Eleştirel Düşünme

2021 yılının son çeyreğine gelene kadar birçok sektörel rapor ve benzeri dokümanlarda duyup çok da kale almadığım ‘eleştirel düşünme’ kavramı, bir gelişim programı için içerik çalışması yaptığım zamanda yeniden karşıma çıktı. Bu sefer konu eğitmen, danışman ve akredite koç olan çok sevdiğim arkadaşım Murat Yerdekalmazer’den geldi. Bana, “Tuğba ‘Eleştirel Düşünme’ başlığı altında bir eğitim var. Bu eğitimi hatta bu kültürü şirketine adapte eden şirketler ciddi ölçüde ilerleyecek ve para kazanacak, programına mutlaka bu eğitimi de entegre etmeliyiz” dedi. Bu cümle beni çok etkiledi ve kendi kendime “Acaba ne ola ki bu eleştirel düşünme?” dedim. Başladım araştırmaya. Bir yandan konu hakkında yazılan yazı, makale ve görüşleri okumaya başladım bir yandan da Murat’ın bildiklerini sömürebilmek için kendisini sürekli rahatsız ettim. Öğrendikçe zihnimi yakan eleştirel düşünmenin ne olduğu ve iş dünyasına nasıl fayda sağlayacağı hususlarını Murat Yerdekalmazer’le yaptığımız sohbette masaya yatırdık. 

ELEŞTİREL DÜŞÜNMENİN TARİHİ

Eleştirel düşünmenin ne anlama geldiğini araştırırken aklıma önce kim çıkarmış ki bu konuyu sorusu takılmaya başladı. Bunu araştırırken geçmişinin ünlü Yunan filozofu Sokrates’e (M.Ö. 470-M.Ö. 399) kadar dayandığını gördüm. Konunun ortaya çıkışının ilginç bir hikâyesi de var. Öncelikle sizlerle onu paylaşmak istiyorum.

O dönemde Atina’da şöyle bir tartışma ortaya çıkar: Atina’da en bilge kişi kim? Sanatçılardan politikacılara herkes en bilge kişinin Sokrates olduğunu düşünür ve bunu da kendisine söylerler. Sokrates, “Ben hiçbir şey bilmiyorum o sebeple bu soru benim tartışma konum değil” der ve konudan uzaklaşır. Sonrasında bu soruyu bir arkadaşı tanrılara sorar ve onlardan da cevap olarak Sokrates adını alır. Bunu duyan ünlü filozofumuz, “Eğer tanrılar da böyle diyorsa ben bunu bir araştırayım” der ve dönemin önde gelenleriyle konuşmaya başlar. Hem kişinin kendisini hem de durumu sorgulatan türden sorular sorar ve yapılan tartışmalar neticesinde bir sonuca varır.

Tüm bunlar sonunda Sokrates en bilge kişinin kendisi olduğunu kabul eder. Çünkü yaptığı araştırmalar sırasında şöyle bir detay fark eder: “Ben ne bilmediğimi ya da bilmediğimi biliyorum ancak konuştuklarım kendileri hakkında böyle bir farkındalığa sahip değil.” Sonuç olarak Atina’nın en bilge kişisi Sokrates olarak kabul edilir. Düşünürümüz tartışmayı yaparken o kadar değişik sorular sorar ve insanları o kadar irite eder ki tüm önde gelen kişiler rahatsız olup kendisini dinsizlikle ve çocuklara kötü örnek olmakla suçlarlar. Sokrates bu suçlamalara karşı kendini savunacak argümanlar oluşturur ancak bunlar onu kurtarmaya yetmez ve suçlu bulunarak idam edilir. Sokrates tüm savunma ve düşüncelerini sözlü yaptığı için bu savunma, öğrencisi Platon tarafından kaleme alınır. ‘Sokrates’in Savunması’ adını alan metin, yapılan savunmanın sistematikliği ve soru sorma tarzı nedeniyle tarihteki ilk ‘eleştirel düşünme’ metni olarak kabul edilir. Bu tarihten sonra eleştirel düşünme sistematik olarak yapılandırılıp halk arasında kullanılmaz. Sadece siyasetçiler, filozoflar ve bilim adamları bilgiye ulaşabilmek için kendi aralarında bir metodoloji olarak kullanmaya devam ederler. 

PEKİ, NEDİR BU ELEŞTİREL DÜŞÜNME?

İngilizce karşılığı ‘critical’ olan eleştiri kelimesi, Yunanca ‘kritikos’ kelimesinden türetilmiştir. Latince’ye de ‘criticus’ olarak geçmiştir. Değerlendirme, yargılama ve ayırt etme anlamlarını içinde barındırır. Kendi döneminde “Bir şeyi iyi ya da kötü yanlarıyla değerlendirme” olarak tanımlayan Sokrates, eleştirel düşünmeyi doğruyu bulmadaki ‘sorgulama yöntemi’ olarak tanıtmıştır.

Felsefecisi, araştırmacısı, bilim adamı birçok ünlü isim konuyu enine boyuna araştırmaya başlar. Herkes konuyu kendince açıklamaya çalışır. Eğitim felsefecisi John Dewey 1933 yılında eleştirel düşünmeyi, doğruyu bulmaya teşvik eden sorgulayıcı bir süreç olduğunu belirtirken, 1968 yılında eleştirel düşünmeye farklı bir ad vererek derinlemesine düşünme (reflective thinking) olarak tanımlar. Dewey’in ardından Ennis 1985, Facione 1984, Lewis&Smith 1993, Paul 1989, Watson Glaser 1980’de konuyla ilgili yazdıkları yazılarda eleştirel düşünmeyi farklı şekilde yorumlarlar. Ennis konuyu, bireyin hem inancına hem de davranışına karar vermeye etki eden yansıtıcı düşünme türü olarak nitelendirirken Facione eleştirel düşünmeyi kanıtların geliştirilmesi ve değerlendirilmesi olarak açıklamıştır. Bununla birlikte 1988-1989 yılları arasında yine Facione’nin yürüttüğü Delphi Projesi’yle hem bu farklı tanımlar bir araya toplanmış hem de eleştirel düşünmenin hangi becerileri kapsaması gerektiği konusu incelenmiştir. Buna göre eleştirel düşünmenin ‘yorumlama, analiz, değerlendirme, çıkarım, açıklama, öz düzenleme’ bilişsel becerilerini içinde barındırdığı belirlenmiştir.

Günümüzde ‘criticalthinking.org’ sitesinde yer alan ve Türkçe olarak yayımlanan Mini Eleştirel Düşünme Kılavuzu’nda “Eleştirel düşünme, kişinin düşünce sistemindeki yapıları usta bir şekilde yöneterek ve bu yapılara entelektüel standartlar getirerek düşünme yönteminin kalitesini artırdığı bir süreçtir” diye tanımlanmıştır. Eleştirel düşünme bitti bir de entelektüel standartlar nedir dediğinizi duyar gibiyim. Onu da yine aynı web sitesi açıklık, doğruluk, netlik, ilgililik, derinlik, genişlik, mantık, anlamlılık ve adalet olarak tanımlamaktadır. 

Tüm bu tanımlamaların ışığında eleştirel düşünmeyi kendimce “Haklı olma çabasının aksine her türlü kaynaktan her türlü argümanı inceleyerek cinsiyet, ırk, dil, din ayrımı gözetmeden veriler ve kanıtlar üzerinden gerçeği bulma sistematiğidir” diye özetleyebilirim. 

Peki bir eleştirel düşünür neler yapabilir? 

Fikirler arasındaki mantıksal bağlantıları anlar,

Argümanları tanımlar, yapılandırır ve değerlendirir,

Akıl yürütmedeki tutarsızlıkları ve yaygın hataları tespit eder,

Problemleri sistematik olarak çözer,

Fikirlerin alaka düzeyini ve önemini belirler,

Kendi varsayımlarının, inançlarının ve değerlerinin gerekçesi üzerinde düşünür.

Okuduğum makaleler ve dinlediğim konuşmalardan sonra eleştirel düşünmenin günümüze yansımasının nasıl olduğu ve iş dünyasının bunu nasıl kullandığıyla ilgili kafamda deli sorular beliriyor. Bunları araştırırken Murat Hoca’mın da yer aldığı LinkedIn’de bir konuşmaya denk geldim. Dinlerken edindiğim bilgilere göre iş dünyası, bir sistematikle düşünüp en doğru kararı almakla ilgilenen eleştirel düşünmeyi tam da bu özellikleri nedeniyle yeniden keşfeder. 2000’li yılların başında Amerika’da başlayan araştırma, standart bir performans sistemiyle birlikte değerlendirilerek 50-60 yetkinlik sıralanır. Bu yetkinliklerin arasından hangilerinin yüksek performansı ve işyeri kârlılığını etkilediği sorgulanıp gözlemlenmeye başlanır. Çıkan sonuca göre de altı yetkinliğin hangi ülkede, hangi sektörde, hangi pozisyonda ya da hangi deneyim süresinde olursa olsun fark etmeksizin kimde daha yüksekse iş performansının yükseldiği ve daha başarılı olduğu görülür (Bu arada dünyada da tek bir performans sistemi yapılanması kullanıldığı için elde edilen sonuçlar da oldukça güvenilir çıkmaya başladı). Bu altı yetkinlikse şöyle sıralanır:

Problem çözme, 

Yeni deneyime açıklık,

Planlama organizasyon,

Yaratıcılık,

Stratejik düşünme, 

Karar verme. 

Bundan sonraki aşamada bilim insanları durmaz ve bu altı yetkinliğin nereden geldiğini, hammaddesinin ne olduğunu araştırmaya başlar. Bu yetkinliklere faktör analizi yöntemiyle bir formül uygulanır. Elde edilen sonuçların, ölçülmüş eleştirel düşünme skorlarıyla eşleştiği ve bu altı yetkinliğin eleştirel düşünmenin etrafında toplandığı görülür ve ortaya şöyle bir sonuç çıkar: Eleştirel düşünme bu altı yetkinliğin hammaddesidir. Bunu gören iş dünyasının otoriteleri 2012 yılında insan kaynakları profesyonellerine Society for Human Resources anketleri düzenler ve geleceğin yetkinliklerini sorar. Buradan çıkan sonuçta da eleştirel düşünme daima ilk üçün içinde yer almaktadır. Bu konunun paralelinde Pearson Danışmanlık firması da “Herhangi bir kişiyi farklı eğitimler vererek ‘stratejik lider’ yapabilir miyiz?” konulu bir araştırma yapmaya başlar. Bunun için üç adım çıkarır ve ilk adıma eleştirel düşünmeyi koyarlar. Bu adımda merak ve eleştirel düşünmenin ayrılmaz bir ikili olduğu görürler ve hem adımları hem eğitimleri geliştirirler. Bu üç adımı davranışa dönüştürebilenler, stratejik lider olabilir görüşüne ulaşırlar ve bu doğrultuda eğitim programları geliştirirler. Yapılan bu çalışmalar sonucunda iş dünyası kendisini eleştirel düşünme noktasında yenilemeye başlar.

TUĞBA TUĞRUL
Latest posts by TUĞBA TUĞRUL (see all)
Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER