bu inanılmaz bir fırsattı bizim için. Sosyal medya reklamlarıyla tanıtım yapıp kurumsal tarafla bünyemize kattığımız yüzlerce müşteriye pandemide ürün ulaştırdık. Yine pandemide vitrin konseptiyle bir restoran açtık. Bu pandemi sonrası döneme yatırım olarak düşündüğümüz bir şeydi. Onun da meyvelerini yavaş yavaş almaya başladık. 

Satışlarınızın büyük bölümü kurumsal müşterilere yönelik. Bireysel müşterilere ulaşmak için yaptığınız yeni çalışmalar var mı?

Bunun en büyük örneği açtığımız konsept restoran aslında, bunun yanı sıra özel günleri de es geçmeyip ciddi bir reklam ve tanıtım bütçesiyle bireysel kullanıcıya ulaşıyoruz. 

İşe alımlarda, kadro dengesinde ve eşit işe eşit ücrette kadın-erkek eşitliğini gözetiyor musunuz?

Gözetmemek, yaptığımız işe ihanet olurdu. Olabildiğince fazla kadın üreticiyi üretime dahil ederken kendi ekip arkadaşlarımızı, üst düzey sorumlularımızı da yine yetkin kadınlardan seçip bu noktada da üzerimize düşeni yapmaya çalışıyoruz. 

Temmuz 2018’de kuruldunuz. Dört yıllık bu kısa sürede ne kadar büyüdünüz? Kaç kişiyle başladınız, şu anda kaç kişilik bir kadroya sahipsiniz?

2018 yılında iki kişiyle başlamıştık, abla-kardeş olarak. Aradan geçen dört yılda en iyi yaptığımız şey, ne amaçla yola çıktığımızı unutmamak oldu. Biz bu ürünleri büyük pazara satan bir aracı kurumsak o zaman satmalıydık. Bunun için de sahada olmaya gayret ettik ve hep orada kaldık. Genç bir ekiple enerjik bir şekilde stantlar kurduk, tanıtımlar yaptık, bilgisayar başında oturup sipariş gelmesini bekleseydik eminim bu noktada olmazdık. An itibarıyla bünyemizde 30’a yakın ekip arkadaşımız bulunuyor.

Kaç şehirde, kaç kadın üreticiden ürün alıyorsunuz? Ve ürün çeşidinizi bizimle paylaşır mısınız?

Hatay, Ankara, Muğla, Aydın, Zonguldak, Çanakkale, Diyarbakır, Bolu, Kastamonu, Zonguldak gibi birçok şehirden ürün alıyoruz. 400’den fazla kadın üretici demek bu. Bu bölgelerden de aslında eskiden anneannelerimiz, babaannelerimiz ne üretiyorsa hepsine ulaşabiliyoruz. Tarhanalar, erişteler, turşular, reçeller, salçalar, şekersiz meyve kuruları, coğrafi işaretli ürünler (siyah sarımsak gibi), bakliyatlar, zeytin, zeytinyağı, sirkeler; aklınıza gelebilecek her türlü ürün bulunuyor. 

Şu anda yürüttüğünüz bir sosyal sorumluluk projesi var mı? 

Şu an için bizzat bir projede bulunmuyorum fakat ilerleyen zamanlarda bir vakıf ya da dernek bünyesinde kız çocukları ve kadın hakları özelinde şahsi olarak bir şeyler yapmayı çok istiyorum.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER