Janset Hanım’ın Maldivler’de ‘İkinci Balayı’ tatili felakete dönüşebilir mi?

Bembeyaz kumsalda güneşlenenler, denizin sığ maviliğinde, ılık ve durgun sularla dans eden bir kadını izliyorlardı. 

Açık mavi sığ sular o kadar sakin, o kadar berrak ve parlaktı ki, bir sağa, bir sola, keyifle yüzen kadının kulaçlarının yarattığı küçük dalgalar ve minik köpükler olmasa, içinde bulunduğu denizin gerçek olmayıp, ışıltılı ve şeffaf, camgöbeği mavisi bir Murano camından yapıldığı zannedilebilirdi.  

Okyanusun oluşturduğu bu cennet benzeri ada sahilinde lastikli,  büzgülü bir saç tokasıyla bağladığı ‘küllü bebek sarısı ‘ saçları görünen dikkat çekici kadın yakından tanıdığımız birisi idi: Janset Hanım.

Maldivlerde tatil yapmak, Janset Hanım’ın yıllardır hayalini kurduğu bir şeydi. İşlerin yoğunluğu yüzünden yaz tatili yapamayınca, eşiyle birlikte Maldivlerde, Maldivler yazı için tatil planları yapmaya başladılar.  

Planlar, yeni hayalleri doğurdu. Hayaller, yeni planlarla yeni ufuklara açıldılar.

Maldivler seyahati, sıradan bir tatilden farklı bir anlam taşımalıydı. Janset Hanım eşiyle uzun yıllardır birlikte idi. Çok mutlu bir evliliği vardı. Bu birliktelik süresince biriktirdikleri o kadar çok anıları vardı ki aradan geçen yıllara rağmen, her hatırladığında onu mutlulukla gülümseten düğünleri, ilk kez yurtdışına çıktığı balayları, hayatının en güzel anılarıydı.  

Balayı!!!  Tabii ya, neden ikinci bir balayı yaşamasınlardı? Bu, şahane, heyecan verici bir fikirdi. Çocuklar, babaanneye bırakıldı. Okula bırakılmaları için dayılarına rica edildi. Organizasyon tamamdı. Her şey ikinci balayı için hazırdı.

İstanbul’dan, hiç uyumadan, heyecan ve neşe ile 8 saatte varılan bu güzel ülkenin havadan görünüşü inanılmazdı. Pitoresk manzara, Janset Hanım’ın gerçeklik algısını zorluyordu. Aylardan ocaktı.  Yola çıktıklarında İstanbul sokakları soğuk ve bir gün önce yağmış, ardından kirlenmiş bir kar manzarası ile kaplıydı. Trafik, her zamanki gibi, korkunçtu. 

Birkaç başarısız denemeden sonra zorlukla buldukları, sigara izmariti ile egzoz gazı karışımı kokulu taksi ile yarı erimiş kirli karları kaldırımlara sıçratarak havaalanına gelmişlerdi. 8 saatlik yolculuğun ardından, adeta başka bir dünyada idiler. Minicik adalarda trafik ve araç yoktu. İhtiyaç da yoktu. Turkuaz renkli deniz üzerinde, beyaz kumsallar ve yemyeşil bitki örtüsü ile küçücük adalar pırıl pırıl güneş altında bir masal dünyasına geldikleri hissini veriyordu. 

Maalesef, küresel ısınma nedeniyle bu cennetin 2050 yılına kadar sular altında kalması bekleniyordu. Janset Hanım bunu bilmiyordu. Keyfini kaçıracak hiçbir şey yoktu.

Uçaktan iner inmez, vücudunda hissettiği tropikal iklimin gevşetici nemli ortamıyla birlikte, cildinin yumuşadığını, kalabalık kent ve iş yaşamında biriktirdiği stresin bedeninden akıp toprağa karıştığını hissetti. Janset Hanım’ın ‘İkinci Balayı’ masalı başlıyordu. 

Maldivler, tam 1200 adadan oluşan, adaları neredeyse deniz seviyesinde bir ülke idi.  En yüksek rakım, birkaç metreyi geçmiyordu. İlginç coğrafi oluşumlu bu ada gurubu, Hindistan’ın güneyinde, en yakın kara parçası Sri Lanka Adası’na 750 kilometre uzaklıkta, Hint Okyanusu’nun neredeyse göbeğinde,  yeterli büyüklükte olmayan haritalarda yer almayacak kadar küçük adalardan oluşan bir ülkeydi. 

Minnacık adalar bembeyaz kumsalla kaplı olmalarına rağmen, yüzeyleri, palmiyeler, hindistancevizi ağaçları ve envai çeşit tropikal bitki ile kaplıydı. Herhalde,  Janset Hanım’a cenneti tarif et deseler ancak Maldiv Adaları’nı anlatabilirdi. 

Janset Hanım ve eşi doğal malzemelerle yapılmış otellerine yerleştiler. Mutluydular. Baş başa kalmak, Janset Hanım’a çok iyi gelmişti. Tatil çok iyi geçiyordu. Bol bol denize giriyorlar, tropik bitkiler arasında dolaşıyorlar, sonra da klima ile iyice soğutulmuş odalarına çekilip birkaç kadeh eşliğinde yalnızlığın, birlikteliğin tadını çıkarıyorlardı. Her şey mükemmeldi.

Şimdi, tekrar başa dönelim.

Eşini otelin barında bırakan Janset Hanım, berrak denizin ve küçük tropikal balıklarla yüzmenin tadını çıkarıyordu.

Ki…

Otellerinin olduğu sakin adalarına, bir deniz uçağı indi. Ardından dikkat çeken bir hareketlenme başladı. Lobinin önünde, Türk polisi gibi, açık mavi kısa kollu gömlek ve omuzlarında apoletleriyle,  üniformalı birilerini fark etti. Merak etti. Deniz keyfini yarıda kesip sahile, adaya yüzdü. Adadaki tek otel, hatta yapı, kaldıkları oteldi.  Sahil sığdı. Yüzmeyi bırakıp, dizlerinin biraz üstüne çıkan suda yürümeye başladı. Ne olmuş olabilirdi? Sudan çıktığında, üniformalı polislerin arasında kocasını fark etti. Kocası, insanlarla sohbeti severdi. Neşeli, eğlenceli, sosyal bir adamdı. Yaklaştıkça bunun pek de sohbet ortamı olmadığını anladı. 

O da ne? Kocasının bileklerindeki karartı kelepçe olabilir miydi?

Koşmaya başladı. Evet, kocası, polislerin arasında, elleri kelepçeli vaziyette, Janset Hanım’ın gelmesini bekliyorlardı. Janset Hanım, nefes nefese kaldı. “Aman tanrım!” diye bağırdı. “Neler oluyor? Siz, ona nasıl kelepçe takarsınız?” Kelepçeyi çıkarmak için kocasının bileklerini tuttu, ancak gruptan iki polis öne çıkıp Janset Hanım’ın kollarından tutup onu geri ittirdiler. Şok olmuştu. “Sevgilim ne oluyor? Neden kelepçelisin?” diye haykırdı. Ağlamaya başlamıştı.

“Sakin ol Janset, sadece bir yanlış anlama var. Polisler, benim, piyasaya sahte Maldiv parası Rufiya sürdüğümü düşünüyorlar.” 

“Fakat bu nasıl olur? Neden düşünüyorlar böyle bir şeyi?” 

“Janset, sen denize girdikten sonra, barda oturup bir şeyler içtim. İçtiklerimin parasını nakit dolar ile ödedim fakat barmen para üstünü ‘Maldiv Rufiyası’ olarak verdi, otelden çıktım. Yürümeye başladım. Yerlilerin, kurutulmuş tropikal çiçekler sattığını gördüm. Çiçeklerin, senin saçlarına çok yakışacağını düşündüm. Satın aldım. Parasını barmenin verdiği, Rufiya ile ödedim.”

Janset Hanım, bu sözleri dinledikten sonra, artık kendini tutamadı. Gözyaşlarına hâkim olamıyordu: “Allah’ım bu neden bizim başımıza geldi.” Bir yandan ağlıyor bir yandan mırıldanıyordu. Kolunu tutan polisler olmasa yere düşebilirdi. Birkaç dakika içinde kendini toparladı. Kocası, anlatmaya devam etti. “Elimde çiçeklerle biraz daha dolaştıktan sonra otele doğru yürümeye başladım,  arkamdan, çiçeği aldığım adam bağıra çağıra gelip kolumdan yakaladı, yanında bir polis memuru, anlamadığım dilde bir şeyler söylüyor, besbelli bana kızıyordu. Yerliler etrafımıza toplandı. İngilizce, ne olduğunu soruyorum ama İngilizce bilmiyorlar. Yanında getirdiği polis memuru da İngilizce bilmiyordu. Bir türlü ne olduğunu anlayamadım. Maldivlerin kendi dili ‘Divahice’ konuşuyorlardı. Hiçbir şey anlamadım. Yakındaki bir başka adada bulunan polis merkezinden bir ekip çağırmışlar bereket, ekip su uçağı ile geldi de, olayın ne olduğunu anladım.” 

Janset Hanım, polislerin arasında omzu en kalabalık yıldızla dolu olana döndü, İngilizce bildiğini umarak sordu: “Kocamı nereye götürüyorsunuz?” Omzu kalabalık olan amir İngilizce biliyordu. “Madam, kocanız hakkında kalpazanlıktan işlem yapıyoruz. Bu, ağır ceza gerektiren bir suçtur. Bu davalara küçük adalarda bulunan ‘Magistrate Court’lar bakamaz. Kocanızı başkente götürüyoruz. Orada bulunan ‘Superior Court’ mahkemesi, kocanız hakkında karar verecek.” 

Ardından, daha fazla lafı uzatmadan, yanındaki polislere işaret etti. Polisler, Janset Hanım’ın kocasının koluna girip onu, otelin yanındaki 10 metrelik küçük platforma bağlı duran deniz uçağına bindirdiler, çok kısa süre içinde de, Janset Hanım’ı gözü yaşlı olarak geride bırakıp havalandılar.

Janset Hanım, uçağın, ufukta iyice küçülmesini izledikten sonra, hemen toparlanması ve bir şeyler yapması gerektiğini fark etti. Hızla lobiye, resepsiyona koştu. Resepsiyon memuruna art arda sorular sormaya başladı. Süreç nasıl olurdu? Ne yapabilirdi? Kocasının peşinden, başkente nasıl gidebilirdi? Ve daha pek çok soru… Resepsiyon memurunun anlattıkları Janset Hanım’ı daha fazla karamsarlığa sürükledi. Maldivler’in şeriatla yönetilen bir cumhuriyet olduğunu öğrendi. Şeriat hükümleri turistik adalar ve otellerde iyice gevşetilmiş olsa da iç kısımlarda ve başkentte oldukça sıkı uygulanıyordu. Başkente gitse dahi, adada giydiği giysilerle başkentte dolaşması ve hatta adliyeye girmesi hem doğru olmazdı hem de sakıncalı sonuçlara neden olurdu. Kaldı ki, başkente gitmek için ya bir sürat teknesi ya da deniz uçağı gerekiyordu. Sürat teknesi ile ulaşım uzun sürerdi. O, başkente gidinceye kadar zaten mahkeme kararını vermiş olurdu.

Adada, su uçağı yoktu. Su uçağını büyük bir adadan çağırmak gerekiyordu. Ancak, bu aylar, yoğun turizm sezonu zamanı olduğundan, önceden rezervasyon gerekiyordu. Kolay kolay, boşta bekleyen bir uçak bulunamazdı. Maldiv yasaları, kalpazanlığı ağır suç olarak kabul ediyorlardı ve genellikle yargılama süresince sanıklar tutuklanıyordu, yargılamalar, tutuklu olarak sürdürülüyordu. Resepsiyonistin elinden bir şey gelmezdi.

Janset Hanım, çok hızlı düşünmeye başladı. Koşarak odasına gitti. Telefonunu aldı, kahretsin, çok az şarjı vardı. Maldivler’de prizler Avrupa ve Türkiye’de olduğundan farklıydı. Prizi kullanmak için mutlaka bir adaptör gerekiyordu. Adaptörünüz yoksa şarjınız da yok demekti. Adaptörü aradı, bütün odayı dağıttı fakat bulamadı. Belki kocasının üzerinde kalmıştı. Koşarak lobiye döndü. Resepsiyonistten kendisine bir adaptör vermesini rica etti. Bereket, Maldivliler turistlere karşı çok yardımcı idiler. Resepsiyonist arkasındaki odaya girdi. Çıktığında, elinde kendi adaptörü vardı. Janset Hanım’a verdi. Janset Hanım, lobide priz olan bir köşeye oturdu. İlk aklına gelen kişi, çalıştığı şirketin yönetim kurulu başkanı idi. Tanıdığı en güçlü adam oydu. Ankara’da da birilerini tanırdı. Yardım etse etse o edebilirdi. Ara tuşuna bastı, telefon çaldı, çaldı… Janset Hanım, “Lütfen açın başkanım, lütfen, lütfen” diye gözyaşları içinde mırıldanıyordu. Telefon sonunda açıldı. Başkan uykulu bir sesle, “Hayrola Janset Hanım, merhabalar” dedi. Evet, İstanbul’da saat gece yarısı idi. Başkan uyuyordu. Janset Hanım, başkanın sesini duyunca kendini tutamadı. Dünyanın bir ucunda, yapayalnız, kocasını kaybetmiş, kendini çaresiz hissettiği bu anda başkanın güven veren dost sesini duyunca yeniden hıçkırıklara boğuldu. Konuşamıyordu. Başkan hattın öbür ucunda ciddi şekilde kaygılandı. “Janset Hanım sakin olun, ne oldu? Anlatın lütfen. Janset Hanım, Janset Hanım…”  Tekrarlayıp duruyordu. Ses zaten çok kötü idi. İnternet çok zayıftı, güçlükle birbirlerini duyuyorlardı. Janset Hanım kendini toparladı, olan biteni başkana hızla anlattı. “Ne olur başkanım, bir şeyler yapın, ömrüm boyunca size minnettar kalırım, inanın çok zor durumdayım.” 

Başkan, “Janset Hanım lütfen sakin olun elimden bir şey gelse keşke… Elbette elimden geleni yapmaya hazırım. Ancak… Ancak ne yapabilirim bilemiyorum” dedi. “Ne yapılabilir, ne yapılabilir?” Başkan uzun aralıklarla bu sözleri mırıldanmaya başladı. “Janset Hanım inanın, ne yapabileceğimi bilmiyorum.” 

“Fakat siz neden Ankaralı avukat hanımı aramıyorsunuz? ”

“Fakat başkanım Ankaralı avukat hanım Maldivler’deki soruna ne yapabilir ki?”

“Siz arayın Ankaralı avukat hanımı Janset Hanım, biliyorsunuz hiç ummadığımız anlarda ummadık şekilde sorunlarımızı çözdü. Onun yurtdışında inanılmaz bir network’ü var. Hem, inanın, benim yapabileceğim hiçbir şey yok, aklıma hiçbir şey gelmiyor, başka hiçbir şey düşünemiyorum…” 

Janset Hanım, “Çok teşekkürler başkanım, sizden çok özür diliyorum. Çaresiz kaldım. Aklıma sizden başka birisini aramak gelmedi. Ben hemen Ankaralı avukat hanımı arıyorum.”

 Ankaralı avukat hanımın, telefonunda kayıtlı cep numarasını tuşladı. Kalbi dışarı fırlayacak gibi atıyordu. Bu son şansıydı. Telefon, birkaç defa çaldıktan sonra açıldı. Avukat hanım, her zamanki canlı, güven veren sesiyle karşısındaydı. “İyi geceler Janset Hanım, nasılsınız, umarım her şey yolundadır.” 

“Avukat hanım, çok özür diliyorum bu geç saatte sizi rahatsız ettiğim için ama çaresiz durumdayım. Biliyorsunuz eşimle tatil için Maldivlere gelmiştik. Sonra…” 

Olanların hepsini bir bir anlattı. “Ne olur bir şeyler yapın, tek umudum sizsiniz.”

Avukat hanım, “Janset Hanım, öncelikle sakin olun, iyi ki vakit geçirmeden beni aradınız. Kocanızı Maldivler’in başkentine götürdüklerini söylediniz. Başkent Male’de bir partnerim var, iyi bir avukattır. Hemen onu arıyorum, derhal duruma el koyuyoruz, merak etmeyin. Kocanızın masum olduğu belli, onu kurtaracağımıza ben inanıyorum. Müsterih olun ve bana güvenin. Gelişme olduğunda size bilgi vereceğim, iyi geceler” diye yanıt verdi Janset Hanım’a.

Janset Hanım, biraz olsun rahatlamıştı: “Allah’ım sen avukat hanıma yardım et… Onu güçlü kıl, lütfen, Allah’ım…”  

Janset Hanım, o gün boyunca, sonra akşamdan sabaha kadar gözünü kırpmadı. Ne yemek yedi ne de bir şey içti. Kocasını götürdükleri platforma gidip oturdu. Sabaha kadar, ay ışığında, kocasını taşıyan uçağın kaybolduğu ufka baktı. Hiç durmadan dua etti. Tanrıdan, Ankaralı avukat hanıma güç vermesini istedi.

Bütün bir gece böyle geçti.

Güneş doğmaya başlamıştı.

Bilirsiniz, güneşin doğduğu sabah saatleri, insanların uykuya en kolay yenik düştüğü saatlerdir. Janset Hanım da, oturduğu platformda, sabah güneşi doğarken, saatlerdir ağlamaktan şişmiş gözlerini uykuya teslim etmişti ki rüyasında, telefonunun çaldığını görmeye başladı, rüyasında bir telefon sesi, gerçeklikle uyku arasındaki Janset Hanım, telefon çaldıkça, her bir zil sesiyle, rüyadan gerçekliğe daha fazla yaklaştı, yaklaştı ve sonunda uyandı.

Evet, telefon çalıyordu. Telaşla, elleri titreyerek telefonunu açtı. Arayan avukat hanımdı, her zamanki neşeli sesi ile “Günaydın Janset Hanım, gözünüz aydın, kocanızın masumiyeti anlaşıldı. Savcılık hakkında dava açmaya yeter delil bulunmadığı gerekçesiyle hakkındaki dosyayı kapattı. Başkent Male’ye götüren uçak bu defa kocanızı size getirmek üzere az önce Male’den havalandı. Sanıyorum birkaç saat sonra yanınızda olur” dedi.

Janset Hanım sevinçten çıldırmak üzereydi. Önce sevinç çığlıkları attı. Avukat hanıma tekrar tekrar teşekkür etti. Ve sordu: “Avukat hanım kocamın masumiyeti nasıl anlaşıldı?” 

“Maldivler’deki partnerim, otel ile iletişime geçerek kamera kayıtlarını internet üzerinden aldı. Kamera kayıtları çok net olarak para alışverişini kaydetmiş. Başkent Male’de, bir stüdyoda, kayıtları deşifre ettirdi ve detaylı deşifreyi  soruşturma savcısına gösterdi. Savcı ikna olmuş. Çünkü defalarca büyütülen deşifre kayıtlarda, sahte paranın barmen tarafından kocanıza verildiği açıkça görülüyor. Deliller karşısında Male Superior Court, Savcılık Makamı, eşiniz hakkındaki dosyayı kapattı.”

“Bu arada, partnerim Tedashi, kaldığınız otelle konuşmuş. Otel müdürü çok üzgünmüş, böyle bir olayın otellerinde meydana gelmiş olmasından dolayı kendilerini affettirmek için size otellerinde 2 haftalık bir tatil hediye etmişler.” Ankaralı avukat hanım son haberi verdikten sonra kahkahalarla güldü. “Artık tekrar aynı otelde kalır mısınız bilmem. Geldiğinizde görüşürüz Janset Hanım, tekrar geçmiş olsun, iyi tatiller.” Janset Hanım, avukat hanıma tekrar minnet duygularını ifade ettikten sonra telefonu kapattı.

Ülkesinin soğuğunu, berbat trafiği, kül tablası ve egzoz karışımı kokan taksilerini, çocuklarını çok özlediğini hissetti. O cenneti değil, İstanbul’u seviyordu. Kaosunu, binlerce kilometre uzaktan da olsa elini tutan, onu yalnız bırakmayan insanlarını.

Yerinden kıpırdamadan platformda oturmaya devam etti. Yaşlı gözlerini ufka dikti. Birkaç dakika içerisinde kaybolduğu ufuktan, tekrar çıkıp, bulunduğu platforma geri gelecek kocasının özlemiyle…

 

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER