İnsanları rahatsız edin ki sorunları çözmek zorunda kalsınlar 

UNWomen’in küresel cinsiyet eşitliği hareketi HeForShe’nin Türkiye’deki en genç temsilcisi. STEM alanındaki cinsiyetler arası uçurumu kapatmayı amaçlayan Girls Who Code hareketini Türkiye’ye taşıyan kişi. Ülkelerindeki gençlerin ihtiyaçlarını uluslararası platformlara ulaştıran National Gender Youth Activists için seçilen 300 gençten biri. Kız çocuklarına ve genç kızlara liderlik becerilerini geliştirmeleri için yardımcı olan, Birleşmiş Milletler Vakfı tarafından desteklenen Girl Up hareketinin Türkiye’deki kurucusu… 

Selin Özünaldım, 19 yıllık hayatına birçok unvanı sığdırmış bir genç kadın. Üstelik bunlar öylesine kazanılmış unvanlar değil, her biri başka bir kız çocuğunun, genç kızın hayatını değiştirecek hareketler. Özünaldım, yıllardır toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanması için emek veriyor. Kız çocuklarının sesi olmaya çalışsa da asıl amacı onların ‘kendi seslerinin farkına varmaları, tutkularını keşfetmeleri ve hayalleri uğruna seslerini kullanmalarını sağlayabilecek bir ortam’ yaratmak. Selin Özünaldım bu ayki Z Kuşağı sayfalarımızın konuğu oldu. Selin Hanım ilk sorumla başlamak istiyorum. Cinsiyet eşitsizliğine ilk tanıklık ettiğiniz ya da muhatabı olduğunuz bir anı hatırlıyor musunuz? Nasıl tepki vermiştiniz ya da verebilmiş miydiniz? Şimdi o davranışa, tavra, söze maruz kalsanız/tanıklık etseniz ne yaparsınız?

18 yaşında, genç bir toplumsal cinsiyet eşitliği aktivisti olarak, benim serüvenim o zamanlar 6 yaşında olan küçük erkek kardeşimin, bir akşam yemeğinde, okulu pek de dert etmeme gerek olmadığını çünkü eğer iyi bir üniversiteye giremez veya iyi maaşlı bir iş bulamazsam evlenebileceğimi ve bu nedenle de çok şanslı olduğumu söylemesiyle başladı. 

Küçüklüğümden beri güçlü, ilham veren, sırf başkası ‘Yapamazsın’ dediği için tutkusundan vazgeçmeyen, tam tersi hedefine ulaşmak için bu sözleri kamçı olarak kullanan kadınları kendime rol model olarak almıştım. Onların da bende yarattığı etkiyle her zaman biliyordum ki, değişim ve eşitlik için var gücümle çalışacaktım. Ama bazen içten içe bunları biliyor olsanız da, harekete geçmeniz için size bir motivasyon, bir kıvılcım gerekir. 

Benim için bu kıvılcım, küçük kardeşimin o akşam yemeğindeki sözleri olmuştu. Çünkü işte o zaman farkına varmıştım ki, toplumsal kalıplar, sosyal normlar o kadar hayatımızın içinde ve o kadar normalize edilmiş ki, birisi parmağıyla işaret etmedikçe biz farkına bile varmıyoruz. 

Bunun değiştirilmesi gerektiğini biliyordum ve HeForShe’nin sloganıyla aksiyon almaya söz verdim: Ben değilsem, kim? Şimdi değilse, ne zaman? 

Böylece NWomen’in küresel cinsiyet eşitliği hareketi HeForShe’nin Türkiye’deki en genç temsilcisi oldunuz. Bu oluşuma dahil olmanız nasıl gerçekleşti? Birleşmiş Milletler’in cinsiyet eşitliği küresel dayanışması olan HeForShe, bu konuda çalışmalar yapıyor. Siz bu çalışmaların neresinde yer alıyorsunuz, en genç üye olarak neler yapıyorsunuz?

HeForShe, cinsiyet eşitliği için cesur, görünür ve birleşmiş bir kuvvet oluşturmak amacıyla kadınlarla dayanışma içinde birlikte durmak üzere tüm erkeklere ve her cinsten insana bir çağrıdır. Bence HeForShe’yi farklı kılan en kritik noktalardan birisi şu, HeForShe’ye destek veren erkekler sadece yan unsurlar değiller. Şirketleri kurmak, çocukları yetiştirmek ve içinde bulundukları topluma borçlarını ödemek için kadınlarla ve birbirleriyle birlikte çalışıyorlar. HeForShe destekçileri, herkesin özgür ve eşit doğduğuna inanarak, eşitliğin tüm faydalarını içimizden her birine sunmak için; cinsiyet önyargısı, ayrımcılık ve şiddete karşı harekete geçiyor.

Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’nin başlattığı ve destekleriyle kendi okulumda hayata geçirdiğim HeForShe hareketi, liseler arasında bir çığ gibi büyüdü. Sadece birkaç ay içerisinde Türkiye’nin dört bir yanındaki liselerden davetler almaya başlamıştım, konferanslar, seminerler düzenleyip hareketi tanıtıyor, sonrasında da öğrencilerin kendi okullarında takım kurmaları için destek veriyordum. İki sene içerisinde 200 bin lise öğrencisine ulaşarak, en genç HeForShe temsilcisi unvanına layık görüldüm ve şu anda Birleşmiş Milletler Kadın Birimi ile birçok kampanya, forum ve etkinlik üzerinde çalışıyorum. 

Benim yolculuğuma önemli katkıda bulunan kardeşime gelecek olursak; şu anda benim en büyük destekçim. Ne zaman cinsiyetçi bir söz duysa çevresindekileri uyarıyor, onları bilgilendirmek adına var gücüyle çalışıyor ve henüz sadece 10 yaşında! 

Sizce Z Kuşağı, toplumsal cinsiyet konusuna ne kadar duyarlı, önceki kuşakla aralarında nasıl bir değişim gözlüyorsunuz?

Kendi gözlem ve deneyimlerimden yola çıkarak şunu belirtebilirim ki sosyal adalet, eşitlik, kapsayıcılık üzerine düşünen ve çevrelerinde olan bitenden haberdar bir nesil yetişiyor. Bunu çok kez dile getiriyorum ancak gerçekten canı gönülden inanıyorum ki, Z Jenerasyonu çok farklı. Sosyal medya ve internet çağının içine doğmuş bir nesil olarak, konulara ve sorunlara açık görüşlü ve küresel bir perspektiften bakma şansını yakaladığımızı düşünüyorum. İnandığımız amaç uğruna, kolektif bir biçimde harekete geçmekten ve sesimizi duyurmaktan korkmuyoruz. Z Jenerasyonu olarak bence şunun çok iyi farkındayız; değişim gelmekte veya gelmek üzere değil, değişim zaten burada, tam şu anda gerçekleşiyor ve biz de elimizden geldiğince, kimseyi arkada bırakmadan, anlamlı bir şekilde katkıda bulunmak için çalışmalarımıza devam edeceğiz. 

Cinsiyet eşitliği neden önemli?

Çünkü cinsiyetler arası uçurum hayatımızın her alanında, tüm cinsiyetleri ilgilendiren bir şekilde kısıtlamaya, belirli kalıplara sokmaya ve normları pekiştirmeye devam ediyor. “Ee ama kadınlar da oy kullanabiliyor, işte eşitiz” gibi tepkilerle o kadar çok karşılaşıyorum ki… Ama mesele bu değil, kadınlar hâlâ sadece cinsiyetleri nedeniyle her gün eski kocaları veya sevgilileri tarafından katlediliyor. Halen bir kadının geç bir saatte dışarıda tek başına bulunmasını, kıyafet seçimini başına gelen olayları savunmak için kullanıyoruz. Hâlâ özellikle doğu vilayetlerinde kız çocuklarının eğitimi geri plana atılıyor ve çocuk yaşta evliliğe maruz bırakılıyorlar. Meslek seçiminde ve meslek hayatında bile bu cinsiyet klişeleri ve normlarıyla karşılaşıyoruz ancak o kadar hayatımızın içindeler ve o kadar normalleşmişler ki farkına bile varmıyoruz. Ama varmalıyız, hem de acilen. 

Aynı zamanda Birleşmiş Milletler tarafından National Gender Youth Activists grubu için globalde seçilen 300 gençten birisiniz. Bu kapsamda bir çalışma yapılıyor mu? 

Birleşmiş Milletler (BM) Kadın Birimi Bölge Ofisleri tarafından aday gösterilerek seçildiğim National Gender Youth Activists programında, 5 yıllık bir görev süresi içerisinde BM ve çeşitli organizasyonlarla aktif çalışmalar yürütüyoruz. Temel amacımız, ülkemizdeki gençleri temsil ederek bölgemizdeki ihtiyaçları, gençlerin fikirlerini ve bölgesel çalışmalarımızı global bir platforma taşıyarak katkıda bulunabilmek ve herkesin masada bir yere sahip olmasını sağlamak. Kimsenin geride bırakılmaması ve kapsayıcılık bizler için anahtar göreve sahip. 

Bu konuya gençler arasında daha fazla dikkat çekilmesi için neler yapılabilir? 

Aktivizm diyoruz, dünyayı değiştirmekten bahsediyoruz; ne kadar da şaşalı sözler… Ancak sosyal değişim yaratmak, sadece saatler boyu raporlar yazmak, makaleler okumaktan başını kaldıramamak demek değil. Evet, elbette bunlar da var ki inandığınız konuyu somut bir zemine oturtmak önemli ancak şunun da bilincinde olmalıyız; okuduğunuz her kitapla, izlediğiniz filmle, arkadaş sohbetlerinizle bile aktivist kimliğinizi besleyebilirsiniz. Kendi yaşanmışlığımdan örnek vermem gerekirse, özellikle son dönemlerde beyaz perdede güçlü kadınları baş rolde görmek ya da genel manada daha üç boyutlu kadın karakterlerle karşılaşmak beni çok mutlu ediyor. Tam bir kitap kurdu olduğumu söyleyebilirim ve ne şanslıyız ki her yaş için feminist kitapların olduğu bir dönemdeyiz. Kız çocuklarının akşam uykularına dalmadan önce ailelerinden dinleyebilecekleri masallar olduğu gibi, konuya daha sosyolojik açıdan yaklaşmanızı sağlayacak veya fantastik bir dünyanın sayfalarını çevirirken bile karşılaşabileceğiniz ilham veren karakterler var. Yıllar içerisinde farklı sektörlerde karşımıza çıkan ancak bir o kadar da paralel olan bu değişimler gerçekten çok umut verici.

STEM’de kadının güçlendirilmesi üzerine farklı robotik ekiplerle çalıştınız ve Girls Who Code hareketini Türkiye’ye getirdiniz. Bu hareket sizce nasıl bir fark yarattı? Çalışmaları sürüyor mu? 

Aktivist olarak geçirdiğim her gün, değiştirilmesi gereken başka bir sorun, yıkılması gereken başka bir kalıp yargıyla karşılaşıyorum, bunlardan sadece biri robotik ve STEM alanı. Gözlemlerim sonucu fark ettim ki, okulum robotik ve kodlama alanında çok başarılı olmasına karşın, genç kızların katılımda bir isteksizliği, tereddüdü vardı. Ya takıma girmeyi hiç göze almıyorlar ya da insan kaynakları (PR) kısmında kalarak riskten kaçınıyorlardı. Bunun nedenini araştırırken, cinsiyet dağılımının ve rollerin sadece benim okuluma mahsus olmadığını gördüm. 1995 yılında bilgisayar bilimcilerinin yüzde 37’si kadındı. Bugün ise sadece yüzde 24’ü. Eğer harekete geçmezsek bu yüzdenin düşmeye devam edeceği kaçınılmaz bir gerçek. Ayrıca bilgisayar bilimindeki kız çocukları oranının en çok düştüğü yaşların 13-17 olduğunu biliyoruz. Buna karşı harekete geçmem gerektiğinin farkındaydım ve bu nedenle okulumun robotik takımıyla konuştum. Onlar beni, savunduğum görüşe ve amaca inanarak, desteklediler ve Girls Who Code hareketini ülkemize getirdik. Girls Who Code olarak amacımız, kız çocuklarını 21’inci yüzyıl fırsatlarından yararlanmak için gerekli bilgi işlem becerileriyle donatarak bilgisayar bilimindeki kadın sayısını desteklemek ve artırmak. Ayrıca 2027 yılına kadar STEM alanındaki cinsiyetler arası uçurumu kapatmak. Girls Who Code Türkiye olarak gerçekleştirdiğimiz okul ziyaretleri neticesinde, kodlamanın ve robotiğin temel basamaklarını genç kızlara öğretiyor ve bilimin eğlenceli taraflarını göstermeye çalışıyoruz. Gerçekleştirdiğimiz dersler, atölyeler ve konferanslarla binlerce kız çocuğunun hayatına dokunabilmek bizler için çok büyük bir onur ve tecrübe.

Birçok başka oluşumun içinde de adınız geçiyor. Diğerlerini sizden dinleyebilir miyiz, neler onlar?

Birleşmiş Milletler Vakfı tarafından desteklenen Girl Up hareketinin ülkemizdeki kurucusu ve ilk kulübün de başkanıyım. Girl Up, kız çocuklarına ve genç kızlara güvenli bir platform sağlayıp içlerindeki gücü keşfederek, liderlik becerilerini geliştirmeleri için destek veriyor. Kulüplere üye olan genç kızlar, ilgi alanları ne ise o konunun toplumsal cinsiyet eşitliğiyle olan kesişimi üzerine odaklanabiliyor. Spor, iklim, politika, mental sağlık gibi konular hakkında uzmanlarla veya dünya liderleriyle buluşarak kendi komünitelerinde çalışmalar yürütme şansı buluyorlar. Birleşmiş Milletler Vakfı tarafından desteklendiği için saha çalışmaları yürüterek aktif olarak ön safhada çalışmalarda yer alma şansı da buluyorsunuz. Global anlamda şu anda Girl Up, mülteci kızların kaliteli eğitime erişimini geliştirmek için UNHCR ile birlikte çalışıyor. Eğitim fırsatlarını artırarak marjinalleştirilmiş kızları güçlendirmek için Hindistan ve Guatemala’daki UNFPA programlarıyla birlikte çalışıyor ve Liberya’da risk altındakilere yardımcı olan UNICEF programını finanse ediyor.

Şu sıralar neler yapıyorsunuz? Gelecek için planlarınız nedir?

Benim misyonum Türk kız çocuklarının sesi olabilmek ancak onların da kendi seslerinin farkına varmaları, tutkularını keşfetmeleri ve bu yolda, hayalleri uğruna seslerini kullanmalarını sağlayabilecek bir ortam sağlamak. Herkesin gerçek anlamda, hayatın her alanında eşit olduğu bir dünya hayal ediyorum. Sadece bugünümüz için değil, yarınımız için de çalışıyorum, sadece kendim için değil, dünya üzerindeki her genç kız için çalışıyorum. Şu anda Bahçeşehir Koleji’nde 12’nci sınıf öğrencisiyim ve çok yakında üniversite sınavına gireceğim. Eğitim, benim hayatımda çok önemli bir yer tutuyor. Aktivizm de benim hayatımın kaçınılmaz bir kısmını oluşturuyor, adeta bir parçam ve hayatımın her alanında olduğu gibi üniversite eğitimim için de aktivist kimliğimi destekleyecek türde bir yol çizmek istiyorum. Üniversite yıllarımda aktivizm çalışmalarımı devam ettirirken, ülkeme ve ülkemdeki kız çocuklarına fayda sağlayabileceğim bir kariyer hedefliyorum. 

Kendinize rol model aldığınız kadınlar var mı?

Michelle Obama, Audrey Hepburn, Türkan Saylan, Tomris Uyar… Biliyorum ki bu güçlü ve kendine has kadınların hepsi hayatımın bir noktasında ve kişiliğimin oluşmasında yadsınamaz bir katkı sağladı. Bizlerin de küçük kız çocuklarını, tarihteki lider –özellikle de- Türk kadınlarıyla tanıştırmamız, onları hayat adlı yolculuklarında bir parça yol gösterici haline getirmemiz gerekiyor. İşte o zaman, “Evet, yapabilirim”i çok net hissedecekler ve o kadınlardan ilham, güç alarak ideallerini gerçekleştirmede sağlam adımlar atarak ilerleyecekler.

Genç kadınlara, yaşıtlarınıza neler önerirsiniz?

Genç kadınlara mesajım, doğru olmadığını düşündükleri ve değiştirilmesi gereken şeyler hakkında konuşmaktan korkmamaları. Değişimi yaratan kişi olun! İnsanları rahatsız edin, çözüm gerektiren konular hakkında konuşmaya başlayacakları bir konuma getirin.

Kollarınızı sıvayın çünkü hiçbir adım çok küçük veya anlamsız değil. Tekrar ediyorum, insan hakları ve eşitlik üzerine kitap okumak veya film izlemek bile önemli adımlardır. Kadınlar her gün cinsel şakalar, ıslık çalma ve diğer sözlü taciz biçimlerine maruz kalıyor. Öyleyse ses çıkartın ve çevrenizdeki kişileri konu üzerine bilgilendirmekten çekinmeyin.

Anne-babalar; kızlara küçüklüklerinden itibaren, prenses olmaları öğretilir ama siz çocuklarınıza gerçek değerlerini öğretin ve kararlarına saygı gösterin. 

Eğer bunlara zaman ve emek harcarsanız, aynı hedefleri paylaştığınız, anlamlı bir değişim yaratmanıza yardımcı olabilecek bir yer bulabilirsiniz.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER