Hayatın Sayısı

İnsanlık tarihi boyunca üç sayısı her zaman benzersiz bir öneme sahip olmuştur. Antik Yunan filozofu Pisagor, sayıların ardındaki anlamın çok önemli olduğunu öne sürmüştür. Üç sayısı mükemmel sayıdır; uyumun, bilgeliğin ve anlayışın sayısı olarak kabul edilmiştir.

Üç, ‘hepsi’ anlamının verildiği ilk sayıdır; başlangıç, orta ve son içerdiği için bütünün sayısıdır. Üçün gücü, doğanın doğuştan gelen bir ifadesi olarak evrenseldir: Dünya, Güneş ve Ay’dır. İnsan, beden, ruh ve akıl arasındaki denge ve ahenk ile kendini bütün hisseder.

‘Üçüncü göz’ ya da ‘aklın ışığı’ olarak da adlandırılan epifiz bezinin, meditasyon yoluyla astral seyahat deneyimi yaşamak isteyen insanın fiziksel ve doğaüstü-spiritüel dünyaları arasındaki geçiş kapısı olduğuna inanılır. Descartes insan ruhunun bu salgı bezinde ‘oturduğunu’ iddia etmiş mesela. Yaşadığımız evrende hayat deneyimimizi üç boyutlu algıladığımızı düşünürsek -geçmiş, şimdi ve gelecek- hayat eğrimizi de bu bağlamda doğum, yaşam ve ölüm olarak tanımlamamız mümkün.

Hadi gelin daha günlük yaşantımızın içine girelim: Bir şeye başlarken ‘start verirken’ genellikle 3’ten geriye doğru sayarız. Başarının ölçümünde ilk üçe girmek hep bir konudur. En meşhur hikâyelerden tutun da peri masallarına ve mitolojik destanlara kadar üç sayısının bu kadar yaygın olarak kullanılmasına ne demeli: Üç Silahşörler, Üç Bilge Adam, İyi Kötü Çirkin, Bela Üçlü, 3 Ahmak, üç maymunu oynamak…

Akılda kalıcı kalıplar şeklinde kullanılıyor olması ya da kafamızdaki bilgiler, üç kategoride bize sunulduğunda daha iyi kavrıyor olmamız herhalde bize 3 rakamının bir özelliğini daha gösteriyor: ‘Tekrarın Gücü’ diyelim. Mesela: ‘Kan, Ter ve Gözyaşı’, ‘Dur, Bak, Dinle’, ‘Geldim, gördüm, yendim’, ‘Fark et, seçeneklerini gör, harekete geç’, ‘Başla, durdur, devam et’.

Daha devam edeyim mi?

Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar, üçüncüsünde… Yazılarda giriş, gelişme ve sonuç olmak üzere üç bölüm bulunur. Tekrarın maksimum düzeyi üçtür. İkazlar da en fazla üç kez yapılır; bir hatırlat, iki hatırlat, üçüncüsünde eyleme geç! Eminim dinden bilime, sosyolojiden felsefeye, tarihten edebiyata, astrolojiden matematiğe daha burada saymadığım pek çok alanda üçün anlamı ve vurgusu üzerine söylenecek birçok örnek geliyordur aklınıza. Peki diyeceksiniz ki senin bu üçle olan bağın ne? İzah etmeye çalışayım. Kendimi bildim bileli mesleğimi icra ederken, ilişkilerimi yönetirken, görüş ve fikirlerimi savunurken, kısa ya da uzun vadeli planlarımı yaparken, günlük hayatımı yönetirken, oğluma tavsiyelerde bulunurken şu tabiri çok düşündüğümü ve de kullandığımı gördüm: ‘Üç boyutlu düşünmek’. ‘Üç boyutlu düşünmek’ farklı açılardan görmeyi kolaylaştırıyor, insana kendi etki alanı hakkında farkındalık kazandırıyor, eylem ve söylemlerimizin olası maliyetlerini öngörebilmeyi sağlıyor. Problemin bir parçası olmaktan çok çözümün bir parçası olmaya hizmet ediyor üç boyutlu düşünmek. Bu tabi benim bakış açım ama özellikle insan kaynakları alanında çalışmaya başladığım ilk günden bugüne bu bakış açımın bana kazandırdıklarına baktığımda hiç de fena bir bakış açısı olmadığını görüyorum. Anlayacağınız üçle aramda derin bir bağ var. Bu kadarla da kalmıyor. Daha da devamı var.

İnsan kaynakları hayatımın başlarında iken, sene 2000, o zaman çalıştığım Türkiye’nin önde gelen grup şirketlerinin birinde insan kaynakları yöneticiliği yapıyorum. O dönem de çalışan bağlılığını ölçmek üzere tüm grup genelinde yapılan standart anket vardı. Biz de doğal olarak o anketi şirket genelinde uygulamıştık. Sonuçları değerlendirdiğimizde şöyle bir hisse kapıldık: İnsan kaynağı yönetimi olarak bizim kendimizi daha iyi anlamaya ve mevcut resmi de yönetime daha iyi anlatmaya ihtiyacımız var. Bunu yapmak için genel uygulamanın dışına çıkmamız ve de kendimize özgü bir yöntem ile çalışanların yaşadıklarını yorumlamamız gerekiyor. Bu his ve motivasyonla ekibimizde yer alan klinik psikolog arkadaşımızın akademik deneyimini, benim sosyoloji altyapımı ve yöneticimizin endüstri mühendisi bakış açısını harmanladığımız bir envanter oluşturduk. Bu envanterin sonucunu kendimize özgü bir anlatımla yorumladık ve de sunduk. Ciddi gelişim alanları vardı, o yüzden de sonuçların çok parlak olduğunu söyleyemeyeceğim. Lakin üç boyutlu düşünmeye gelecek olursak sonuçların ne olduğu değil etkilerinin neler olabileceğini düşünerek hem şirket yönetimine hem de holding yönetimine sunma şeklimize karar vermek bayağı bizi yormuştu. Projemizin adına üç farklı disiplini temsil etmesi açısından ‘Trio’ demiştik. Bu isim yıllar sonra şirketimin adı oldu. 

Bir insan kaynağı profesyoneli olarak özellikle günümüz organizasyonlarının gelecek ihtiyaçlarına odaklandıklarında karşılaştıkları üç temel konu olduğunu görüyorum:

Değişim-dönüşüm

Kültür

İnsan yönetimi

‘Üç Köşe’de bu konular özelinde deneyimlerimi paylaşmaya, hikâyelerimi anlatmaya, araştırmalardan alıntılar yapmaya, görüş ve yorumlarımı sunmaya çalışacağım. Belki bir zaman sonra sizler de yorumlarınızla ‘Üç Köşe’yi içerik olarak besler ve zenginleştirirsiniz. Sizlerle bir araya gelmekten dolayı çok mutluyum. Bir sonraki sayıda buluşmak üzere…

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER