Herkesin özgür ve eşit yaşaması mümkün

1978’de Robert Koleji’nden, 1982’de Boğaziçi Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nden mezun oldunuz. Psikoloji dalında lisansüstü eğitim aldınız. Mezun olduktan hemen sonra evlenip çocuklarınızı büyüttüğünüzü, iş hayatına geç atıldığınızı biliyoruz. Biraz eski hikâye olacak ama sizden dinleyelim isterim, iletişim alanında çalışmaya nasıl ve neden karar verdiniz?

Geçmişimi eksiksiz anlattınız, teşekkür ederim. Çocukluk ve gençlik yıllarımda alabileceğim en iyi eğitimi sağlayan aileme minnet ve saygıyla başlamak isterim. Yaşıtlarımın kariyerlerinde ilerlediği dönemde ben, ev kadınlığı ve anneliği harika yaşadım. Çocuklarımız okulda eğitime başladığı dönem, iş hayatına atılmaya karar verdim. Ailemden sonra dost çevremde bu fikri açtığım ilk gün, sevgili arkadaşım Emine Tusavul, reklamcılık ilgimi çekerse beni Türkiye’nin önde gelen reklam ajansıyla tanıştırabileceğini söylediğinde, ikimiz de o gün kariyerimin şekillendiğini bilmiyorduk. 30 yaşında, iki çocuklu bir kadın olarak yeni mezun genç arkadaşlarımla aynı pozisyonda başladığım saygın ajansta, öğreten ve yol gösteren liderler, yöneticiler, meslektaşlar, reklam verenler sayesinde muazzam deneyim kazandım. Kariyer yolculuğumda, reklamcılığın iletişim bütünü içinde yegâne disiplin olmadığına ikna olduğumda, bilinçli bir tercih olarak halkla ilişkiler alanında da kendimi geliştirmeye karar verdim. Toplam sekiz yıllık profesyonel deneyimimin ardından, 1998’de girişimci olarak şirketimi kurmanın zamanı geldiğini anladım. Kurulduğu gün halkla ilişkiler odaklı, bugün geldiği noktada bütünsel iletişim yönetimi sunan, ardından dünyanın en büyük uluslararası iletişim ağına dahil olan ÜNİTE Edelman böyle doğdu.  

İş hayatınıza geç başlasanız da sonra hızla arayı kapattınız. İki çocuk büyütürken iş hayatında yükselmeyi nasıl başardınız? Size enerji, güç veren ne oldu? Nasıl bir yolculuktu bu?

İş yaşamına başladığım 1990’lı yıllarda, ajansların düzenli olarak sabahlara kadar çalışması çok normal kabul ediliyordu. Olağanüstü şartlar, olağan değerlendiriliyordu. Ben de doğal olarak bu düzene hızla uyum sağladım, karşılığında ise eşimle paylaştıklarım ve çocuklarıma ayırdığım zaman azaldı. Benim için duygusal olarak zor olmakla birlikte, ortak yaşamı gerçekten paylaşan hayat arkadaşım ve destek veren ailem sayesinde işler biraz kolaylaştı. Enerjimin ve gücümün kaynağı her zaman ailem oldu. Onlar bu durumdan hiç şikâyet etmediler, ama ben özellikle kariyerimin başlangıcındaki özverilerinden dolayı onlara teşekkür borçluyum.  

Bu süreçte, çocuklarımızın çok daha özgür ve olgun bireylere dönüştüğünü görmek gurur verdi. Böylece, çekirdek ailemizde dördümüz de birlikteliğimizin gücüyle bireysel olarak başarmanın yolunu bulduk. 

1998 yılında ulusal ve uluslararası kurum ve markalara iletişim danışmanlığı hizmeti sunan ÜNİTE’yi eşinizle birlikte kurdunuz. Buna karar vermek zor oldu mu? Kurarken kaygılarınız nelerdi?

Şirketi kurarken de hiç zor olmadı, bugün şirketin 25’inci yılını kutlamaya hazırlanırken de zor olmuyor. ÜNİTE’nin kurucu ortakları Yönetim Kurulu Başkanı Osman Arıdağ, Yaratıcı Stratejiler Başkanı Ercüment Şener ve Yürütme Kurulu Başkanı olarak ben farklı uzmanlık, deneyim ve yeteneklerimizle harika bir ekip oluşturduk. Şirketimiz için seçtiğimiz isme uygun olarak, birlikte bireysel gücümüzün ötesinde büyük bir kurumsal güç oluşturduk. 

ÜNİTE Edelman’ı iki erkekle birlikte yönetmek, hele biri eşiniz ise zorluklar yaratmıyor mu?

Hiç yaratmıyor, hatta güç veriyor. Bu arada, son 10 yıldır 2. nesil yönetici olarak ÜNİTE’ye değer katan Kreatif ve Dijital Stratejiden sorumlu Başkan Yardımcısı Cem Arıdağ’ı da dahil ederseniz yönetimde toplumsal cinsiyet eşitsizliği diyebiliriz. Kurumsal İtibar ve Marka İletişiminden sorumlu Başkan Yardımcısı Ayşegül Kulu ile birlikte ben Yürütme Kurulu’nda kadın gücünü temsil ediyoruz.

Gülümsemenizi dileyerek başlattığım bu sohbette; bir şirketi yönetirken asıl meselenin, başarılı bireylerin birlikte ürettiği değerde saklı olduğunu belirtmeliyim. Aile üyeleri ve yönetim kurulu üyeleri olarak farklı bakış açıları, farklı uzmanlıklar ve deneyimler şirkete fayda sağlıyorsa, faaliyet alanını derinleştirip zenginleştiriyorsa bazı yöneticilerin soyadının aynı olmasının bir özelliği yok. 

Şirket yönetirken en önemli konu yöneticilerin amaç, vizyon ve stratejide ortak anlayışa sahip olması; etik, dürüstlük ve sorumluluk gibi ortak değerleri benimsemesi ve güven ortamı içinde birlikte üretmesi. 

Aile ise ayrı bir müessese. Biz eşimle 40 yıl evlilikte ve 25 yıl iş ortaklığımızda, oğlumuz Cem Arıdağ’ın eğitimini tamamladığı Amerika’da kalmak yerine ÜNİTE’de sorumluluk almayı tercih etmesiyle, çekirdek aile ve işin bir arada yürüyebileceğini ispatladık. Kızımız Ekin Arıdağ ise bambaşka bir kariyer yolculuğunda, Amerika’da başarılı olmayı tercih etti. Bahsetmeden geçemeyeceğim; aramızda Ercüment Şener’e de büyük ağabey diyoruz. Eşi ve çocukları da ailemizin üyesi. 

ÜNİTE; “Bir kümenin her elemanı veya bir çokluğu oluşturan varlıkların her biri, birim, birlik” demek. Sizce başarıya giden yolun en önemli basamağı iyi bir yöneticiye mi, iyi bir ekibe mi sahip olmaktan geçiyor?

Başarı yolculuğunda, hepsi bir bütün esasında, ayrım yapmak mümkün değil. Liderin en büyük görevi, her bir ekip üyesinin yeteneğini ve birikimini keşfetmek ve gelişmeleri için yanlarında olmak. Ardından da güvenmek, hep birlikte ortak hedefe koşmak. Bu süreçte de kurumsal olarak önde olmak için sürekli yenilenmek, sürekli öğrenen bir yapı kurmak, zor durumları soğukkanlılıkla yönetmek. Finansal ve operasyonel güçlü bir yapı kurmak. 

Biz şanslıyız; deneyimli yöneticilerin yanı sıra gençlerle zenginleştiğimiz ÜNİTE’lilerle gurur duyuyoruz. Başarımızın sırlarından biri bu. 

Başarımızın ardındaki diğer güç; sorumlu olduğumuz müşteri portföyümüz; hepsi kendi alanında lider, saygın, ulusal ve global markalar. Danışmanlık yapmak için her zaman önde koşmamız gerektiğinin bilinciyle uzmanlık alanımızda kendimizi geliştirirken, onlar sayesinde farklı alanlarda iş yönetimi öğreniyoruz.  

Başarımızın bir diğer unsuru ise, faaliyette bulunduğumuz ekosistemde paydaşlarımızla iş birliğimiz. İş ortaklarımız, tedarikçilerimiz, birlikte çalıştığımız STK ve mesleki örgütler, akademik çevreler, kamu ve özel sektörden değerli insanlar sürekli gelişmemizi sağlıyor.   

ÜNİTE ismimiz, bizi paydaş ekosistemimizde vazgeçilmez bir öğe olarak konumlandırıyor. İngilizce olarak UNITE ise buluşturmak ve bütünlemek anlamında değer katıyor. 

İnsan demişken; iletişim, zorluğu da güzelliği de insanlarla iletişimden geçen bir meslek. Bu anlamda psikoloji eğitiminin size katkıları ne oldu?

İletişim mesleği, zihin ve davranış değiştirmek üzere etkileme ve ikna yönetimidir. Dolayısıyla hedef kitlenizi geniş tanımlasanız da sonuçta bireyin zihnine erişmek zorundasınız. Dolayısıyla psikoloji bilimi çok önemli. Ancak daha geniş kitlelerin iletişimini yönetmek için sosyoloji bilimine hâkim olmak gerekir. Diğer yandan ekonomi, politika, hukuk, teknoloji başta olmak üzere tarih, kültür, sanat ve spor alanında kendinizi geliştirmezseniz, iletişimi layıkıyla yönetemezsiniz.                                                                                                                                  

2016’da dünyanın önde gelen iletişim pazarlaması şirketi Edelman’ın Türkiye temsilcisi oldunuz. Bu nasıl gelişti? 

Edelman’ın global müşteri portföyüne Türkiye’de güvenle önerebileceği münhasır temsilci şirket arayışında yollarımız buluştu. Edelman’ın sorumlu olduğu global kurum ve markaların Türkiye’deki iletişimini yönetmek ve ÜNİTE portföyündeki ulusal markalarımızın global açılımlarını Edelman ağı bünyesindeki ülkelerde meslektaşlarımızla birlikte yönetmek başta olmak üzere birlikte başarılı işlere imza atıyoruz.  

Global bir rehber niteliğinde düzenli yayınlanan  Edelman Trust Barometer da, iç görülere hâkim olmamızı, şirketimize yön vermemizi ve müşteri portföyümüz için sağlıklı strateji geliştirmemizi sağlıyor. 

Sizi ve ÜNİTE Edelman’ı özellikle sürdürülebilirlik, toplumsal cinsiyet eşitliği ve gençlerin eğitimi konusunda dönüşümü amaçlayan iddialı projelerle tanıyoruz. Bu süreç nasıl gelişti? Anlatır mısınız? 

Bu şekilde tanımanızdan mutlu oldum. Başarılı bir insan ve başarılı bir şirket olmak istiyorsanız faaliyet alanınızda en iyi olmanın ötesinde içinde yaşadığınız toplumun iyileşmesi ve kalkınması için değer üretmelisiniz. Biz de ÜNİTE Edelman olarak 25 yıldır iş ve iletişim dünyasında bu farkı yaratmak için sürekli öğreniyor, gelişiyor, yenileniyor; dünyanın, insanın, tüm canlıların iyi olması için çalışıyoruz. İnsancıl iş ve iletişim yönetimini benimsiyoruz.    

Peki bu süreç nasıl gelişiyor ve nasıl ilerliyoruz? Birinci şansımız, sorumlu ve bilinçli bir müşteri portföyüne sahibiz. Sürdürülebilir iş modeli benimseyen, ekonomik ve sosyal kalkınmayı besleyen, insanı odağına alan ve çevre bilinci gelişmiş markaların iletişim danışmanlığını yapmak, değer üreten ve büyük etki yaratan işlere imza atmak gibi bir lükse sahibiz. İkinci şansımız ise, özel ve iş yaşamımızda biriktirdiğimiz ahlaklı, dürüst, iş bilen ve iş yapan dost paydaşlarımız. 25 yılda kamu kurumlarından bilim ve ilim kuruluşlarına, sivil toplum kuruluşlarından meslek örgütlerine, medyadan bireysel etkili isimlere saygın ve güvenilir bir ekosistem oluşturduk. İşbirliğine açık, dolayısıyla daha güçlü bir etki üretme kapasitesine sahip paydaşlar topluluğuna dahiliz. En büyük şansımız ise insan kaynağımız. Değişimi ve dönüşümü kalben sahiplenen, iletişim mesleğinin etkileme gücünü anlamlı kullanan değerli insanlar bize güç katıyor. Birlikte güçlüyüz ve zorlu şartlara hızlı uyumumuz, engellere karşı direncimiz, akılcı iyimserliğimiz, bitmeyen umudumuz, tükenmez enerjimiz, öğrenme tutkumuz, hep ileriye bakan yüzümüz ve sonuç getiren aksiyonlar almamız en büyük gücümüz.    

Ve tabii ki mesleğimizin, iletişimin gücü. Adil ve eşit bir dünya için politika, hukuk ve eğitimin yanı sıra iletişim yönetimi çok güçlü bir disiplin. Bilgi vermek, bilinçlendirmek, beynimizde yerleşik hatalı kodları düzeltmek, zihinleri dönüştürmek ve davranışları değiştirmek için iletişim vazgeçilmez. Kitleleri etkilemek, ilham ve örnek olmak, güven ortamını sağlamak için iletişim olmazsa olmaz.   

Hal böyle olunca, şahsen ve ÜNİTE Edelman olarak sürdürülebilirlik, toplumsal cinsiyet eşitliği ve gençlerin eğitimi konusunda dönüşümü amaçlamak ve yönetmek doğal bir süreç halini alıyor. 

Çalışma Hayatında Kadınlar Endeksi’ne göre, OECD ülkelerinde kadın istihdam oranın artması OECD’nin GSYİH’sini 6 milyon ABD doları, cinsiyete dayalı ücret eşitsizliği farkının kapanması ise OECD’nin GSYİH’sini 2 trilyon ABD doları artırabilir. Ayrıca pek çok araştırma kadın yöneticilerin fazla olduğu şirketlerde başarı oranının yükseldiğini gösteriyor. Bu bilimsel gerçeklere rağmen değişime neden direniliyor sizce? Neden değişim çok yavaş yaşanıyor?

Dirençten ziyade sürecin hak ettiği hızda ilerlemediğini söyleyebiliriz. Bilinç oluşması, zihinlerin dönüşümü, davranışların değişimi ve etkisinin görülmesi bir süreç yönetimidir.   

Değişim ve dönüşüm başladı. Nitekim, sürdürülebilirlik, toplumsal cinsiyet eşitliği ve gençlerin eğitimi konusunda etkiyi kantitatif ve kalitatif araştırmalarla ölçmek ve ispatlamak mümkün. 

Dilerseniz önce iletişimin gücünden bahsedelim. Kanun ve kuralları anlatmak ve uygulatmak iletişimle mümkün. Ahlak kurallarını benimsetmek, örf ve adetleri nesilden nesle aktarmak, temel görgü kurallarını öğretmek de… Temel hak ve özgürlüklerin normal olduğunu anlatmak da yanlışları düzeltmek de… Davranış kalıplarını değiştirmek ve iyileştirmek de iletişimle mümkün.  

Yapılan araştırmalar, kamuoyunun her geçen yıl sürdürülebilirlik kavramına daha fazla dikkat ettiğini ve bu konuda bilincin artığını gösteriyor. 10 yılı aşkın süredir, sürdürülebilirliği benimsemiş markaların iletişimini yönetirken, medyanın ve sosyal medyanın etkisini görüyoruz. Bu sayede Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları arasında yer alan toplumsal cinsiyet eşitliği ve eğitim konuları kamuoyunun gündeminde yer alıyor. Bu konuda olumlu adımlar atılması yönünde kamu otoriteleri ve iş dünyası nezdinde baskı unsuru olabiliyor. Yani sadece kalitatif ve kantitatif araştırmalar değil, atılan adımlar ve alınan sonuçlar da sürdürülebilirlik için iletişimin gücünün sergilenmesinde, örnek olmasında ve yayılımında önemli doneler.

İletişimin gücüyle ilgili birkaç veri paylaşmak isterim. Edelman Trust Barometer Araştırması’na göre; insanların dörtte üçü, bir markanın kendisi, ailesi ve toplum için fayda ürettiğini duyarsa ve bilirse güven duyuyor, tercih ediyor ve sadık kalıyor. Yüzde sekseni sadık olduğu markayı tavsiye edeceklerini ve eleştirilere karşı savunacağını vurguluyor. Ancak bir marka iletişimini doğru ve sağlıklı yönetmezse bunun bir de ters yüzü var. Aynı kişi, bir markanın iletişiminde dürüst ve samimi olmadığını anlarsa, hatta düşünürse güvenini tamamen kaybediyor. Bu kişiler markayı terk ettiği gibi, yaklaşık yarısı yakınlarını da bu yönde ikna ediyor. 

Siz bu gelişime tanık oluyor musunuz? 

Gelişime dair etkili örnekler var. Dönüşümün tetiklendiğini görüyoruz. Her yeni gün kadınların erkek egemen işlerdeki başarılarına tanık oluyoruz. Kadınların yönetim kademelerinde yükseldiğini, etkin rol aldıklarını, karar verici olduklarını, gururla ve özgürce cinsiyetlerini ifade ettiklerini, cinsel yönelimleri ve cinsiyet eşitliğini savunduklarını görüyoruz. Hakkaniyetli bir dünya için cesaretle yol aldıklarına şahit oluyoruz. Bu bağlamda iş dünyasının gerçek ve samimi desteğini görüyoruz. Sivil toplum kuruluşlarının fark yaratan eylemlerini görüyoruz. Gönüllüleri görüyoruz. Gençlerin -yaşadıkları sosyal ortamdan ve baskıdan bağımsız- özgür yaşam haklarını arayışını görüyoruz, hiç vazgeçmeyeceklerini öngörüyoruz. Özellikle Z Kuşağı bu anlamda önceki kuşaklara göre çok daha açık fikirli. Birbirlerinin farklılıklarına saygı gösteriyorlar ve farklılıkların ayrıştırıcı değil, aksine bir zenginlik olduğunun farkındalar. Bu da umudu derinleştiriyor.  

OECD verilerine göre Türkiye, kadınların istihdama katılım oranında 200 ülke içinde en düşük orana sahip 25 ülke arasında yer alıyor. OECD ortalaması yüzde 59 iken, Türkiye’de bu oran yüzde 26-29. Bu oranın artırılması, kadınların iş dünyasında yerini alması için neler yapılabilir? 

Kadınlara örnek hikâyelerle güven vermek, kendilerini geliştirmelerini sağlamak için kamu, STK ve özel sektöre büyük görev düşüyor. Kadın istihdamının artırılması konusunda kararlı bir planın ortak çabayla hayata geçirilmesi gerekiyor. Diğer yandan kadınların bireysel hedef koyması, istihdamı ve haklarını kararlılıkla talep etmesi, dirence karşı mücadele etmesi önemli. Ayrıca nitelikli ve gerçek destek veren ve inanan kurum, kuruluş ve kanaat önderlerinin artması gerekiyor. 

Sürdürülebilirlik ve toplumsal cinsiyet eşitliği iletişiminin doğru yönetilmesi için özel sektör ve markalara tavsiyeniz nedir? 

Tüm kurum ve markalar için esasında tek hedef var. Paydaşlarına güven vermek. Bunun da formülü verdikleri taahhütleri yerine getirmek, sorumluluk almak ve eyleme geçmek. Bu formülün alt açılımında ise markaların ekonomiye, topluma, doğaya gerçekten değer vermesi, doğrulardan sapmaması ve samimi olması, insanı ve canlıları önceliklendirmesi var. Bu önceliğin uzun dönemli ticari başarının ayrılmaz bir parçası olduğunu anlamak da önemli bir unsur.   

Krizlerin doğasındaki değişimi iyi anlamak, insanların davranış modellerindeki değişimi iyi izlemek, ihtiyaç ve beklentilerini okumak, güven kayıp ve kazanç alanlarını belirlemek ve sürdürülebilir iş modelinden vazgeçmemek, teknolojinin nimetlerinden faydalanmak, iletişim yönetimindeki dönüşümü benimsemek, kritik süreçlere hazır olmak, mümkünse engellemek, kriz anında ise soğukkanlı, ancak dürüst ve samimi yönetmek gerekiyor. Sonuçta internet ve metaverse içinde dahi insanız. 

Bir de bitmeyen umudunuzdan bahsettiniz. Ancak özellikle toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda veriler hiç de iç açıcı değil.  Sizce eşitlik gerçekten sağlanabilir mi? 

Beynimiz uzun müddet zarfında edindiği bilgiler ile duyguları birleştiriyor, yerleştiriyor ve normalleştiriyor. Örneğin günümüzde, çoğunlukla kız çocukları pembe, erkek çocukları mavi renk ile özdeşleştiriliyor. Halbuki 1900’lerin başında bu kodlar ters yönde çalışıyordu. Pembe erkeklerle, mavi kızlarla eşleşiyordu. Demek ki beynimizdeki kodları değiştirmek mümkün. Bebeklikten başlayarak cinsiyet etiketlerine gerek duymadan yaşamak, cinsiyet kalıplarına sıkışmadan eşitlenmek ve bunu normalleştirmek, kısacası insanı herhangi bir ayrıştırmaya gitmeden, sadece insan olarak kabul etmek mümkün. Adil, eşit, kapsayıcı, çeşitliliği kucaklayan bir ortamda yaşamak imkânsız değil. Yani umut hep var.  

Umut etmek çok önemli. Ancak tabii ki akılcı bir iyimserlik içinde. Gerçekleri de görmemiz şart. Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) yayımladığı rapora göre, kadınlar devlet ve hükümet sandalyelerinin dörtte birini dolduruyor. Covid-19 salgını dünya genelinde yoksulluk içinde yaşayan kadın ve erkekler arasındaki uçurumu derinleştirdi. Savaş kadınlar için daha da yıkıcı sonuçlar doğurdu. Kadınlara fiziksel ve cinsel taciz arttı. Kız çocuklarının ve kadınların bilerek ve isteyerek seçmediği gebeliklerin oranı yükseldi. Türkiye, Avrupa’da erken yaş evliliğinde ilk sırada. Kadına şiddet oranlarında maalesef Kenya’dan sonra geliyor. Kadınların ve özelikle kız çocuklarının düşünce ve ifade özgürlüğü, eğitim haklarının ihlal edilmesi kaygı verici. Türkiye’nin toplumsal cinsiyet eşitliği performansı maalesef çok düşük. OECD ülkelerinde 100 kadından ortalama 59’u istihdama katılırken, Türkiye’de 100 kadından sadece 29’u çalışıyor. Kadın girişimcilerin oranı yüzde 14. Anne olmak, ailesine bakmak, temizlik ve yemek yapmak; kadının asli görevi olarak görülüyor. Erkeğin görevi ise eve para getirmek. Niye? Neden bu şekilde kodlanmış? Beynimize kazanmış bu kusurlu kodlar değişmeli. Değişmesi mümkün. 

Sizce bu kusurlu kodlar nasıl değişecek? Nasıl mümkün olacak? Mesleğinizle ilgili en zorlandığınız noktalar nedir?

Birleşmiş Milletler Kadın Birimi Stratejik Planı’na göre, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için gidecek uzun bir yol var. Ancak kadınların gelir ve eğitim açığını kapatmaya yönelik somut bir yol haritası mevcut. Kadının iş gücüne katılmasıyla, yani var olan kapasitenin kullanılmasıyla, ekonomik ve sosyal kalkınmada anlamlı bir sıçrama yapmak mümkün. Bu potansiyelin değerlendirilmesi, hakkaniyetli ve eşitlikçi bir modelle mümkün.  

Verilerin inadına yol kat etmek mümkün. Sorunları görelim, bilelim, dikkate alalım, ancak çözüme ve geleceğe odaklanalım. Cinsiyet kodları, cinsel yönelim kodlarını geçelim artık. İnsan olmaktan, güven duyan ve güven duyulan insan olmaktan bahsedelim. Bir insanın, bir bebeğin, bir kız çocuğunun, bir kadının, bir engellinin, bir trans bireyin sürdürülebilir sağlıklı bir ekosistemde ürettiği değerden ve başarılarından bahsedelim. Bu adil dünyayı inşa etmek için emek verelim, örnek olalım, etkileyelim, ilham verelim, ikna edelim. Söylenmeyi bırakalım, söz verelim, mutlaka aksiyon alalım, finansman sağlayalım ve bunları ekosistemimizde iş birliğiyle ölçülebilir akılcı bir planla yapalım. 

Hakkaniyetli ve eşitlikçi bir model gerekiyor dediniz. Siz bir kadın olarak nasıl hissediyorsunuz? 

Ben kadın olmaktan dolayı gurur duyuyorum. Ama daha önemlisi “ben” olduğum için gurur duyuyorum. Kız evlat olmaktan, eş olmaktan, anne olmaktan, iş kadını olmaktan gurur duyuyorum; ancak kendimi cinsiyetimin kalıplarına sıkıştırmıyorum. İyi bir insan, iyi bir aile üyesi, iyi bir dost, iyi bir iş arkadaşı olmak için gösterdiğim özenle gurur duyuyorum. En önemlisi sürekli ürettiğim için kendimle gurur duyuyorum. Bana pozitif ayırımcılık yapıldığı için değil, hak ettiğim için bu konumda olduğumu düşünüyorum.  

Diğer yandan özgür, eşit, sevgi ve saygı dolu bir ortamda büyümenin, en iyi eğitim imkânlarıyla yetişmenin en büyük şansım olduğunu biliyorum. Ancak sürekli öğrenmem ve gelişmem gerektiğinin farkındayım. Eksiklerimi tamamlamak, yaptığım hataları telafi etmek için uğraşıyorum. Geri kalınca daha hızlı koşuyorum. Yenilikten korkmuyorum, deniyorum. En önemlisi hep ileri bakıyorum, ileriye doğru adım atıyorum. Eğitimimi, bilgimi, varlığımı ve gücümü kendime saklamıyorum, paylaşıyorum. 

Nasıl paylaşıyorsunuz? Neler yapıyorsunuz? 

Yarı zamanlı öğretim üyeliği yaptığım dönemi büyük bir keyifle hatırlıyorum. Gösterdiğim özeni de hatırlıyorum. Gençleri yetiştirmek büyük bir sorumluluk ve ciddiyet gerektiriyor. Bilginizin yeterliliğini sürekli sorgulamanız, öğretmek için sürekli öğrenmeniz gerekiyor. Ardında olumlu bir iz bırakmak için çok çalışmak gerekiyor. Deneyim paylaşmak üzere konuk olarak davet edildiğim zamanlar için de geçerli bu durum. Siz gençlere saygı duyarsanız, onlar da size ve topluma saygı duymayı öğrenir. Esasında bu saygı meselesi çok önemli, karşınızda her kim varsa dinlemeli, empati kurmalı ve saygı duymalısınız. Tabii ki hukuki ve etik kurallar çerçevesinde. 

Sağlıklı paylaşım için diğer önemli konu ise, işbirliği. İletişim danışmanlığı sektörünü temsil eden derneğin başkanlığını yaptığım dönemde, sektörün tüm paydaşlarını ortak bir anlayışla buluşturmayı, etkin ve verimli bir iş modeli oluşturmayı ve birlikte gelişmeyi hedefledim. İşbirliği güç birliğidir. Güç birliği, etkili sonuçların başlangıcıdır. Toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleyen derneklerin üyesi veya destekçisi olarak sorumluluk alıyorum.  

Konuk konuşmacı olarak katıldığım konferanslarda, kurum ve markalara verdiğim kriz yönetimi eğitim programlarında sürdürülebilir iş modeli, toplumsal cinsiyet eşitliği ve eğitim konuları mutlaka yer alıyor. Her bir bireyin, her bir markanın, her bir kurum ve kuruluşun kendi etki alanında ilerlemesi demek, daha iyi bir dünya demek. Ekonomik ve sosyal kalkınmayı destekleyen, doğaya değer veren insanlar topluluğu demek. Bu bağlamda herkesin büyük sorumluluğu olduğunu düşünüyor ve bir nebze dahi olsa etkilemeye çalışıyorum. Ben şahsen emek ve zaman veriyorum ve bunu sorumluluğum olarak değerlendiriyorum.

Diğer yandan mesleğim ve şirketimiz bana bu imkânı sağlıyor. ÜNİTE Edelman’ı kurduğumuz 1998 yılından beri toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, kadının ve gençlerin güçlenmesi için zihinleri dönüştürmeyi ve davranışları değiştirmeyi sosyal misyonumuz olarak değerlendiriyoruz. Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) ve BM Global Compact ortak inisiyatifi olan Kadının Güçlenmesi Prensipleri (WEPs) imzacısıyız. Bağımsız denetim alıyoruz, sayıların ötesinde zihinsel ve davranışsal dönüşüm için çalışıyoruz.

Kurumsal olarak eğitimini desteklediğimiz gençlere güveniyoruz. Değerli sivil toplum kuruluşlarıyla eğitime erişimi olmayanları önceliklendiriyoruz. Kurumsal hediye için çok net bir kararımız var; eğitimi desteklemek ve doğayı korumak üzere bağış yapmayı tercih ediyoruz. 

Ekonomik ve sosyal yatırım yapan, çevreye özen gösteren markaların etki alanını yönetiyoruz veya bu yönde danışmanlık veriyoruz.  Değerli paydaşımız medya mensuplarının etkili gücüyle derin iz bırakıyoruz. Sürdürülebilirlik, toplumsal cinsiyet eşitliği ve gençlerin eğitimi başta olmak üzere değerli iş ortaklarımızla birlikte fikir üretmekten, proje tasarlamaktan gurur duyuyoruz. Büyük etki için birlikte ışıldamanın ve ışıldatmanın önemine inanıyoruz.  

2019’dan beri Amerika Birleşik Devletleri’nde 1982’de kurulan International Women’s Forum – IWF  Türkiye’nin üyesisiniz. Bu oluşum neden önemli sizce? Ne gibi çalışmalar yapılıyor?

IWF, bir toplumun sürdürülebilirliği için kadının güçlenmesinin şart olduğuna inanan bir platform. Liderliğin tek bir cinsiyete atfedilemeyeceğinin bilincinde olarak hakların eşit ve hakkaniyetli olmasını sağlamak için; gücünü kanıtlamış başarılı kadınları ilham ve cesaret kaynağı olarak konumlandıran, fark yaratan kadınların liderlik gelişimine destek olan uluslararası bir ağ.  IWF Türkiye, Karar Mekanizmalarında Kadın Liderler projesi başta olmak üzere değerli çalışmalara imza atıyor.        

Bir röportajınızda “Kendimi tekrar etmeye başladığım zaman, bu işten elimi ayağımı çekerim” diyordunuz. Deneyim, yaş almak; insanda bazı fikirlere sıkı sıkıya tutunma refleksi de geliştirebiliyor. Siz bundan nasıl kaçınıyorsunuz? Ya da gerçekten kaçınabiliyor musunuz?

Öğrenmek için meraklı olmak, bilgi birikiminin tazelenmesini sağlamak, deneyimime güvenmek ancak uyumlu olmayan kör bakış açısından sürekli kaçınmak, gençlerle çalışmak ve farklı bakış açılarını dinlemek insanı sürekli geliştiriyor. Geleneksel ve yenilikçi bakış açısının harmanlanması, en iyi formül. Danışmanlık mesleğini icra edeceksem önümde iki şık var. Değiş veya yok al.      

Son olarak, vermek istediğiniz bir tavsiyeniz var mı? 

Umutlu ancak gerçekçi olalım. Veriler gösteriyor ki toplumsal cinsiyet eşitliği ve eğitim konusunda iyi değiliz. Buna rağmen biz ilime, bilime, doğaya, insana, özellikle gençlere ve insana değer verenlere güveniyoruz. Gelişmeyi yaşam felsefesi olarak benimseyenler bizi layık olduğumuz geleceğe taşıyacak. Var olanı korumak, iyileşmek ve iyileştirmek için birlikte olmak zorundayız. Yaptıklarımızla, ürettiklerimizle, değer kattıklarımızla yetinmemeliyiz. Daha fazla sorumluluk almalıyız. 

Kitleleri etkileyerek yargıları kırmak, beynimize kazılı kusurlu kodları silmek, baskıları kaldırmak, davranışları değiştirmek harekete geçerseniz ve vazgeçmezseniz mümkün. Herkesin güvenli, özgür, adil ve eşit yaşaması mümkün.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER