Hayalperestliğim başımı belaya sokardı

 

Sohbetimize hoş geldiniz Ebru Hanım. Sohbetimize sizi tanıyarak başlayalım ama çocukluğunuzdan başlayalım. Özellikle derslerde hayal kurmayı seven Ebru, çocukluğunda hangi hayalleri kuruyordu?

Gerçek olmasını istediğim her şeyin hayalini kurardım. Hayalperestliğim, dalıp gitmelerim başımı  belaya sokardı genellikle. Ama şu an kendi çocuklarımı da hayalperest olmaya teşvik ediyorum. Çok şükür hayatta hayalini kurduğum şeylerin neredeyse hepsi gerçek oldu. Ama yine de durmuyorum, başka hayaller buluyorum. 

Toplumsal cinsiyet eşitliği bağlamında, çocukluk ve ilk gençlik yıllarınıza dönüp baktığınızda, dışarıda nasıl bir hayat vardı? 

Benim gördüğüm hayat hep çok eşitti. Okuduğum okullar, içinde büyüdüğüm aile… Bana göre herkes her şeyi yapabilirdi. Annem avukattı, babam mimardı. İkisini de kendimi bildiğim günden itibaren hep çalışırken gördüm. Hayatımda kadın bunu yapmaz, erkek bunu yapmaz veya yapamaz gibi ayırımlar olmadan büyüdüm.

Kendinizi çok fazla anlatmayı sevmiyorsunuz ama sizi konuşmaya devam edelim. Maceracı bir yapınız var sanıyorum. Örneğin ODTÜ… Okulunuzu bilerek seçtiniz ama mesleğinizi değil. Bu tarafınızla ilgili bize neler anlatırsınız?

ODTÜ, Ankara’da kampüsü ve o kampüsteki yaşamıyla hepimizi cezbetti, dolayısıyla ben ve neredeyse bütün arkadaşlarım TED Ankara Koleji’nden direkt ODTÜ’ye geçip okul hayatımıza toplu bir şekilde orda devam ettik. Okuldan mezun olunca da hepimiz bir yerlerde iş hayatına atıldık. İş hayatı içinde zamanla hepimiz ne istediğimizi ne aradığımızı daha iyi anlayarak yolumuzu çizdik.  

Okul bittikten sonra kurumsal şirketlerde işe başladınız. Ama bir süre sonra sıkıldınız. Sizi sıkan şey neydi ya da nelerdi?

Beni sanırım biraz rutin bir yaşantı sıktı. Hep iyi şirketlerde çalıştım ve her işi severek yaptım. Genel olarak çalışmayı seviyorum. Ama bir gün uyandım ve orda olmak istemediğimi hissettim. Nerde olmak istediğime dair de bir fikrim yoktu açıkçası. İstemediğim yerde olmamak gibi bir özelliğim var benim. Hayatta istemediğim şeyleri yapmamak oldu hep yolumu çizen şey. Dolayısıyla ne istediğimi çok bilmemekle beraber ne istemediğimi bilerek bir yola çıktım. 

Kurumsaldan firar ettiniz ve Acun Ilıcalı’yla çalışmaya karar verdiniz. Önce nedenini okuyucularımızla paylaşır mısınız? Ve tabii ki bunu nasıl yaptığınızı da sizden dinleyelim yine?

Ben Acun Ilıcalı ile çalışmaya karar vermiştim ama Acun Ilıcalı’nın bundan haberi yoktu. :)) Dolayısıyla önce kendisini onunla çalışmam konusunda ikna etmem gerekti. Sanırım fazlasıyla ısrar ettim, o da ısrarlarıma dayanamayarak “Deneyelim” dedi. 

Acunmedya’nın başından beri yöneticisisiniz ve yıllar içerisinde kurumsal bir markaya dönüştürdünüz. Acunmedya’yı rakiplerinden, diğer ‘prime time’ kanallarından ayıran özellikler ve yaklaşımlar nelerdir? Acun Medya yayıncılığa nasıl bakıyor?

Acunmedya’yı bugünkü Acunmedya yapan en büyük özellik bence, Acun Ilıcalı’nın yaratıcı, yenilikçi ve risk almaktan hiç korkmayan yapısı. Onun bu yapısı sebebiyle hep yeni şeyler yapan, biri bitmeden öbürüne başlayan, sürekli yaratan ve üreten bir şirketiz. 50 kişilik bir yapım şirketinden, 3 bin kişinin çalıştığı, neredeyse 15 ülkede sürekli içerik üreten bir şirket haline gelirken bu büyümenin tüm zorluklarını, sancılarını yaşadık. Büyüdükçe kurumsallaşmadan, belli sistemlere dayanmadan işi yönetemiyorsunuz. Biz de başından beri, yaratıcılığımızı ve hızımızı kaybetmeden kurumsallaşmaya çalışıyoruz. Bana göre şirketler de insanlar gibi, tek bir doğru yok hiçbir zaman. Her şirketin kendi yapısı, kendi kültürü, kendi doğruları var. Hızı, yaratıcılığı ve sistemi bir arada korumak ve bunu da kendi şirketinizin doğasına uygun yapmak çok kolay bir kombinasyon değil. Bu yüzden sürekli daha iyisini yapmak için çalışıyoruz, deneye yanıla kendimiz için doğru olan yolları hep beraber ekip olarak buluyoruz.

Acunmedya bir prodüksiyon şirketine dönüştü. Kaç ülke için program ve içerik üretiyorsunuz? Bundan sonraki hedefiniz hangi ülkeler?

Şu an 15 ülke olmak üzereyiz. Yılda 1.500’den fazla prime time programı üretiyoruz dünyada. Her sene yeni ülkeler giriyor hayatımıza. Avrupa’da ve Amerika’da çok önemli büyük kanallarla görüşüyoruz önümüzdeki yıllar için. 

Her programa özel bir ekip mi var yoksa bütün programlarla ilgilenen özel bir ekip mi var?

Aslında ikisi de… Tüm dünyadaki programlarla ilgilenen bir global ekibimiz var, yapılan her program, her proje, her yayınla ilgileniyorlar. Bir de her projenin kendine özel ekipleri var, bu ekipler de kendi sorumlu oluğu ülkelerde ve projelerde çalışıyorlar. 

Dijital platform Exxen’i kurdunuz. Neden kurdunuz? Nasıl dönüşler alıyorsunuz? Ve istediğiniz yerde misiniz?

Exxen’i kurarken pek çok şey düşündük. Birincisi, sürekli üreten bir ekip olarak sınırsız bir üretim platformumuz olsun istedik. Televizyonda yayın saati sınırlı, dijital platformlarda üretimin, içeriğin bir sınırı yok. Bunun yanında, televizyonda çok yer bulamayan ama dijital platformda üretime uygun, çok severek yaptığımız veya biz yapmasak da izlediğimiz ve yayıncı olarak yer vermek istediğimiz işler var, özellikle komedi bunların başında geliyor. Dolayısıyla Exxen daha çok üretmemizi ve üretilen yeni işlere yayıncı olarak da daha fazla yer verebilmemizi sağlıyor. Exxen’i kurarken, var olan dijital alışkanlıklardan etkilenmeden, bizim dijital platformumuz nasıl olmalı diye çok çalıştık ve kendi inandığımız gibi bir dijital platform yaptık. Geldiğimiz noktadan çok mutluyuz. Tabii ki yeni içerikler keşfetmek, üretmek, izleyicilerimize daha önce denenmemiş yeni içerikler sunmak konusunda hep çalışıyoruz. 

Acunmedya’da kaç çalışan var? Yöneticiler ve çalışanlar arasında kadın-erkek dengesini gözetiyor musunuz? 

3 bin kişiye yaklaşıyoruz, çok uluslararası bir ekibiz. Çok farklı kültürlerden, ülkelerden gelen ama tek bir potada eriyen büyük bir ekip olduk. Kadın, erkek fark etmeden işini iyi yapan, çalışkan ve sürekli kendini geliştiren yeni arkadaşları ekibimize katmaya çalışıyoruz, dolayısıyla kadın/erkek sayısına bakmadım hiç bugüne kadar açıkçası. Ama tahminim, birbirine yakındır. Genelde diğer şirketlerde de olduğu gibi sahada erkekler, ofiste kadınlar çoğunluktadır. 

Medya sektöründe cinsiyet eşitliğinde sizce durum nasıl? Eşit işe eşit ücret dengesine dikkat ediliyor mu?

Ben medya sektöründe cinsiyet eşitliği olduğuna inanıyorum. Hatta çok görsel bir iş olduğu için bazen kadınların daha avantajlı olduğunu düşünüyorum. Eşit işe eşit ücret dengesi bence kesinlikle var, ücretlerde kadın-erkek ayırımı yapıldığına hiç şahit olmadım. Hatta üst düzey rollerde kadınları diğer sektörlere göre daha çok görüyoruz medya sektöründe.  

Hem sektöre girecek olan kadınlara hem de toplumsal cinsiyet eşitliğiyle ilgili mesajınızla sohbetimizi tamamlayalım Ebru Hanım. 

Yine aynı şekilde cevap vereceğim, kadın-erkek ayırımı yapmayı sevmiyorum. Sektöre girmek isteyen herkese maksimum düzeyde yenilikçi olmalarını öneririm. Hayat bana göre herkes için hep bir değişim ve gelişim yolu. Gelişmeye ve değişmeye açık değilseniz başarılı olamazsınız. Bu da çaba isteyen bir iş. Çalışmak, okumak, gezmek, izlemek, öğrenmek, kendi kabuğunu kırmak  gerekiyor.  Dolayısıyla biraz klasik olacak ama, hiçbir şeye olmaz dememek lazım, her şey olur, evet bazen  kimisi zor olur ama bana göre hayatta yapılamayacak bir şey yoktur. Bu bakış açısını benimsemelerini ve kendini, işini, çevresindekileri hep daha iyiye götürmek üzere değişimi hayal etmeleri ve zamanı geldiğinde de bu değişimi yaratmaları sanırım benim verebileceğim en iyi tavsiye olur.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER