İlkel erilimle paslaşmalarım

BAHAR SOYSAL
Latest posts by BAHAR SOYSAL (see all)

25 Kasım günü tüm dünyada, kadınlara uygulanan şiddete karşı toplumsal farkındalık oluşturmak amacıyla, ‘Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ olarak ilan edilmiştir.

Niye 25 Kasım diye sorguladığımızda, hikaye Dominik Cumhuriyeti’nin diktatör lideri Rafael Trujillo’nun akıl donduran insan hakları ihlallerine, diktatörlüğüne karşı özgürlük mücadelesi veren üç kız kardeş olan Miraballer’i hedef göstermesi ile beraber, 1960 yılında kız kardeşlerin feci şekilde öldürülmesine dayanıyor. Ama biz biliyoruz ki kadınların alanlarının her türlü ihlalinin hikâyesi çok daha eski…

Kadınların hakları ihlal ediliyor.
Kadınlar fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalıyor.
Kadınlar öldürülüyor.
.
.
.
Ve liste uzayıp gidiyor.

Dünyada ve ülkemde; insanın vahşi, ilkel, dürtüsel yönlerine, maalesef kadınların uğradığı şiddet üzerinden çok kereler şahitlik ederken, resmin bütününde ne var, sistemde hata nasıl oluşuyor anlamaya niyet ediyorum ki; yüksek bir bilinç düzeyinden çözüm görünür olsun ve çözümün geniş bir etki alanından topluma entegrasyonu mümkün olsun. 

İki yabancı

Dünya algımızın üzerine inşa edildiği ikilik (dualite), kadın ve erkek ayrımıyla beslenmesin diye özen gösteriyorum ki; kadını hedef gösteren zihniyetin bir benzerini, karşıt bir hareketle yani bilinçsiz bir şekilde erkek cinsiyetindeki insanları suçlayarak, sorgulayarak, yargılayarak, infaz ederek yapmayalım. Çünkü canı yanan pek çok kadın, kendisini korumak ve güvende hissetmek için cinsiyetinden ötürü erkeği potansiyel bir tehlikeli bildi, düşman bildi, uzağında durdu, sınırlı iletişim kurdu. 

Kadınların yaşadığı güvensizlik kimi zaman dogmatik düşüncelerin de ayıran etkisi ile ‘Erkeklere güven olmaz’, ‘Erkekten arkadaş olmaz’ gibi düşünce kalıplarıyla işlendi. Erkek ve kadın arasındaki ilişki temkinli, uzak; iletişim samimiyetten yoksun oldu kimi zaman. 

Kadını ve erkeği birbirinden ayıran bir toplum bana göre yaralıdır. Yaraların iyileşmesi, bir arada insan olarak kalkınmak ve güvenle, mutlulukla yaşamı deneyimlemek, geleceği inşa etmek için kadını da erkeği de koruyan insanın kutsiyetine inanan, ayıran değil, bir araya getiren bakış açılarının tohumlarını yeşertmeye acil ihtiyacımız var. 

Şüphesiz ki, kadına yapılan bir saldırı, taciz insan haklarının ihlalidir.

Kadının bir çiçek gibi özenle bakılması ve korunması gereken bir yerde; kadınlar hedef gösteriliyor,  istismar ediliyor, zarar görüyorsa, bu durum o toplumun eksiği, yarası, en büyük ayıbıdır. 

Kadının kimliği baskılanıyorsa, örtülüyorsa, ‘Kızını dövmeyen dizini döver’ gibi sözlerle alan ihlali, şiddet, zarar meşrulaştırılıyorsa burada bir cehalet vardır. Analar kız doğurduğu vakit, ailede bir burukluk, annede mahcubiyet oluyorsa, burada bir hastalık vardır. 

Hastalığın boyutunu anlamak için yüzyılımızda yayınlanan önemli bir raporun varlığından haberdar etmek isterim sizleri. 

Küresel Kölelik Endeksi Raporu

2018 yılı Küresel Kölelik Endeksi’nde yer alan raporlara göre, dünya genelinde 40.3 milyon modern  köle bulunuyor. Modern kölelik tabiri; tehdit, şiddet, zorlama, hile ve gücün kötüye kullanılması gibi nedenlerle kişilerin istismar edildikleri duruma karşı koyamadığı ve mevcut durumlarını terk edemediği koşulları tanımlamak için kullanılıyor. 

Bu tanımlama kapsamındaki kölelerin 15.4 milyonunu zorla evlendirilenler, geri kalanını da zorla çalıştırılanlar oluşturuyor.  Modern köleliğe maruz kalanların yüzde 71’i kadın. Milyonlarca çocuk kölelik mağduru.

Tekrar ediyorum: 21’inci yüzyıldayız ve kölelik raporu yayınlanıyor. 

Yazılarımda size sıklıkla, cinsiyetimizden bağımsız her birimizde eril ve dişil yönlerimiz olduğunu aktardım. Erilimiz ve dişilimiz sağlıklı evresinde ve dengede ise yaşamımız bir çiçek bahçesi. Eğer ki birinden birinde, ilkel bir deneyim yaşanıyorsa burası bir karmaşa, kaos, bizim cehennemimiz.

Kadınların uğradığı istismardan, köleleştirilen insandan, insan hakları ihlallerinden bahsederken nereden geldik eril ve dişil enerjinin işleyişine?

Yaşamın kodu, eril ve dişil enerjinin prensipleri.
Yaşamın işleyişi, onların dişlilerinin birlikte dönüş hareketi.
Yaşamın kalitesi, birlikte nasıl bir ahenk ile döndüklerinin tarifi.

Dolayısıyla, yaşanan her türlü alan ihlali, onların kendi aralarındaki dengeyi, saygıyı kaybetmelerinden.

Eril sağlıklı evresinde olduğunda o bir liderdir. Cesurdur. Doğal ışığı ile bir fenerdir. Onun ışığına kendiliğinden ilham alarak kapılır insan. Onun bulunduğu ortamda güven kendiliğinden doğar. Sağladığı güvenli ortam ve merhametli koruma, dişilin rahminin, doğal yaratıcılığının, sezgiselliğinin kendiliğinden açığa çıkması için en iyi ortamdır. 

Sağlıklı evresinde olmayıp henüz dengesini oturtamamış eril çoğunlukla dürtüseldir. Onu ‘ilkel eril’ olarak adlandırırız. İlkel eril, sağlıklı erilin lider kimliğinin aksine, bir diktatör gibi davranır. Çünkü içsel otoritesi sağlıklı gelişmemiştir ve korkuları ile nasıl baş edeceğini bilemez. İçsel kudretinden henüz haberdar olmayan haliyle kaba kuvvete başvurma potansiyeline sahiptir. Dürtüsel olduğu için kolaylıkla agresyon gösterir çünkü kendi gücü üzerinde irade henüz geliştirememiştir. Kendi potansiyelinin farkında olmadığından hırsla hedefe odaklandığında plansız, programsız hareketleri onun enerjisini etkin kullanamamasına sebep olur. Hâkimiyeti yoktur. Hâkimiyetinin olamayışı onda hırsı daha da çok tetikler. Çünkü bir şekilde yeterli olduğunu bilmeye ihtiyaç duyar. Zorla rüştünü ispat etme çabası içerisinde olduğundan alan ihlal etmeye meyillidir.

Okuyucular olarak ister kadın olalım ister erkek, bireysel sorumluluğumuz önce kendimizle derinlemesine tanışmak, kendimizle yüzleşmektir. Ben buna kendini ‘sobelemek’ diyorum. Bizde var olan eril ve dişil yönün daha çok dengeye gelmesi önce kendimizi fark etmekten geçer. Bizdeki iyileşme önce kendi hayatımıza, sonra da etki alanımızda olanlara yansır. Dengeye geldikçe de etki alanımız da kendiliğinden genişler. Çünkü sağlıklı erilimiz doğal bir lider enerjisinden doğan ilham ile harekete sebep olur.

Hayatı okumak

Hayatın içerisinde nasıl aktığımızı okumakla başlayabiliriz. 

Diyelim ki, bir hedef belirledik. Bu hedefi belirlerken iç sesimizi dinleyip hareketimizin yönünü, hareket planımızı içsel referanslarımızla oluşturduk mu? Yoksa bu hedefin ardında, bizim varlığımızdan yoksun, ani, plansız, dışarıdan tetiklenmiş bir hareket isteği mi var? 

Bir deneyimin içerisinde ilerleme kaydederken anın ruhunda, edeple, bilinçli, ne yaptığımızdan manada da haberdar mı hareketin içinde oluş halimiz? Yoksa yapmış olmak için yapılan, ardında başarmak, yeterli olmak isteği barındıran daha hırs içeren bir yerden mi bizi harekette tutan isteğimiz?

Edeple çıkılan yolda manadan haberdar olan halimizdeki nefesimiz ile hırsla hedefe ulaşmak yolundaki nefesimiz bir değildir. İlki sonsuz varlığımızdan sınırsız kaynaklardan akar, kesilmez. Diğeri kısadır, nefes nefese bırakır, korkutur.

İlkinde süreç deneyimin en önemli parçasıdır, paha biçilmezdir. Etkisi zamansızdır. Diğerinde süreçte bazen ihlaller olur, kurban verilebilir, sorumsuzdur. Sonuca varmak yeterince doyurmaz, israftır.

Yaşamı nasıl okuyabileceğimize dair kısa bir örnek verdik. Sağlıklı Eril ve İlkel Eril arasında, Sağlıklı Dişil ve İlkel Dişil arasında yoldayız. Dengeye gelmek için biz farkında olmasak da sistem tarafından çalıştırılıyoruz çünkü her şey özünde dengeyi arar. Kaos kozmos içindir. 

Bizler de bilinçli bir farkındalıkla nerelerde ilkel eril ve ilkel dişile giriyoruz, bulabilir ve üzerinde dönüşüm için çalışabiliriz. 

Yaşamın kaynağındaki eril ve dişilin kavuşumudur esas olan. Sistem bunun için vardır. Dolayısıyla, kadınların yaşadığı istismar, şiddet dahil olmak üzere her türlü insan hakları ihlalinin ardında yatan dengesizlik bizlerin kolektifteki yansımasıdır. Bizdeki her türlü iyileşme ve denge hali, merhameti şefkati kabulü açığa çıkaracak olandır.

İçsel barışımıza ve dengemize niyetle…

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER