İklim krizi cinsiyet açısından tarafsız değildir Birimiz Hepimiz İçin…

Kadınların güçlendirilmesi, Birleşmiş Milletler’in (BM) 2030 yılı Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nde (SDG) yer alan, özellikle 5 numaralı (Toplumsal cinsiyet eşitliği) ve 10 numaralı (Eşitsizliklerin azaltılması) ile birebir bağlantılanmaktadır. Kadınlar, küresel nüfusun karşı karşıya olduğu en büyük krizlerden biri olan iklim değişikliğine çözüm geliştirmek için çalışarak yenilenebilir ve sürdürülebilir teknoloji sektörlerinin yanı sıra iş, girişimcilik ve yenilikçilik sektörlerinde de önemli gelişimler için katalizör görevini üstleniyor. 

Paris Anlaşması, iklim değişikliğini ele alma eylemini toplumsal cinsiyet eşitliği ile bağlantılandırarak, teşvik etti. Benzer şekilde, toplumsal cinsiyet eşitliğini iklim eylemine dahil etmek, Dünya Bankası da dahil olmak üzere birçok global ölçekli sivil toplum kuruluşu ve örgüt tarafından artık en önemli öncelik olarak ele alınmaktadır.

Toplumsal cinsiyet eşitliği, pek çok uluslararası kuruluş tarafından; sürdürülebilir kalkınma ve temiz enerjiye erişim hedefleriyle bağlantılı olarak ele alınıyor ama peki neden? Neden iklim krizinin, yoksulluğun, eşitsizliğin çözümü toplumsal cinsiyet eşitliği dolayısıyla kadınların güçlendirilmesinden geçiyor?

Çünkü kaliteli eğitim, yoksulluğun azaltılması, temiz enerji, eşitsizliklerin azaltılması, iyi sağlık dahil olmak üzere diğer tüm sürdürülebilir kalkınma hedefleri üzerinde olumlu ve direkt etkiye sahip kadınlar. 

Artan seller, kasırgalar ve diğer doğal afetlerle birlikte iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerinden bazılarını şimdiden görüyoruz. Kadınlar, sosyo-ekonomik durumları nedeniyle en fazla riskle karşı karşıya kalan, bu durumlarda en savunmasız olanlardır. Yüzde 70’i yoksulluk içinde yaşayan kadınlar, tamamı iklim krizinden kaynaklanan aşırı hava olaylarından, tarımsal verimliliğin kaybından, can ve mal tahribatından orantısız bir şekilde etkileniyor.

Enerjiye erişim ve enerji yoksulluğu, gelişmekte olan ülkelerde hem erkekleri hem de kadınları etkiliyor, ancak kadınlar üzerindeki etkilerinin daha şiddetli olduğu reddedilemez bir gerçek. Kadınlar genellikle yemek pişirme, temizlik için suya ulaşma, ev ve sosyal yaşamda enerji tedariki dahil olmak üzere birçok ev faaliyetinden sorumludur. Modern enerji hizmetlerine erişim olmadan, kadınlar ve çocuklar günlerinin çoğunu yakıt toplama, su taşıma gibi temel enerji kaynaklarına ulaşım için geçirebiliyor. Bu da onların geçimlerini iyileştirmek için istihdam, eğitim ve diğer fırsatları takip etmelerini engellemektedir. Aynı zamanda kömür, odun, mangal kömürü veya gübre kullanmadan (yemek pişirme, ısınma vb.) kaynaklanan ev içi hava kirliliği, özellikle kadın ve çocukların sağlığını etkilemektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), ev içi hava kirliliğinin neden olduğu tahmini yılda dört milyon kişinin ölümünün çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğunu belirtmektedir.

Yine UN Women (Birleşmiş Milletler Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadının Güçlendirilmesi Birimi) web sayfası, iklim krizi ve kadın konusuna yönelik görüşlerini şu cümlelerle anlatmış: “İklim krizi ‘cinsiyet açısından tarafsız’ değildir. Kadınlar ve kız çocukları, mevcut cinsiyet eşitsizliklerini artıran ve geçim kaynakları, sağlıkları ve güvenlikleri için benzersiz tehditler oluşturan iklim değişikliğinin en büyük etkilerini yaşamaktadır.” UN Women bu cümlelerle temiz ve sürdürülebilir enerjinin kadınlara etkisine vurgu yapmıştır.

Dünyanın her yerinde kadınlar doğal kaynaklara daha fazla bağımlı, ancak bunlara daha az erişime sahip. Pek çok bölgede kadınlar yiyecek, su ve yakıt sağlama konusunda orantısız bir sorumluluk üstleniyor. Tarım, düşük ve alt-orta gelirli ülkelerde kadınlar için en önemli istihdam alanıdır, kuraklık ve düzensiz yağış dönemlerinde, kadınlar tarım işçisi ve birincil tedarikçi olarak aileleri için gelir ve kaynak sağlamak için daha çok çalışırlar. Bu, annelerinin artan yükü yönetmesine yardımcı olmak için genellikle okulu bırakmak zorunda kalan kız çocukları üzerinde ek bir baskı oluşturmaktadır.

İklim değişikliği bir ‘tehdit çarpanı’dır, yani kırılgan ve çatışmalardan etkilenen ortamlarda sosyal, politik ve ekonomik gerilimleri tırmandırıcı etki yapmaktadır. İklim değişikliği dünya çapında çatışmalara yol açarken, kadınlar ve kız çocukları, çatışma bağlantılı cinsel şiddet, insan kaçakçılığı, çocuk yaşta evlilikler ve diğer şiddet biçimleri dahil olmak üzere cinsiyete dayalı her türlü şiddete karşı artan hassasiyetle karşı karşıya kalıyor.

Afetler meydana geldiğinde, bilgi, hareketlilik, karar alma ve kaynaklara ve eğitime erişimde eşitsizlikler yaratan uzun süredir devam eden cinsiyet eşitsizlikleri nedeniyle kadınların hayatta kalma olasılığı daha düşüktür ve yaralanma olasılığı daha yüksektir. Sonrasında, kadınlar ve kız çocukları yardıma daha az erişebiliyor, bu da onların geçim kaynaklarını, refahını ve iyileşmelerini daha da tehdit ediyor ve gelecekteki felaketlere karşı bir kısır döngü yaratıyor.

Kadınların ve kız çocuklarının sağlığı, iklim değişikliği ve afetler nedeniyle özellikle sağlık hizmetlerine erişimi kısıtladığı için, ana çocuk sağlığına ilişkin riskleri de artırarak hayatları tehlikeye atılıyor. Araştırmalar, aşırı sıcakların ölü doğum insidansını artırdığını ve iklim değişikliği bağlantılı sıtma, dang humması gibi hastalıkların yayılmasını artırdığını da gösteriyor.

Kadınlar ve kız çocukları küresel düzeyde iklim değişikliğinden orantısız etkiler yaşarken, etkiler tek tip de değil. İklim değişikliğine feminizm merceğinden bakıldığında, iklim değişikliği risklerinin yerli ve Afrika kökenli kadınlar ve kızlar, yaşlı kadınlar, LGBTIQ+ bireyler için eşitsizlikleri daha da şiddetlendirdiği açıktır. İklim krizi ile bağlantılı eşitsizlik sarmalını; engelli kadınlar ve kızlar, göçmen kadınlar, kırsal, ücra, afet eğilimli bölgelerde yaşayanları da dahil ederek genişletebiliriz. Kriz dönemlerinde bir başka önemli konu farklılık ve kapsayıcılık. “Eğer günlük hayatta görünmezseniz, bir kriz durumunda da ihtiyaçlarınız düşünülüp ele alınmaz “diyor lezbiyen feminist insan hakları savunucusu Matcha Phorn-in. 

Kadınların gelecekte çocuklarının iyiliği için çevreyi koruma dürtüsüyle hareket ettiğini daha sık gözlemleriz. Ülkemizde de Karadenizli kadınların termik santral ve madenlere karşı gösterdiği mücadele hepimizin hafızalarında… Bu sebeple kadınlar toplumda ve enerji sektöründe uzlaştırıcı bir role sahip olabilir. Toplum hızla değişirken, çoğu zaman kadınlar toplumsal tabular ve dini kısıtlamalar nedeniyle sahip oldukları gücün hâlâ farkında değil ya da kullanmıyor. Yine de Sürdürülebilirlik, kadınların bu alanda çok da tehditvari bir yaklaşım göstermeden etki alanlarını genişletebilecekleri bir konu.

Kadınlar ayrıca pratik çözümler belirlemek için değişen çevresel koşullara uyum sağlamak için neyin gerekli olduğu konusunda bilgi ve anlayışa sahiptir. Ancak kadınlar, sınırlı mülkiyet hakkı, eğitime, teknolojiye ve finansal kaynaklara erişim eksikliği ve yetersiz temsil nedeniyle siyasi karar alma süreçlerine sınırlı erişim dahil olmak üzere mevcut önyargılar nedeniyle büyük ölçüde kullanılmayan bir kaynak olmaya devam ediyor. Pratik ve etkili iklim değişikliği azaltımı için kadınların bilgi ve beceri potansiyelinden faydalanmalıyız.

Temiz enerjiye erişimin iyileştirilmesi, kadınların sağlığı, güçlendirilmesi ve ekonomik fırsatları değerlendirme becerisi üzerinde çarpıcı bir etkiye sahip olabilir. Ayrıca, temiz enerjiye erişimi iyileştirme çabalarımız, kadınların katılımından büyük fayda sağlayabilir. Kadınlar genellikle yerel toplulukta ve yakın ailelerinde, sürdürülebilir kaynak yönetimi hakkında güçlü yerel bilgiye ve bilgi birikimine sahiptir. Tersine, kadınları dahil etmedeki başarısızlık eşitsizliğin artmasına ve daha az etkili proje ve girişimlerin uygulanmasına yol açmaktadır.

McKinsey’e göre, kadınların işgücü piyasalarında erkeklerle aynı rolü oynadığı ‘tam potansiyel’ bir senaryoda, 2025 yılına kadar küresel yıllık gayri safi yurt içi hasılaya (GSYİH) 28 trilyon dolar veya yüzde 26 kadar etki ediyor. 2020 yılına kadar yıllık 530 milyar Euro (585 milyar $) ve 2030 yılına kadar 810 milyar Euro (894 milyar $) olacak olan iklim değişikliğine karşı mücadeleyi finanse etmek için gereken iklim finansmanı açığını kapatacak bir oran bu, dolayısıyla göz ardı edilemez. Sürdürülebilir kalkınmayı finanse etmek için dünyanın GSYİH’sini yeterince artırmak gerekiyor.

Kadınların uzmanlıklarını ve bakış açılarını erkek egemen enerji sektörüne taşımasını sağlamamız gerekiyor. Sürdürülebilirlik, büyük ilerlemelere rağmen, endüstri gelişimi ve stratejilerinde halen bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde ikincil bir faktör olmaya devam ediyor. Ancak sayılı birkaç şirket, sürdürülebilirliği kısa ve uzun vadeli stratejilerinin ve operasyonlarının temel direği haline getiriyor. Bu durumda enerji sektöründe ilgili ve lider pozisyonlardaki kadın sayısını artırmanın en etkili yolu ne olabilir? Finansal raporlamalarda istihdam ve kadın yöneticilerde sayısal hedefler ve raporlama zorunluluğu, zaman içinde zihniyeti değiştirmeye de yardımcı olacaktır.

Kadınları aktif ve güçlü bir yönetim kurulu üyesi olarak, gelişiminin desteklenmesi ve kadınların aile yaşamlarıyla çoğu zaman çelişen zorlu ortamlarda dayanıklılıklarını artırıcı destekleyici uygulamalar, iş özel hayat dengesinde cinsiyetten bağımsız aile sorumluluğunu destekleyici politikalar da bu bağlamda önem taşıyor.

Uluslararası kuruluşların bu şekilde kadın ve sürdürülebilirlik konusunda, üst düzeyde stratejik ve siyasi odaklanması elbette mutlu edici gelişmeler. Şimdiki zorluk, bu amaç ve hedeflerin sahadaki eyleme indirgenmesini ve toplumsal cinsiyet eşitliğine etkilerinin anlamlı bir şekilde ele alınmasını sağlamak. Yeni bir gelişim modeli gerektirdiği için eğitim kilit alan olacaktır. Benzer şekilde, bu örgütlerde ve kamuda kadınları ve kadın örgütlerini paydaş gruplarına, danışma ve projelerin yönlendirme komitelerine dahil etmek, böylece güçlü yerel bilgilerini ortaya koyabilmeleri ve kadınlar üzerindeki potansiyel etkilerin kabul edilmesini ve ele alınmasını sağlamaları hayati olacaktır.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER