Janset Hanım, kadına karşı şiddetle yüz yüze geliyor

Janset Hanım, kendisini çok mutlu hissediyordu.

Sabah her zamanki gibi erken saatte kocasıyla birlikte uyanmış, birlikte sohbet ederek nefis bir kahvaltı yapmışlardı. Aslında her sabah, kocasıyla birlikte evden çıkar, garaja birlikte inerler ve kocasını öptükten sonra her ikisi de kendi arabalarına yönelir, işyerlerine giderlerdi. 

Fakat bugün, her zamanki gibi hızla hazırlanıp, telaşla makyajını yapıp, kocasıyla birlikte çıkmamıştı. Bugün Janset Hanım’ın keyif günüydü. 

Janset Hanım -eğer olağanüstü bir durum yoksa- haftada bir gün evden geç çıkar, işe geç gider, doya doya çok sevdiği sabah keyfini yapardı. Çünkü haftada bir gün evin temizliği için Fatma Hanım gelirdi. 

Janset Hanım, sabah Fatma Hanım’ın gelmesini bekler, ona kapıyı açardı. Ardından kadıncağıza, yapılacak işleri tarif eder, bazı şeyleri tembih eder, daha sonra da yatak odasına kapanır, kıyafetlerini denerdi. 

Oldukça zengin gardırobundan, farklı kombinler yaratmaya çalışır, hiç üşenmeden giyinir soyunur, sonra tekrar tekrar farklı kıyafetleri bıkmadan büyük haz alarak denerdi.  

Fakat en güzeli de Fatma Hanım’ın geldiği günler, kocasını gönderdikten sonra 1 saatlik bir bekleme zamanı olurdu. O bir saatte, hemen,  hızlıca, henüz soğumamış yatağa girer, kısa ama şahane bir uyku çekerdi. İşte o bir saat Janset Hanım’ın haftasının en güzel saatiydi. O sabahı iple çekerdi. 

Fatma Hanım, yıllardır her hafta Janset Hanım’a gelirdi. Sakin, sorulmadıkça pek fazla konuşmayan, naif, hatta daha doğrusu ezik bir kadındı. Erken yaşta yıpranmış yüzüne, hafif kamburu çıkmış vücuduna dikkatle bakarsanız, bu yorgun bedenin, vaktiyle çok güzel, beyaz tenli, düzgün hatlara sahip bir kadına ait olduğunu anlardınız. 

O gün de kapının zili kısacık, ürkekçe çaldığında Janset Hanım sıcacık yatağında, yorgana sarınmış, başını kocasının yastığına koymuş, derin bir uykudaydı.

Önce zil sesini rüyasının bir parçası gibi algıladı. Uyumaya ve rüyasını görmeye devam etti. Ancak zil ikinci defa çaldığında biraz daha kendine geldi. Bir yerlerde zil çalıyordu. Acaba nerede? Düşünürken, Fatma Hanım’ın geleceğini hatırladı. Evet, bu Fatma olmalıydı… Zil, kendi evinin ziliydi…

Yarı uyanık vaziyette güçlükle yataktan kalktı. Kapıya gitti. Kapı dürbününden baktı. Evet, bu Fatma idi. Fakat gözünde güneş gözlükleri vardı. İyi de Fatma güneş gözlüğü takmazdı ki.

Janset Hanım, kapıyı açtı. “Günaydın Fatmacığım, uyuyakalmışım, çok beklettim mi seni kapıda?” diye sordu.

Ayakkabılarını dışarıda çıkarıp eline almış bulunan Fatma Hanım, Janset Hanım’ın yüzüne bakmadan ayakkabılığa doğru yöneldiğinde, farklı bir sesle, sanki fısıldar gibi; “Yok, Janset abla, fazla beklemedim” dediğini duydu. 

“Ne oldu Fatma? Bir şey mi var?” 

Fatma Hanım’ın sesinde ve davranışlarındaki değişiklik Janset Hanım’ın dikkatini çekmişti. Hiç duraklamadan, iş elbiselerini giymek üzere ütü odasına giden Fatma Hanım, “Yok bir şey Janset Abla” diye cevap verdi. Bu defa sesi, iyiden iyiye titriyordu. 

“Gel buraya Fatma, sende bir şey var. Ne oldu kızım?” Janset Hanım daha güçlü bir sesle olan biteni sorarken Fatma Hanım’ı kolundan yakalayıp kendine doğru çevirdi. Fatma Hanım’ın, “Abla, sorma abla” diyen sesi,  hıçkırıklar arasından zorlulukla duyuldu. 

Janset Hanım, hıçkırıklara boğulan Fatma Hanım’ı göğsüne bastırdı. Saçlarını okşayarak, şefkatle teselli etmeye çalıştı. Bir taraftan da “Ne oldu Fatmacığım, hadi anlat bana, neden ağlıyorsun.” -babasının bir süredir hasta olduğunu hatırladı- “Babana mı bir şey oldu Fatmacığım?”

“Hayır abla” diye hıçkırıklar arasında cevapladı Fatma. Janset Hanım bir süre Fatma Hanım’ın sakinleşmesini bekledikten sonra, onu kendinden ayırdı, gözlüklerini çıkardı.

“Aman tanrım, Fatma, bu ne hal, kaza mı geçirdin yavrum, bu ne hal?” 

Zavallı Fatma’nın, gözlüğünün altına saklamaya çalıştığı gözlerinin etrafına koyu kan oturmuş, şişmiş ve gözlerini kapatmıştı. İki gözü birden, kanlı bir yumruk gibi sımsıkı kapalıydı… Ne göz bebeği, ne gözünün akı görünmüyordu.  

Janset Hanım kocası ve arkadaşlarının sohbetlerinden biliyordu. Ağır kafa travmalarından sonra gözlere kan oturur etrafı şişer, morarır, gözler tamamen kapanır diye konuşmuşlardı bir akşam. Janset Hanım çok şaşırmıştı bu bilgiye, nasıl olur da kafaya gelen darbe gözleri kapatırdı. Bu ciddi bir kafa travması olmalıydı.

“Fatma ne oldu gözlerine, kaza mı geçirdin kızım? Dolmuştan mı düştün gelirken?” Başka bir ihtimal aklına gelmiyordu. Biraz da telaşla “Ne oldu kızım anlat, bak, kızıyorum artık” diye sesini yükseltti. 

Bu buyurgan ve kararlı ses, zaten ürkek bir kadın olan Fatma Hanım’ı konuşturmaya yetti. 

“Ahmet dövdü abla bu sabah, hem de çok fena dövdü. Kafamı duvara duvara vurdu, ölüyorum zannettim, bırakır diye ölüyorum Ahmet, ne olur yeter, diye bağırdım, durmadı.” 

“Kızlarım uyandı. Ağlayarak panik içinde geldiler bana yardıma, elinden almaya çalıştılar yezidin, ama durmadığı gibi kızlarımı da dövmeye başladı.” 

“Kızlarım, ‘Anneme vurma baba, ne olursun bize vur’ diye bağırdıkça…” Sözlerinin arkasını getiremedi zavallı kadın hıçkırıklara boğuldu. Artık konuşamıyordu. Sadece derin derin içini çekerek ağlıyordu.

Janset Hanım, zavallı kadını çeke çeke kanepeye götürdü. Sarıldı. Allak bullak olmuştu. Bu nasıl bir şeydi? Ne yapmak lazımdı? Kollarının arasındaki Fatma, nefessiz kalacak kadar derin derin içini çekiyor ağlamaya devam ediyordu. Janset Hanım’ın geceliği, talihsiz kadının gözyaşlarından sırılsıklam ıslanmıştı. Ne yapmak lazım? Kızları nerede acaba? Onlar ne durumda? Ne yapabilirim? 

Janset hanımın üzüntüsü giderek kızgınlığa dönüştü. 

Gidip şu utanmaz adamı bulup, ağzını burnunu kırmak için, içinde dayanılmaz bir istek duymaya başladı. Güçlü bir kadındı. Ama acaba gücü yeter miydi? Ya adam daha güçlüyse, ne de olsa erkek gücüne sahipti.

Kocasını aramak aklından geçti. Kocası, güçlü bir adamdı. Beraber gidip onu kocasına gösterip bir güzel dövdürmek istedi. Ağzı burnu kırılmış Ahmet’e bak, kadın öyle dövülmez böyle dövülür, bir daha Fatma’ya yaklaşırsan senin ellerini kollarını da kırarım, demeyi çok istedi.

Fatma’nın ağlaması durdu. Artık sadece iç çekiyordu. İnleyerek ve iç çekişler arasında  “Abla, artık canıma tak etti, günaşırı dayak, ne yapsam kabahat, bütün kazandığım parayı ona veriyorum yine yaranamıyorum. Beni dövmesi değil de kızlarımı dövmesi çok zoruma gidiyor. Kurtar beni bu zalimden abla… Sonunda beni de kızlarımı da öldürecek bu herif” dedi. 

Janset Hanım da sakinleşmişti. Az önce aklından geçenler artık ona saçma gelmeye başlamıştı. Olacak şey değildi yani, Ahmet, dövmek için bile muhatap olmaya değmeyecek biriydi. “Bir şeyler yapmalıyım” diye düşündü. Ne yapabilirim? Ne yapabilirim? Diye içinden geçirirken aklına Ankaralı avukat hanımı aramak geldi.

Fatma Hanım’ı kanepenin üzerinde yalnız bırakıp kalktı. Telefonunu eline aldı. Yatak odasına doğru giderken Ankaralı avukat hanımın telefonunu çeviriyordu. 

Evet, avukat hanımın huzur ve güven veren sesi karşısındaydı. Bir çırpıda olan biteni anlattı. Fatma’nın kendisi için önemli olduğunu, yıllardır ona hizmet verdiğini, kadının başına gelenleri fark etmediği için kendisini suçladığını anlattı. 

Avukat hanım, onu sessizce dinledikten sonra yapmaları gerekenleri anlattı.

Öncelikle, bir hastanenin acil servisine başvurup rapor almaları, delillerin kaybolmaması ve belgeye bağlanması bakımından önemliydi.

Bu arada, avukat hanım ilk uçakla İstanbul’a geliyordu. Şiddet uygulayan koca hakkında Cumhuriyet savcılığına başvuruda bulunacak ve sanık hakkında ceza kovuşturması başlatacaktı. Sorgusunun ardından tutuklanmasını talep edeceğini söyledi. 

Ayrıca savcılık başvurusu dışında; hâkime başvurup; 

  1. Aile konutu üzerine aile konutu şerhi koydurup sanık tarafından satılmasının yahut değer kaybettirici bir işlem yapılmasını engelleyeceğini, 
  2. Şiddet uygulayan babanın çocuklar ile kişisel ilişki kurmasını, hatta görüşmesini engelleyebileceğini,
  3. Müşterek konuttan kocayı uzaklaştırıp, konutun, şiddet mağduru Fatma Hanım ve kızlarına tahsisini sağlayabileceğini, 
  4. Saldırgan Ahmet’in, ortak konutu kullanmasını engelleyeceğini ve hatta Fatma Hanım’a yahut kızlara, herhangi bir şekilde, okulda, evde, işyerinde yahut bulundukları herhangi bir yerde yaklaşmasının da engellenmesini sağlayacağını,
  5. Fatma Hanım ve kızlarının sadece bedenlerine değil,  eşyalarına zarar vermesini de engelleyeceğini,
  6. Ruhsatlı silahına el koyma kararı alacağını,
  7. Diğer yandan, devletin, Fatma Hanım ve kızlarına maddi yardım yapmasını sağlayacağını,
  8. Gerek duyulursa Fatma Hanım ve kızlarına 24 saat koruma sağlanmasını temin edebileceğini,
  9. Yahut gelişmelere, duruma göre şiddet mağdurlarını tanık koruma programında düzenlenen şekilde kimlik değiştirme, adres değiştirme ve bunun gibi koruma tedbirleri de sağlayabileceğini belirtti.

Janset Hanım, Ankaralı avukat hanımın her bir cümlesini işittiğinde ferahlıyor, güven duygusunun gerginliklerini azalttığını hissediyordu.  Teşekkür üstüne teşekkür ederek telefonu kapattığında artık ferahlamıştı. Avukat hanımın söyledikleri onu rahatlatmıştı. Fatma Hanım’ın şiddet görmesini engelleyememişti ama adalet yerini bulacaktı. 

Karısına ve kızına şiddet uygulamaktan çekinmeyen zalim adam, cezasını çekecekti. Adaletin ne kadar önemli olduğunu, adaletin gerçekleşeceği inancının verdiği güveni, içinde hissetti. 

Şiddet mağduru olursanız neler yapmalısınız

  • Şiddet esnasında, öncesinde ve sonrasında yaşadıklarınızı ayrıntılı şekilde kolluk kuvvetlerine (polise, jandarmaya) anlatın ve anlattığınız şekilde tutanağa geçmesini sağlayın.
  • Tutanağı imzalamadan önce mutlaka okuyun. Tutanakta eksik ya da yanlış ifadeler varsa değiştirilmesini isteyin. İfadeniz eksiksiz ve doğru şekilde tutanakta yer aldığından eminseniz, tutanağı imzaladıktan sonra, tutanağın imzalı bir örneğini mutlaka kendiniz için alın ve saklayın.
  • Polis veya jandarma tutanak tutmak istemezse, kendisine mutlaka tutanak tutması gerektiğini, bunu yapmaması halinde cezai işlem uygulanacağını hatırlatın ve görevini ihmal ettiğini söyleyin.
  • Kolluk kuvvetine, polis birimi veya jandarma komutanlığına başvurduğunuzda, polisin/jandarmanın sizi doğrudan hastaneye sevk ederek, darp raporu almanızı sağlaması kanundan kaynaklanan görevidir. Eğer kolluk güçleri sizi hastaneye sevk etmezse, tutanak yazılmadan önce mutlaka hastaneye sevkinizi isteyin ve bunun yapılması konusunda ısrarcı olun.

Darp raporu 

  • Vücudunuzdaki izler kaybolmadan, muayene olmak ve darp raporu almak, yaşadığınız şiddeti kanıtlayabilmek için önemli bir husustur.
  • Darp raporu almak için hastaneye gitmeniz mümkün değil ise izleri tespit etmek amacıyla, vücudunuzdaki darp izlerinin fotoğrafını çekin, çektiğiniz fotoğrafı, darp izinin size ait olduğu ve çekim tarihi belli olacak şekilde fotoğraflamanız, ispat bakımından önemli olacaktır. 

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER