Janset Hanım, Amerika’da şirket kurmaya çalışıyor

Janset Hanım, hayatının en sakin günlerini geçiriyordu. İş hayatı inişli çıkışlıdır. Her gün, ya yeni bir strese yahut yeni bir mutluluğa gebe olarak doğar. Ancak Janset Hanım’ın bu sıralarda günleri neredeyse birbirinin aynı geçiyordu. Canını sıkacak hiçbir olumsuz gelişme olmamıştı. İnanılmazdı. Her şey yolunda idi. Genellikle büyük fırtınalar uzun durgunlukların ardından gelir.

Janset Hanım, o sabah işe gitmek için her zamankinden daha erken hazırlandı. Şirketin yönetim kurulu başkanı, bu haftaki olağan toplantıya, üst düzey yöneticilerin tamamının eksiksiz katılmasını istemişti. Besbelli başkan yeni bir şeyler planlıyordu. Toplantı saati geldiğinde, şirketin tüm üst düzey yöneticileri toplantı salonunda yerlerini almışlardı. Adeta nefeslerini tutarak başkanın konuya girmesini bekliyorlardı. Fazla beklemeleri de gerekmedi…

Başkan şöyle konuştu: “Arkadaşlar, bugün şirketimiz için çok önemli bir gün. Hem ülkemizde hem de, Avrupa’da çok iyi bir ivme kazandık. Beklentimizin üzerinde bir büyüme gerçekleştirdik. Programlarımız beğeniliyor. Avrupa ülkelerinde yaptığımız satışlar, hepinizin bildiği gibi, bizim için büyük referans oldu. Avrupa ordu ve polis teşkilatlarına yaptığımız satışlar sayesinde, Asya’da ve Afrika’da satışlarımız ciddi bir düzeyde artış gösterdi. Ancak bu süreç bize gösterdi ki, teknoloji üretiyorsanız, bir şekilde, mutlaka Amerika’yla temasınızı artırmak zorundasınız. Büyüdükçe bu eksikliğimizin farkına daha çok vardık. Amerika, bildiğiniz gibi teknolojik gelişimin açık ara öncüsü, gelişmek istiyorsak bu ekonomik devle daha yakın, daha içli dışlı olmalıyız.

Yönetim kurulumuz epeydir bu konu hakkında değerlendirme yapıyordu. Nihayet, dün ABD’de bir şirket kurmaya karar verdik. En kısa zamanda bu projeyi hayata geçirmek istiyoruz.

Fakat bu süreci gizli yürütmek istiyoruz. Şirket kuruluşumuz tamamlanana kadar rakiplerimiz bu girişimimizi duymamalı. Bu nedenle, sizlerden inisiyatif almanızı bekliyorum. Lütfen ilişkilerinizi gözden geçirin, çevrenizde ABD’de şirket kurmuş birileri var mı, varsa, bize nasıl bir katkı sağlayabilirler? Çünkü ben ve yönetim kurulundaki arkadaşlarım yeni dünyanın mevzuatına çok yabancıyız. Nereden başlarız, nasıl yaparız bilemiyoruz.”

Sözlerini bitirdikten sonra toplantı masasının etrafındaki kurmaylarını süzmeye başladı. Başkan daha sözlerini bitirmeden, Janset Hanım çözümü bulmuştu bile. Ağabeyinin kolejden arkadaşı Vahit, yaklaşık 30 yıldır Amerika’da yaşıyordu. Üniversiteyi bitirdikten sonra oraya gitmiş ve iş adamı olmuştu. Gerçi uzun zamandır irtibatları kesilmişti ama ağabeyi, Vahit ağabeyden hep gururla söz ederdi. Vahit ağabey, Amerika’da şirketler kurmuş, orada, Amerikalı bir kadınla evlenmiş, çoluk çocuğa karışmıştı. Ağabeyi, iş hayatının da aile hayatının da çok başarılı olduğunu, yemekli sohbetlerde arkadaşlarına söylenip dururdu:

“…helal olsun oğlana, gözünü karattı, bindi gemiye gitti Amerika’ya, sıfırdan başladı. ‘Ben üniversite mezunuyum’ demedi, araba yıkadı, benzincide pompacılık yaptı, çalıştı, didindi ama sonunda tutunmayı başardı. Saygın bir işadamı oldu, çok para kazandı. Ben onun gösterdiği cesareti gösteremedim. Oturduk kaldık bu memlekette.”

Janset Hanım, küçük bir kız çocuğu iken Vahit ağabey, sık sık evlerine gelir, ağabeyiyle otururlar bol kahkahalı konuşmalar yaparlardı. Arkadaşlarının içinde en çok onu severdi. Çok neşeli, canlı, esprili bir delikanlı idi Vahit ağabey, çok da yakışıklı bir çocuktu. Kolejin basket takımında oynardı. Yani Janset Hanım’ın çocukluğunun önemli bir figürü idi. 

İşte Başkan konuşurken tüm bu anılar Janset Hanım’ın gözünün önünden film şeridi gibi geçti. Gülümsedi, “Evet, ben bu işi Vahit ağabeyle rahatlıkla çözerim” diye düşündü.

“Başkanım, benim Amerika’da işadamı bir tanıdığım var. Çok başarılı biri, ticari konularda deneyimli. Eğer uygun görürseniz ben onunla bu işi rahatça halledebileceğimizi düşünüyorum” dedi. 

Başkan, “Çok iyi olur Janset Hanım. O halde top sizde, umarım kısa zamanda sonuç alırız” diye yanıt verdi.

Janset Hanım, ertesi gün Vahit ağabeyi aradı. Aralarında çok sıcak, çok yakın, duygusal bir konuşma oldu. Vahit Bey uzun zamandır yurtdışında yaşayan her Türk gibi, ülkesinden gelen her şeyin meftunu idi. Janset Hanım’ın sesini duyunca çok etkilendi. Duygulandı. Hiç susmadan, birbirlerinin sözünü keserek, gülerek, neşe içinde uzun uzun konuştular. 

“Şirket kuruluşu mu?” O iş kolaydı. Şirket için bir adres gerekiyordu ki, kısa zamanda bir yer kiralar ve orayı adres gösterip kuruluş işlemlerini tamamlardı. Bir mali müşavir ve avukat gerekliydi. İyi tanıdığı mali müşavir ve avukatı vardı. Başlangıç olarak –adres kiralama, mali müşavir ve avukat için- avans filan 30.000 dolar gönderse yeterli olurdu.

Janset Hanım, hemen muhasebeye talimat verdi. Vahit Bey’in hesabına paranın gönderilmesini sağladı. Bir hafta sonra Vahit Bey aradı. Her şey yolunda idi. Kuruluş işlemleri başlamıştı. Vergi ve harçların yatması gerekiyordu. Bir 15.000 dolar daha gerekliydi. Janset Hanım derhal paranın gönderilmesini sağladı. Bir süre konuşmadılar. Fakat iki hafta sonra Vahit Bey yine aradı. Kiraladıkları ofisin yeni kira günü gelmişti. Kiranın ödenmesi gerekiyordu. Mali müşavir de para istemişti. Acil bir 20.000 dolar göndermesi gerekiyordu. Şirket kuruluşunu yaptığı San Francisco epeyce pahalı bir şehirdi. Amerika’da ‘consultant fee’ler çok yüksekti. Vesaire vesaire… 

Janset Hanım, 20.000 doları da gönderdi. Fakat doğrusu, bu yapılan masraflar ve işin uzamasından rahatsız olmaya başlamıştı. Günler günleri kovaladı. Rutin işler kaygıları azaltsa da Janset Hanım’ın içindeki sızı gün geçtikçe daha da artıyordu. 

Nihayet Vahit ağabeyi aradı. “Vahit abi, aylar oldu, ne oldu bizim şirket kuruluşu? İnan, patrona karşı çok mahcubum, herkes benden haber bekliyor abiciğim, lütfen elini biraz çabuk tut. Çok uzadı” demeye kalmadı Vahit Bey, “Janset’çiğim sen benden çok yaşayacaksın. Şimdi telefonu elime aldım seni arayacaktım. Gözün aydın. Şirket kuruluşu tamamlandı. ‘Secretary of State’e son olarak ‘duty and tax’leri ödeyip Kuruluş Sertifikasını alacağım. İşlem tamam” dedi. 

“Masraf ne kadar ağabey?” 

“20.000 dolar kadar Janset‘çiğim. Hemen gönder ki cezaya girmeyelim. Bizim eyalette her yıl mayıs sonuna kadar beyanname verilmesi lazım, geç kalmayalım. Ben sana şirket evraklarının örneğini WhatsApp üzerinden göndereceğim. Sonra da kargo ya veririm” yanıtını aldı. Janset Hanım, yüreğinde bir ağırlık, kuşkular beynini kemirerek muhasebeye yeni bir talimat verdi. Vahit Ağabey’e bir 20.000 dolar daha gönderdi. 

Nihayet işlem tamamlanmıştı. Gerçi parça parça 85.000 dolara mal olmuştu. Bu çok büyük paraydı. Fakat olan olmuştu. Doğrusu pek sorgulamak da istemiyordu. Şirket kurulmuştu ya mühim olan buydu. Günler, sessizlik içinde geçiyordu. Vahit Ağabey’den ses soluk yoktu. Ne arıyor, ne mesaj gönderiyordu. Acaba ne olmuştu? Arayıp Vahit Bey’i sıkıştırmak da istemiyordu. Nihayet bir gün aradı. Telefon çaldı çaldı ve sinyal meşgule dönüştü. “Allah Allah!” diye söylendi. Tekrar aradı. Bu defa telefona ulaşılamıyordu. Janset Hanım paniğe kapıldı. Başı zonklamaya başladı. Yüzü kıpkırmızı olmuştu. Tekrar tekrar aradı. Telefona ulaşılamıyordu. İçini rahatlatmak için kendi kendisine mırıldanıyordu: “Yok canım kötü bir şey yoktur, belki metroya falan binmiştir, Vahit abiden bir yanlış olmaz.” 

Fakat aslında yavaş yavaş farkına vardığı şey, ne ağabeyi ne kendisi 35 yıldır Vahit Bey’i görmemişlerdi. Acaba değişmiş miydi? Janset’e böyle bir kötülük yapar mıydı?

Bu arada, her aklına geldikçe Vahit Bey’i arıyordu. Belki günde 20 kez deniyordu. Fakat telefonu hep kapalıydı. Janset Hanım için uykusuz geceler başlamıştı. Sabaha kadar kaygılar içinde yatakta dönüp duruyordu. Bir hafta içerisinde gözlerinin etrafında koyu halkalar oluşmaya ve giderek koyulaşmaya başladı. Amerika’ya Vahit Bey’e gönderilen 85.000 dolar onun için çok büyük paraydı. Eğer parayı kaybetmişse, tamamen kendi kusuruyla kaybetmişti. Elbette şirkete ödemesi gerekirdi ama nasıl?

İçinde hâlâ kuşkular vardı. Belki Vahit Bey kuruluşu yapmıştı. Ama sonrasında kaza geçirmiş olabilirdi. Ya da rahatsızlanmıştı. Telefonunu kaybetmiş olabilir miydi? 

En iyisi San Francisco’ya gidip Vahit Bey’i bulmak ve durumu öğrenmekti. Masrafları da kendisi karşılamalıydı. 

Ertesi sabah erkenden utana sıkıla başkanın odasına girdi. Kısaca Vahit Bey ile bağlantısının kesildiğini, muhtemel bir aksaklık olduğunu, durumu yerinde görmek ve belgeleri almak için San Francisco’ya gitmek istediğini söyledi. Masrafları da kendisi karşılamak istiyordu.  

Başkan, onu çok düşünceli ve karamsar bir bakışla sonuna kadar dinledi, “İyi olur Janset Hanım” dedi ve ekledi: 

“Besbelli ki bir sorun var ve oraya gitmeden de bu konu açıklığa kavuşmayacak.”

Janset Hanım iki gün sonra San Francisco Havalimanı’na indi. O kadar kaygılıydı ki yol boyunca gözünü bile kırpmamıştı. Bir taksiye bindi. Adresi söylediği taksi şoförü, “Orada ne işiniz var?” dercesine Janset Hanım’ın yüzüne baktı. Herhalde böylesine alımlı ve şık bir kadının o adrese neden gitmek istediğini anlamaya çalıştı. 

Önce kente girdiler. Sonra kenar mahalleler, derken şehrin hemen kenarında, üst üste konulmuş hurda arabalar, gelişigüzel yerlere dökülmüş eski araba lastiklerinin olduğu bir alanda, eski püskü paslanmış teneke evler ve eski karavanlardan oluşan bir mahallede durdular. 

Janset Hanım büyük şaşkınlık içerisindeydi. Şoföre, “Emin misiniz? Adres burası mı?” diye sordu.     “Evet” dedi yaşlı şoför, “Emin olabilirsiniz, adres burası.”

Janset Hanım yıkılmış vaziyette birkaç kişiye sorduktan sonra tarif edilen eski püskü, boyalı hurda benzeri karavanın kapısını çaldı. Kapıyı, üzerinde kirli bir atlet ve şort ile açan adam Vahit Bey’di. 

Durum vahimdi. Karavanın içi dağınık, her yer çok ama çok kirliydi.

Janset Hanım, belki yüz yıldır temizlenmemiş, rengi belirsiz hale gelmiş bir kumaş koltuğa çökercesine oturdu. Belli ki köprünün altından çok sular akmıştı. Her şey o kadar açıktı ki, Vahit Bey’e soru sormaya bile gerek kalmamıştı. 

Vahit Bey, kendisi anlatmaya başladı; 5 yıl öncesine kadar çok iyi bir hayatı varken bir trafik kazasında eşini ve kızını kaybettikten sonra bütün hayatı değişmiş. Uyuşturucu ve alkol bağımlısı olmuş. Sonra da sahip olduğu şirketler tek tek iflas etmiş. Zavallı adam, toplumun en dibine kadar düşmüş. 

Aslında Janset Hanım’a zarar vermek istememiş. İlk gönderdiği parayı her nasılsa Vahit’ten alacaklı olan mafya grubu zorla elinden alınca yeni paralar istemek zorunda kalmıştı.  

Sonuçta hiçbir şey yapmamıştı. Utancından telefonunu da kapatmıştı. Janset Hanım’a ne cevap vereceğini bilemiyordu. “‘Janset’çiğim, yokluk mertliği bozar’ derler Türkiye’de değil mi? İşte tam olarak bu durumu yaşıyorum. Her şeyimi kaybettim. Artık sadece sürünerek ölmeyi bekliyorum.”

Janset Hanım, Amerika’dan döndüğünün ertesi günü işyerine gitti. Döndükten sonra tam 24 saat uyumuştu. Vahit Bey’in halini gördükten sonra her şeyi kabullenmişti. Gerçekten yapacak bir şey yoktu. İşten atılmaya da, şirketin zararını ödemeye de hazırdı. Kocasıyla konuşacak, yeni aldıkları arabalarını satmasını isteyecekti. Kocasının durumu anlayacağını umuyordu. Evet, büyük bir hata yapmıştı. Sonuçlarına cesaretle katlanmaya hazırdı.

Başkanın odasına girdiğinde bir gariplik hissetti. Gitmeden önce konuştuğu kaygılı başkan gitmiş, yerine rahatlamış, hatta neşeli bir adam gelmişti. Onu dinlemeye hazırdı.

Başkana olanları anlattı. Büyük bir hata yapmış olduğunu bildiğini, hatasını kabullendiğini, şirketin zararını ödemeye hazır olduğunu tek tek anlattı. Başkan, zavallı Janset Hanım’ı, gülümseyen, şefkat dolu bakışlarla dinledi. Kısa bir sessizlikten sonra söze başladı:

“Janset Hanım, maalesef çok büyük bir stres yaşadık. Siz de ben de. Fakat sonuç çok iyi oldu. Şükürler olsun. Önemli olan da bu.”

“Nee!” dedi Janset Hanım, “Nasıl yani?” Başkanın kendisiyle alay ettiğini zannetti.

“Evet, San Francisco’da şirket kuruluşumuzu gerçekleştirdik. Bakın, belgeler de burada.” 

Şirket kuruluş belgesini Janset hanıma uzattı.

“Fakat nasıl olur?” diye kekeledi Janset Hanım. Başı dönmeye başladı. Neler oluyordu? Bu bir şaka mıydı yoksa rüyada mıydı?

“Siz ABD’ye gitmek için izin isteyince işin sarpa sardığını anlamıştım Janset Hanım” diye anlatmaya başladı başkan:

“Siz odadan çıktıktan sonra derhal Ankara’daki hukuk danışmanımız ve marka patent vekili avukat hanımı aradım, durumu bütün açıklığıyla anlattım. Avukat hanım konuya son derece hâkimdi. Meğer ABD’de çeşitli eyaletlerde şirketler kurmuş, orada partnerleri varmış:

‘Başkan bey merak etmeyin. Ben şimdi California Secretary of State’ten şirket sicil kayıtlarını kontrol edip size döneceğim. Bakalım şirket kuruluşu için işlem yapılmış mı? Herhangi bir başvuru var mı? Fakat peşinen söyleyeyim. Kötü habere hazırlıklı olun lütfen. Anlattıklarınız benim daha önce de duyduğum başka mağduriyet hikâyeleriyle çok benzerlik gösteriyor.’

Gerçekten de birkaç saat sonra aradığında, bizim adımıza, Los Angeles’ta ne vergi dairesinde ne de ticaret sicilde şirket kaydı olmadığı hatta işleme alınmış bir başvuru dahi bulunmadığını bildirdi. Olay tamamen ortaya çıkmıştı. 

‘Peki, avukat hanım siz bize yardımcı olabilir misiniz bu konuda?’ diye sorduğumda;

‘Elbette’ diye cevapladı ve şöyle devam etti:

‘Los Angeles’taki partnerim aracılığıyla işleme hemen başlayabilirim. Yarın da şirket kuruluşu tamamlanmış olur. Fakat öncelikle ABD’de şirket kuruluşu yapabilmem için sizin bana vekâletname vermeniz gerekiyor. Vekâletnamenin noterden olmasına gerek yok. Size ilettiğim vekâlet metnini imzalayıp şirket adına kayıtlı e-mail adresinizden gönderebilirsiniz.

Partnerimin orada irtibatta olduğu sanal ofisler var. Onlardan birinde resmi adres göstermek için ofis kiralarız. Bir aksilik olmazsa yarın itibarıyla şirketi kurmuş oluruz.  

Çünkü sizi aramadan önce ben California Secretary of State’te ticaret sicil ve USPTO’da marka kayıtlarını inceledim. Şirket unvanınızla ve markalarınızla benzeşen bir tescil Los Angeles’ta bulunmuyor. Dolayısıyla bir itirazla karşılaşmamız söz konusu değil.’

Önce yanlış duydum zannettim. ‘Avukat hanım! Yarın mı dediniz? Ben yanlış duydum herhalde?’ dedim, aklım karıştı. Şaşkınlığım avukat hanımın hoşuna gitmiş olacak ki neşeli bir kahkaha attı. 

‘Hayır başkan bey, yanlış duymadınız. Vekâletnameyi hemen gönderirseniz şirket kuruluşunu yarın tamamlamış oluruz’ dedi. 

‘Kuruluş için yapacağımız masrafların makbuzlarını ve ücret makbuzumu da, kuruluş evraklarıyla birlikte yarın size gönderirim’ dedi. 

Hemen Ankaralı avukat hanımın istediği vekaleti e-mail adresine gönderdim. Sabırsızlıkla Ankara’dan gelecek olan haberi beklemeye başladım. Janset Hanım, sabaha kadar uyuyamadım dersem inanır mısınız? Kendi kendime sorup durdum, yahu dünya bu kadar globalleşti demek ha! Nasıl olur, 30.000 km ilerideki bir ülkede, İstanbullu bir şirket, Ankaralı bir avukat eliyle şirket kuruyor, üstelik bütün bu işleri 1 günde sonuçlandırıyor. Dünya nereye gelmiş böyle? dedim durdum.

Çok eğitici ve öğretici bir durumdu benim için, sabahtan ofise geldim. Beklemeye başladım, hakikaten de öğleden sonra Ankaralı avukat hanımdan bir mail geldi. Heyecanla açtım. Birde ne göreyim. Şirket kuruluş evraklarının örnekleri. ‘İşte bu!’ diye bağırmışım. Sekreterim odama geldi. ‘Başkanım iyi misiniz?’ diye, artık nasıl bağırdıysam, ‘İyiyim’ dedim. Hem de çok iyi. 

Üstelik bütün ücretlerin ve masrafların toplamı da senin arkadaşına gönderdiğimiz paranın 5’te 1’inden az değil mi?

 Sizin durumunuza gelince… Öncelikle kendinize haksızlık ediyorsunuz. Evet. Ortada büyük hata ve zarar var ama sorumlusu siz değilsiniz. Siz elinizden geleni yaptınız. İyi niyetle ciddi bir çaba sarf ettiniz. Asıl hata bende, profesyonellikten saptım. Bunca yıllık iş hayatıma, tecrübeme rağmen amatörce davrandım. Oysaki işin uzmanına yaptırılması gerektiğini en iyi bilen ya da en iyi bilmesi gerekenlerden biri olmalıyım. Ama yanıldım işte. Sizin hatanız belki konuyu Ankaralı avukatımıza iletmeyi bana önermemeniz olabilir. Fakat biliyorum, benim yönlendirmem doğrultusunda hareket ettiniz.”

Janset Hanım nerede hata yaptı?

Janset Hanım’ın hatası, kendisi de bir profesyonel olmasına rağmen, ABD’de şirket kuruluşu gibi uzmanlık ve profesyonel bir network gerektiren bu işi, yıllar öncesine dayalı bir ahbaplık aracılığıyla çözebileceğini zannetmesi idi. 

Nitekim yaptığı hatanın bedelini de çok ağır bir stresle ödedi. Birtakım adımlar atıp işler sarpa sarınca değil, işin başında bir profesyonele başvurma kültürümüzün daha da gelişmesi dileğiyle…

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER