Kadınlar güçlenmesi afete karşı direnci artırır

6 Şubat’ta Türkiye büyük bir deprem felaketi yaşadı. Kahramanmaraş merkezli aynı gün meydana gelen iki depremde 50 bini aşkın kişi hayatını kaybetti, yüzbinlerce kişi yaralandı, insanlar yaşadıkları şehri terk etti. Depremde en büyük zararı kadınlar, çocuklar ve yaşlılar gördü. Peki bu hasar önlenebilir miydi? Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bu hasardaki payı nedir? Kadınların güçlenmesi ve daha fazla toplumsal hayatta yer alması afetlere karşı dirençliği artırıyor mu? Bu soruların yanıtlarını İTÜ Maden Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü ve İTÜ Afet Yönetimi UYGAR Merkezi (AYM) üyesi Prof. Dr. Nilgün Okay’la konuştuk.

Nilgün Hanım, sohbetimize hoş geldiniz. Sizi tanıyarak başlayalım. Ve afet yönetimiyle ilgili yaptığınız çalışmaları da yine sizden dinleyelim.

Bakanlık bursuyla gittiğim ABD’de ilk Türk ve kadın araştırmacı olarak Kuzey Atlantik ve Kutup denizlerinde yaptığım çalışmalarla New York City Üniversitesi Yer ve Çevre Bilimleri bölümünden doktoramı aldım. Amerikan Donanması Araştırma Laboratuvarı, Lamont Doherty-Columbia ve Norveç Bergen Üniversitesi’ndeki gruplarla çalıştım. Uluslararası Okyanus Delme Programı (ODP) kapsamında Joides High Resolution gibi uluslararası araştırma gemileriyle yapılan çalışmalarda yer aldım. İTÜ Doğu Akdeniz Oşinografi ve Limnoloji Merkezi (EMCOL) ve İTÜ Mineral Ayırma Laboratuvarı kurucu üyesiyim.  İTÜ mezunu olarak üniversiteme döndüğümde 1999 depremleri oldu. Teknik Üniversite’nin İçişleri Bakanlığı, Amerikan Afet Yönetimi Kurumu (FEMA) ile oluşturduğu İTÜ ACHIEVE eğitmen-eğitimi projesinde yer aldım, daha sonra Dünya Bankası Enstitüsü programlarıyla afet risk yönetiminde uzmanlaştım. Türkiye Doğal Afet Risk Azaltma Uzaktan Eğitim Programı’nın kurulması, geliştirilmesi ve 2008-2018 yılları arasında Hasar ve İhtiyaç Tespiti online derslerinin yürütülmesinde görev aldım. Hem kurucu üyesi ve hem de yönetim aşamalarında yer aldığım İTÜ Afet Yönetimi Merkezi ve İTÜ Afet Yönetimi Enstitüsü’nde 20 yıldır afet bilinci, afet risk azaltma, toplumsal cinsiyete duyarlı afet yönetimi yüksek lisans dersleri veriyorum. Yerel yönetimlerle İstanbul’un ilçelerinde Risk Yönetimi Planlama ve Toplumsal Afete Dirençlilik proje çalışmalarının yürütülmesinde yer aldım, afetlerde kadının durumuyla ilgili afetlerin sosyal boyutu üzerine çalışmalar sürdürüyor, yaptığımız ulusal ve uluslararası yayınlarla da bilgileri paylaşıyoruz. Ayrıca 2010’da çalışmalarına başlayan İTÜ Bilim Mühendislik ve Teknolojide Kadın Araştırma Merkezi kurucu üyesiyim. Resilience/Dirençlilik Dergisi’nin eş-editörlüğünü yürütüyorum, ayrıca derginin öncülük ettiği Uluslararası Afete Dirençlilik Konferanslarının düzenlenmesinde yer alıyorum.

‘Afet doğal değil’ diyorsunuz, ‘doğal afet’ ifadesinin yanlış olduğunu belirtiyorsunuz.  Bunu biraz açar mısınız?

Afet sosyal, yapısal, çevresel, ekonomik ve yönetimsel etkilere can kaybı, yapısal hasar ve ekonomik zararlara yol açan bir sonuçtur. Odağında bulunan insan ve kent sisteminin sosyoekonomik nedenlerle kısaca zarar görebilirlikleriyle (yapısal/altyapı hasar görebilirlik, sosyal kırılganlık, çevresel ve ekonomik zarar görebilirlik) ortaya çıkan riskler yoluyla afetler meydana gelmektedir. Büyük yıkımlarla yaşadığımız afetin büyüklüğünü mevcut insan kararları, plan ve kullanımıyla ortaya çıkan başta bu sosyoekonomik koşullar belirler. Doğal olaylar, afetlere yol açan tehlikeler olabildiği ve teknik/yapısal sorun gibi algılansa da afetler doğal değildir.

Afet yönetimi tahliye, çadır, arama kurtarmadan mı ibaret?

Afet yönetimi 4 döngüsel aşamadan oluşmaktadır. Bu aşamaların ilk ikisi afet öncesi risk yönetimi faaliyetlerini tanımlamaktadır: Risk azaltma ve hazırlık.  Afet olduğunda kriz yönetimiyle yapılan müdahale ve afet sonrası iyileştirme çalışmalarından oluşmaktadır. Afet yönetimi insanları enkaz altından kurtarmak gibi müdahale operasyonlarından ibaret değildir; “İnsanlarımızı enkaz altından nasıl kurtarırız?” yerine “İnsanlarımız enkaz altında kalmasın!” yaklaşımıyla, afet olmadan önce tehlikelere karşı mevcut zarar görebilirliklerle oluşan riskleri mümkün olduğunca azaltmaktır. Bunun için, ‘risk azaltma’ ve ‘hazırlık’tan oluşan kapsayıcı-sürdürülebilir-katılımcı-kapsamlı-yerel bir risk yönetişiminin geliştirilmesi afet yönetiminin amacıdır. Afet yönetiminin başarılı olabilmesi mevcut politikaların, kalkınma ve gelişme çalışmalarıyla uyumlu, uygulanabilir ve sürdürülebilir olmasına bağlıdır. Afetler bir bakıma yanlış yönetilen risklerdir ve bu nedenle proaktif yaklaşımlarla önlenebilir veya azaltılabilir.

Afete karşı dirençlilik de yeni bir kavram.  Bununla ne kast edildiğini anlatır mısınız?

Tanım olarak afete dirençlilik, sadece binaların dayanıklılığı, hasar görmemesi değil, daha az insanın ölmesi, hızlı müdahalenin yanı sıra az maliyetli iyileştirmenin, yeni riskler geliştirmeden, eskisinden daha iyi yapılanmanın, yerelde sürdürülebilir sosyoekonomik gelişmenin sağlanmasını kapsamaktadır.  Dirençlilik, dayanıklılık, değişim, dönüşüm, esneklik, uyum gibi holistik baş edebilme kapasitesi için kentin tüm bileşenlerinin bütünleşik olarak güçlenmesiyle kazanılan önemli bir kavramdır. Bunun için tehlikelere maruz, risk altında ve afetten etkilenebilecek halk, yerel yönetim ve işletmelerle, altyapı ve doğal çevrenin afetlerle baş edebilme ve hazırlık kapasitesine, aynı zamanda yapısal dayanıklılığa da sahip olması gerekir.

Afet öncesinde disiplinler arası çalışmalarla kurumlar arası eşgüdüm, iletişim, veri paylaşımı, işbirliği yaklaşımı gerekmektedir. Afete dirençlilik “en zayıf halkası kadar güçlüdür” denilebilir:  holistik baktığımızda Afet Risk Yönetimi (risk-azaltma+hazırlık), İklim Değişikliğine Uyum ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarının başarılmasıyla sağlanabilir. Dirençlilik ayrıca halkın tüm kesimlerinin sahiplenmesini yani halkın katılımcılığını gerektirir. Katılımcı bir afet risk yönetiminin başarılı olacağı, afetlere dirençlilik sağlanacağını göstermektedir.

‘Toplumsal cinsiyete duyarlı afet yönetimi’ sohbetimizin ana başlığı. O nedenle bu kavramı tanımlayarak devam edebiliriz ve neden bunu önemsemeliyiz? 

Afetlerde gördüğümüz yıkımlar, sosyoekonomik sorunlar yüzünden yapısal hasar görebilirliği de oluşturmaktadır. Afet, deprem tehlikesiyle “zarar görebilir halkın” arasındaki ilişkidir. Toplumun sosyal zarar görebilirliklerine (kırılganlıklarına) göre diğer zarar görebilirler artmakta, afetlerin etkileri de değişmektedir. Toplumun etnik köken, dil, din, medeni durum, cinsiyet, yaş, doğum yeri, dış görünüş, sosyal güvenlik ve yaşam kalitesi gibi faktörlerin hepsi birden kırılganlığa etki etmektedir.  Okuma yazma oranı, bilgi ve becerilerine bağlı bu kırılganlıklar değişirken eğitim, sağlık, iş ve gelir kaynaklarına erişim ile sosyal ağlar ve yönetime katılım bu kırılganlıklar ile doğrudan ilişkilidir.  Toplumun sosyoekonomik eşitsizliklerden dolayı kırılganlıklar artar; kırılganlık toplumun afete karşı koyabilme/dirençliliğini azaltır.  Tehlikeler doğal olsa da afetler odağında ve nedeni insan olduğu için kırılganlıkların son derece ön plana çıktığını görmekteyiz. Bu bakımdan halk farklı gruplardan oluşmaktadır. Afet öncesinde yeterli olanaklara erişemeyen, eğitim, sağlık, gelir eşitsizliğiyle yoksulluğu artan, sosyal baskı altında ve haklarından yararlanamayan, yoğun bakım sorumluluklarının yanı sıra ayrımcılık, taciz ve şiddete maruz kalan kadınlar toplumun kırılgan grubu haline gelmektedir.  Toplumsal cinsiyet farklılıkları ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığı kısaca cinsiyet afetlerde önemlidir; afetlerden önce savunmasızlığını artırırken, afet sırasında ve sonrasında kadınları daha dezavantajlı hale getirmektedir.

Kadın ölümleri erkeklere oranla çok daha fazladır. Afetlerde yaşlı kadınlar, engelli kadınlar, hamile ve emziren kadınlar, küçük çocukları olan ve evde bakımını üstlendiği hastası olan kadınlar genellikle daha fazla risk altındadır. Afet anında kendinden önce başkalarının sorumluğunu taşıdığı için depremde dışarı çıkması gecikmektedir.

Hâlâ okuma yazma bilmeyen kadın olduğunu biliyoruz. (2022 yılı TÜİK istatistiklerine göre okuma yazma bilmeyen veya ilkokul bitirmemiş 2 milyon 65+ yaşlı kadın mevcut.) Bilgi veya iletişim kaynaklarına erişemedikleri için geride bırakılan veya uyarıya rağmen, kadının güvenli bir alana gitmesi, tahliye için erkeğe ihtiyaç duyması, evde kalmayı veya bir erkeği beklemeyi tercih etmesi, evde bakımını üstlendiği yaşlı, engelli veya birden fazla küçük çocuğun kaçışlarını yavaşlatması bile kadınların hayatta kalma şansını azaltmaktadır. Toplumsal rollerin başında gelen uygun kıyafet sorunu da kadın hayatına etki ediyor. Giyinirken kendini korumaya bile vakti kalmadan binanın yıkıntılarının altında kalıyor. Bu da ölümün fazla olmasının başka bir nedeni oluyor.

Enkazın altında kalırken de enkazdan çıktığında da sorumluluklar değişmiyor, sorunlar bitmiyor.  Deprem sonrasında da kadınlardan beklenen herkesin bakımını, sorumluluğunu üstlenmek, hayatta kalmasını sağlamak. Geçici barınmadaki zor şartlarda kadınlar her zamanki gibi hayatın tüm yükünü taşıyor. Çadırkent/konteyner kentlerde şartların zor olması kadınların iş yükünü artırıyor.  Kadınlar aileyi toparlama, hayatı yeniden kurma, çocuğunun güvenliğini sağlamanın yanı sıra kendi fiziksel, sosyal ve ekonomik güvenliğini sağlama sorunlarıyla karşı karşıyadır. Olumsuz koşullarda, zor koşullarda yemek hazırlamak, çocuk, hasta ve yaşlılara bakım sağlamak gibi normal koşullarda bile tam gün iş olan sorumluluklar artıyor.

Afetle başa çıkma tepkisi de cinsiyetlendirilmiştir ve uzun vadeli etkilere sahip olabilir.  Geçici barınma sürecinde (gelir seviyesi yeterli veya yetersiz de olsa) yiyecek tüketimi azalır, yeterli beslenememe kadınlarda daha fazladır. Bu yetersiz beslenme uzun vadede hamile ve emziren kadınların zayıflamaya olumsuz sağlık etkilerine neden rapor edilmektedir. Bazı bölgelerde kadınların kocalarının yemek için sıraya girmelerine, herkesin içinde yemek yemelerine izin vermediklerini anlatıyorlar.  Yemek dağıtımlarının kadınlara ulaşamaması nedeniyle de kadınlar yeterli beslenememekte.

Erkek akrabası olmadan çadır temini/barınaklarda kalmak zor olmakta, sosyokültürel bir gerçek olan toplumsal cinsiyet faktörünün yeterince anlaşılmaması, yardımların adil dağılımını engelleyebiliyor.  Örneğin erkeklerin yetkilendirildiği bir sistem mevcut. Ekonomik olarak yardım yapılırken erkeklere yardımlar veriliyor ve bu yardımlar kadınlara ve çocuklara ulaşamayabiliyor.

Kadınların insani ihtiyaçlarını karşılanmasıyla ilgili yaşadığı sıkıntılar olduğu, tuvalet, duş gibi alanları rahatlıkla kullanamadığı ve yaşam alanından uzağa gitmek zorunda kaldıkları için güvende hissetmedikleri bildirilmektedir. Kadınların mahremiyetlerini koruyacak, aydınlatma ile güvenliğin sağlandığı, yeterli temiz su kaynakları, hijyen malzemelerine ve sağlık hizmetine erişimi önceden planlanmaması sorunları artırıyor.

Yapılan araştırmalar göre afet sonrası kadınların erkeklere oranla kendilerini yüzde 35 daha az güvende hissediyor. Çadır kentlerinde kadınların yaşam ve hareket özgürlüklerini kısıtlayan durumlar yaşadıkları, aydınlatma yetersizliği ve güvenlik sorunları yaşanmaktadır. Marmara depreminde yaşamları çadır ve çevresiyle sınırlanan kadın ve kız çocukları tanımadıkları yabancı bir çevrede uzun bir süre yaşamak zorunda kaldılar. Tanımadıkları erkeklerin göz hapsine, izlemesine veya haklarını ihlal etmesine tepki veremediler. Çadırın önünde oturmaları bile kısıtlandı, eşlerinden ve çevrelerinden baskı gördüler. Afet sonrası istismar, fiziksel şiddet artıyor. Afet sonrası geçim sıkıntısının artışı, işsizlik, geleceğe dair belirsizlikle birlikte kadına yönelik şiddet de tetikleniyor.  Deprem sonrasında öncelikle şiddete maruz kalan kadınlar kendilerine şiddet gösteren, tehdit eden kişilerle aynı ortamda kalmak zorundadır. Aile içi şiddetle ilgili çalışan birimler de afet mağduru olduklarından işler düzenli yürümüyor, kayıt tutulmuyor ya da kayboluyor veya bu şiddeti önleyecek mekanizma olan koruma evleri az/yetersiz/yok; cezasız ve korumasız kalındığı için başvuru olmuyor ve şiddete katlanılıyor.

Profesyonel ve gönüllü ekiplerde yer alan kadınlar da bir süre sonra toplumsal cinsiyet ayrımcılığı ve hatta şiddete bile maruz kalabilmektedir. Kadın çocuğunu afet sonrası güvensiz ortamda tek bırakamayacağı için çalışamaz durumdadır. Kadın işsizliğinin afet olmadan da yüksek olduğunu düşündüğümüzde bu afet sonrasında artar.  Sosyal yardımlardan da bireysel olarak yararlanamayan kadınlar daha yoksul hale gelmektedir.

Afet yönetimi politikaları da kadınları artan düzeyde savunmasız ve afetin olumsuz etkilerine maruz bırakıyor. Yapılan tüm mevzuatlarda ve afetle ilgili strateji/planları (UDSEP, TARAP/İRAP, TAMP) toplumsal cinsiyet eşitliğinin göz ardı edildiğini görebiliyoruz. Kadınlar risk grupları altında yer alırken planlarda insani temel ihtiyaçları öncelikli değil! Kadınların korunmasıyla ilgili tedbirler de bu stratejik planlarda yer almamaktadır. Toplumsal cinsiyete dayalı hem erkek hem de kadının insani ihtiyaçları bakımdan farklılıkları ve eşitliği ele alan toplumsal cinsiyete duyarlı afet yönetimi planlamasının olmaması, afet sonrası geçici barınma uygulamalarında lojistik, güvenlik ve sağlık hizmetleri cinsiyete duyarlı organize edilememesi ve karar alma planlama ve uygulama gibi stratejik süreçlerde toplumun nerdeyse yarısını oluşturan kadın katılımının yetersiz kalması toplumun afet dirençliliğini azaltmaktadır. Bu bakımdan cinsiyet duyarlı afet risk azaltma – afetlere karşı dirençliliğini artırmak için kalkınma amaçlarına ulaşmak hayati öneme sahiptir.

Afet risk yönetişimi ve dirençliliğin sağlanması için net bir yaklaşım, planlama ve toplumun tüm kesimlerini kapsayan bir yaklaşım gerektirdiği belirtilmektedir. (Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Afet Risk Azaltma Ofisi Sözcüsü). Ülkemizin de kabul ettiği Südürülebilir Kalkınma Amaçları (5 No’lu Amaç), Sendai Risk Azaltma Çerçevesi ve Paris İklim Değişikliği kapsamındaki uluslararası politikalar afet yönetimi süreçlerinin her aşamasında (risk azaltma, hazırlık, müdahale ve iyileştirme) kadının katılımının artırılması öncelikli hedeflerdendir. Sendai Afet Risk Azaltma Çerçevesi kapsamında, 2030 yılına kadar zarar görebilirliklerin azaltılması, afet yönetimi süreçlerinin her aşamasında öncelikle de kadınların dirençliliğinin artırılması toplumun öncelikli konusudur. Afete dirençlilik, katılımcı ve toplumsal cinsiyete duyarlı afet risk yönetiminin yaygınlaştırılmasına, yerel organizasyonlarda kadının liderliğinin desteklenmesine ve kadının kırılganlığının azaltılması için sosyoekonomik güçlendirilmesine bağlıdır.

Kadınlar erkeklerden farklı olarak hangi kapasitelere sahip?

Bir afet durumunda kadın ve erkeğin verdiği tepki ve kapasite farklıdır. Gerek kendi ailesine, gerek akrabalarına ve gerekse komşularına bilgiyi ulaştıran, yardıma ihtiyacı olana ve bakımına koşan, toparlanmada aktif rol alan kadınlardır. Afet öncesinde hazırlık faaliyetlerinde, afet sırasında kurtarma operasyonları da dahil olmak üzere, kadınların mahalle çalışmalarında destekleyici rollerinden yararlanılabilir. Dolayısıyla kadınlar çaresiz, savunmasız, kurban değil, becerileri ve güçlü yönleriyle afetlerle başa çıkma kapasitesine sahiptir. Dayanışma konusunda afet öncesinde ve sırasında çok daha hızlı koordine olabiliyor; birbirlerini bile tanımadan hızlıca dayanışma kurup eyleme geçebiliyorlar. Yaşlı, kadın, çocuk ve erkeklerin herkesin ihtiyacının karşılanması, kaynakların bulunması ve dağıtılmasında sorumluluk alabiliyorlar.

Toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık, kadınların kırılganlığını artırıyor.  Kadınların afete karşı direncini artırmak için neler yapılabilir?

Öncelikle uluslararası politikalar ve ulusal mevzuatla başlamak lazım.  Sendai Afet Risk Azaltma Çerçevesi ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) kapsamında, toplumun zarar görebilirliğinin azaltılması öncelikli konudur. Bu uluslararası kararla tüm politika ve uygulamalarda kadının aktif katılımının sağlanması, yerel organizasyonlarda kadın liderliğinin desteklenmesi amaçlanmaktadır.  Özellikle 1-8 No’lu SKA’lar toplumun dayanıklılığını artırmaya yönelik hedeflerdir.

Buna paralel afetle ilgili ulusal planların (UDSEP, TARAP/İRAP, TAMP) baştan ele alınıp toplumsal cinsiyete ve kadın ihtiyaçlarına duyarlı hale getirilmesine ivedilikle ihtiyaç var. Bu duyarlılığın sağlanması için AFAD birimlerinde müdahale ve yerel gönüllü ekiplerinde, risk azaltma ve planlama birimlerinde kadınların istihdam edilmesi önemli. Afet sonrası sorun alanlarından çadır kent yönetimi planlamasının yetersiz kalmasıdır. Geçici barınmadaki kötü yaşam koşulları halkın kırılganlıklarını artırmaktadır. Bu bakımdan alınacak kararlarda kadının aktif katılımının sağlanması, yerel organizasyonlarda kadın liderliğinin desteklenmesi önemlidir.

Türkiye’de kadının katılımının sağlanması için başta AFAD olmak üzere resmi kurumlarda, planlamada, müdahale ve gönüllü ekiplerinde kadın temsiliyetinin artırılması sağlanmalıdır. Yerel afete dirençlilik için risk azaltma İRAP politikalarının oluşturma ve karar alma süreçlerine kadının katılımı görünürlük ve seslerinin duyurulması kritiktir. Ekonomik kaynakların sahibinin erkekler olması nedeniyle daha önce bahsettiğimiz mağduriyetlere benzer mağduriyetler oluşturuyor. Bangladeş ve Kamboçya gibi ülkelerde ülkemizdeki İRAP benzeri planlama süreçlerinde yüzde 30’unun kadın olmasını kadınlara yönelik kotaların uygulanması başarılan örneklerdendir.

Müdahalenin en sıkıntılı olduğu geçici barınma koşulları ve süreçleri hakkında yetkili personel (AFAD, Belediye, Emniyet) ve yerel yöneticilerin toplumsal cinsiyete duyarlı afet yönetimi bakımından farkındalığının artırılması gerekmektedir. Ayrıca afetlerde cinsiyete dayalı şiddet verilerinin toplanması, politika oluşturmak için değerlendirilmesi gerekiyor. Afet ve acil durumlarda kadınlara yönelik şiddetle ilgili bir veri yok. Afet sonrası şiddet arttı dediğimizde bu istatistiksel verilere dayanması gerekiyor. Şiddet konusu özellikle bütün dünyada çok konuşuluyor ancak rapor edilen bilgi ise oldukça sınırlı.

Bu süreçlerde yerel yönetimlerin yasa gereği desteklemesi gereken Kent Kadın Konseyleri ile kadın gönüllü gruplarının varlığı afetlerle başa çıkmada önem taşıyor. İzmir Kent Konseyi Kadın Meclisi’nin Afetlerde Kadınlar Çalışma Grubu bünyesinde arama kurtarma ekibinin kurulması, İzmir’de yaşayan en az bin kadına gerekli eğitimlerin verilmesi ve aktif olarak afet çalışmalarına katılımlarının sağlanması planlanmakta, bu bütün illerde yaygınlaştırılmalı. İlçe hatta mahalle düzeyinde kadın gruplarının olması, afet öncesi güçlü bir sosyal dayanışmayı sağlayacağı için, afete hazırlık kapasitesinin de artmasını sağlayacaktır. Mahalle kadın örgütlenmelerinin yerel yönetimler tarafından desteklenmesi, çok sayıda kadına ulaşılması, sürdürülebilir iletişim ve eşgüdümün kurulması için önemlidir.

Riskin halkın tüm kesimleri tarafından doğru algılanmasıyla hazırlık kapasitesinin artmasını sağlayacaktır. Risk iletişimi, afete hazırlık ve dirençlilikte en önemli araçlardandır. Eğitim ve bilinçlendirme risk iletişiminin bir parçasıdır; eğitimlerin kadınlara ulaştırılması, toplumun da eğitimi demektir.

Afet öncesinde, sırasında ve sonrasında yaşananları yönetenler arasında kadınlar var mı? Karar vericiler arasında kadınların olmaması ya da az olması müdahaleyi nasıl etkiliyor?

Sosyal politika ve dayanışma bakımından kadının üst yönetimlerde olması çok önemli. Kadınların afet yönetimi planlamasında da yer alması temel insan haklarıdır. Maalesef kadınlar diğer meslek alanlarında olduğu gibi stratejik pozisyonlarda temsil edilemiyor ve görünür değil. Kadınlar afet planlaması süreçlerine hem merkezi hem de yerel yönetimler düzeyinde aktif ve karar verici pozisyonlarda katılması, tüm bu planlama ve yönetim süreçlerinin toplumsal cinsiyet perspektifi ile hazırlanması gerekiyor.

Afet yönetiminde gönüllülük yeterli mi? 

Afet sonrasında resmi görevlilerin her yere hemen ulaşabilmeleri olanaklı değildir. Bu depremlerde de yaşadığımız gibi, profesyonel ekipler de depremzede olacaktır. İlk 72 saat en fazla canlı kurtarılma şansının olduğu, halkın kendi kendine yalnız kaldığı saatlerdir. İlkyardım, kurtarma, tahliye aile bireyleri komşu ve arkadaşlar tarafından karşılanacaktır. Bu yüzden en az ilk 3 gün halk kendine yeterli olacak şekilde hazırlanmalı. Yerel halkın afet bilinci, gönüllülük ve hazırlığı can kurtaracaktır.  Temel afet bilinci eğitimleri almak bu bakımdan çok önemli. Sadece bireysel çabalar yeterli değil, yerele özgü sosyal sistem modelleri oluşturmak gerekiyor. Örneğin mahalle kadın örgütlenmelerinin yerel yönetimler tarafından desteklenmesi, çok sayıda kadına ulaşılması, örgütlenme ile sürdürülebilir iletişim ve eşgüdümün kurulması, afet eğitimleri ve hazırlık kapasitesinin güçlendirilmesi gibi.  Bir mahallede afet öncesi özellikle de kadın gönüllü grupları gibi güçlü sosyal sermayenin mevcut olması, müdahaleyi kolaylaştırdığı gibi afet sonrasında da halkın kendi kaynaklarıyla daha çabuk iyileşme sağlandığı bildirilmektedir.

Bir şeyler yapmak isteyen kadınlar nereden başlamalı, kadınlara mesajınız bu konuda ne olur?

Afetle baş edebilmede kadınların erkeklere göre daha dezavantajlı olmalarının bir nedeni de kadınların ekonomik olarak yetersiz, karar alma süreçlerinde söz sahibi olmamasıdır. Bu nedenle, kadınların tehlikelere karşı zarar görebilirliklerini artırmakta ve dirençliliğinin sağlanmasını zorlaştırır.  Kadının ekonomik güçlenmesi, sürdürülebilir gelir kaynağına erişmesi aynı zamanda şok ve krizlere, afetlere de dirençlilik sağlıyor. Bu bakımdan kadın STK’lara ve yerel gönüllü oluşumlarına önemli sorumluluk düşüyor.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER