‘Hadi be!’ diyenlere sadece gülüp geçti

İlk yüzme deneyiminizi hatırlıyor musunuz, ne zaman, neredeydi, ne hissetmiştiniz? 

Adana’da doğup büyüdüm. Adana sulama kanallarıyla ünlüydü ve o kanallarda birçok boğulma vakası oluyordu. Bu nedenle aileler, yaz gelince çocuklarının yüzme öğrenmelerini istiyordu. Annem de beni ve abimi Atatürk Yüzme Havuzu’na yazdırdı. Yüzmeyi orada öğrendim. O günlerdeki tek anım, hocanın çocukları suya atması ve onların ağlayarak kaçması. Ben, her attığında sudan çıkıp tekrar yanına gidiyor ve yine atmasını istiyordum.

Peki, bu sporu profesyonel olarak yapmaya, yarışmalara katılmaya neden, ne zaman karar verdiniz?

Havuzda dört kızdık. Yüzmeyi öğrendikten sonra Adana Demirspor antrenörleri bizi kulüp antrenmanlarına çağırdı ve stil öğrettiler. 17 yaşına kadar havuz yarışlarına katıldım ve 100’e yakın madalya kazandım. Her şey spontane gelişti. Kimse fikir sormadı.

Manş Denizi’ni geçme fikri nasıl gelişti?

Liseyi bitirip Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Beden Eğitimi Bölümü’nü kazandım. Birinci sınıf bitince Adana’ya dönüp ilk iş havuza gittim. Sezon daha yeni başlamıştı. Biraz antrenman yaptım. Çıkışta havuz büfesinde arkadaşlarla oturuyordum. Her genç gibi üniversiteye başlayınca sigara içmeye başlamıştım, saçma ama sanki büyümenin bir işareti gibi gelmişti…

O sırada Beden Terbiyesi İl Müdürü Tuncay Şenyüz hoca -milli yüzücü ve su topçusuydu- havuza geldi ve büfede beni sigara içerken görünce, “Sen artık havuza gelme! Zaten yaşın da geçti” dedi. O sırada aklıma Erdal Acet geldi. Gazete manşetlerinde, “Erdal Acet, Manşı geçecek” yazıyordu. Birden, “Erdal abi 32 yaşında, hâlâ yüzüyor, siz bana yaşın geçti diyorsunuz” dedim, “Ben de Manş’ı geçeceğim” dedim. Ne büyük bir laf! Yerini bile bilmediğim bir yerdi Manş. Tuncay Hoca da “Hadi be!” deyip dönüp gitti.

Bir an durdum, ne yapacaktım? Tekrar havuza döndüm. Erdal abi, Kutal Özülkü hoca ile antrenman yapıyordu. Kutal abiye, “Ben de Manş’ı yüzeceğim” dedim. O da, “Peki, yarın sabah 10’da gel, hiç durmadan 10 kilometre yüzebilirsen, düşünürüz” dedi. Ertesi gün, 10 kilometreyi tam beş saatte yüzerek dört yıl sürecek bir mücadelenin içinde buluverdim kendimi.

Manş Denizi’ni geçme hedefinizi açıkladığınızda nasıl tepkiler aldınız? Hem bir kadın hem de 17 yaşında bir genç olduğunuz için inanmayanlar hatta dalgaya alanlar olmuştur sanırım.

Manş’ı geçmeye karar verince heyecanla fikrimi etrafımdaki herkesle paylaştım. Yüzme çevremin çoğu “Hadi be!” dedi. Ailem içinde en büyük desteği babamdan gördüm, “Ben kara kızıma inanıyorum” dedi. Annem zaman zaman çevrenin etkisinde kaldı, “Kız kısmının ne işi var, evde kalır bu kız böyle yüzmeden beri gelmezse” diyenlerin. Ama ben okulumu bitirip öğretmen oldum. 24 yaşında evlendim. Biri kız biri erkek, iki çocuğum oldu. 40 yıl süren harika bir evliliğim, eşim ve iki torunum var şu anda. Bana inananların sayısı, toplasanız onu geçmezdi. Ama ben hiç bunlarla ilgilenmedim. Gülüp geçtim.

17 yaşındaki bir genç kadını dört yıl antrenman yapmayı göze alacak kadar hedefe kilitleyen duygu, fikir neydi? Yolunuzdan şaşmadan nasıl ilerlediniz? 

Zorlu bir dört yıl tam bir planlama ve antrenmanla geçti. Antrenörüm o dönem Manş’ı yüzenlerin antrenörüydü ve bu işi iyi biliyordu. Benim de spor bölümünde okumam çok işe yaradı. Hem beden eğitiminde okumak hem de yüzme için kondisyon ağırlıklı antrenmanlar derken, yurdun yolunu zor bulup en geç 20.00’de uyumuş oluyordum. Oda arkadaşlarım benim yüzümden odada ders çalışamıyorlardı çünkü ışığı kapattırıyordum. Neyse ki hepsi beni seviyordu.

Hiçbir zaman vazgeçmeyi düşünmedim. Şimdi üniversitelere konuşmacı olarak gittiğimde gençlere verdiğim en öncelikli tavsiye şu: “Bir hedef belirlediğinizde asla ‘Ya yapamazsam’ seçeneği olmasın. Beyin öyle bir mekanizma ki hep seni olumsuza yönlendiriyor. Ama ‘Yapacağım, kesinlikle yapacağım, her yolu deneyip başaracağım’ dediğinizde başarı kaçınılmaz.”

Tüm yaşantımın her alanında; gerek iş, gerek evlilik yaşantımda gerekse annelik görevlerimi yaparken bu ana fikirle hareket ettim ve zorluklarda hiç pes etmedim.

Manş Denizi’ni 28 Ağustos 1979’da, 15 saat 47 dakikada yüzerek geçmeyi başaran ilk Türk kadını oldunuz. O günü anlatır mısınız? 

27 Ağustos günü yarışın sabaha karşı 03.00’te yapılacağı, hava şartlarının uygun olduğu belli olunca, “İşte sona geldim” diye düşünmüştüm. Hâlbuki sonun başlangıcıydı o gece.

Zifiri karanlıkta, Dover kıyısında 18 ülkenin 18 yüzücüsü kendi ülke tabelalarımızın yanında hazırlıklarımızı tamamladık. Vücudumuza vazelin-lanolin karışımı bir krem sürüldü daha az üşümemiz için ama ben hep üşüdüm.

Denizde her yüzücü için tekneler ve hakem tekneleri vardı. 28 Ağustos sabaha karşı 03.00’te start verildi ve ben Türk bayrağının sallandığı teknemi ancak yarım saat içinde buldum. İlk anda su sıcak gelmişti ve sevinmiştim. Gün aydınlanana kadar ışıklandırılmış tekneye bakarak yüzmeyi sürdürdüm. Tempom çok iyiydi. Teknede hakem gözlemci kaptan, yardımcıları, dil kursuna gitmiş üç Türk genci, Hürriyet Gazetesi Londra Şefi Faruk Zapçı vardı. Hepsi kenardan battaniyelere sarılmış beni izliyorlardı. Arada durup onlara kızıyordum, “Sizi öyle görünce daha çok üşüyorum” diye.

Antrenörüm Kutal Özülkü ballı çay hazırlamış, durup onu zorlukla alıp içtim. Kaynar su gibi geldi, onu içtikten sonra daha çok üşümeye başladım. O zamanlar -43 yıl önce- tekneler ahşaptan ve yüksekti, bir şey almak çok zordu tekneden. İkinci ballı çayı da içtikten sonra Kutal abiye “Başka istemiyorum” dedim.

Tüm yüzüş boyunca sadece iki bardak ballı çay içtim. Şimdi yarım saatte bir enerji içeceği servisi var.

Yüzerken ne hissettiniz peki, hiç pes etmeyi düşündünüz mü? Devam etmenizi sağlayan neydi?

11’inci saate kadar çok iyi bir tempoyla yüzdüm ve artık Fransa sahilini hatta insanları da seçebiliyordum. 750 metre kaldığını söyledi teknedekiler. Tekrar yüzmeye başladım, iyice yaklaşmışımdır diye bir kez daha durdum ve şok: Sahilden uzaklaşmıştım! Teknedekilere bakıp “Ne oluyor?” dedim. Medcezir geri dönmüş ve kıyıdan ortaya doğru akıntı başlamış. Akıntının hızı saatte 4 kilometre. Benim o andaki hızım en çok 3 kilometre. Teknedekiler, hakem kaptan “Bitiremez” demişler. Antrenörüm ve gazeteci Faruk Zapçı “Bu kız buraya kadar geldiyse kendi istemedikçe alamazsınız tekneye” demişler. Asıl mücadelem orada başladı. 750 metrelik bir mesafe için 20 kilometre ve 4 saat 47 dakika fazladan yüzerek 15 saat 47 dakikada Fransa kıyılarına çıktım. Hep diyordum ki, bitirince çok ağlarım ama gücüm bitmişti, ağlayamadım bile. Hakem kronometreye basınca ve bitti deyince dünyalar benim oldu. Başarmış ve tarihe geçmiştim. Pes etmeyi hiç düşünmedim, öyle bir seçeneğim olmadığı için tek düşüncem her an karşı sahile çıkmaktı.

65 yaşında olmanıza rağmen hâlâ antrenmanlarınızı sürdürüyorsunuz… 

Yedi yaşından beri başlayan yüzme serüvenim, yaşantımın her anında devam etti. Gerek sporcu gerek antrenör gerekse havuz yöneticiliği yaptım. 

En son hangi yarışa katıldınız? Yakında katılacağınız bir yarış var mı?

Yarışmalara 2015 yılında Manş Denizi’ni yüzerek geçen ilk Türk Kadın Takımı’na katılarak döndüm. Sponsor bulma konusunda çok mücadele verdim ve Adana Büyükşehir Belediyesi sponsor oldu.  10 Temmuz 2015’te Çılgın Türkler Kadın Takımı olarak, birer saat yüzülen takım geçişinde, yine o karanlık ve soğuk sularda toplam üç saat yüzdüm. 16 saat 45 dakikada tamamladığımız bu zorlu maraton bizi Manş Denizi’ ni yüzerek geçen ilk Türk Kadın Takımı olma unvanına kavuşturdu. Çılgın Türkler takımı olarak güzel bir sinerji yakaladık ve 2016 yılında hep hayalim olan Capri-Napoli 34 kilometre maratonunu yüzmeyi teklif ettim takımıma. 9 Temmuz 2016’da yine çok çalkantılı ve akıntılı bir denizde 10 saat 56 dakika yüzerek yarışın en iyi takımı olarak kupayla ödüllendirildik. Ben yine durmadım. Yeni hedefi duyurdum ekibe; Amerika Catalina Kanalı’nı -34 kilometre- yüzerek geçen ilk takım olmak. Üç kadın ve o tarihte aynı parkuru solo yüzecek üç erkeği de ikna ederek 1 Ağustos 2017’de Catalina’daydık. Tekne sponsorumuz Adana Seyhan Belediyesi oldu. Bu maratonu da başarıyla tamamlayarak Catalina Kanalı’nı 11 saat 33 dakika yüzerek geçen ilk takım unvanını kazandık. Takımın en yaşlısı ve en tecrübelisi olarak gençlerle harika işler yaptım ve bununla gurur duyuyorum. 

Halen Masterlar kategorisinde havuz ve açık deniz yarışlarına katılıyor ve ne mutlu ki gençlere ve yaşıtlarıma ilham oluyorum. Benim misyonum da bu, diyorum. En son Adana’da yapılan Masterlar Türkiye Şampiyonası’na katıldım ve altı yarışta Türkiye rekoru kırarak birinci oldum.

Manş Denizi’ni yüzerek geçmenizin 40’ıncı yılında, 15 Kasım 2019’da, Londra’da düzenlenen törende CSA’nın (Channel Swimming Association) Özel Ödülü’nü aldınız. Bu size ne hissettirdi? 

Manş ‘ı geçişimin 40’ıncı yılında, 1979’da Manş’ta aynı yarışta yüzdüğümüz Mike Read, İngiliz Kanal Yüzme Birliği’nin başkanıydı. O davet etti, çok mutlu oldum. Tören harikaydı.

Bir kadın sporcu olarak ne gibi önyargılarla karşılaştınız? Bunlarla nasıl baş ettiniz?

Aklınıza gelebilecek her türlü önyargıyla karşılaştım. İfade etmek bile istemiyorum. Neyse ki ben güçlü bir kızdım ve hiç mi hiç aldırmadım. 

Yüzme sporuyla ilgilenen genç sporculara, özellikle genç kadınlara neler önerirsiniz?

Yüzme sporu her yaşta yapılacak ve çok iyi yüzücü olmadan da yarışlara herkesin katılabileceği bir branş.  Yaşama müthiş bir keyif ve sağlığa olumlu katkı sağlıyor. Çevremdeki herkesi benim de içinde bulunduğum etkinliklere dahil etmek için büyük mücadele veriyorum. Ne kadar çok deniz yıldızını, o muhteşem sulara atabilirsem, o kadar büyük mutluluk yaşıyorum. 

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER