Kendinden büyüktür gölgesi, özgürlüktür ötesi

BAHAR SOYSAL
Latest posts by BAHAR SOYSAL (see all)

Korkularımız, en büyük canavarlarımız.
Neyse ki, bir de ejderhalarımız var.
Korkularımızı aşmak için kendi iç kuvvetlerimizi keşif ise yolculuğumuz.

Peki, korkusuz insan var mı?
Süper kahramanlar korkusuz olanlar mı?
Yoksa onlar içlerindeki en büyük korkularına meydan okuyup korkuya rağmen yol alanlar mı?

Ya her birimiz, kendimizin süper kahramanı olacak şekilde tasarlandıysak.
Korkularımız bizim gölgede kalmış güçlerimizi ortaya çıkaracak şekilde bize verildiyse.
Öyleyse korkularımızın ve en güçlü yönlerimizin aynı denklemin parçaları olduğunu, korkunun panzehrinin bizde saklı olduğunu söyleyebilir miyiz?

Hatırlayalım: Cesaret, korkusuz olmak değildir. Korkuya rağmen içsel gücümüze sarılıp hareket edebilmektir.

İşin tuhaf yanı, bazen süper kahraman güçlerimizin ortaya çıkıyor olması bizi içten içe korkutabilir.

Bir başka deyişle, korkularımızı aştıktan sonraki evre, en büyük korkumuz, kendimizi gerçekleştirmekteki en büyük engelimiz olabilir. Hani denir ya, insan karanlıktan korktuğundan daha çok kendi ışığından korkarmış. Işığımızın gücü bizi neden korkutsun ki, diyebilirsiniz.

‘Kontrolsüz güç güç değildir.’ Çoğumuz için güçlü bir reklam sloganı. Bu sloganı başarılı yapan gerçeğin sadelikle ustaca ifadesi. Kişisel gelişim bakış açısıyla diyebilirim ki; güç, sorumluluk bilinciyle ifade edildiğinde kudrettir. Ancak yönetilemeyen güç olumsuz sonuçlara sebep olabilir. Dolayısıyla, gücümüzün bilinçli sorumluluğunu alıp irade geliştirdiğimizde bizden akan kudretle hizmete açılırız. Sorumluluk bilincimiz bize doğal bir itibar getirir. 

Öyleyse, içimizdeki ejderhaları uyandırmanın yolu süper güçlerimize yani erdemlerimize ustalıkla nasıl yön vereceğimizi bilmekten geçer. Bilincimiz, elbette, derken, bilinçaltımız farklı bir yayım yapabilir. Örneğin, yetersizlik kompleksi içinde başarısız olmaktan korkan bir kişinin, gölgede kalmış bir korkusu da başarı olabilir. Bu kişiye ailesel aktarımlar yoluyla, çok başarılı olan insanların hırslı olduğu, hırsın onları insaniyetten çıkardığına dair hikâyeler anlatıldı ya da aile soyağacında benzerleri yaşandı ise, başarının kendisini etik olmayan, inandığı erdemlerin aksine hareket eden birine dönüştüreceğine dair bilinçaltına yerleşmiş blokajları, kendisini sürekli sabote edebilir. ‘Tam oluyordu, yine olmadı’ dediği deneyimler yaşayarak, kendi tanımına göre, ne çok başarılı ne de başarısız diyebileceği ara bir kademede kendisini tutabilir. Demek ki, mantığımız korkudan özgürleşmek isterken, korkuyu tutmanın bize gizli bir faydası, hizmeti olabilir. Bu hizmet görünür olduğunda, bu bakış açısına bir bilinç getirebilir, yeniden bir düzenleme yapabiliriz.

Korkunun halleri

Öncelikle korkunun sağlıklı bir duygu olduğunu kabul ile başlayalım. Hayatta kalma benliği tehlike anında bedene çeşitli sinyaller göndermeseydi, bedenimiz tam vaktinde gerekli önlemleri almasaydı ve tüm bunların sonucunda bir ayı saldırısı anında korkmayıp ayının karşısında dikilseydik bugün hayatta olamayabilirdik. Savunma mekanizmamız bize gerçekten korkmamıza sebep bir tehlike  anında dürtüsel olarak kaçmayı, kaçamıyorsak savaşmayı, savaşamıyorsak pasif kalıp donmayı öğretti. Hayatta kalmanın üç yöntemi doğadaki tüm canlılar için geçerli. Demek ki, korkunun sağlıklı olan, bizim hayatta kalmamızı sağlayan varoluşsal bir hizmeti var. 

Atalar peşimizde

Hayatta kalmak benliğimizin içinden çıkmaya çalıştığı sağlıklı korkuların dışında, yaşamsal deneyimlerimizle ortaya çıkan birçok korkumuz var. Bu korkuların bazıları bu yaşamımız üretimi olabileceği gibi, bazıları ise aile ağacımızdan, kolektif bilinç havuzundan, yaşadığımız topraklardan vb. kopyalanmış korkular olabilir. Unutmayalım ki, çok büyük bir sistemin parçasıyız. Atalarımız zorlu deneyimlerin içinden geçtiler. Tüm bu deneyimler sonucunda bazı sorunlarını çözümlediler. Bazıları içinse kendi yaşamlarının içinde çözüm yaratamadılar. Çözüm yaratılamayan konular içinse, atalar sistemi üzerinden akan benzer enerjiler torunlar üzerinden jenerasyonlar boyu devam ediyor. Bu etki bizden evvel annemizde, babamızda, kardeşimizde ortaya çıkmamış ancak bizim hayatımızda döngüsel olarak açığa çıkmış, bizi etkiliyor olabilir. Evet, atalarımız peşimizde. Dolayısıyla, içinde bulunduğumuz dönemden kişisel gelişim alanında sıkça refere edilen, benim de sizlere okumanızı önereceğim, Mark Wolynn’in kitabında dediği gibi “Seninle Başlamadı.” Ben de diyorum ki, atalarımız bizimle başlamamış olan artık bizimle tamamlansın istiyor. Böylece enerji gereğini yerine getirsin, kutuplar dengelensin ve sisteme huzur gelsin. 

Bu döngülerin çözümlenmesi için bilinçli farkındalıkla yaşamımızı deneyimlemek çok önemli. Korkularımız da benzer şekilde daha derinlemesine bir bakış istiyor ki böylece bunların üstesinden gelebilmek için ihtiyaç duyduğumuz erdemlerin gelişimi mümkün olsun ve gizemli ejderhalarımız görünür olsun.

Bugüne kadar danışanlarım üzerinden çok farklı korkular üzerinde çalışma fırsatım oldu: Uçak korkusu, kedi korkusu, örümcek korkusu, yılan korkusu, derinlik korkusu, kaybetme korkusu, başarısızlık korkusu, sınav korkusu, karanlık korkusu, dışlanma korkusu, aldatılma korkusu, yalnızlık korkusu, kalabalık korkusu, deniz korkusu, ölüm korkusu, değişim korkusu, cinsel korkular, deprem korkusu, pandemi korkusu….

Korkuların isimlerini ve ardındaki şaşırtan hikâyeleri buraya yazsak, bir seri kitap olur. Öyleyse bizim için önemli ne olabilir, bir göz atalım. 

Öncelikle korku anında beta frekansında oluruz. Beta frekansı bizim savunma sistemimizin aktive olduğu dalga boyutudur ve gereklidir. Bu dalga boyutu güncel hayatımızı sürdürmek için yapılması gerekenler listemizi de gerçekleştirdiğimiz yerdir. Aklımızda aynı anda birbirinden bağımsız uzunca bir liste olabilir. Aynı anda hem okuldan alınacak çocuğumuzu, akşam yemeği için alışveriş listesini, yarınki yönetim kurulu toplantısı için sunumu, pilates dersine yetişmeyi düşünüyor ve planlıyor olabiliriz. Bu sebeple günlük hayatımızın yüzde 60’ına kadarki bölümünde ‘beta’ya girip çıkabilir, diğer vakitlerde ‘alpha’ ve ‘theta’ frekanslarında rahatlamaya, derin uykuya geçerek dengemizi koruyabiliriz. Ancak zihinsel ve bedensel rahatlama için kendimize izin vermiyorsak, ertesi gün yapacağımız sunum için endişe katsayımız artıyor, başarısız olup işimizi kaybetmek gibi korkular arkada çalışmaya başlıyorsa, beta frekansında çok fazla kalırız ki bu da son derece sağlıksızdır. Sağlıklı olmayan korkulara odağımızı verdiğimizde, sistemimiz bu korkuyu bir büyüteç etkisi ile büyütür, içimiz sıkılır, bedenimiz gerilir, alanımız daralır. Korku canavarlaşmıştır.

 

Einstein şöyle demiş: “Bana düşünceni tarif et, ev ev dolaşacak ve sana geri dönecek.” Düşüncelerimiz enerjinin bir formudur ve enerji dönüşür, kristalleşir. Dolayısıyla, korkularımıza odaklandığımızda ya gerçek kadar hayatımızdadırlar ve yönetim artık korkulardadır ya da kristalleşip bizim gerçeğimize dönüşürler. Yaşamımızla ilgili gücümüzü unutup iradeyi korkularımıza verdiğimizde zihnimiz bu durumdan kaçınmak için bilinçli ya da bilinçsiz sürekli tedbir arayışına geçer. Bu bizim yaşamla ilgili olumlu düşünceleri büyütme, hayaller kurma kapasitemizi düşürür. Yaşama at gözlükleri ile bakmamıza, kendimizi kısıtlamamıza ve bazen de bedensel ve ruhsal dengemizi kaybetmemize sebep olur. 

Beynimiz süper bilgisayarlarımızdır ve bizim için sürekli bir üretim halindedir. Beynimize gösterdiğimiz resimleri olumlu olumsuz diye ayırt etmez. Bizim isteğimiz olarak kabul eder ve hangi resimler yoğunlukta ise o resimleri gerçekleştirmek üzere çalışır. Bu beynimizin yaratım gücüdür. Öyleyse korkularımızı fark etmemiz ve bunlar üzerinde çalışmamız, beynimizin yaratım gücünü bilinçli olarak olumlu düşüncelere yönlendirmemiz yaşamsal kalitemiz ve sağlığımız için çok önemlidir. 

Pratik öneriler

Aklımıza istem dışı korkularımız düştüğü an pratikte neler yapabiliriz?

* Sistemimiz güvende olduğunu bilmeye ihtiyaç duyar. Önce bedenimize dikkatimizi getirelim. Mümkünse gözlerimizi kapatalım ve nefesimize konsantre olalım. Derin ve yavaşlayarak nefes alalım, nefesimiz rahatladıkça bedenimiz rahatlamaya başlar. Hayalimizde korkunun, endişenin yarattığı bütün iç sıkıntının bir balonun içine dolduğunu ve nefesimizi verirken, ağzı açık bir balonun dışarıya havayı bıraktığı gibi, bedenimizi şişiren ne varsa sesli bir şekilde dışarı doğru üfleyelim. Bir kaç nefes alış verişinden sonra rahatlamaya ve esnemeye başlayacaksınız. O anda kendimize hemen fısıldayalım: Şu anda güvendeyim. Ve her şey yolunda.

Birkaç tekrar sonrası biraz daha sakin bir evreye geçiş yapacaksınız. Bedeninizin ritminin normalleşmesi, bedeninizden sisteminize taşınan acil durum sinyallerinin ‘yanlış alarm’a dönüşmesi ile bedeninizin savaşan ordularının harekete geçmesine olan gereksinim ortadan kalkacak, yerine sağduyu ve akıl gelecek. 

* Aklımıza getirdiğimiz korku bazlı olumsuz düşüncelerimiz, bu durumu yaşamamız halinde neler olura tedbiren bulduğumuz tüm çözümler, bu olumsuz deneyime bizi yoğunlaştıran imgelerin tamamı hayal merkezimizde sağ beynimizdedir. Bu bizim yaratmak istediğimiz seçenek değildir. Bu durumu hemen fark edelim ve diyelim ki, ‘iptal iptal iptal’. Yani bu benim seçimim değildir ve sevgili beynim bu yaratımımı şu anda fark ettim ve iptal ediyorum.

Sağ beyindeki olumsuz imgelemleri durdurmanın bir başka yolu da sol beyni aktive etmektir. Bunu da çarpım tablosuna odaklanarak ve bir kaç basit çarpma işlemi yaparak gerçekleştirebilirsiniz.

Her birimiz süper kahramanlarız!

Kendimizi bu an’a getirmek için ilk atacağımız adımlar bunlar olabilir. Sonrasında hatırlamamız gereken, korkumuz görünür olmuştur ki biz bu korkunun üzerine gidelim ve çözümleyelim diye. Vakit şimdidir. Uyuyan dev oradadır. Ve aslında korku bizden korktuğu için gölgesi ile devleşmiştir.  Çünkü ona kabul verip çözümleyecek olan güç bizdedir. Her birimiz süper kahramanlarız. Tek ihtiyacımız olan bunu hatırlamak ve harekete geçmek.

Korkunun ismi ne olursa olsun, ihtiyacımız olan her durumda güvende olduğumuzu bilmektir. Babamızla olan bağımız bizim içgüdüsel olarak koşulsuz bir korunma, annemizle olan bağımız koşulsuz bir beslenme ile ilgili güvende olma duygularımızı pekiştiren bağlardır. Bu sebeple bu bağların ne denli sağlıklı bir şekilde inşa edildiği bugünümüzü etkiler. Eksikliğini hissettiğimiz her ne varsa, sistem bize eksik diye bir şey olmadığını, aradığımız, eksik gördüğümüzün, bizde özümüzde bizim için var olduğunu göstermek üzere çalışır. Dualite’nin yarattığı kutupsal deneyimlerle bizi dengeye getirir, enerji huzura kavuşur. Dolayısıyla, eksiklik bir zan üzerinedir. Sistemde her şey tam ve olması gerektiği gibidir. Eksiklik hisseden içimizdeki çocuktur. İçimizdeki çocuğa ihtiyaç duyduğunu sağlayacak olan yetişkin halimizdir. O kudretini hatırlayan, hatırlayacak olandır. Dolayısıyla, korku canavarının gölgesini düşürüp hakikatini görecek kudretimizin var olduğunu bilelim. Bir rahat nefes daha alalım.

Bugünkü korkumuzun izdüşümü geçmişte bir yerlerde saklıdır. Bazen şaşırtıcı derecede basit, bazen daha derin dalınması gereken bir yerdedir. Bu dalışların bazılarını tek başınıza yapmak üzere kendinizi çeşitli kişisel gelişim metotları ile ehliyetlendirebileceğiniz gibi, kimi dalışlar için de iyi bir uzman rehberle yola çıkmak çok kıymetlidir. Sizin neye ihtiyacınız olduğunu en iyi bilen, sizin kalbinizdir. Çünkü korkuyu büyüten de, korkuya çare olan da sizdedir. Sizde olanı sizden daha iyi kim bilebilir ki…

İçinizdeki ejderhayı hatırlamanız, onu bulmak için kalbinize, mükemmel işleyen bu sisteme güvenmeniz duamla…

Bu yazıyı okuduysanız, bilin ki şimdi korkularınızdan özgürleşme vaktidir.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER