Eleştirel Düşünce Kârlılığı Artırır

Eleştirel düşünme, felsefi bir düşünceyle ortaya çıksa da artık günümüzde iş dünyasındaki rekabeti öne çıkaran bir kavram. Yapılan araştırmalar ve şirketlerde uygulanan programlar sayesinde, işyeri kârlılığını en çok etkileyen yetkinliklerin temelinde eleştirel düşüncenin yattığı sonucuna varıldı. Eğitim ve Gelişim Danışmanı Murat Yerdekalmazer’le eleştirel düşüncenin şirket kârlılığına etkilerini konuştuk.

 

Sokrates’ten sonra insanlık eleştirel düşünce konusunu yeniden nasıl gündemine alıyor?

1900’lü yılların başında İngiltere’de bir hukuk adamı, “Acaba biz insanları doğru yargılıyor muyuz? Yargılanan insanlar hakkında daha adil nasıl karar veririz?” diye sorgulamaya başlıyor. Bu sorgulama ve araştırma sonucunda ‘eleştirel düşünme’ kavramı ilk kez adalet sistemiyle topluma girmeye başlıyor. Araştırmalar devam ettikçe, eşitsizlik ve farklılıkları ortadan kaldırma, gücün peşinden değil doğrunun peşinden gitme üzerine kurulan bir sistematik olduğunun farkına varıyorlar. 

İş dünyasına gelecek olursak, kurumsal gelişimini sağlama yolunda ilerleyen bir firma eleştirel düşünmeyi hayatına nasıl katar?

Eleştirel düşünmeyi içeride bir kültür haline getirmek istiyorsa şirketler, bunu işe alım aşamasında kullanmaya başlamalı. Bunu yaptığı takdirde hem şirkete hem de bulunduğu pozisyona fayda sağlayabilir. Diğer taraftan eleştirel düşünme sistematiğiyle işe alım yapan biri, kadın-erkek arasındaki eşitsizliği de önlemiş olur. Örneğin bir pilot alacaksınız. Bu mesleği de en çok erkekler yapar diye düşünen işe alımcı, erkek adaylara yönelecektir. Oysaki eleştirel düşünme sistematiğiyle işe alım yapan bir uzman, pilotluğun kadın ya da erkek işi olması gibi cinsiyetçi bir yaklaşımdan ziyade adayların yapabilme kapasitelerine, onun başarılarına bakar. Konuyla ilgili daha çok argüman elde etmek için belki onlara bir test yapar. Kişilerin verdiği argümanların doğruluğuna ve yeterliliğine bakar. Çünkü eleştirel düşünme, konu özelindeki delillere, kanıtlara ve verilere dayanarak karar aldırır. İşe alımcı, işin duygusal boyutunu da unutmadan -ancak temel noktaya da almadan- hangi adayın daha doğru bir seçim olabileceğini belirler. Bu şekilde yapılan bir işe alım, şirkete sağlayacağı katma değerin yanı sıra kadın-erkek eşitsizliğine hatta azınlıklara yönelik haksızlıklar ile ırkçı yaklaşımlara dahi son verebilir. 

İşe alan kişide aradığımız bir başka özellik de tecrübedir aslında. İşe alım konusunu düşündüğümüzde, eleştirel düşünmede tecrübenin yeri nedir?

Eleştirel düşünmede yapılabilecek en büyük hatalardan biri de kişisel tecrübelerden yola çıkarak bir karar verme sürecine girilmesidir. Eğitimde bu konuya değiniyoruz. Bir örnekle açıklamak gerekirse: Katılımcılara, “İstanbul’a daha çok taksi gerekiyor mu?” sorusu yöneltiliyor. Katılımcılardan “Evet” cevabı gelince sonra yeni soru: “Neden?” Gelen cevap genellikle “Ben taksi bulamıyorum” oluyor. Orada kişinin taksi bulamıyor oluşu bir veri veya bir delil değil. Belki oturduğun bölgede taksi yok ancak benim oturduğum yerde taksi oldukça fazladır. Bu kişinin kendi tecrübesidir ve veri niteliğinde değildir. Hatta birden fazla kişi taksi bulamadığını söylese dahi veri olarak kabul edilemez. Şöyle bir bilgi de paylaşayım. 1991 yılında İstanbul’un nüfusu 7.5 milyon iken 17 bin 635 taksi vardı. Bugün nüfus iki katından fazla ancak taksi sayısı hâlâ aynı. Eleştirel düşünen kişi bu veriyle de yetinmez. “Belki o zaman gereğinden fazla taksi vardı” ihtimalini de göz önüne alır. Buradaki sayısal veriler dahi bu sistematiğe yeten bilgiler değil. Gözden kaçırılan hangi detaylar varsa bulunup araştırılması, güncel veriye bakılması gerekir.  

“Bir eleştirel düşünür şu kadar veriye ulaşırsa karara varmalıdır” diye bir kural var mı?

Böyle bir kural yok. Eleştirel düşünür bir ormana baktığında hem ormanı hem ağaçları görür. Detayların içinde kaybolmaz, büyük resimden de ayrılmaz. Ağaçlardan ne kadar veri alabilirim noktasına bakar. Benim elimde bir veri var, onunla ilerleyeyim demez. İki, üç ne bulursa okuyup değerlendirmeye alır. Araştırma olmadığı noktada da kendisi sonuç çıkarmaya çalışır. Burada amaç şunu kanıtlamak: Kaçırdığımız detay ya da doğru varsaydığımız şeyler gerçekte var mı? Bununla birlikte eldeki verinin ne kadar tutarlı ne kadar temiz olduğunu da sorgular. Bende olan veriler benim düşüncemi mi destekliyor yoksa her türlü kaynak aynı şeyi mi söylüyor noktasını araştırır. Bir karara vardıktan sonra eline yeni bir veri gelirse de kendini çürütmekten geri durmaz. Çünkü eleştirel düşünürün haklı çıkmakla ilgili bir düşüncesi yoktur. Doğru bilgi ışığında karar vermeye çalışır.

Peki bu sürekli bilgiye ulaşma isteği kişiyi bir kısır döngüye sokup karar alma sürecini olumsuz yönde etkiler ve karar aşamasını uzatır mı?

İster istemez bu sürece dahil olan bireylerin karar alma sürecini uzatma noktasında etkiliyor. Hızlıca karar almak çok kolay olmuyor. Çağımızda bilgiye ulaşmak çok kolay olduğu için her türlü veriye ulaşabiliyorsunuz. Burada önemli olan doğru karar verme kriterlerini belirlemek. Bunu belirlediğinizde doğru veriye ulaşma süreniz daha da kısalıyor. Yeterince bilgiye ulaştığınızı gördüğünüz anda karar almanız da bir o kadar kolaylaşıyor. Elimizde bulunan veriler, argümanlar için şu üç noktaya dikkat edilmelidir: 

1- Araştırıp bulduğumuz bu bilgi bizim konumuzla ilgili mi? 

2- Elde ettiğimiz veriler doğru mu? 

3- Bulduğumuz kaynak ne kadar güvenlidir? Örneğin Wikipedia’dan aldığımız bilgiye ne kadar güvenebiliriz? 

Eleştirel düşünür sadece bilgi metnine bakarak karara varmaz. Sonda yer alan kaynaklar kısmının da kontrol edilmesi gerekir. Verilerin güncelliği ve farklı görüşlere yer verilmesi de önemlidir. Aslında hangi görüş olursa olsun her türlü veri göz önünde bulundurularak değerlendirildiğinde bir görüşün tarafı olmaktan çıkar, konulara ya da durumlara daha tarafsız bakabilme özelliği kazanırsınız. 

Bu anlatılanlardan sonra, “Bende eleştirel düşünme yetkinliği var mı?” sorusunun cevabını nasıl bulabilirim? Bunu ölçebilen bir test, envanter var mıdır?

Eleştirel düşünmeyi Watson Glaser testiyle ölçümleyebiliyoruz. Oldukça zor bir test. Üç konudan ve 40 farklı sorudan oluşuyor. Özellikle işe alım noktasında uygulandığında doğru pozisyona doğru insanın alınmasını sağlıyor. Kritik olan pozisyonlarda görev alacak kişilerin doğru, tarafsız ve kâr ettirecek bir şekilde karar verip veremediğini de ölçümleyebilir. İşe alım aşamasında kullanıldığında çok başarılı sonuçlar elde edilebilir. Bununla birlikte anlattıklarımız Türkiye’de yeni bir konu olduğu için firmalar bünyelerinde çalışan kişilerin eleştirel seviyelerinin ne durumda olduğunu görebilmek için bu testi kullanabilir. Tabii ki tavsiyemiz işe almadan önce yapılmasıdır. Şu detayı da söylemek isterim, eleştirel düşünme geliştirilebilir bir konudur. İlk ölçümlerde sonucunuz düşük olabilir ancak doğru gelişim planıyla gelişime oldukça açıktır. 

Testi yaptık ve seviyemiz belirlendi. Seviyeye göre gelişmek için neler yapabileceğimiz konusunda bize bilgi veriliyor mu? 

Watson Glaser üç adıma bakar. İlk adım varsayımları tanımak, ikincisi bilgiyi ya da argümanı değerlendirmek, üçüncüsü de sonuç çıkartmak. Hangisinde ne seviyede olduğunuzun bilgisini test bize verebiliyor. Buna göre biz de kişilere, örnek veriyorum, varsayımları tanımada iyisin ancak argümanları belirlemede sıkıntın var gibi geri bildirimler verebiliyoruz. Sonrasında neler yapması gerektiğiyle ilgili önerileri de sunabiliyoruz. 

Testten sonra nasıl bir eğitimden ya da gelişim programından geçiyoruz?

Eleştirel düşünme için iki gün süren bir eğitimi, yarım günlük bir koçluk seansı takip ediyor. İki günlük eğitimde hem teoriyi veriyoruz hem de yedi farklı vaka çalışması yaptırıyoruz. Zaten insanların şaşırdığı noktalar da bu vaka çalışmalarında ortaya çıkıyor. Pearson çok güzel bir sistem yapmış. Vaka çalışmaları kolaydan zora doğru gidiyor. Katılımcılar kolay olan vaka çalışmalarında daha çok yanlış yaparken vakalar zorlaştıkça yanlış yapma seviyeleri düşüyor. Metodu anladıkça konuya bakış açıları değişiyor ve katılımcılar eğitim içinde dahi eleştirel düşünmenin faydalarını görüyorlar. Son iki vaka çalışmasında gerçek iki olay ele alınıyor. Amerika ve İngiltere’de yaşanmış eleştirel düşünme eksikliğinden kaynaklı iki olumsuz vakayı anlatıyoruz. Burada ne olmuş, neler yapılabilirdi, siz eleştirel düşünür olarak bu vakaya baksanız ne yaparsınız diyoruz ve bir ya da iki hafta sonra tartışıyoruz. O zamana kadar insanların araştırıp getirdiklerini görmeniz gerekir. Eğitim esnasında en umutsuz olan katılımcılar harika argümanlarla geliyorlar. Bu sebeple sonucunu hemen görebildiğimiz bir kişisel gelişim eğitimidir. Eleştirel düşünme ile kol kola olduğunu savunduğumuz merak duygusu gelişmiş kişilerin konuyu içselleştirip kabul etme seviyeleri inanılmaz.

Son 1.5 yılınızı bu konuya ayırdığınızı biliyorum. Neler yaşadınız bu süreçte? Nereden nereye getirdiniz eleştirel düşünme yetkinliğini?

Envanteri yaptıktan sonra ilk ortalamam oldukça düşük çıktı ve eğitimi de aldıktan sonra tüm bakış açım değişti. Zihnimi yaktığım, moralimin bozulduğu bir dönem oldu ancak sistematiği anladıkça ve hayatıma uygulamaya geçirdikçe bir sene sonunda girdiğim testte dünya ortalamasını yakalamış ve ilk test sonucumun da 2 kat üzerine çıkabilmiştim. 

İNANÇ ZEDELENİR ENDİŞESİ

Eleştirel düşünmeyi hayatın içine entegre edebilen ülkeler var. Peki, Türkiye’de durum nedir? Kaç senesinde tanıştık bu olguyla? 

1980’lerde Türkiye’de ilk çalışmalar yapılmış. Üniversitelerde yaygınlaştıralım, eğitim sistemimizde kullanalım denmiş ancak yol kazalarına uğranılmış. Bu sistematik yaygınlaşırsa inançların zedelenebileceği düşünülmüş ve konunun üzeri örtülmüş. Bundan sonra Türkiye’de yeniden gündeme getiren firmalar var ancak bilinçli şekilde yani argümanları, testleri, eğitimleriyle ülkeye girişi dokuz sene öncesine dayanır. 

Türkiye’ye gelişi daha çok yeni olmuş ancak bunu firmasına entegre edebilen, süreçlerinde kullanabilen firmalar var mı? 

Benim direkt çalıştığım değil ancak bu işi Türkiye’ye getiren çözüm ortağı firmamızın çalıştığı şirketler var. Öncelikle bünyesindeki eleştirel düşünen kişileri tespit edip bunu belli bir puan üzerine çıkartmak için gelişim planları hazırladılar. Hatta firmadaki herkese her sene eleştirel düşünme eğitimi veriyorlar. Şirketin seviyesinin değiştiğini gördükçe bunu işe alımda uygulamaya başladılar ve son dört senede büyüme hızları yüzde 750. Bu rakamı duyunca “Eleştirel düşünme para kazandırır” cümlesini daha iyi anlıyorsunuz. İçeriğin sahibi olan Pearson firması da bu rakamı destekler niteliktedir. Eleştirel düşünmeyi geliştiren hem kendisi daha çok para kazanır hem de çalıştığı şirkete daha çok para kazandırır. Hatta ülkenin gayrisafi milli hasılasının artığını görürsünüz. Bunun en güzel örneği Güney Kore’dir. Halkının eleştirel düşünme seviyesi yüzde 84. Eğitim sistemine de yerleştirdiği için halkın zaten eleştirel düşünme yetkinliği gelişmiş oluyor. Avrupa da bu konuda iyi ancak İngiltere, Avrupa içindeki en iyi ülke. İngilizlerin münazara kültürleri zaten var ve eğitim sistemine de yerleştirdikleri için Avrupa’daki diğer ülkelerden daha yüksek puana sahipler. 

Son olarak eleştirel düşünmeyi günlük hayata nasıl aktarırız? 

Belli bilgi ve metodolojiyi öğrendikten sonra hayatın her alanında kullanmanız mümkün. Eleştirel düşünen kişi yaşadığı, gördüğü ve duyduğu her türlü konuyu araştırmak ve doğruluğunu teyit ettirmek ister. Örneğin bir siyaset programı izliyorsunuz. Kendi görüşünüz dışında karşıt görüşün konuya nasıl baktığını irdelemeye başlarsanız eleştirel düşünme sisteminiz devreye girmiş demektir. Artık bir konuya bir taraftan değil objektif olarak bakabilmeye başlarsınız. Şu an ekonomik bir krizden geçiyoruz ve gündemimizde sürekli elimize geçen parayla nasıl geçinebilir, daha doğru kaynaklarımızı nasıl değerlendiririz noktalarını tartışıyoruz. Duyduğumuz her bilgiye inanmak yerine önce kaynak ve argüman araştırması yapmak eleştirel düşünmenin hayatımıza girdiğinin göstergesidir. Karşılaştığımız her konuda bilginin doğruluğunu sorgulamak, farklı kaynak ya da bakış açılarından bakmak gerekir.

TUĞBA TUĞRUL
Latest posts by TUĞBA TUĞRUL (see all)

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER