Eşit gelecek için iletişimi önemsiyoruz

Tankut Bey, Kadın Dostu sayfalarına hoş geldiniz. Samsun’un Bafra ilçesinde başlayan hikâyeniz global bir markanın üst düzey yöneticiliğine kadar uzanıyor. Bu yolculukta hangi görevlerde yer aldığınızı ve kırılma noktalarını bizimle paylaşır mısınız?

Samsun’da doğdum ve üniversiteye kadar Samsun’da eğitim aldım. Tabii eğitim alırken sosyal aktivitelerden de geri kalmadım. O zamanlar Karadeniz’in en iyi takımı olan Samsun DSİ A Takımı’na kadar yükseldim. Daha sonra iş hayatına atılınca fark ettim ki yöneticilik de takım kurmaya ve o takımı devamlı sahaya top oynamak için sürmeye benziyor. Sanırım basketbolun bana aşıladığı takım yaratma fikri, oyun kurmak, strateji belirlemek, ekip arkadaşlarınızla oyunu belirli bir disiplin ve dengede tutmak ve tüm bu süreci yönetmeyi becermek iş hayatımda bana çok şey kazandırdı.

1985 yılında ise ailemden ayrılıp İstanbul’a, Boğaziçi Üniversitesi’ne okumaya geldim. Daha mezun olmadan ilk işimi kurdum. Boğaziçi Üniversitesi’nde ortağımla yurtdışına ilk kayak gezisini organize ettik. Öncelikli olarak insanlara bir şeyler pazarlamanın, bir işi yönetmenin nasıl olduğunu deneyimlemiş oldum. Bu tür işlere öğrenciliğim boyunca devam ettim. Kongrelerde çalıştım, seyahat turları düzenledim. İş hayatı disiplini ve kâr/zarar kavramıyla ilgili ilk deneyimlerim hep bu süreçte oluştu. Üniversite boyunca hep çalıştım, kendim kazandım. Ailemden çok harçlık almamaya çalıştım. Ama en önemlisi hayatta neyi sevip neyi sevmediğimi, neyi iyi yaptığımı ve tabii hangi konularda yeteneğim olup olmadığını deneyerek, yaparak görüyordum. 

Üniversiteden mezun olduktan sonra aklımda pazarlama alanında, global bir şirkette çalışmak vardı. Fakat ilk olarak uluslararası deneyim kazanmak için yurtdışında mastır yapmaya karar verdim. Ben karar verdim de cebimdeki para isim yapmış özel üniversitelere gitmeme imkân vermiyordu. Boston’daki tek devlet üniversitesi olan Massachusetts Devlet Üniversitesi’nde Uluslararası Pazarlama alanında MBA programının ilk dönem parası cebimde yola çıktım. Dedim ki, ilk dönem sonuna kadar burs bulacağım. 

Çoğu kişi vaktimi boşa harcadığımı, olmayacağını söyledi. Ama gittiğimin ikinci haftası burs buldum. Burada da şunu öğrendim: Herkesi dinleyip tavsiye alacaksınız ama kendi iç sesinize güveneceksiniz. Evet, işim biraz şansa kalmıştı ancak üstüne gitmeden bilemezdim. Meğer okulda araştırma asistanlığında bir açık varmış. Hemen başvurdum. Onları ikna ettim ve bursumu bu şekilde sağlamış oldum. Harçlığımı çıkarmak için ise üniversitenin ana fotokopi merkezinde iki yıl boyunca çalıştım. Hâlâ arkadaşlarım fotokopicide iki sene çalışmamı şaşkınlıkla karşılar.  

1991’de ülkeme geri döndüğümde P&G’ye başvurumda da iş ayırt etmemem, fotokopicide iki sene sabırla çalışmış olmam beni bence diğer tüm başarılı adaylardan farklılaştırdı. Ve işte 30 yılı aşkın P&G kariyer hayatım böylelikle başlamış oldu. Eczacıbaşı – P&G ortaklığında İpana Marka Müdür Yardımcısı olarak işe başladım. Eczacıbaşı’nın uzun yıllara dayanan iş geleneği, deneyimlerinin zenginliği ve kültürü ile P&G’nin global pazarlama eğitiminin harmanladığı çok eğitici-öğretici bir başlangıç oldu. Küçük büyük demeden farklı markalarda farklı pozisyonlarda görevler aldım. Artık bulunduğum Türkiye pazarıyla sınırlı kalmak istemiyordum.

Tüm arkadaşlarım gibi ben de Batı’da bir yere gitmeyi bekliyordum fakat şirket bana Orta Asya’ya gitmeyi teklif etti. Kendimi başarısız olarak gördüm. Acaba bir yerlerde yanlış mı yaptım diye düşündüm. Aslında çok da güzel bir terfiyle gidiyordum. Fakat ben daha gitmeden globalde benim terfi edeceğim pozisyon kaldırıldı. Kısaca 1998’de ben terfi alarak Batı’ya gitmeyi hayal ederken aynı pozisyonda Orta Asya organizasyonumuzun merkezi olan Özbekistan Taşkent’e gittim. 

Herkes Batı’ya giderken ben Doğu’ya giderek tersine yol almış gibi oldum. Üstüne üstlük 3 ay içinde ülkede devalüasyon oldu. Bana da dönmem teklif edildi, İstanbul’a dönersen işin hazır denildi ama dönmedim. Farklı ve zor bir yoldu ama Taşkent’te değer yaratacağıma inandım. Başarıyı da getiren bu oldu.  Çünkü sizin farklılaşmanız, farklı bir yolu seçmeniz sizi başarıya yaklaştırır. Kimsenin yapmadığını yapmaya cesaret edebilirseniz er geç mükâfatınızı alırsınız.

Buradan öğrendim ki, başınıza gelen her kötü şeyi iyimserlikle karşılamanız lazım. Değer yaratmaya odaklanıp pozitif düşünerek pozitif hareket etmek krizi aşmanızda etkili oluyor. Ben bahane üretmektense azimle çalışmayı tercih ettim. Böylelikle iki yıl önce alacağım terfiinin de üstünde bir terfi almayı başardım. Hem Pazarlama Direktörü hem Bölge Direktörü olarak, 120 kişilik bir organizasyonu 33 gibi çok genç bir yaşta yönetmeye başladım.

Kariyerimdeki en büyük şansımın işinin ehli, değişik, güçlü yanları olan yöneticilerim oldu. Hepsi birbirinden değerliydi. Onların deneyimlerinden faydalanmak ve fırsatları kaçırmadan değerlendirmeye çalışmak bana çok şey kattı. Özellikle 4 ayrı ülkede zorluk derecesi oldukça yüksek görevleri başarıyla yürütürken bana en büyük katkıyı başarısızlıklarımdan öğrendiklerim sağladı. Başarısızlıktan korkmak yerine bundan ders çıkarıp eksiklerinizi tamamlamanız, kendinizi geliştirip dönüştürmeniz başarının kapısını aralıyor. 

Tüm bu tecrübeler benim liderliğe giden yolculuğumda çok önemli kilometre taşları oldu.

Kariyer yolculuğunuzda ‘güven’ en önemli kavramlardan biri. Size bunu kazandıran kim oldu? Bunun için neler yaptı?

Bugün edindiğim karşılıklı güven, yardımseverlik veya iyi niyetli olma gibi becerilerimi annemden öğrendim. Annem, benim ‘sakin ve güçlü’ kahramanım. Beni her zaman cesaretlendirdi, ben de bu güvenini boşa çıkarmamak için her daim çalıştım. Aynı şekilde babam da diş hekimi ve onun çalışkanlığı ve azmi, bana iyi bir geleceğe sahip olmak için istikrarlı bir biçimde üretmenin ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Kız kardeşim ise benim hayattaki ilk mentörüm. Dolayısıyla üniversiteye kadarki yaşamım bu kahramanlarla birlikte geçti ve güven gibi birçok pozitif kavramı bana ailem kazandırdı diyebilirim.

Siz de bir takıma liderlik ediyorsunuz. Ve takım oyununun ruhuna inanıyorsunuz. Hatta Chicago Bulls’un eski koçu Phil Jackson’ın kitabını da bu kapsamda ilham verici bularak tavsiye ediyorsunuz. Jackson’ın öğretileri size nasıl bir yol açıyor ve sizin takım arkadaşlarınıza aktardığınız kendi öğretileriniz nelerdir?

Basketbol veya spor dünyasını takip etmeyenler bilmeyebilir fakat Phil Jackson, Chicago Bulls’un ve dünya takım sporu tarihinin en iyi oyuncularını, en üst performans seviyesinde dahi bir arada tutmayı başaran, farklılıklarına rağmen oyuncularından en iyi performansı almak için alışılmışın dışına çıkarak kuralları yeniden yazan çok özel bir yönetici. Phil Jackson, bırakın basketbol tarihini, dünya spor tarihinin en efsane oyuncusu sayılabilecek Michael Jordan’ı, Scottie Pippen’ı, Dennis Rodman’ı ve daha birçok yıldızı nasıl yönettiğini kitabında anlatıyor. 

Jackson’ın kitabında kullandığı şeyler de daha çok Uzak Doğu ve Kızılderili felsefeleri. Zaten kendisinin Kızılderili hayranlığı var. Benim de çok sevdiğim Kızılderili atasözlerinden biri şöyle: “Bireysel parmaklar olarak kolayca kırılabiliriz ama hep birlikte güçlü bir yumruk oluştururuz.” Ben de kendisinin aktardığı öfkelenmeden agresif olabilme veya kaosun ortasında dahi sakin kalabilme gibi birçok öğretisini, kendi hikâyemde örnek aldığım öğretilerle bir arada değerlendirme fırsatı yakaladım. Yani bu kitap, kendi takımımı nasıl yönetebileceğime dair ilham verdi ve ben de geçtiğimiz yıllarda bütün organizasyonların olduğu yıllık toplantıda öğrendiğim çeşitli öğretileri kullanmaya çalıştım. Yani spor dünyasını ele alan bu kitabın konusu, benim için iş yaşamımda önemli bir fırsat oldu.

Tabii liderlik söz konusu olduğunda bunlara ek olarak 10 maddeden oluşan ayrı başlıklarım da bulunuyor. Bunlardan ilki “Go to Gamba”, yani olayın mutfağına girin ve ‘değerin’ yaratıldığı yeri görün. İkincisi karşınızdaki insanı dinleyin ve onunla diyalog kurun. Sonra korkmayın ve paradigmaları değiştirin. Ardından Amerikalı yazar ve araştırmacı Jim Collins’in dediği gibi “Don’t tell the time, build a clock (Zamanı anlatma, bir saat inşa et).” Çünkü mükemmel bir lider olsanız bile siz gittikten sonra da şirketinizin sürdürülebilirliğinin devam etmesi gerekir. Bu nedenle etrafınızdaki insanlara ‘saati söyleyen’ değil, onlar için sizden sonra da faydalanabilecekleri ‘saat yapan bir lider’ olun. Daha sonra kazanmak için tutkulu olun ve asla pes etmeyin. Yedinci sırada ise aslında birbirine biraz ters iki kavram var: Paranoyak iyimserlik. Yani pozitifliğini kaybetmeden değişik ve kötü senaryolara da önceden hazır olmak. Bu senaryolarla karşılaştığında kendini tekrar iyi hissettirecek bir çözüme sahip olmak. Bu, sizin her zaman tetikte olmanızı sağlayacak, gerçekçi bir korkuyla ve ileriye dönük bir bakış açısıyla kendinizi ve çevrenizdeki insanları geliştirmeniz için fayda sağlayacak önemli bir kavram. Bunları yaparken de cesur olun ve böyle adımlar atın. Ancak sade olmaktan da ödün vermeyin, işi basitleştirin. Son olarak da dengeli olun.

“Pazarlama kökenli her 5 liderden biri P&G’de yetişiyor!” tespitiyle ilgili ne düşünüyorsunuz? Sizi bu kadar güçlü kılan nedir? Ve sektöre kazandırdığınız liderlerin içerisinde kadın oranı nedir, elinizde bir veri var mı?

P&G 4 endüstri devrimini de başarıyla geçirmiş ve marka yönetimini keşfetmiş bir şirket. İnovatif bakış açımızla geliştirdiğimiz ürünlerle olduğu kadar, pazarlama dünyasında hayata geçirdiklerimizle de gurur duyuyoruz ve bu gücümüzü de 4 temel faktöre bağlıyoruz. Bu faktörler içerisinde ise her zaman en üst sıraya, şirket olarak en iyi yetenekleri işe almamızı ve sektörümüze kazandırmamızı koyuyoruz. Bugün P&G’nin ‘Pazarlama Okulu’ olarak anılmasının temelinde P&G’lilerin en iyi yeteneklerden oluşması yatıyor. Bugün işe alımlarının neredeyse tamamını yeni mezunlardan yapan şirketimizde işe başlayan P&G’liler, farklı departmanlarda görev alarak iş süreçlerinin birçok kısmına hâkim oluyor, milyonlarca kişinin yaşamına dokunduğumuz projelerimize kariyerlerinin ilk zamanlarında dahi liderlik ediyorlar. Tabii bu sayede onlara kendilerini geliştirmeleri için inisiyatif alabilecekleri alanlar da tanımış oluyoruz.

Aynı şekilde pazarlama faaliyetlerimize yön veren vizyonumuzun temelinde de kurum kültürümüz ve ‘Kurumsal Vatandaşlık’ ilkelerimiz yatıyor. P&G olarak faaliyet gösterdiğimiz her alanda ve işte; Eşitlik ve Kapsayıcılık, Yönetişim, Cinsiyet Eşitliği, Çevresel Sürdürülebilirlik ve Topluma Katkı’dan oluşan 5 başlık çerçevesinde hareket ediyoruz. Bugün sektöre kazandırdığımız liderler içerisinde kadın oranı bilgisi bulunmasa da kendi içimizde birçok kuruma örnek olacak istatistiklere sahibiz. Örneğin İcra Kurulumuzda yer alan kadın çalışan oranımız yüzde 60, aynı şekilde kadın çalışan oranımız da bu seviyelerde. Ayrıca P&G olarak çalışanlarımızın farklı ülkelerde de iş tecrübesi edinmesini sağlıyoruz ve bugün yurtdışına gönderilen kadın yönetici oranımız yüzde 55. Bu da bize oldukça gurur veren başka bir gerçek.

Kadınların firmanızda ve sektörde daha fazla rol alabilmeleri ve yönetici olabilmeleri için nasıl çalışmalar yapıyorsunuz?

Temel olarak cinsiyet eşitsizliğinin olmadığı, kadınlar ve erkeklerin eşit söz hakkına sahip olduğu bir dünya istiyoruz. Bu vizyonumuzu çalışma ortamımıza da yansıtıyor, fakat bunu bir gruba ayrıcalıklar tanıyarak değil, ‘Eşit Görüyoruz’ anlayışıyla gerçekleştiriyoruz. Bunu ise 3 temel alanda ele alıyoruz. İlki kurum içerisinde gerçekleştirdiklerimiz ve biraz önce kendi oranlarımızdan bahsettim. Bu yaklaşımımızın sonuçlarına örnek olarak da Elvan Önal ve Oya Öngör gibi isimleri örnek verebilirim. 

Kendileri, P&G’nin ABD’den sonra en büyük ticari pazarı olan P&G Avrupa’da farklı kategorilerde Sorumlu Başkan Yardımcıları olarak görev alıyorlar. Aynı şekilde sektörümüzde ‘erkek egemen’ olarak kabul edilen alanlarda başarılarıyla göz dolduran yöneticilerimiz de bulunuyor. Tedarik Zinciri Direktörümüz Ayca Arsan, Gebze Fabrika Müdürü Kıdemli Direktörümüz Başak Aydın veya Satıştan Sorumlu Başkan Yardımcımız Gaye Narmanlı Sunerli aklıma gelen ilk örneklerden. Buna ek olarak Geleceğin P&G’li Kadın Liderleri programımızla da üniversitelerin 3’üncü ve 4’üncü sınıflarında okuyan veya yüksek lisans yapan genç kadınların liderlik beceri ve yeteneklerini güçlendiriyor, üst düzey yönetim pozisyonlarına hazırlıyoruz. Böylece ileriki yıllarda sektörümüzde görev alabilecek, hatta ona yön verecek liderlere genç yaşlarda çeşitli fırsatlar sunuyoruz. 

Tüm bunlara ek ve Eşit Görüyoruz anlayışımızın bir parçası olarak da erkek çalışanlarımıza 8 hafta ücretli babalık izni tanıyoruz. Bebek bakımı, sadece annenin sorumluluğunda değil ve bu uygulamamızla eşlerin birlikte sorumluluk almalarını ve bebeğin ilk günlerinde, ebeveynlerin çocuklarıyla doğrudan ilişki kurmalarını hedefliyoruz.

İkinci alan ortaklıklarımız ve iş birliklerimiz. Kurumsal olarak ve yöneticilerimizle farklı STK ve platformlara üye olarak çalışmalar düzenliyor, eğitimlere katılarak kadınlara destek oluyoruz. Son olarak da topluma katkı projelerimiz ve sponsorluklarımızla cinsiyet eşitliğinin önüne geçen bariyerlere dikkat çekiyor, aşılması için çalışıyoruz. Türkiye’nin her yerine ulaşan çeşitli projeler yürütüyoruz.

Covid-19’un neden olduğu pandemi sürecinde insanların öncelikleri ve odağı değişti. P&G’nin de bu süreçte odağı değişti mi? Öncelikleri neler oldu? Kişisel ve evde kullanılan hijyen ürünlerinde ne kadarlık bir büyüme oluştu hem sektörde hem de P&G’de?

Pandemi sürecinde insanların hijyen ihtiyacı önemli ölçüde arttı ve tüketicilerin günlük ürün kullanımında da normalden daha hızlı büyümeler yaşandı. O döneme dair araştırmalarımızdan bilgi verecek olursam, tüketicilerin yüzde 50’sinin ellerini ve saçlarını daha uzun veya daha çok yıkadığını, yüzde 25’inin cilt bakım ürünlerini daha çok kullandığını ve yüzde 16’sının da dişlerini daha sık fırçaladığını gördük. Bu trend çamaşır yıkama konusunda da geçerliydi: Türkiye’de tüketicilerin yüzde 57’si daha çok çamaşır yıkadı. O dönem Avrupa ortalaması ise yüzde 27 seviyelerindeydi. Normal şartlar altında 2020 yılında ve devamında kısa vadede gerçekleşmesini beklemediğimiz bu hızlı büyümeler, bizle birlikte sektördeki çoğu oyuncuyu geleceğin iş sonuçlarına taşıdı.

Bizim tüm süreç boyuna hedefimiz, tüketicilerin günlük yaşamında temel ihtiyaç olarak kullandığı ürünlerimizin kesintisiz üretimiydi. Güçlü üretim kapasitemiz ve sergilediğimiz başarılı performansla bunu başarıyla sağladık. Bu, iş sonuçlarımıza da pozitif anlamda yansıdı. Mali yılımız olan Temmuz 2020 – Haziran 2021 arasında 110.5 milyon dolarlık ihracat yaptık. Üretimimizin yüzde 35’ini güncelde 15 ülkeye ihraç ediyoruz, son birkaç yıla baktığımızda bu sayı 25 ülkeye kadar çıkıyor. Bugün dünyada da P&G’nin en büyük 15 ülkesinden biriyiz. 

Tabii bu sadece bizim değil, tedarikçilerimiz nezdinde de pozitif sonuçlar doğurdu. 2021 mali yılımızda yurtiçi ve yurtdışından 784 tedarikçiyle çalıştık ve 457 milyon dolar değerinde satın alma yaptık. Yurtiçindeki tedarikçi sayımız 570 ve bu tedarikçilerden 346 milyon dolar değerinde satın alma yaptık. Bu 570 tedarikçiden 82’si yurtdışındaki P&G şirketlerine 2021 mali yılımız boyunca 139 milyon dolar değerinde ihracat yaptı. Örneğin, Gaziantep merkezli Gülsan, bize çocuk bezinde önemli bir ara ürün sağlıyor. Belli bir düzeye ulaştıklarından P&G için Kuzey Amerika’da bir depo kurdular.

Temizlik, kişisel bakım ve hijyen ürünlerinin tüketiminde erkekler ne kadar karar alıcı noktasında yer alıyor sizce? Reklam ve alt metin mesajlarıyla bu görevin kadınlarda olduğuna dair mesajların verilmesinin önüne geçilebilir mi?

Herkesin eşit temsil edilebildiği bir gelecek hayal ediyorsak, bu eşitliği vatandaşların her an karşılaştığı iletişim çalışmalarımızda da sağlamalıyız. Çünkü bu çalışmalar, toplumun geneline hitap edebildiğimiz, onlara yeni hayatların veya bakış açılarının da var olduğunu gösterebileceğimiz çok önemli araçlar. Bu nedenle biz iletişim dilimizde bu hassasiyeti çok önemsiyoruz.

Mesela globalde Ariel markamızla hayata geçirdiğimiz ‘Share the Load’ kampanyamızla babalara ve diğer erkek bireylere seslendik. Bütün Avrupa’da kadınlar, erkeklerden iki kat fazla ev işi yapıyor. Bu işlerden biri de çamaşır yıkama işlemi. Ariel olarak bunun değişmesi gerektiğini düşünüyoruz ve erkeklere #YüküPaylaşmakGerek diyoruz. Erkeklerin cinsiyetçi davranışlarına dur dediğimiz Gillette Masculinity de diğer bir örneğimiz. Bu projemizde de ‘erkek’ olmanın, diğer bireylere karşı cinsel taciz, zorbalık, cinsiyetçi davranış veya öfkeli bir tavır takınmak olmadığını anlatmıştık. Maçoluk, bugün ‘erkek’ olmanın gerekliliği gibi gösterilse de bu davranışlara ilk olarak erkekler dur demeli. Biz de bunu anlatmak istedik. Oldukça ilgi çeken bu reklamlarımız bize yaptığımız işin başarılı olduğunu gösteriyor. Türkiye’de de önemli çalışmalarımız bulunuyor. Örneğin Prima ile hazırladığımız reklam filmimizde çocukla babası ilgileniyor. Özetle, bir değişim istiyorsak bunu hayatın her alanında gerçekleştirmeliyiz.

Kariyerinizde eşinizin rolü nedir?

Bugüne kadar edindiğim tüm tecrübeler, kariyer yolculuğumda bana en iyi şekilde yol gösterdi. Ancak tüm bunların yanı sıra çok önemli bir konu daha var, o da denge. Bir birey olarak kendimden beklentim ve hayalim, hayatımda dengeyi sağlayabilmek. Aynı şekilde, tüm başarılarda veya çalışmalarda da önemli olan şey aslında dengeyi kurabilmek. Dengeyi kuran şey ise sizin iş dışındaki yaşamınız. Benim dengem, eşim Berrak. Evliliğimizin ilk yedi yılında dört ülke değiştirip üç çocuk sahibi olurken eşimin mutlu ve başarılı olmamdaki en büyük etkisi, odağımı dengeleyebilmesi oldu. 

Hayatınız boyunca her gün odağınız değişir, her gün yeni bir olay, yeni bir sorun, yeni bir değişim ortaya çıkar fakat eşinizi ailenizi odağa alırsanız doğru seçimler yaparsınız ve yolunuzda sağlıklı ilerlersiniz. Ben iş seçimlerimi hep eşime, aileme göre yaptım çünkü başarının uzun sürmesini istiyorsanız dengeyi kurmanız gerekir. 

Beraber dünyanın 4 farklı şehrinde yaşadık. Eşim Berrak’tan öğrendiğim ve liderliğime katkı sağlayan şeyler çok ama en önemlisi sevginin, duyguların açıkça paylaşılma. Bu çok büyük bir güç.

Sosyal sorumluluk projelerine de P&G olarak önem veriyorsunuz. Spor yoluyla çocukların özgüvenini artıran programlara özellikle destek veriyorsunuz. Hem çocuklara hem kadınlara hem de sürdürülebilir bir dünya için yürüttüğünüz ve planlamasını yaptığınız projelerinizi anlatır mısınız?

‘Topluma Katkı’, ‘Kurumsal Vatandaşlık’ ilkelerimiz arasında yer alıyor ve özellikle eğitim, sağlık ve spor odaklı projelerimizle önemli çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Spor ise bu amacımız doğrultusunda araçlarımızın başında geliyor. Bugün Orkid, Gillette, Head&Shoulders, Ariel gibi markalarımızla birlikte iyi bir takımız ve markalarımızdan aldığımız güçle spora, sporculara ve çocuklarını spora yönlendirmelerini istediğimiz ailelere destekte birbirimizi tamamlıyor ve sporun yaygınlaştırılmasını sağlıyoruz. Türkiye’de basketboldan futbola ve alternatif spor dallarına kadar her alanda sporu destekliyoruz. Hatta spora desteğini bu kadar geniş bir alana yayan ve sporun yaygınlaştırılması için çabalayan Türkiye’de belki de tek şirketiz. İşte bu anlayışımız nedeniyle spora destek oluyor, teşvik ediyor, örnek olacak sporcuları topluma tanıtarak rol modelleri sunuyoruz.

Tabii bunu yaparken çizginin dışına çıkarak sporun her dalında olmaya da özen gösteriyoruz. Bu alanda hayata geçirdiğimiz projelerin başında ise Olimpik Anneler geliyor. Peki neden “Anneler”? Çünkü aslına bakarsanız çocuğun hayatında en önemli figür anne. İşte biz de bu yüzden annelerimize elimizi uzattık. Annelerimizi desteklersek, önyargılarını kırmalarına katkıda bulunur ve yüreklendirirsek, çocuklara ve gençlere en büyük desteği sağlayacağımızı biliyorduk. “Çocuğuna spor yaptıran her anne Olimpik Annedir” dedik ve harekete geçtik. Tabii projemiz çok bacaklı ilerleyen bir sürece sahip. Örneğin 2014 yılında Türkiye’nin ilk Spor Kültürü araştırmasını düzenledik. 2019 yılında tekrarladığımız araştırmamızdan bizi mutlu eden sonuçlara ulaştık. Öncelikle düzenli spor yapma oranı 10 çocukta 2’den 3’e çıktı. Burada devlet ve sivil toplum alanındaki eforların yanı sıra bizim P&G olarak katkımızın çok büyük olduğunu düşünüyor ve bundan da gurur duyuyoruz. Ayrıca geçtiğimiz yıl düzenlenen Olimpiyat Oyunları’nda desteklediğimiz 34 sporcudan 29’u Tokyo’ya gitme hakkı kazanırken bu sporcularımızın yarısı kadın sporcularımızdı. Bundan çok büyük bir mutluluk duyuyoruz.

Kurumsal anlamda Olimpik Anneler gibi projelerimizle olduğu kadar markalarımızla da sporu odağımıza aldığımız çeşitli projelerimiz bulunuyor, burada aynı zamanda eşitliğe katkı sağlamak için de çalışıyoruz. Bu vizyonumuzun ilk örneğini bundan yıllar önce Orkid markamızla hayata geçirmiştik. 2003 yılında, Orkid’in Türkiye’deki 25’inci yılı çerçevesinde bugün dahi akla gelen ilk sloganlardan olan “Çocuk Da Yaparım Kariyer De” dedik. Kadının özgürlüğünü ve gücünü; ezber bozan bir sponsorlukla, Kadın Milli Voleybol Takımımızın ana sponsorluğuyla taçlandırdık. “Kadın Özgürlüğü 25 Yaşında” sloganıyla başlayan bu birliktelik Filenin Sultanları’nın aynı yıl Avrupa Voleybol Şampiyonası’nda 2’ncilik kazanmasıyla taçlandı. Üstelik Türk kadınının böylesine güzel ve başarılı şekilde temsil edilmeleri, sporcu ya da spora ilgi duyan her genç kız ve kadının isterlerse neler yapabileceklerinin çok başarılı göstergeleri haline geldi. 

Bugün markalarımızın gücüyle hayata geçirdiğimiz birçok proje bulunuyor fakat altını çizmem gereken bir konu daha var, P&G’nin cinsiyet eşitliği adına yaptığı çalışmalar globalde 1960’lı yıllarda başladı. Ve biz P&G olarak genç kızları ve kadınları eğitimden sağlığa, spordan iş yaşamına kadar hayatın pek çok alanında destekledik, desteklemeye de devam ediyoruz. Bu yolda önümüzde çeşitli zorluklar olsa da bunları aşmaya kararlıyız.

Ne sporun ne bir branşın ne de herhangi bir konunun cinsiyetlere bağlı olduğuna inanmıyor, toplumsal cinsiyet alanında ön yargılardan arınmış bir dünyanın yaratılmasına katkıda bulunmak için çalışıyoruz.

P&G, Türkiye’de 35’inci yılını kutluyor. Bu konuda fikirlerinizi alarak röportajı bitirelim?

Marka ve ürünlerimizle Türkiye’de her 10 haneden 9’una ulaşıyoruz. 35 yıllık geçmişimizde 21 milyon hanede en az 1 P&G markası ile bulunmuşuz. Sadece haneler değil, büyük bir tüketici kitlesinden, devasa bir ekosistemden söz ediyoruz. Bizim hedefimizse gerek ürünlerimizle gerekse projelerimizle vatandaşların yaşamlarını iyileştirmek, hayatlarına değer katmak. Ülkemizdeki 35 yıllık geçmişimize baktığımızda da attığımız her adımda bu vizyonla hareket ettiğimizi görüyoruz ve bundan sonraki süreçte de hedefimiz ve stratejimiz aynı olacak, ancak tek bir farkla: Sevgi.

Bu, bizim ileriye dönük hedeflerimizin tam merkezinde yer alıyor. Sevgi aslında hepimizin yegâne ihtiyacı ama son dönemde bu ihtiyaç daha da arttı. Peki bunu nerede hissettik? Daha çok hayatın pek çok alanında zorluklarla karşılaştığımız pandemi döneminde.

Pandemide umuda, sevgiye olan ihtiyaç arttı. Hem Türkiye’de hem de dünyada beraberliğin, birlikteliğin değeri ortaya çıktı. Biz de bu artan ihtiyacın önemini, daha sürecin başlarında yaptığımız araştırmalarda ve analizlerde gördük. İnsanlar umuda ve sevgiye özlem duydu, iyilik hareketlerine olan ihtiyaç arttı. Baktığınızda bu süreçte farklı kurumlardan pek çok iyilik hareketi de ortaya çıktı. Bu da belki dünya olarak hepimizin aynı çatı altında yaşadığımızın en önemli göstergelerinden oldu.

Biz de sevgiyle her problemin üstünden gelebileceğimizi göstermek için globalde Lead with Love dedik ve tüm bakış açımızı sevgiye yönlendirmek istedik. Bununla birlikte ülkemizdeki her tüketicinin yaşamına dokunabilmek bizim için çok değerli ve baktığınızda hemen hemen her ev bize ve markalarımıza kapısını açtı. Sevgiyle açtı, sevgiyle karşıladı. Bu vizyonla 35’inci yaşımızda Türkiye’de de “Sevgi Her Kapıyı Açar” diyeceğiz.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER