İklim krizinde değişimi biz başlatabiliriz

Dünyayı bekleyen en büyük tehlikeler sıralansa iklim krizi en başa yazılır. Artık dünyadaki sıcaklık artışıyla ilgili durum ‘küresel kaynama’ olarak ifade ediliyor. Bu kötüye gidiş önlenebilir mi? Elbette. Yuvam Dünya Derneği’nin kurucusu Kıvılcım Kocabıyık da bu kötü gidişi durdurmaya çalışanlardan. Bunun tek başına olmayacağını ifade eden Kocabıyık, “Evet, en büyük sorumluluk ülkelere ve şirketlere ait ancak değişim için önce değişimi bizlerin tetikleyeceğimizi fark etmeliyiz” diyor.

 

Röportaj: DENİZ DALLI

Kıvılcım Hanım sizi tanıyabilir miyiz? Kariyer yolculuğunuzla ilgili detaylarla birlikte -çevreye duyarlı bir kişi olarak- nasıl bir çevrede büyüdünüz?

Girişimci ve etki yatırımcısıyım. Türkiye’nin ilk yeşil restoran zincirlerinden birinin kurucu ortağıyım. Yaklaşık 10 yılı aşkın süredir toplumsal ve çevresel problemlere çözüm üreten ulusal ve uluslararası girişimlere etki yatırımcılığı yapıyorum, TechOne Venture Capital’de yatırım kurulu üyesiyim.

Kariyer yolculuğum boyunca sivil toplum alanındaki çalışmalarım hep devam etti. Bu benim hayatıma erkenden dahil olan bir konu, özellikle ailemin katkısı çok büyük. Küçük yaşlardan beri ailemle birlikte sivil toplum kuruluşlarında dezavantajlı gruplara, çevreye, doğaya dair sosyal sorumluluk projelerinde yer aldım. Belli bir yaşa gelince profesyonel olarak roller almaya başladım. İklim kriziyle mücadele için birçok değerli isimle birlikte Yuvam Dünya Derneği’ni kurduk, şu anda derneğin Yönetim Kurulu Başkanı olarak çalışmalarımı sürdürüyorum.

İstatistik ve matematik eğitimi aldınız ama odak noktanız iklim oldu, sonrasında coğrafya ve sürdürülebilirlik üzerine de eğitimler aldınız. Hangi kaygı ve endişeler sizi bu konuya yöneltti? Anne olduktan sonra ne değişti?

Her zaman disiplinlerarası çalışmayı ve bu yönde eğitim almayı seven biri oldum. İklim krizine odaklandığım dönüm noktası ise tarım ve gıda alanındaki çalışmalarımla başladı. Bu süreçte hem iklimin istikrarının ve verimliliğin önemini hem de üreticinin değerini çok daha iyi anladım. İklim krizinin etkilerini de ilk elden gördüğüm bir dönem oldu. Çünkü bu krizin ilk etkilediği sektörlerden biri gıda. Sorunu keşfettikçe şuraya vardım: İklim krizi birçok farklı disiplini içeren karmaşık, başka insanlara aktarması zor ama herkes tarafından bilinip harekete geçilmesi gereken bir konu. Bu nokta beni harekete geçirerek daha çok kişinin haberdar olması, bunun da ötesinde bir araya gelerek kolektif bir dönüşüm oluşturmaya yöneltti. İklim krizi içeriği itibarıyla insana ağır gelen, endişe veren de bir konu. Anne olunca, bu dünyada yaşayan canlılardan da biri olarak, bu duyguyu daha çok hissettim. Gelecek nesiller için bir kaygı, umut taşıyınca bir şey yapmamak mümkün olmuyor. Beni harekete geçiren hikâye de böyle oldu.

İklim ve çevre duyarlılığınız dolayısıyla Yuvam Dünya Derneği projesini hayata geçirdiniz. Derneğin kuruluş hikâyesini okuyucularımıza anlatır mısınız?

Aslında az evvel bahsettiğim bu yolculuk beni sonunda bu konuda hassasiyeti olan ve farklı bakış açılarına sahip insanlarla bir araya getirdi ve bizi Yuvam Dünya etrafında buluşturdu diyebilirim. Yuvam Dünya, iklim krizini bir meselenin ötesine taşımış; ülkenin önde gelen şirketlerinin yeni nesil liderleri, bu krizi anlatmak ve çözümün parçası olmak için emek veren aktivistler, sivil toplum gönüllüleri, bilim insanları ve hikâyeleri daha anlaşılabilir dille topluma aktarabilen sanatçılar ve güçlü iletişimcilerden oluşan bir sosyal oluşum, yeni nesil bir dernek. Odağımızda iklim krizi konusunda bireysel farkındalık ve değişim yaratmanın yanı sıra iş dünyasının desteğini alarak toplumda sürdürülebilir kalıcı bir kültürel dönüşüm var.

Yuvam Dünya olarak odağımıza iklim krizinin iletişimini sanatla, sporla, bu öğeleri bu krizin hikâyesine dahil etmeyi temel alarak yerleştirdik; projelerimizi de bu yönde bir iletişim ağıyla örüyoruz. Çok sevdiğim ve sıkça kullandığım bir söz var: “Hikâye değiştiğinde her şey değişir.” Yürüttüğümüz çalışmaların odağında kolektif olarak acilen harekete geçmemiz gereken bir kriz ve farkındalığın yansıması ile dönüşmesi gereken kişi ve kurumlara rehberlik etmek bulunuyor. Dolayısıyla bu hikâyeyi nasıl anlattığımız çok önemli. Etkili iletişim yöntemlerinin mesajları iletmede yaratacağı farka, sporun kapsayıcı etkisine, kültür ve sanatın iyileştirici gücüne inanıyoruz. Buraya hep özel bir vurgumuz var.

İklim krizi sadece belli bir kesimin sorunuymuş gibi algılanıyor ya da yansıtılıyor. Oysaki tüm canlıları kapsıyor. İklim krizini toplumun bütününe sahiplendirmek için hangi çalışmaları yürütüyorsunuz?

İklim krizi konusunda bireysel farkındalık ve değişim yaratmanın yanı sıra hem toplumda hem de iş dünyasında sürdürülebilir kalıcı bir kültürel dönüşüm yaratmayı amaçlıyoruz. Bireylerin talepleri bir araya gelerek kolektif bir etki yaratıyor. Tarihe baktığımızda büyük dönüşümler de hep böyle başlamış. Bizim motivasyonumuz da buradan geliyor. Bahsettiğimiz bu kriz hakkında etkisi yüksek bir yol haritası çizmek, önce ne durumda olduğumuzu anlamak ve değerlendirmekle başlıyor. Ardından ise kolektif bir hareket oluşturarak gereken dönüşümü gerçekleştirmemiz gerekiyor. Buradan yola çıkarak eğitim, yayın-raporlar, toplumsal etki ve özel sektör başlıkları altında topladığımız birçok farklı projeyle çocuklardan gençlere, çalışanlardan ebeveynlere, öğretmenlerden sporculara uzanan geniş segmentte hedef kitlesi olan çalışmalarımız var.

Eğitim tarafında iklim krizinin eğitim sisteminin içerisinde yer alması ve sistemsel bir dönüşüm sağlamak için çalışmalar yürütüyoruz. İlk olarak iklim değişikliğinin okul öncesi, ilk ve ortaokul öğretim programlarında yer alması için Milli Eğitim Bakanlığı ile çalışmalar yaptık. Kuruluşumuzdan bu yana gerek bireyler gerekse kurumlar tarafından devam eden ve uzun soluklu davranış değişikliğine yol açacak farkındalık eğitimleri ile binlerce kişiye ulaştık. Şu an Bilim Kurulumuzun desteğiyle gerçekleşen eğitimler, Yuvam Dünya İklim Akademisi çatısı altında bu yıl da özellikle kadınları, tıp öğrencileri ve sağlık çalışanlarını, öğretmenleri ve kurum liderlerini de kapsayacak şekilde yaygınlaşmaya devam ediyor.

Büyük heyecan duyduğumuz bir diğer projemiz ise, İklim Kliniği adlı iklim krizi ve sağlık projemiz. Yuvam Dünya Derneği Bilim Kurulu ve Türkiye’nin önde gelen üniversiteleriyle birlikte geliştirilen bu proje ile iklim krizinin etkilerinden insanları korumak için farkındalığı ve bilgi düzeyini artırmayı, kanıta dayalı karar verme sürecine destek sağlamayı ve sağlık müdahalelerini hayata geçirmeyi amaçlıyoruz. Ulusal sağlık politikasını şekillendirmeyi destekleyerek, sağlık sistemlerinin karbon ayak izini azaltmaya ve direncini artırmaya katkıda bulunmayı hedefliyoruz. Bu yıl birinci İklim Kliniği Sağlık Bilimleri konferansımızı gerçekleştirdik. Eğitimler, araştırmalar, topluluk, farkındalık, savunuculuk ve iletişim çalışmalarıyla projemize devam ediyoruz.

Yayın-raporlar alanında oldukça aktif çalışmalar yürütüyoruz. Dijital iklim ve kültür dergimiz Dünyahali’ni, Boğaziçi Üniversitesi İklim Merkezi ile yayınlıyoruz. Sadece iklim krizi değil kültür ve sanat içerikleriyle geniş bir seçki sunan Dünyahali podcast şeklinde de dinlenebiliyor. Diğer bir yanda dünyada önde gelen iklim kaynaklarını Türkçe’ye çevirmek üzere yola çıktığımız Yuvam Dünya Kitaplığı var. Şu ana dek üç kitap yayınladık. İlk kitabımız ‘Muz Ne Kadar Kötüdür?’ karbon ayak izini farklı yönlerden ele alan keyifli bir kitap. İkinci kitabımız ‘İklim Krizinin ABC’si’ ise konunun temellerini karikatürler aracılığıyla anlatıyor. Ardından ilk çocuk kitabımız ‘Greta Devlere Karşı’ kurucu üyemiz Nil Karaibrahimgil’in çevirisi ile yayınlandı. Sıradaki çocuk kitabımız ‘Doğa Yürüyüşü’ ise önümüzdeki günlerde raflarda olacak. Yayınlarımız arasında önemli bir alanı da rehberler oluşturuyor. İklim Dostu Rehberler serimiz ile takip edebileceğimiz yol haritalarını yayınlıyoruz. ‘İklim Dostu Yaşam Rehberi’miz, bireysel karbon ayak izimizi azaltmanın ipuçlarını sunuyor. Öğrencilerin liderliğinde hazırlanan ‘İklim Dostu Okul Rehberi’mizi yayınladık. İklim Dostu Şirket, Ofis Rehberi gibi farklı alanlarda alışkanlıklarımızı değiştirmenin ipuçlarını sunan farklı rehberlerimiz de yakında yayında olacak. Yuvam Dünya olarak araştırma ve raporlara çok önem veriyoruz ve iklim krizi konusunda bu çıktıların ulaşabileceği bir içerik merkezi olma yolunda harekete geçtik. KONDA ile düzenli yaptığımız ‘Yuvam Dünya Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı’ araştırması sayesinde toplumdaki algıyı anlamak, aktarmak ve etki yaratmak için çalışmalar yapıyoruz. Bu yıl için araştırmamız tamamlandı, bulguları analiz ederek raporumuzu yayınladık.

Bir yandan da özel sektörle döngüsel ekonomi ve çalışan kültürü dönüşüm programları üzerine önemli projeler gerçekleştiriyoruz. Şirketlerde dönüşümün sadece üretim bazında kalmayarak her düzeyde gerçekleşmesi için çalışıyoruz. Kurum içi kültür dönüşümü programıyla her bir çalışanın tedarik zincirinden lojistik ağlarına, finanstan enerjiye kadar döngüsel ekonominin temellerini öğrenmesini ve benimsemesini sağlamaya gayret gösteriyoruz. Yuvam Dünya Bilim Kurulu üyelerimiz ile şirketlere iklim krizi, sürdürülebilirlik, iklim dostu yaşam ve ofis alışkanlıkları ve söz konusu şirketlerin odağındaki çalışmaların iklim dostu dönüşüm yolları konularında eğitimler düzenliyoruz. Her yıl özel sektör ile iklim krizi ve sürdürülebilirlik üzerine fikirler yürüttüğümüz zirveler yapıyoruz. Şu ana dek 4 büyük zirve gerçekleştirdik. Sanatçılardan iş insanlarına, iletişimcilerden yeni nesil şirket liderlerine birçok önemli ismin katılımıyla yapıyoruz zirvelerimizi. Ayrıca döngüsel ekonomi prensiplerini temel alarak yürüttüğümüz döngüsel ekonomi kapsül projelerimiz de var.

Toplumsal etki tarafında ise sanat ve sporu hikâye anlatma aracı olarak kullandığımız, etkisi yüksek projeler gerçekleştiriyoruz. İklim Dostu Spor alanında çalışmalarımıza Beşiktaş Jimnastik Kulübü ile başladık. Mesajlarımızı milyonlara aktaracak bir araç spor, özellikle de futbol. Önümüzdeki dönemde çalışmalarımızı yoğunlaştırarak devam ediyor olacağız. Kurucu üyemiz sevgili Nil Karaibrahimgil’in bir çocuğun ağzından Yuvam Dünya için yazıp söylediği, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın seslendirdiği ‘Uyan Anne’ isimli şarkımız da aynı şekilde bu hikâyeyi milyonlara ulaştıran, kalpleri bir araya getiren çalışma oldu.

Dünya iklimi şu anda döndürülebilir bir noktada mı? Ya da bu konuda hangi noktadayız, ne kadar zamanımız var? Dünyamızı, dolayısıyla da çocuklarımızı hangi tehlikeler bekliyor?

Bu yaz yaşadıklarımızın durumu çok net özetleyeceğini düşünüyorum. Bir yanda sıcak hava dalgaları, diğer yanda seller ve son 125 bin yılın en sıcak ayını yaşamamız gerçek bir alarm zili olarak kabul edilmeli. İklim krizi bugün burada ancak hâlâ süreci hafifletmek için yapılabilecekler var. Küresel sıcaklık artışını 1.5 derece sınırında tutmak adına ise acilen harekete geçmemiz şart. Özellikle devletlerin ve şirketlerin sorumluluğu büyük, bu önlemleri hızla almaları gerekiyor. Yapılması gerekenler ise belli: Hızla yeşil dönüşümü gerçekleştirmeli; karbon yutakları olan ormanları, yeşil alanları ve denizleri korumalı ve iklim krizinin etkilerine uyumlu kentsel ve zirai altyapılara daha çok yatırım yapmalıyız. Umut bitmez; mutlaka yapılacak şeyler buluruz ve bulmalıyız da. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Ghebreyesus, geçtiğimiz günlerde iklim krizinin uzak bir tehdit olmadığını, yaşamları ve ekosistemleri etkilediğini belirtip, dünyanın ve genç nesillerin geleceğinin iklim konusunda atılacak adımlara bağlı olduğunu vurguluyorsa, burada durup bir düşünmek gerekiyor.

Sürdürülebilir bir iklim ve sürdürülebilir bir dünya için devletlere, uluslararası kuruluşlara ve insanlara düşen görevler nelerdir?

İklim kriziyle mücadele alanında en büyük sorumluluk devletlere ve şirketlere düşüyor. Tüm ülkelerin emisyon azaltım planlarını ortaya koyarak taahhütleri gerçekleştirmeleri gerekiyor. İş yapma şekillerimiz acilen değişmeli. Şirketlere büyük rol ve iş düşüyor. Her şirket çevreye etkisini değerlendirmeli, karbon ayak izini ölçmeli ve azaltmak için bir yol haritası çizmeli.

Geçmiş nesillerden alınmış ama bugün daha da büyütülerek gelecek kuşaklara bırakılan tehlikeli bir borç gibi düşünebiliriz iklim krizini. Bu noktada herkesin, gelişmiş her ülkenin değişik oranlarda da olsa sorumluğu var. Bireylerden başlayarak bu sorumluğa uygun davranmak gerekiyor en başta. Dünyanın kaynaklarının, atmosferinin ve denizlerinin sonsuz olmadığını öğrendik, bunu bilmiyormuş gibi yapamayız. Dolayısıyla davranış değişikliği, politika değişikliği, anlayış değişikliğine ihtiyacımız var acil olarak. Bize öğretilen birçok ezberin yanlış olduğunu kabul etmeliyiz. Sürdürdüğümüz kültür bizi bu noktaya getiriyor. Öncelikle temel bir algı değişikliğine ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. ‘Yeryüzü tükenmez bir kaynaktır, istediğiniz alın’ diyen doğrusal ekonomiden çıkıp yeryüzünü ‘yaşam verir, sınırlarına saygı duyun’ diyen döngüsel ekonomi modeline geçmeliyiz. ‘Kâr maksimizasyonu’ mantığından ‘kâr optimizasyonuna’ geçmemiz ve artık dünyanın yaşam veren olduğunu anlamamız gerekiyor. Dolayısıyla sınırlarına da saygılı olmalıyız. İş dünyasının iklim kriziyle mücadeleyi var olan ekonomi modelinin her düzeyinde bir parçası haline getirmesi şart.

Soruna sistemsel bir şekilde cevap vermek gerekiyor. Dünya artık çok daha kırılgan bir yer. Hepimiz çok daha hassasız. Bu noktada yeni nesil yöneticilerin özellikle 21’inci yüzyıl değerlerini benimsemesi önemli. Hepimiz hakkaniyete, çeşitliliğe, yaratıcılığa, işbirliğine, esneklik ve uyuma çok daha dikkat etmeliyiz. Çünkü iklim krizinin özünde de aslında bu konularda yaşadığımız deformasyon var. Dünya ile, doğa ile kopan bağımızı nasıl onarabileceğimiz konusunda bilimsel bilgileri öğrenmeli ve kurumlarımızın değerlerini bu bilgiler doğrultusunda yeniden düzenlememiz, işbirliği yapmamız gerekiyor.

Dünya için yanlış yapmaya nerede başladık, hangi yanlışlar konusunda ısrar ediyoruz?

Hem bilmeden yapılan hem de bilinçli yapılan yanlışlar söz konusu. İnsanlık gelişiminin daha ilk başından beri çevresel etkiler yarattı ancak bu gidişatta kritik nokta sanayi devrimi oldu. Bunu mümkün kılan ise başta kömür olmak üzere fosil yakıtlar. Fosil yakıtlardan elde edilen enerji, insanlık tarihinde önemli bir nokta. Hızlı gelişmeler bu sayede olmuş olabilir ancak şu an biliyoruz ki fosil yakıtlar yakıldığında atmosfere karbondioksit yayılıyor ve bu durum dünya atmosferinin konsantrasyonunu değiştirerek iklim krizine neden oluyor. Bilimin sayesinde geçtiğimiz yüzyıldan bu yana konuya hâkimiz. Ancak bu süreç boyunca kömür, doğal gaz ve petrol olmak üzere fosil yakıtların hiçbirinde kullanımı azaltmadık; hatta bu istek özellikle ekonomik büyüme amacıyla günden güne arttı. Artık bunu sürdürülebileceğimiz bir noktada kesinlikle değiliz. Yenilenebilir enerjinin, iklim dostu üretim ve tüketimin, döngüsel ekonominin, çevresel teknolojilerin ördüğü sistemsel bir dönüşüme ihtiyacımız var. Yanlışları bildiğimiz noktada sorumluluk başlıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, küresel ısınma çağının sona erdiğini, bunun yerine ‘küresel kaynama çağının’ başladığını söyledi. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Antonio Guterres, birçok çevre lideri gibi iklim kriziyle mücadeleye önem vererek gereken aksiyonların alınması için sıkça çağrıda bulunuyor. “Küresel kaynama çağı” da bu anlamda son derece yerinde bir tespit. Aslında tüm bilimsel araştırmalar ve veriler durumu ortaya koyuyor ama her zamanki gibi bunların duyulması ve anlaşılması için güçlü isimlerin, kurumların durumun kötülüğünü anlatabilecek yeni söylemler geliştirmesi gerekiyor. Sıcaklık anormalliklerini bu yaz dünyanın dört bir yanında insanlar yaşadı. Hatta biliyorsunuz şu anda güney yarımküre aslında kış mevsimini yaşıyor ama Güney Amerika’nın birçok ülkesinde kış ortasında 30 derecenin üzerinde sıcaklıklar yaşandı. Arjantin ve Şili’den gelen haberler ürkütücü. Evet, bu küresel kanama çağı ve eğer biz hızla harekete geçmezsek bu kaynama çok daha korkutucu noktalara ilerleyebilir. Su da yavaş yavaş kaynadığını son ana kadar fark etmeyen kurbağanın hikâyesine benzememek için harekete geçmeliyiz.

Sürdürülebilir bir dünya için mesajınızla sohbetimizi tamamlayalım, neler söylemek istersiniz?

Öncelikle şu anki durumu kendimize dert edinmemiz, sonra ise sorunları öğrenerek çözüm yollarına yönelmemiz gerekiyor. Hepimizi etkileyen bu sorunda hepimize düşen bir rol de var. Evet, en büyük sorumluluk ülkelere ve şirketlere ait ancak değişim için önce değişimi bizlerin tetikleyeceğimizi fark etmeliyiz. İklim krizini konuştuğumuz bir konu haline getirmek bile düşündüğümüzün ötesinde etki yaratabilir, bugün bu hikâyeyi anlatma ve değiştirme zamanımız. Bu yüzden seslerimizin taşıyabileceği kadar geniş çevrelere anlatılması gerekiyor.

Dert edinmek ve öğrenmekle beraber alışkanlıklarımızı da değiştirmemiz şart. Bu değişim bir anda ve tastamam olmak zorunda değil, bir yerden başlayarak zamana yayılan ve dönüşüm geçiren gelişim çok daha etkili olabilir. Küçük adımlarla başlayarak alışkanlıklarımızı sorgulamalı, dünyaya etkisi anlamak adına karbon ayak izi filtresinden geçirmeli ve elimizden geleni yapmalıyız. Doğayla bağ kurmak da büyük önem taşıyor. Biz de doğanın bir parçasıyız, temasımız artıkça bu zihnimizde daha çok yer eden ve harekete geçirici bir faktör oluyor.

Diğer yandan bu alanda çok konuşulan bir noktaya da değinmek istiyorum. Evet, iklim krizi konusunda hükümetler ve şirketler aksiyon alması gereken ana aktörler fakat bu organizasyonların özünde bireyler yer alıyor. Günümüzde yaşadığımız doğal felaketleri tetikleyen hâkim görüşlerini bir yana bırakarak konuyu ele almalıyız. Çünkü riskler yalnızca gelecekte değil, burada. Bireyler olarak karar alıcıları iklim kriziyle mücadeleye yönlendirme potansiyelimiz olduğunu unutmamalıyız. Bunun için daha çok okumalı, konuşmalı ve tabii bir araya gelmeliyiz. Biz Yuvam Dünya olarak bunun bir parçasıyız. Bizim gibi daha çalışan onlarca sivil toplum örgütü var. Onlara destek olmak veya katılmak yapabileceğiniz en iyi işlerden biri olabilir.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER