Evimiz yandığında ne yapıyorsak Dünya için de aynısını yapın

Aylin Hanım sohbetimize hoş geldiniz. Sürdürülebilir bir hayatın mücadelesini veren bir ismi Sürdürebilirlik sayfalarımızda ağırlamak memnuniyet verici. Öncelikle ‘Sürdürülebilir’ kavramıyla başlayalım. Bu kavram ne zaman ve nasıl girdi hayatımıza? Sürdürülebilirlik ne demek? Toplumsal algısı herkeste aynı mı?

Sürdürülebilirlik ilk olarak 1987’de Birleşmiş Milletler’in (BM) Brundtland isimli raporunda geçiyor. Kalkınma kelimesiyle birlikte kullanılan bu kavram özetle şimdinin ihtiyaçlarını geleceğin ihtiyaçlarını gözeterek karşılamak diyebiliriz. Toplumsal algısı kimileri için hâlâ kelime anlamında kalsa da zamanla anlamı dallanıp budaklanan bu kavramı, sağlam bir zeminde yorumlamak ve iyi örnekler diyebileceğimiz uygulamalarda da görmek mümkün. İnsan ilişkilerinden şirket ilişkilerine dek birçok yere dokunan kökleri var artık.

Sürdürülebilir bir dünya için çalışmayan ya da bu kavramı merkezine almayan şirketler oyun dışı mı kalıyor?

Şirketler özelinde sürdürülebilir çalışmalar için ‘Yeşil Yönetim’i model alabiliriz. Yeşil yönetim, şirketler için bir harcama kalemi olmaktan çıkmış, artık bir yatırım aracı haline gelmiş durumda. Sürdürülebilirlik kavramını kendine hem amaç hem de araç haline getirmeyen şirketler dolayısıyla bu yatırım alanını da kaçırmış olacaklar. Şirketin paydaşı olan tüm kesimler verdikleri kararları şirketin varlığını sağlayan parçalara bakarak veriyorlar. Bu parçalara sürdürülebilirlik çalışmaları, sosyal sorumluluklar da dahil olmakta. Çalışanlar orada çalışma isteklerine, müşteriler ise oradan hizmet alma isteklerine bağlılar. Dolayısıyla paydaşlarının taleplerini karşılamayan şirketler oyun dışı kalıyorlar.

Şirketler sürdürülebilirlik kavramına hızla adapte olurken, daha önce Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı’nda çalışmış biri olarak ve kamu-özel dengesini tanıyan biri olarak, devletin bu konudaki refleksi ne durumda?

Ülke olarak hâlâ adapte olmamız gereken konular olduğu ortada. Ham maddenin kısıt etkisinden sıyrılıp döngüsel ekonomiye geçişi sağlamamız gerekiyor. Türkiye ihracat ve ithalat yapan bir ülke, her noktada bu sisteme entegre olmamız lazım.

Türkiye’yi Avrupa ve diğer ülkelerle kıyasladığımızda ne durumdayız? Türkiye, Birleşmiş Milletler’in (BM) 2030 yılında ulaşmayı hedeflediği Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na ne kadar yakın?

Türkiye’de sürdürülebilirlik kavramından neyi anladığımız yaptığımız işlerin etkisi ile ortaya çıkıyor. Halen en küçük ölçekli şirketten en büyüğüne kurumsal sosyal sorumluluk projeleri ile sürdürülebilirlik stratejileri birbirine karıştırılabiliyor. Aslında sürdürülebilirlik çok daha geniş kapsamlı olarak ele alınıp, aşama aşama şirketlerin tüm birimleri ve politikalarına uyumlanması gereken bir çatı kavram. Avrupa’da enerji verimliliğinde yakın seviyelerde olduğumuz İtalya ve Yunanistan gibi ülkelerle kıyaslandığında, Türkiye’nin gidecek yolu olduğunu görüyoruz. Sektörel olarak bilinç düzeylerine bakacak olursak burada her bir Sürdürülebilir Kalkınma Amacı için bilinç düzeyleri değişiklik gösterebilir. Daha bütüncül bir sürdürülebilirlik yaklaşımı olarak düşünürsek enerji sektörü ve otomotiv sektöründe yüksek bilinç olduğunu söylemek yanlış olmaz. Yenilenebilir enerji kullanımı da giderek artıyor. Şu an yapılanların değeri yadsınamaz ancak daha fazlasını daha kısa zamanda yapmamız gerektiği de unutulmamalı.

Sürdürülebilirlik kavramı, teknolojinin ve iletişimin hayatımızı kapsamasıyla, geçici bir moda mı? Ne kadar ciddiye almalıyız?

Evimizin bir odasında yangın olsa; çatısı su akıtsa; içeri sürekli plastikler, çöpler atılsa hepimiz bunun için acil bir çözüm yolu arardık. İşte sürdürülebilirlik bu çözüm yollarının tamamına bakabileceğimiz penceremiz. Aksine, teknoloji ve iletişimin hayatımızı kapsamasıyla evimizin halinden herkesi haberdar edip kollarımızı daha kolay sıvayabiliyoruz. Evimizi kurtarmak için ne kadar çaba sarf etmemiz gerekirse işte Dünya’yı kurtarmak için de o kadar çaba sarf etmeliyiz.

‘Dünyayı Ben mi Kurtaracağım?’ kitabının yazarısınız. Kaçabileceğimiz yeni gezegenler mi keşfetmeye harcamalıyız enerjimizi yoksa yaşadığımız dünyayı kurtarmaya mı? Kitabınızdaki soruyu biz size soralım. Çocukluğunuzu bugüne taşısanız eğer, nasıl biri olsaydınız dünya istediğiniz gibi bir yer olurdu?

Bugünkü bilgileri ve farkındalığımı çocukluğuma taşısam, biyolojik çeşitlilik ve sağlıklı iklim için daha erken yaşta çalışmalar yapardım. Bu konunun öneminin birbirini seven sayan insanlarca daha kolay algılanacağını fark ederek Etki Çemberleri Vakfımızı daha erken kurardım sanırım. Sivil topluma destek olmak bu dönem çok önemli. Ben içinden destek olmak için senelerdir çeşitli kurumlarda yönetim kurulu üyesi ve gönüllü destekçi olarak çalıştım, şimdi ortak eylem için birlikte çalışacağız. Meseleleri tek başımıza yaratmıyoruz, tek başımıza değil birlikte çözebilir ve çözüme kavuşturabiliriz.

ARBOR Impact’in kurucususunuz. ARBOR Impact çatısı altında neler yapıyorsunuz?

Kurumlara, sosyal sorumluluk projelerinde, sürdürülebilirlik stratejilerini oluşturmalarında ve sosyal etkilerini analiz etmelerinde danışmanlık verirken yalnızca bugüne değil geleceğe değer veren çözümler üretmeye öncelik veriyoruz. Çalışmalarımızı 3 temel başlıkta toplayabiliriz: Kurumsal Sosyal Sorumluluk ve Sürdürülebilirlik Projeleri, Kurumsal Sürdürülebilirlik Stratejileri ve Sosyal Etki Analizi. Bu alanlarda da özellikle çevresel ve sosyal konular özelinde çalışmalarımız oluyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği, nitelikli eğitim, fırsat eşitliği, sürdürülebilir üretim ve tüketim, sudaki yaşam, karasal yaşam gibi küresel hedefler sürdürülebilirlik proje yönetimi, sosyal etki tasarımı ve araştırması, sürdürülebilirlik stratejisi tasarımı gibi alanlarda danışmanlık hizmeti veriyoruz.

Etki Çemberleri Vakfı Yönetim Kurulu Başkanısınız. Marmara Denizi’nde, kimsenin beklemediği ama çevrecilerin gayet hazır olduğu, müsilaj gerçeğiyle karşılaştık. Başında olduğunuz vakıf Marmara Denizi’ni kurtarmak için hangi çalışmaları yürütüyor?

‘Müsilajsız Marmara: Marmara Denizini Yaşatmak’ projemiz, müsilajsız bir Marmara hedefiyle başlattığımız bir çevresel-sosyal harekettir. Bu hareketin temel amacı Marmara Denizi’ni paylaşan paydaşlar öncelikli olmak üzere tüm toplulukları müsilajın yaratacağı etkiler konusunda uyarmak ve bir an önce başlatılması gereken onarıcı çalışmalarla denizi yaşatmaktır. Şu anda Müsülajsız Marmara Hareketi’nin başlamış ve devam eden daha akademik ve iletişim çalışmaları diyebileceğimiz alanlarda kazandığı bir ivme var. Örneğin yakın bir zamanda konunun paydaşları olan sivil toplum kuruluşları ile bir çalıştay gerçekleştirdik. Yakın zamanda bu ivmeyi daha büyük kitlelere hitap eder bir noktaya taşınmayı planlamaktayız. Çalışmalarımızla ilgili detaylara okuyucularınız http://www.musilajsizmarmara.com internet sitesinden ulaşabilirler. 

Birçok projenin daha içindesiniz aslında. Bu projelerden ve neler yaptığınızdan bahseder misiniz?

‘Evimiz yandığında ne yapıyorsak Dünya yandığında da aynısını yapmalıyız’ demiştik. Bu yaklaşımla Dünya yangınına çözüm olmak için her koldan, bilgimiz, yetkinliğimiz, deneyim ve motivasyonumuz doğrultusunda harekete geçiyoruz. Bunu yaparken iyi olma halimizi de önceliklendiriyoruz.

Şu an bu kapsamda gerçekleştirdiğimiz en güncel süreç bu temmuz ayında kurduğumuz vakfımız ve ismi de Etki Çemberleri Vakfı. Etki Çemberleri Vakfı, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (yani yaşamın her alanında) kapsamında meselelere çözüm bulmak, çözümün kendisi olmak için işleyen çemberlerdir. Yani örneğin yukarıda bahsettiğimiz Müsilajsız Marmara vakfın çemberlerinden bir tanesi. Şimdi başka çemberler üzerinde de çalışmalara başladık ve etki yaratmak için insanlar da yavaş yavaş gelmeye başladılar.

Başka bir örnek ise Circle Up. Circle Up, liseli gençlere yönelik başlattığımız bir girişimdi. Şimdi gençler kendi liderliklerinde çok güzel çalışmalar yapıyorlar. Biliyorsunuz aynı zamanda Circle Up 2019 Social Impact Award Turkey kazanan girişimlerden bir tanesi. Circle Up’ta yarattığımız etki çemberlerimizde gençlik çalışmalarıyla devam etsin niyetimiz var. Okuyucularımızdan meseleleri olanlar da kendi çemberlerini oluşturmak ya da var olanlara katkı sunmak üzere bize ulaşabilirler. Detaylar için etkicembeleri.org adresini ziyaret edebilirler. 

Son olarak, sürdürülebilir bir dünya için mesajınızla sohbetimizi tamamlayalım, neler söylemek istersiniz?

Sürdürülebilirlik için bir adım attığımızda en çok ihtiyacımız olan şey umut, azim ve istikrar. Hayalini kuramadığınız bir şeyi gerçekleştirmek için gerekli azmi ve istikrarı göstermeniz pek gerçekçi değil. Azim ve istikrarla desteklemediğiniz hayalleriniz ise stratejik değil. İşte bu yüzden önce hayalini kuralım, sonra bu hayali parça parça “Bugün bu hayal için neler yapabilirim?” sorusuyla destekleyelim.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER