Eserleriyle bugünü geleceğe anlatıyor

İlk karşılaştığında hakkında hiçbir bilgiye sahip değildi geleneksel Türk sanatlarının. Sanat eğitimi almak isteyip alamamış olan bir annenin çocuğuydu. Ortaokulda yeteneği fark edilince ve annesinin desteğiyle Güzel Sanatlar Fakültesi’ne gitti. Gönül verdiği hat ile tezhip sanatıyla ilgili eğitim aldı ancak okul yıllarında geçim derdi dolayısıyla tanıştığı minyatürden büyük keyif almaya başladı. Türk sanat dallarından minyatürün önemli temsilcilerinden Betül Bilgin’le gönül verdiği sanatını konuştuk. 

 

Betül Hanım sohbetimize hoş geldiniz. El yazmalarını birer sanat eserine dönüştüren geleneksel Türk sanatlarından biri olan minyatürü sizinle konuşmak istiyoruz. Ancak onun öncesinde sizi biraz tanımak istiyoruz ve biraz geriye gidelim istiyorum. Geleneksel sanata merakınız nasıl başladı? Çocukluk ya da gençlik dönemlerinizde çizgilerle aranız nasıldı?

Merhaba, hoş bulduk. Öncelikle şunu söylemeliyim ki, sanatsever ve sanat eğitimi almak isteyip alamamış bir annenin çocuğuyum. Ortaokul çağlarında yeteneğimin fark edilmesiyle birlikte sanat eğitimi almam konusunda ailem özellikle de annem tarafından yönlendirildim. Bu dönemden itibaren de çizim dersleri almaya başladım. Lise mezuniyeti akabinde o zamanki ismi Mimar Sinan Üniversitesi olan Güzel Sanatlar Fakültesi’nin yetenek sınavlarına müracaat ettim. Ablamın Geleneksel Türk Sanatları Bölümü’nü işaretlemesiyle sınavına girdim ve bölümü kazandım. Girmeyi çok arzuladığım Seramik Bölümü’nün sınavına ise hiç girmedim. Hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığım alanlarla ilk karşılaşmam bu şekilde olmuştur. 

Üniversitede hat ve tezhip sanatlarıyla ilgili eğitimler aldınız. Sonrasında minyatürde sizi çeken şey neydi?

Temel sanat eğitimi aldığımız ilk sene, atölyeleri tanıma fırsatı buldum ve gönlümü hat sanatına kaptırdım. Ona destek olacağını düşündüğüm tezhip atölyesini de yardımcı sanat dalı olarak seçtim. Her ikisi de uzun bir eğitim ve sabır isteyen sanat dallarıdır. Hat sanatına meylim çok daha fazla olduğu için gayretimi ona verdiğimi söyleyebilirim. Öğrenciliğimin son senelerinde kendime geçim sağlamak maksadıyla minyatürle ilgilenmeye başladım. Kapalı Çarşı işi küçük minyatürlerle başlayan bu serüvenimde merakım arttı ve yayınlanmış minyatürle ilgili kitapları toplamaya başladım. Bir yandan kitaplardaki görselleri inceliyor bir yandan da konuyla ilgili bilgi haznemi geliştiriyordum. Resimlere ilk baktığım anda büyük bir haz hissetmekle birlikte metinle olan ilişkisi, sembolik anlatım dili bana farklı bir dünya açtı. Artık resmi bir çalışma hayatına başlamıştım ve minyatürden para kazanma işini tamamen bıraktım. Kendi bilgi ve duygu dünyamın imgelerini kâğıda hiçbir sınır ve kayıt taşımadan yansıtmaya başladım. Bu bana oldukça zevk vermeye başlamıştı. Farkında olmadan eserler üretirken asıl mesleğimi bulmuş oldum. 

Cilt, ebru, hüsn-i hat, tezhip ve minyatür kültürel kodlarımızı oluşturuyor. Bu sanat dallarının ‘geleneksel’ başlığı altında etiketlenmesine karşısınız. Nedenini paylaşır mısınız?

Bütün sanat alanlarının bir geleneği vardır. Geleneği olmayan bir sanat dalının var olması mümkün değildir. Belirtmiş olduğunuz sanat dalları, kitap sanatıdır ve kitap içerisinde gelişmiştir. Tıpkı resim sanatının kiliselerde gelişmiş olması gibi. Bugün ne resim sanatı kilise için ne de cilt, ebru, hüsn-i hat, tezhip ve minyatür kitap için yapılmaktadır. Zaman içerisinde kullanım yerleri değişmekle birlikte malzemeleri, konuları da değişmektedir. Bugün evrensel dünyanın beğenileri, kültürel ve sanatsal ayrımların farklılıklarını ortadan kaldırmakla birlikte algılarımızın değişmesine yol açmakta ve eski sanat deneyimlerini de yok etmektedir. Görme ve algılama biçiminin; bilgi, düşünce, inanışa göre şekillendiği düşünülürse algıların farklılıkları aşikârdır ve sanatçının muhayyilesi her halükârda devamlı olarak değişmektedir. Kültürel kodlarımızın verileri bizi eski deneyimlere sürüklese bile değişim kaçınılmazdır. Değişen ve dönüşen dünyada sanatçı sanatını ve dünyaya bakışını her daim güncellemek durumundadır. Gelenek kelimesi her ne kadar sanatın içinde bir birim gibi gözükse de sanatın kendisidir aslında. Sanatı geleneğe hapsetmek ya da gelenek ve gelecekle birlikte sanatını şekillendirmek sanatçının tercihidir. 

Minyatürün el yazmalarından çıkarak çerçeveye girmesi, bu sanatın kaderini nasıl değiştirmiştir?

Sanırım gizemini kaybetti. Ona ulaşmak için kitabı açmak ve okumak zorundaydınız . İnsan yaradılış itibarıyla her şeyi tahakküm altına almaya çalışır. Sanat yönü olsun olmasın her ailenin duvarında astığı bir resim, fotoğraf vardır. Bunlar bizi iyi veya kötü heyecanlandıran şeylerdir. Biz onu kendi mekânımıza alarak bizden bir parça haline getirir, kendimize özleştiririz. Bu kimi zaman bir manzara, kimi zaman bir yazı, kimi zaman bir çiçek fotoğrafıdır. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Çerçeve ise bunu sınırlayan bir şeydir. Onun dışarı çıkmasına izin vermez. Onun aidiyeti duvarın, duvarda bizim olmuştur. 

Batı resminin geleneğinde realizm vardır. Bakışı bir fotoğraf karesi gibi sabitler, gerçeğe en yakın biçimde onu resmeder. Bu doğal olarak onu sınırlandırmayı ve çerçeve altına almayı gerektirir. Bugün elbette ki bu yaklaşım terk edilmiş, hatta çerçeve meselesi de sanatın özgür yapısı altında tartışmaya açılmıştır. 

Minyatür resmi daima sınırın ötesine geçen resimlerdir. Kendi içerisinde bir realizm geliştirmekle birlikte çoklu bir bakış açısıyla hareket eder. Resim sadece size görsel bir haz vermez. Sizin muhayyelinizi de zorlar. Bazen hareket halinde olduğunu bile düşünebilirsiniz. Sanatçı konuyu betimlerken bazen çocuk saflığında öteyi görür ve görmesi imkânsız olan tasvirler yapar. Mekânın içini, dışını hatta arkasını bile gösterebilir. İnancı çok önemlidir. Sembolik anlatımlarda bunu göstermekten ise hiç çekinmez. Ancak bugün yapılan eserler metin ile ilişkilendirilmeden uzak, görsel hazzın ötesine geçememektedir. Çerçeve bu bağlamda eseri tamamlamaktadır. Sınırları zorlayan günümüz sanat anlayışı zaten minyatür resminde her dönem var olmuştur. İnanıyorum ki eski deneyimler ve yeni kurgular bu sanatı çağının ötesine taşıyacak bu noktada çerçeve de bugüne ait olarak kalacaktır. 

Minyatürün Avrupa’daki resim sanatı anlayışıyla arasında ne gibi farklar vardır?

Aslında bir önceki soruda bahsettim biraz. Avrupa resmi realist bir yaklaşım üzerinden ilerlemektedir. Zaman içerisinde bu yaklaşım soyut anlatım diline dönüşmüştür. Oysaki minyatürün geleneği soyut bir anlatım dilinden gelmektedir. Minyatür sanatçısı okuduğu metni kendi inancı, kültürel kodları ve imge dünyası içerisinde yorumlar. Zengin bir muhayyileye sahip olan sanatçı, beslendiği sözlü kültürün ona sunmuş olduğu doğa ötesi kıssalarda vücut bulan karakterlerin tasvirlerinde kendisini gösterir. Bu minvalde miraç resimlerindeki Burak figürü buna en güzel örneklerden biridir. 

Siz aynı zamanda bir eğitimcisiniz. Bu kültürel mirasımıza kadınların ilgisi var mı, kadınların ilgisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu sanat dalı erkeklerin egemenliğinden çıktı mı?

Evet, bugün için kadınların ilgisi erkeklere oranla çok daha fazla. Bunun sebeplerinin başında ise kadınların eskiye oranla çok daha fazla özgür ve sosyal olmaları gelmektedir. Özellikle eğitim hayatı yarıda kalmış, iş hayatı olmamış kadınlarımızın tercihi ağırlıktadır. Sanat diğer mesleklere oranla daha kolay elde edilecek bir meslek ve statü olarak görülmektedir. Lakin sanat eğitimi oldukça zor olmakla birlikte sanat algısının oluşması hayli zaman almaktadır. Bu bağlamda gereksiz statü oluşumu bu sanatın değerini düşürmektedir. Yerleştirilmeye çalışılan eğitim politikaları, akademik eğitiminin önüne geçmemeli sanat eğitimi de “uğraşı, meşgale” kelimelerinin anlam kapsamında sıkışıp kalmamalıdır. Hali hazırda kadınlarımızın bu sanata olan düşkünlüğü gelecek neslin bu sanatlara ilgi duymasına vesile de olmaktadır. Kadınlarımızın bu noktadaki çalışmaları sanat için olumlu bir eyleme dönüşmektedir. 

Minyatürün tarihinde kadınların ön plana çıkamamalarının nedeni sizce nedir? Ya da bu konuda iyi örnekler veren kadınlar var mı? 

Ben bu soruyu iki şekilde anlıyorum. Eserlerde kadın figürü kullanılıp kullanılmadığı soruluyorsa; kullanılmıştır. Tabii, geniş bir coğrafyaya yayılmış devletlerce icra edilen bu sanat dalının kültür ve inançlar doğrultusunda şekillendiği de aşikârdır. Dönemlerin siyasi yapısı itibarıyla kadın iş hayatında değildir. Saray kadınlarının sanat eğitimi aldığını, özellikle XII. yüzyıl sonrasında birçok sanat eserine hamilik yaptığını biliyoruz. Ama son dönemler hariç aktif olarak bu resim sanatıyla meşgul olmuş kadın ismine henüz rastlamadık. Tabi bir açıklama da yapmak zorundayım. Bilinen erkek sanatçılar olmakla birlikte sanatçısı belli olmayan eserler de oldukça fazladır. 

Minyatürün bu yüzyıldaki gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Tarihine yeni hikâyeler eklemeyi başarabiliyor mu? Minyatürde sanatçıların kendilerini tekrar ettiklerini düşünüyor musunuz?

Bir ara dönemi yaşadığımızı söyleyebilirim. Çok güzel ilerlemeler kaydettik. Ama yapılması gereken daha çok şeyler var. Sanatçının kendini tekrar etmesi doğal bir süreç. Lakin eserlerde kullanılan materyallere dikkat etmemiz gerekiyor. Eserlerde yığma evler, Kız Kulesi, Galata Kulesi, padişah kaftanı, hiçbir yorum katılmadan eski eserlerden alınıp kopya edilen objelerin oldukça fazla kullanıldığını görüyoruz. Hatta bazen Safavi döneminden, Safavi kıyafetleri içerisinde kopyalanmış bir figürü alakasız bir kompozisyonun içerisinde görebiliyoruz. Bunlar hem etik hem de sanat adına kabul edebileceğimiz şeyler değil. Unutulmaya yüz tutulan bir devirde tekrar canlandırılan sanat için yapılanlar belki doğal bir süreçtir. Bu noktadaki akademik eğitimlerin artması sanatın gelişimine yön verecektir diye düşünüyorum. 

Son olarak, bu sanata gönül veren kadınlara tavsiyelerinizle sohbetimizi tamamlayalım. Neler söylemek istersiniz?

Bu noktada ben kadın ve erkek olarak değerlendirme yapmak istemiyorum. Sanat adına belki değerlendirme yapabilirim. Bugün dünya mirası olarak kabul edilen bu eserler, dünyanın her yerine yayılmış; müze, galeri, kütüphane ve özel koleksiyonlarda korunmaktadır. Bizim kültürümüzün zengin sanat algısını ve medeniyet anlayışını yansıtmaktadır. Bu bağlamda yapılan her sanat eseri bugünü geleceğe taşıyacaktır. Geleceğe bizi anlatacak, bizi temsil edecek sanat eserlerini bırakmak kaçınılmaz görevimizdir. Dekoratif olarak duvara asılan ve para kazanma amacıyla üretilen eserlerin yapılması yeterli değildir. Gönül vermek evet çok önemli fakat takdire şayan eserlere bakan kişinin gönlünü hoplatacak eserlerin üretilmesi sanat ve kültürümüz adına çok daha önemlidir.

Röportaj: Deniz Dallı

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER