Genç erkeklere, anneleri olmadan yaşamayı öğretmeliyiz

Futbol eşittir erkek. Bu spor dalı, erkeklerin egemenliği altında uzun zamandır. Ama artık günümüzde kadınlar da daha fazla girmeye başladı bu maskülen spor alanına. Hatta formalar ‘mor’ olmaya başladı. Bu konuda ilk adımı da Samsunspor attı. Kırmızı-beyazlı formaya bir de mor renk eklendi. Kadına yönelik şiddete dikkat çekmek için Mor Forma projesini hayata geçiren Garip & Zeycan YILDIRIM Vakfı Direktörü Zeycan Rochelle Yıldırım’la bu kurumsal sosyal sorumluluk projesini konuştuk. Yıldırım, kadına yönelik şiddetin önlenmesi için yaptığı çalışmaları anlattı.

Zeycan Hanım sohbetimize hoş geldiniz. Kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği kapsamında başlattığınız ve yürüttüğünüz kurumsal sosyal sorumluluk (KSS) projelerini konuşmak istiyoruz sizinle. Ancak önce sizi tanıyarak başlamak istiyoruz.

Adım Zeycan Rochelle Yıldırım, 31 yaşındayım. Babam Yüksel Yıldırım, YILDIRIM Şirketler Grubu’nun İcra Kurulu Başkanı ve Samsunspor Futbol Kulübü’nün Yönetim Kurulu Başkanı. Annem ABD’li olduğu için iki kültürlü bir ortamda büyüdüm. Liseyi Türkiye’de bitirdikten sonra ABD’de İşletme eğitimi aldım. Çocukluğumdan beri hayalim, kendi vakfımı kurmaktı. Buna uygun olarak, bir platform yaratmak ve insanların kulak vereceği etkili bir ses olmak amacıyla ünlü bir moda tasarımcısı olmayı hayal ediyordum. Daha sonra, kadınların ve çocukların güçlenmesi adına hayır işleri yapmak amacıyla kendi vakfımı kurmak istedim. Ancak modanın derinliği olmayan bir sektör olduğunu görerek, moda sektöründe ilerlemekten vazgeçtim.

Her zaman hayalini kurduğum, insanlara faydalı olabilme amacıma doğru ilk adımı, 2018 yılında Garip & Zeycan YILDIRIM Vakfı’nda çalışmaya başlayarak attım. Bugün çalışma hayatımı YILDIRIM Şirketler Grubu Pazarlama Grup Başkanı ve Garip & Zeycan YILDIRIM Vakfı Direktörü olarak sürdürüyorum. Cinsiyet eşitliği alanında bir aktivist olarak, başta sosyal medya olmak üzere cinsiyet eşitliğiyle ilgili ulusal ve uluslararası kapsamda farkındalık yaratmak için büyük bir tutkuyla çalışıyorum.

Kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda oldukça hassas bir tavrınız var. Bunun altında da yatan nedenler var sanıyorum. 

İstanbul’da lise öğrencisiyken, edebiyat dersi için okuduğum bir kitaptan namus cinayetinin ne demek olduğunu öğrendim. Kadınların, önemsiz sayılabilecek sebeplerle aileleri tarafından öldürüldüğü gerçeği beni çok rahatsız etti. Bu kadar rahatsız olmamın nedeni, çok özgür bir ortamda, ailem tarafından destek görerek yetişmiş olmamdı. Ancak gördüm ki, dünyada birçok kadın benim kadar şanslı değil. Ayrımcılığa ve şiddete maruz kalıyorlar. Temel haklardan mahrum yaşıyorlar.

16 yaşımdan beri amacım kendi vakfımı kurarak, insanlar için faydalı olduğuna inandığım çalışmalar yapmaktı. ABD’de, güzellik yarışmalarına katılarak, kâr amacı gütmeyen farklı kurumların temsilcisi olarak etkili işler yapabiliyorsunuz. Ben de bu amaçla bir yarışmaya katıldım. Farkındalık yaratmak üzere seçtiğim konu kadın ticaretiydi. Yarışmayı kazanamadım ama yolculuğuma aktivist olarak devam etmeye başladım. Bu yolculuk beni Nepal’e kadar götürdü. Buradaki gezilerim ve kadın ticareti ile ilgili yaptığım araştırmalar sayesinde dünya genelinde çok çarpıcı ve çok büyük bir sorun olduğunu gördüm.

Sosyal medyanın toplumda farkındalık yaratmak için güçlü bir etkisi olduğunu biliyoruz. Pandemi döneminde bu etki çok daha arttı. #challengeaccepted hareketi başladığında, Pınar Gültekin cinayeti Türkiye’de büyük bir infial yaratmıştı. Türkiye, bildiğiniz gibi sosyal medya kullanımında dünya altıncısı. Bu nedenle #kadınaşiddetehayır etiketli paylaşımlar bir anda dünyada trend oldu ama Türkçe olması nedeniyle uluslararası alanda kimse anlamadığı için gündeme etki edemedi.

O dönemde paylaştığım bir içeriğin viral olmasının ardından, yüz milyonlarca kişi hesabımı ziyaret etti. Aralarında Madonna, Salma Hayek, Jennifer Lopez gibi Hollywood ünlülerinin olduğu bu kişiler, Türkiye’deki kadın cinayetleriyle ilgili haberleri paylaştılar. Paylaşımımda İngilizce olarak Türkiye’de neler yaşandığını ve #challengeaccepted etiketinin nasıl bu kadar yayıldığını anlattım. Paylaşım sayısı bir anda 32 milyona kadar çıkarak büyük bir etki yarattı. Bir gecede en çok paylaşılan içeriklerden biri oldu. New York Times gibi basın kuruluşları benimle röportaj yaptı. Böylece, kadına karşı şiddetle mücadele, dünyanın her yerinden erkek ve kadınların eğitilmesi, hayatlarını kendi tarzlarında yaşamak istedikleri için öldürülen kadınlarla ilgili uluslararası bir farkındalık oluşmasında önemli bir rol oynamış oldum.

Bir aktivist olarak, sosyal medyada cinsiyet eşitliği ve kadına yönelik şiddetle ilgili paylaşım yapmaya devam ediyorum. Samsunspor ve Garip & Zeycan YILDIRIM Vakfı aracılığıyla gözle görülür ve somut bir etki sağlandığı için de ayrıca heyecanlıyım.

Garip & Zeycan YILDIRIM Vakfı Direktörü olarak, vakfınızın amaçlarından bahseder misiniz?

YILDIRIM Şirketler Grubu’nun temelleri, Garip Yıldırım’ın 1963 yılında Samsun’da kurduğu Garip Yıldırım ve Oğulları adlı inşaat malzemeleri ticareti yapan küçük bir firmayla atıldı. YILDIRIM; kuruluşundan itibaren faaliyet alanını genişleterek, girişimcilik ruhu ve yenilikçilik yaklaşımı sayesinde Türkiye’nin en hızlı büyüyen endüstriyel grupları arasına girmeyi başardı.

YILDIRIM Grubu, 1995 yılından bu yana ailenin ikinci kuşağı olan Ali Rıza ve Yüksel Yıldırım kardeşler tarafından yönetiliyor. İlk uluslararası yatırımını 2008 yılında İsveç’te hayata geçiren YILDIRIM Grubu, 55 ülkede 20 binden fazla çalışanıyla faaliyet gösteren küresel bir güç haline geldi. YILDIRIM Grubu, metal ve madencilik, enerji, enerji emtiaları, gübre ve kimyasallar, liman işletmeciliği, lojistik, denizcilik, inşaat, gayrimenkul geliştirme ve finansal hizmetler sektörlerinde faaliyet gösteriyor.

Garip ve Zeycan YILDIRIM Vakfı (GZYV), YILDIRIM Şirketler Grubu’nun bağışlarıyla kurulan ve grubun sosyal sorumluluk çalışmalarını merkezine alan özel bir vakıf. Vakfımız alt sosyoekonomik gelir gruplarında yer alan başarılı öğrencileri yükseköğrenimde desteklemek amacıyla 2015 yılında kuruldu. Eğitimde ve toplumsal hayatta ihtiyaçlar değiştikçe, vakfımız da desteğini genişleterek kadınların, gençlerin ve çocukların sosyal ihtiyaçlarına cevap verebilecek çalışmaları gündemine aldı. Çocuklarımızın ve gençlerimizin kendine güvenen, başarılı ve donanımlı bireyler olarak hayata hazırlanmaları, ilkeli ve dürüst bireyler olarak kendilerini gerçekleştirmeleri temel motivasyon kaynağımız.

Türkiye’de İngilizce eğitimi konusunda en başarılı; cinsiyet eşitliği konusunda ise önemli değişimler yaratan vakıf olarak tanınmak istiyoruz. Sosyal normları değiştirmek için bu alanlarda süregelen değişimler yaratmak istiyoruz.

Şirketimizin küresel bir güç haline gelme konusunda yarattığı başarı hikâyesinden ilham alarak başta İngilizce eğitimi olmak üzere, eğitim alanına odaklanan vakfımız; yükseköğrenim bursları, okullara teknik ekipman sağlanması ve sponsorluklar gibi farklı kanallarla da desteğini sürdürüyor. Eğitimin yanı sıra, toplumsal cinsiyet eşitliği alanındaki çalışmalarımızla özellikle kadına yönelik şiddetin azaltılması için çalışmalar yapıyoruz. Gençlerimizin ve çocuklarımızın akademik, sosyal ve kişisel gelişimleri için farklı projeler yürüten vakfımız, daha mutlu bir çocukluk ve gençlik hedefiyle tüm gücüyle çalışmalarını sürdürüyor.

Hayalimiz, kendilerini ve çevrelerindeki bireyleri geliştirmeleri için tüm vatandaşlarımıza ilham vermek ve bunu yaparken de saygı, dürüstlük, hayırseverlik, şefkat, yenilikçilik gibi değerler etrafında birleşmelerini sağlamak.

Samsunspor Başkanı ve iş insanı Yüksel Yıldırım sizin babanız. Bu durumu fırsata çevirerek kurumsal sosyal sorumluluk projesi olan ‘Mor Forma’ projesini hayata geçirdiniz. Mor Forma projesi nedir, amacı nedir, okuyucularımıza anlatır mısınız?

Mor Forma bir farkındalık kampanyası. Yılport Samsunspor, YILDIRIM Grubu içinde yer alıyor ve kulübün başkanı Yüksel Yıldırım. 2020 yılında Samsun Atakum’da çok talihsiz bir olay yaşandı. Bir kadın çocuğunun gözü önünde, kocası tarafından ölesiye dövüldü. Atakum benim yetiştiğim, babaannemin halen yaşadığı, Samsun’un büyük bir ilçesi. Ne yazık ki korkudan kimse kadına yardım etmedi ancak çektikleri video ülke genelinde yayıldı.

Bu olayın haberlere çıkması beni çok etkiledi. Babama, “Samsun’un en etkili kuruluşu Samsunspor olarak bir şeyler yapmamız gerekiyor” dediğimde maddi destek dışında ne yapılabileceğini sordu. Ancak ben maddi desteğin yeterli olmayacağını ve daha büyük ve daha etkili bir farkındalık yaratmamız gerektiğini düşünüyordum.

O sırada Samsunspor formalarının üçüncü renginin ne olacağını konuşuyorduk. Bildiğiniz gibi, Samsunspor’un renkleri kırmızı-beyaz ve Atatürk amblemi taşıyan tek futbol takımı logosu bizimki. Logomuzu ve renklerimizi gururla taşıyoruz. Samsunspor olarak, tıpkı Atatürk’ün Samsun’da başlattığı gibi bir hareket başlatmanın çok anlamlı olacağını düşündüm ve babama Mor Forma çıkarmamızı önerdim. Hemen o gece büyük bir süratle karar verdik. Ben tasarımını yaptım. Üstüne 15 dilde ‘Kadına Şiddete Hayır’ yazdık. Mor Forma kampanyası böylece 25 Kasım 2021 tarihinde, video yayıldıktan tam bir gün sonra, Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’nde başladı. Böylelikle, Türkiye’de ve dünyada bir ilki başarmış olduk. Bugün Arjantin Milli Futbol Takımı mor formayla sahaya çıkıyorsa, farkındalık ve kadınların mücadelesine destek hareketi dalga dalga yayılıyor demektir. Bu hareketi ilk başlatan olmaktan gurur duyuyoruz, umarız devamı gelir.

Mor Forma projesiyle şimdiye kadar kaç kadına ulaştınız? Ne kadarlık bir yardım topladınız?

Mor Forma kampanyası kadınlardan çok erkeklerin kadına karşı şiddetle ilgili farkındalık sahibi olması için kurgulandı. Türkiye, kadına karşı şiddetin yoğun yaşandığı bir ülke. Her üç kadından biri hayatında bir defa erkek şiddetine uğruyor. Bu nedenle erkeklerin farkında olması ve şiddeti durdurması gerekiyor. Futbol erkeklerin en çok takip ettiği spor. Futbolu kullanarak daha çok erkeğe ulaşmayı, daha çok erkeğin gözünde “Kadına şiddete hayır” demek için farkındalık yaratmayı amaçladık. Ve tahmin edeceğiniz gibi milyonlarca erkeğe ulaştık. Kadına karşı şiddeti onlar için görünür kıldık.

Samsunspor Derneği, yaptığı çalışmalarla Samsun’da kadınlara eğitimler verdi, toplu halde maçlara gelmelerini sağladı. Kampanyanın bir önemli amacı da forma satışlarından elde edilen gelirin yüzde 10’unun aktarıldığı bir fonla kadınlar için çalışmaların desteklenmesiydi. Bugüne kadar 220 bin TL’lik bir fon oluştu ve bununla kadınların ekonomik olarak güçlenmesini hedefleyen bir proje desteklenecek.

Vakfınız ayrıca kadınlara kendilerini savunma eğitimi de veriyor. Bu eğitimden bahseder misiniz? Neden böyle bir eğitim almalarını sağlıyorsunuz? Şimdiye kadar kaç kadın bu eğitimi aldı?

Kadına karşı şiddetle mücadeleye destek verirken; sürdürülebilir çözümler üreterek bu insanlık suçunun kökenine inmeyi ve bu suçun ortadan kaldırılmasına destek olmayı hedefliyoruz. Şiddetle karşı karşıya kalan kadınların ilk 10 saniyede verdikleri tepkileri oldukça önemli. Bu hedefimiz doğrultusunda, kendilerini savunabilecekleri becerileri kazandırmak istiyoruz.

Garip & Zeycan YILDIRIM Vakfı olarak değişime öncülük etme misyonumuzla, kadınlarımıza tehlike anında temel öz savunma becerilerini kazandırmayı hedefleyen öz savunma derslerimizi, tüm Türkiye’de kadınlar için tamamen ücretsiz olarak veriyoruz.

Ülkemizin önde gelen eğitmenlerinin hazırladığı öz savunma programımızda öz savunma felsefesini anlatarak başlıyoruz. Ardından, öz savunmanın temel hareketlerini uygulamalı olarak öğretiyoruz. Eğitime katılan kadınlarda öz savunma becerilerini ileri seviyeye taşımak için motivasyon oluşturmayı hedefliyoruz. Kampanyamızın başlangıcından bugüne kadar Samsun, İstanbul ve Kocaeli’de farklı yaş ve meslek grubundan 450 kadına ücretsiz öz savunma dersi verdik ve bu eğitimler artarak devam edecek.

Kadınlara erkek şiddetine karşı kendilerini savunmayı öğretmek, şiddeti önlemek için yeterli mi ya da ne kadar etkili olur?

Şiddete şiddetle karşılık vermiyoruz ama kadınlara kendilerini savunma hakları olduğunu anlatıyoruz. Temel öz savunma becerilerini geliştirerek herhangi bir yerde ani gelişecek bir şiddet anında kendilerini koruyabileceklerini göstermeye çalışıyoruz. İlk 10 saniye çok önemli. Şiddete maruz kalan kadının 10 saniye içinde kaçabilmek için zaman kazanması gerekiyor. Bu 10 saniyede kendilerine kaçacak fırsat yaratabilmeleri üzerine kurulu bir eğitim veriyoruz. Tabii biz ücretsiz olarak bir ders veriyoruz ve bu dersler bir farkındalık yaratmayı amaçlıyor. Becerilerin ve reflekslerin gelişmesi için daha uzun bir eğitim gerekiyor. Biz ücretsiz öz savunma derslerimizle farkındalık tohumları ekiyoruz. Kadınların fiziksel olarak güçlenmesiyle öz güvenlerinin artmasına destek oluyoruz.

Elbette bu yeterli değil. Toplumun, özellikle erkeklerin eğitimi, kültürel normların değişmesi, kadınların ekonomik olarak güçlenmesi gerekiyor. Tek başına birinin gelişmesi şiddetin durması için yeterli olmuyor.

Bir süre Amerika’da da yaşadınız. İki kültürü karşılaştıracak olursanız, aralarında fark var mı ya da ne gibi benzerlikler ve farklılıklar var?

Her iki ülkenin de tarihine baktığımızda birbirinden çok farklı olduklarını söyleyebilirim. Ancak her iki ülke de oldukça modern olduğu için pek çok benzerlik de söz konusu.

Türkiye’nin misafirperverlik konusunda çok başarılı olduğunu düşünüyorum. Kültürümüz diğer insanlara yardım etmeye ve bu insanlarla iletişim kurmaya odaklanıyor. Türkiye toplumsal, ABD ise bireysel bir yapıya sahip. Her iki ülkede de eğitime ve çalışmaya büyük önem veriliyor, içlerinden başarılı ve vizyoner kişiler çıkartıyor.

Hayırseverlik kapsamında ABD’yi insanlara yardım etme kültürü açısından daha verici buluyorum. Bu kültür, bireylerin düşünce yapısına da sıkı sıkıya bağlı. “Sana nasıl davranılmasını istiyorsan, diğerlerine de öyle davran ve ne olursa olsun yardımcı ol” anlayışını benimsiyorlar. Okullar hayırseverliğe ve gönüllülük işlerine vurgu yapıyorlar. Düşünce yapıları gereği, küçük bir yardımın bile hiç yardım etmemekten daha iyi olduğuna inanıyorlar.

Türkiye’deki insanlar ise genelde küçük yardımların fark yaratmayacağı düşüncesinde oldukları için yaptıkları yardımların üzerine çok düşmüyorlar. Bence derneklerin iyi yönetilmeyen fonlarının oluşturduğu kötü örnekler sebebiyle bir güvensizlik ve bağıştan kaçınma durumu var.

Bu nedenle vakfımızı, diğer insanlara da aynı şekilde ilham kaynağı olması için, şeffaflık ve dürüstlük ilkesiyle yönetmek istiyorum. Bunun yolu da paylaşıma hazır ve organik olarak yayılmaya imkân tanıyan bir kültürü teşvik etmekten geçiyor. Bu yüzden, YILDIRIM Grubu kültürünün bir parçası olarak, hayırseverlik oluşturmak üzere yaptığımız çalışmalara çalışanları da dahil ediyoruz.

Bir kadın olarak, Türkiye’den ziyade ABD’de kendimi daha özgür hissediyorum. Ne istersem giyebilme desteğini görüyorum, hatta tarzımla ilgili samimi övgüler alıyorum. Türkiye’de ise ne alacağımı, ne giyeceğimi, nerede ve kiminle giyeceğimi düşünmek zorundayım. Kıyafet dışında, kadınlar genel anlamda kendi isteklerine göre karar verir. Türkiye’de pek çok şeyin yapılmaması konusunda büyük bir toplumsal baskı var. Bu nedenle de kadınlar genel anlamda özgür hissetmiyorlar. Ama bence, Türkiye’de yaşayan pek çok cesur kadın, kendi özgür kararlarını ilan ederek ve diğer kadınlara da aynısını yapmaları için ilham vererek bu durumu değiştirmeye başlıyor. Bir gecede değişimden bahsedemesek de ileriye doğru küçük adımlar attığımız sürece toplumun mevcut durumunu değiştiriyoruz.

Sohbetimizin son sorusu sizin önerilerinizle ilgili olsun. Toplumsal cinsiyet eşitliği için kadınlara ve erkeklere tavsiyeleriniz neler olurdu?

Cinsiyet eşitliğiyle ilgili erkeklere ve kadınlara tavsiyem, her iki cinsiyete de eşit yaklaşmaları… Bir grubun beklentilerini ve standartlarını ortadan kaldırmak yerine her ikisine de eşit vurgu yapmamız gerekiyor. Erkek ve kız kardeşlere birbirlerinden farklı davranılmamalı. Kadınların yargılanmaya veya eleştiriye tabi olmadan kendi kararlarını vermelerine imkân tanımamız ve toplumsal cinsiyet rolleri fikrini yıkmamız gerekiyor. Ev işleri kadınların görevi değil, kadınların hayatta kalmaya yönelik gösterdikleri becerilerden ileri geliyor. Genç erkeklere nasıl bağımsız olabileceklerini öğretmeliyiz ki, anneleri olmadan yaşamlarını sürdürmeleri için evlilik veya ilişki baskısını hissetmek zorunda kalmasınlar. Nasıl konuştuğumuzu, kullandığımız dili ve her iki cinsiyete verdiğimiz eşit özgürlüğü yeni bir çerçeveye oturttuğumuzda, değişimi görmeye başlayacağımıza inanıyorum.

Uygulama ve istikrar olmadan değişiklik gerçekleşmez. Tek bir birey olarak güçlü olmadığımızı düşünmemiz yanlış, çünkü güçlüyüz. Doğru yönde gösterdiğimiz her bir çaba etki yaratır ve sergilediğimiz örnekler diğer kişileri de etkiler. Pek çok kişiyi harekete geçirecek bir kıvılcım yakabileceğimizi bilmemiz lazım. Kendimizi ne kadar çok eğitirsek o kadar eğitimli oluruz. Bu minik kıvılcımlar, insanları harekete geçirmeye devam eder. Asla pes etmemeyi ve zihinlerimizi bize öğretilen yargılardan bağımsız olarak yeniden şekillendirmeyi öğrenmemiz gerekiyor.

Sözlerimiz ve eylemlerimizde kararlılığımızı gösterdiğimiz zaman, büyük değişimlerin ortaya çıktığını da görebileceğiz.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER