‘Kadın çalışmaz’ tabusunu alıştıra alıştıra yıktı

Toplumsal hayattaki ataerkil bakış açısını, ön yargıları kırmak imkansız değildir, sadece biraz zaman alır. Kars Kaz Evi Kurucusu Nuran Özyılmaz da “Erkekli toplumda kadının çalışması biraz tabuları alıştıra alıştıra yıkmakla oldu” diyor. 19 yaşında evlilik, yoksulluk, psikolojik, fiziksel ve ekonomik şiddet, alkol… Ve sonrasında bir gün lazım olur diye kolundan çıkarmadığı bilezikleriyle değişen bir hayat: Ben yaptığım işlere 33 yıl sonra geriden baktığımda “Ben başardım” diyebiliyorum.

 

Nuran Hanım sohbetimize hoş geldiniz. Hayat yolculuğunuzu, girişimlerinizi konuşacağız ama izninizle şu soruyla başlamak istiyorum. Bugün bulunduğunuz yerle başladığınız yer arasındaki farka baktığınızda dönüp kendinize ne söylerdiniz? 

Ben Kars Kaz Evi’nin kurucusu, Kars doğumlu ve Kars’ta yaşayan bir işletmeciyim. Yaptığım işlere 33 yıl sonra geri dönüp baktığımda “Ben başardım” diyebiliyorum. Ben başardım, siz de başarabilirsiniz. 

Nasıl bir ailede büyüdünüz sorusuyla devam edelim mi? 6 çocuklu bir ailede büyüdünüz… 

6 çocuklu bir ailenin ilk çocuğuyum. Çocukluğumda da hep bana “Sen bilirsin, akıllısın, yaparsın” mesuliyeti yüklendi. Onun için çocukluğumda mesuliyetli, kuralcı, davranışta disiplinli, tertipli, orada da yaratıcı ve fark yaratan yapım vardı. 

Babanızın ticaretle uğraşması, sizin de ticaret lisesini okumanızın bugün geldiğiniz yere katkısı nasıl olmuştur? 

Babamın ticaretle uğraşması, ticaret lisesi mezunu olmam altyapı olarak beni daha tecrübeli, daha deneyimli, ileriye götüren bir temeli oldu. Mukayese yeteneğim, ticari dersler almam, ekonomi, ticaret aritmetiği, ticaret hukuku okumam, eğitimim, muhasebem… Bunlar beni ön plana getirdi. Çünkü bunları yeniden öğrenmek zaman kaybıydı. Oysa benim altyapım ve donanımım vardı. Bu babamın kıza verdiği değerdi, babamın bana bıraktığı en büyük miras liseyi bitirmem oldu. Mekânı cennet olsun. Herkesin kız çocuğunu okutmasından yanayım. Çünkü en zor durumda bile eğitim onun elinden tutar; yolunu bulur. 

19 yaşındaki evliliğiniz hayatınızı nasıl değiştirdi?

19 yaşındaki evliliğim, aile aracılığıyla halamın oğluyla evlendim. Evliliğim benim hayatımın dönüm noktası oldu. Eşimin bana karşı kullandığı psikolojik, ekonomik ve fiziki şiddet, eve çok bağlı olmaması, ihtiyaçları karşılamaması ve zaman içerisinde alkol ve kumar tutkunluğu… Böylesine bir başlangıç. Ben çok perişan oldum, bütün arkadaşlarımdan geri kaldım. Arkadaşlarımın hepsi kamuda devlet memuru oldular. Ama ben hiç aşağı bakmadım, hiç kendimi kötü göstermedim, herkes de çalışmadığım için durumumun çok iyi olduğunu zannetti. “Nuran’ın eşi çok varlıklı, onun için çalışmadı.” Oysa benim üzerimde bir baskı vardı, bir köle vaziyetinde yaşıyordum, köle gibiydim, izinsiz, müsaadesiz dışarı çıkamıyordum. Fakat ben o değildim, çok üzülüyordum, çok üzgündüm, çok mutsuzdum. 4 de kız çocuğum oldu. Eşim hiç dikkate almadı, evlattan sayılmayan 4 kız çocuğu… Yalnız büyüttüm onları. Bir de kendim; 5 kadın. Ne oldu? Eşim 5 kadına nasıl bakabilecek, çok üzülüyorum ki benim zaruri ihtiyaçlarım karşılanmıyor, bu çocukların suçu ne, bunlar nasıl olacaklar? 1976’da evlendim, 1990’a kadar sağa döndüm, sola döndüm, bırakıp çıkamadım, sosyal baskı, aile baskısı, mahalle baskısı, o devirlerde boşanmak çok kolay değildi. 5 kadın, ne yapabilirim? Biriktirdiğim birkaç bileziğim vardı, onları hep sermaye görüyordum. 19 yaşından sonra benim hayata bakışım, çektiğim zaruret çok zordu. O yılları hiç düşünmek istemiyorum. 

Hangi noktada artık hayatınızın yönünü değiştirmeye karar verdiniz? Bu kararı almak kolay ama arkasında durmak zor elbette. Hangi zorluklarla karşılaştınız? Bileziklerinizi satıp adım attığınız girişimci dünyasını anlatır mısınız?

19 yaşında evlendikten sonra 1990 yılına kadar sefalet içerisinde, sıkıntılar, şiddet, dayak, zaruret içerisinde yaşadım. O tarihlerde eşimin arkadaşının manifatura ve tuhafiyesi vardı. Beni görünce “Abla seni çok farklı görüyorum. Sana malzeme versem satar mısın?” dedi. “Bizim olduğumuz yerde mahallelerde kadınlar bu işleri çok güzel yapıyor” dedi. Benim gözlerimde bir ışık oldu, “Yaparım” dedim. Getirdik malzemeleri, eve yerleştirdim, süsledim, düzelttim, bilezikleri bozdurdum sermaye olarak. O da çok kolay değildi. Eşimin rızasıyla olmasa o yola da çıkamazdım. O anladı, “İş yaparlarsa benden bir şey istemezler.” Verdim malzemelerin parasını, başladım evde. Benim gibi dışarı çıkamayan, köyden gelen mahalleli kadınlar benim müşteri profilim oldu. Çok güzel iş yapmaya başladım, hiç boş kalmadım. Sürekli satışım oluyor evde. 1990’da başladıktan sonra bir örgü makinesi aldım. Evde yaptığım için hem çocuklar hem evimin işi, ihmal etmiyorum, para da kazanıyorum, o kadar da zor değildi. Fakat işler büyüyünce, malzeme çoğalınca işyeri kiralamak zorunda kaldık. Bunu da eşim teklif etti, çünkü eşimin işine yarayacaktı. Eşimin istikrarlı ve düzenli bir ticareti yoktu. İki yıl kasaptı, iki yıl bir iş yapardı, üçüncü yıl ya ortak değiştirirdi ya yer değiştirirdi veya da bırakırdı, sonra tekrardan işe devam ederdi. İstikrarlı, sürdürülebilir bir ticari ahlakı yoktu. O zaman o yine kasabı bırakmış, adresiniz olur dedi, iyi oldu, dükkân kiralayalım… Ferahladım, korkuyorum ki dükkânda kadın durmaz o kadar da malzeme biriktirmişim, sermaye yatırmışım, üzülürüm, elim boş kalır… Neyse başladık. Çocuklarla beraber düzenledik, süsledik, tekrar örgü makinesi aldık. Hem örgü yapıyoruz hem de hazır giysiler, hazır çeyiz ürünleri satıyoruz. Öylesine bir başlangıç… Ticarette kadın olmak zordu. Fakat erkek toplumu kabul ettikten sonra, işte “Abladır, teyzedir” olunca işin kolay oluyor. Sen yolunu bulduktan sonra, sen yapacağın işin bilincinde olduktan sonra kimsenin sana karışacağı yok. Onun için Kars’ta aynı şehirde yaşamanın, herkesin birbirini tanıması… Çok da zor olmadı. Fakat yine erkekli toplumda kadının çalışması biraz tabuları alıştıra alıştıra yıkmakla oldu. Evdeki ihtiyaçları gidererek, evin bütün masraflarını sırtıma alarak, tabuyu yıkarak evdekini alıştırdım. İş yaparak, model olarak mahalleliyi alıştırdım, sonra toplumu alıştırdım. Kaz Evi’yle de hakeza şehri alıştırarak yola gittim, gittiğim yerde ben model oluyorum. Onun için çok dikkatli, temkinli, çok güzel davranışlarım var. Herkes onu model alır. Kaz Evi’ni kuruncaya kadar bu işi devam ettirdim. 

Kars Kaz Evi’nin nasıl ortaya çıktığını okuyucularımızla paylaşır mısınız? 

Tuhafiye, örgü işleri 2006’ya gelinceye kadar çok güzeldi. O zaman da popüler bir örgücüyüm, işler iyi fakat yavaş yavaş azalmaya başladı. Çünkü marka ve ucuza olan tekstil, Kars’ta da markalar ayağa gelmeye başladı. Bu sefer benim örgülerim demode oldu, pahalı kaldı, rağbet görmedi. İşler durma noktasına geldi. Fakat ben 1990 öncesindeki sefalete dönmek istemiyorum, “Ne yapabilirim?” kaygısı aldı beni. Ancak ben geçim kazancıyla yola çıkmışım, örgüyle, satışla, çocukların ihtiyacı, öyle büyük sermayem yok ki bayilik alayım. Nasıl bir iş yapayım? Tekrar bir emek işi… 4 masayla ufak bir yerde günlük yemekler yaparak başladım. Baktım ki o iş iyi, sıcak para var, sonra tuhafiyeyi kapattım, o işe devam ettim. Altı ay o ufak yeri çalıştırdım, normal günlük ev yemekleri yapıyordum. Müşteri profilim de çok iyiydi. Adliyeye yakındım, valiliğe yakındım, emniyete yakındım, çok iyi müşteri profilim vardı. Fakat yerim kifayetsizdi, 4 masaydı. Bu sefer yan tarafta daha büyük bir yer vardı, orayı kiraladım. 6 aylık süre içerisinde Kars’ta bir yöresel restoranın olmadığını gördüm. Bu sefer ben yöresel yemekleri de günlük yemeklerin yanına koydum. Ticarete dönüşmeyen geleneksel ve yöresel yemekleri gün ışığına çıkardım. Turizm acenteleri beni tanıdılar. Getirdikleri misafirleri yöresel yedirmek için sürekli rezervasyonum var. Bu sefer günlük yemekleri kısaltarak, kaldırarak ben direkt yöresel çalışmaya başladım. Bizde evlerde ve köylerde pişen yemekler ticarete dönüşmemiş, turizm tanımamıştı. Ben o kaybolmaya yüz tutmuş olan anne, babaanne, anneanne reçetelerini işletmemde menüye koyarak turizme sundum. Gelen rehberler, seyahat acenteleri beni tanıyarak, bana rezervasyon yaparak dolu dolu geçti. Orada da çok şükür hiç ticareti beklemedim, Kaz Evi’ni kurduğumda da dolu günüm oluyor, müşteri beklemiyorum. Proje yemekleri, bürokrasinin yemeği, dışarıdan gelen iş adamlarının yemekleri, misafirleri, acenteler, rehberler, turlar öylesine devam ediyorum. 5 yıl tek tabanca çalıştım. Daha sonra benim menümü örnek alarak herkes iş yeri açmaya başladı. Kaz pişirmeye başladı. Bu sefer kazcılık daha çok olmaya başladı. Çünkü talep ettikçe arz olmaya başladı, kaz yetiştirenler çoğaldı, kaz satanlar çoğaldı, kaz pişirenler çoğaldı, dışarıdan gelen turlar çoğalmaya başladı. Kars turizmin odağı, Doğu Ekspresi turizmin gözdesi oldu. Öylesine 2007’de başladığım Kars Kaz Evi bugün Türkiye’nin, dünyanın her yerine şehrimi tanıtmaya devam ediyorum. Her yerde Kaz Evi denilince Kars ve kaz anlaşılıyor. Kaz Evi’ni kurarak kaz yetiştiricilerine pazar kapısı oluşturdum, Kars’la kazı özdeşleştirdim. 

Sizin Kars Kaz Evi’ni kurmanız kadınların bakış açısını nasıl etkiledi?

Kars Kaz Evi, Kars’taki çok kadına ekmek kapısı oldu. Ben kendi yokluğumla yola çıktım ama çok insanın yokluğuna dokundum. Kaz temizleyenler, kaz besleyenler, kaz satanlar… İşletmelerde önceden otelin önünden geçmek bile ayıptı fakat Kaz Evi’ni ben kurduktan sonra kadınlar iş olduğunu anladılar, otelde çalışanlar, işletmelerde çalışanlar…  Kadın istihdamı çoğaldı, Kars kadını ekonomiye dahil oldu. 

“Özgürlüğüm evim kadardı” diyordunuz. Şimdi nasıl hissediyorsunuz kendinizi?

Bir kadın olarak Doğu’nun en doğusunda yaşayan, erkek toplumunu, sosyal toplumu, tabuları alıştıra alıştıra yıkan bir kadın olarak şu anda kendimi özgür hissediyorum ama işimin esiriyim, vazifemin, sorumluluğumun… Fakat şu anda kendimi insan hissediyorum, çünkü bir kişinin esaretinin altında değilim. Onun için kadının ekonomik özgürlüğü olmalı. Bu cümle birbirini tamamlıyor. Hem ekonomin olacak hem özgürlüğün. Ben ekonomiyle özgürlüğü yakaladım. Şu anda kendimi daha mutlu, daha özgür, daha insanca yaşayan hissediyorum. Önceden kendimi tutsak hissediyordum. Çünkü müsaade ve izin istemek kadar yeryüzünde kötü bir şey yoktur. İnsanı alçaltır, küçültür. Hele bir de karşıdaki seni anlamadan seni yargılarsa, sana istediğin şeyler için hakaret ederse… İstediğin de zaruri ihtiyaçlar. Onun için bir kadın olarak ben bunların bütün zorluklarını yaşadım. Fakat şu anda kendimi çok mutlu ve iyi hissediyorum, çok şükür diyorum. 

Yaşadığınız bölgede girişimci hele hele kadın girişimci olmak hiç kolay değil. Kadınlar bu bölgede hangi zorluklarla karşılaşıyorlar?

Kadın olmak çok zordur. Hele nüfus sayısının az, herkesin birbirini tanıdığı, herkesin belli kalıplarda yaşadığı ufak yerlerde bu tür çalışma olayını yıkmak daha zordur. Onun için burada işler rol modellere düşer. Biz okumak değil de sahada gördüklerimizi uygularız ve onu taklit ederiz. Ben sahada güzel bir rol model olarak kadınlara bir yol açtım. Kadınlara diyorum ki, ben bu bölgede kadında devrim yarattım, karda bir yol açtım, bir iz açtım. Onun için kadınlar beni model alarak işe koyuldular, sesleri oldum, sözleri oldum, onların gururları oldum ve ben onlara bir yol açtım. “O yaptı ben de yapabilirim” diyerek başka kadınlar da yola çıktı.

Röportaj: Deniz Dallı

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER