Düştüğünde kalkarken gülümseyen Amazon kadını

Teknoloji sektöründe erkek egemenliği var denilebilir. Şimdilik… Zira “Her sektörün akademik zorluğu insandan insana değişir, akademik başarı cinsiyet bağımsız insanın düşünce ve analiz yeteneklerine bağlıdır” diyor Reeder’ın yeni CEO’su Özlem Kalkan. “Amacımız; çalışkan, üretken, teknolojiyi takip eden Amazon Türk kadınlarının tüm dünyada ses getiren başarılarına ortak olmak, köprü olmak” diyen Özlem Kalkan, kısaltmalarda kalan ‘A’ları ‘İ’ yapmaya kararlı!

 

Röportaj: DENİZ DALLI

Özlem Hanım sohbetimize hoş geldiniz. Kısa süre önce Reeder CEO’su oldunuz. Dişi Business ailesi olarak sizi tebrik ediyoruz ve başarılarınızın devamını diliyoruz. Başarı demişken, kariyeriniz başarılarla dolu. Ancak kariyerinizden önce hayat yolculuğunuzdan başlayabilir miyiz; nerede, ne zaman başladı? Nasıl bir aile ortamında büyüdünüz?

Öncelikle siz hoş geldiniz ve teşekkür ederim güzel sözleriniz için… Ayrıca özenli ve detaylı ön araştırmanız için de teşekkürler. Geçenlerde yaptığım TEDx konuşmamda da belirttiğim gibi, ben memur bir ailenin ilk çocuğu, akademik başarılarıyla anılan geniş ailemin ilk torunuyum. Hikâyem doğumumla başlamış adeta: 1980 ihtilali sonrası bir ailenin en iyi projesi olarak dünyaya gelerek ailemin çocuk ‘özlem’ini bir kız olarak dindirdim sanıp 6 yıl sonra erkek kardeşimle ‘murat’larına eren aileme 1981 Haziran ayında bir şoku da ben yaşatmışım. Şaka bir yana bebekliğimden itibaren cinsiyetsiz oyunlarla, arkadaşlıklarla, hayallerle yaş almış; çok küçük yaşta kendime hedefler koyup onları gerçekleştirmek için 12 yaşımda ailemden uzakta yaşamayı göze almış ve ailemin de hayallerimin peşinden gitmem için teşvik ettiği bir gençlik yaşadım ben.

Daha 12 yaşındayken ailenizden ayrılmışsınız. Bu sizi nasıl etkiledi?

Çocuğum doğana kadar övündüğüm, sonrasında doğruluğunu çok sorguladığım bir karardı bu benim için. Bir düşününce, şu an 42 yaşındayım ve babamla 30 yıl içerisinde birlikte akşam yemeği yediğim gün sayısı 300 değil, üstelik babama ve tüm aileme çok düşkün bir insanım. Son 20 yıldır cep telefonu kullandığımı düşünürsek, karşılıklı sohbetlerimiz bile bir elin parmaklarını geçemeyecek kadar sınırlı. Kısacası şu anda benim evden ayrıldığım yaşta olan oğluma bakınca ‘eksik’ hissettiren bir şeyler var içimde bu kararla ilgili… Ama tabi her şerde bir hayır aramayı seven Özlem’in yaptığı gibi buna da ‘şükür’le yaklaşıp hayatımdaki o ‘eksik’ sıfatları ‘kaliteli an’larla değiştirmeye çalıştım.

Teknolojiye olan merakınız nereden kaynaklanıyor? Üniversiteye endüstri mühendisi olmak için girdiniz ancak mikroelektronik mühendisi olarak mezun oldunuz. Kendi döneminiz ve gözlemlerinizden yola çıkarsanız, teknoloji bölümünü okumak ve onunla ilgilenmek zor oldu mu? Zira bu bölüm erkeklerin egemen olduğu bir alan da…

Ben daha 3 yaşındayken hayal arkadaşlarımla oynarken bile elimde fotoğraf makinesi, sessiz çekim yapabilen video kameralar eksik olmazdı… Elektronik her aletin çalışma prensiplerini hep anlamaya çalışırdım. Mucitlere ve onların yaşantılarına olan merakım da yüksekti. Ama ben bunların farkında değildim, ta ki dönüp “Ben neredeyim? Ne yapıyorum?” dediğim yaşa kadar. Kierkegaard’ın o çok sevdiğim sözünü icra edene kadar; “Hayat, geriye doğru anlaşılır fakat ileriye doğru yaşanır” dediğim zamana kadar! Üniversite sınavında derece yapmama rağmen henüz hiç lisans öğrencisi almamış Sabancı Üniversite’sini tercih etmemin en önemli nedeni sadece Sabancı’da olan ilk bölüm seçmeme özgürlüğü idi. İyi ki de bu neden seçim kriterlerimin ilki olmuş. Çünkü bu sayede ben aslında ‘ne istediğimi’ ve ‘neyi sevdiğimi’ anlayabilmiştim. Çeşitlilik, seçim özgürlüğü getirdiği kadar sorumluluklar da getiriyor insana. Bu nedenle ilk iki sene bir sürü farklı bölüme ait ders seçme ve geçme sorumluluğunu da beraberinde aldım. Bölümler arasında en az kadın nüfusu mikroelektronik bölümünde olsa da anlamıştım ki beni cezbeden toplumsal kalıplar, genel kurallar veya suyun doğal akış yönü değil, bir şeyin ‘ilklerinin ve risklerinin’ mimarı olmaktı. Bence her bölümün akademik zorluğu insandan insana değişir, akademik başarı cinsiyet bağımsız insanın düşünce ve analiz yeteneklerine bağlıdır. Bu nedenle beni asıl mikroelektronik bölümünde cezbeden kız öğrenci sayısının azlığı değil benim mikroelektroniğin kendi sınırlarımı zorlamasına karşılık aldığım risklerdi ve çip tasarımı ile yaratabileceğim ilklerdi.

Mezuniyetinizden sonra akademik olarak ilerlemek yerine pazarlama ve sonrasında satışı tercih ettiniz. Satış tarafına neden geçtiniz?

Üniversite bitirme tezi olarak başladığım ve yüksek lisansım sırasında Japonya IEEE konferansında sunma şansı bulduğum makalemin benim için akademik kariyer yolcuğunda ‘fener’ olduğunun farkındaydım. Fakat ben o feneri sadece tutan değil, o fenerle aydınlanan yolu yapan olmak istiyordum. Akademik olarak başarılı yayınların çıktılarını üreten olmak istiyordum. Teknolojinin somut üreteni olmak için hem Telekom mühendisliği hem de MBA yüksek lisansını aynı anda yapma şansım olan Sanayi Liderleri programını bitirdim. Sponsor şirketim sayesinde Telekom dünyasıyla ve teknik tarafını da iyi bildiğim sektörümün birinci ağızdan pazarlayanı ve satanı olma şansı elde ettim. Günümüzde her sektörde çözümler ve cevaplar çok, sınırsız; önemli olan doğru soruları ve doğru ihtiyaç noktalarını keşfetmek. Bunun için bir benzetme yaparak anlatmak isterim ki ne iş yaparsan yap o işin ‘mutfağından’ müşterinin önüne koyulup hatta müşterinin midesinden geçip tüketim sonrası sürecine kadar her şeyi iyi bilmen, gözlemlemen ve nokta atışı çözüm yapman şart. Bu nedenle satışta beni mutlu kılan, başarılı hissettiren sattığım şeyin teknolojisini/tekniğini yani mutfağını da anlıyor olmaktır.

İletişim ve teknoloji sektöründe uzun yıllar çalıştınız. Çalıştığınız kurumları da paylaşarak, bu alanlarda kadınların varlığını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Henüz staj yaparken tanıştığım teknoloji üretim ve Ar&Ge merkezlerinde tek ya da birkaç kadından biri olmak başlarda gözüme batmıyordu. Başta da söylediğim gibi, olaya cinsiyetler açısından bakmıyordum. Fakat bu şirketlerde kadınların daha çok insan kaynakları, finans ve pazarlama departmanlarında olduğunun da farkındaydım. İlk iş yerim Borusan Telekom’du. Burada pazarlama bölümündeydim ve daha dengeli bir temsiliyet görüyordum. Fakat zamanımı daha çok teknoloji ve IT ekipleriyle geçiriyor, onlar arasında da tek kız oluyordum. Daha sonra altyapı şirketi olan Teletek’e geçişimle neredeyse departman bağımsız ‘tek kadın’ olma şansını elde ettim. Burada ironi yaptığımın umarım okuyucular farkındadır. Bu bir şans değil trajikomik bir durum aslında. Grid Telekom’da genç yaşta genel müdür yardımcısı ve imza yetkilisi olduğumda organizasyonda daha eşit bir temsiliyet için söz sahibi olmuştum ve bu da ekibimizdeki kadın sayısına yansıdı, direkt raporlayanlarımın neredeyse tamamı kadındı. Kariyerimin neredeyse yarısını geçirdiğim Avea ve birleşme sonrası Türk Telekom’da artık daha büyük. hatta sektörün en büyük şirketinde yöneticilik ve büyük takımların liderliğini yapıyordum. Bu nedenle şirkete ve organizasyona 360 derece bakabiliyor ve sorgulayabiliyordum ve görüyordum ki evet, cinsiyetçi bir önyargı vardı. Üstelik sadece benim şirketimde değil sektörün genelinde vardı. Özellikle üst düzey yönetici kadrolarında kadın temsiliyetinin azlığı, terfi süreçlerinde kadınların ailevi öncelikleri ve IT ekiplerinde zaten az olan kadınların yüksek turnover oranları beni ciddi anlamda endişelendiriyordu. Çözüm için kök nedenleri ben de araştırdım, kurumsal çevremde gözlemledim ve her iki cinsiyetin de bu ‘sorun’da parmağı olduğunu anladım. Bu nedenle taşın altına elimi özellikle bir önceki şirketim SabancıDx’te daha fazla koymaya başladım ve teknoloji alanında kadın istihdamını ve liderlerin sayısını artırmak için mentör olmaya, ilham olmaya, örnek olmaya ciddi anlamda mesai harcamaya başladım. Bugün yarısından fazlası kadın çalışanlardan oluşan teknoloji üretimi yaptığımız şirketim Reeder’da ‘Kadın Kodlar’ projesiyle ülkemizdeki kız çocuklarına teknoloji üretiminde istihdam fırsatı yaratıyoruz. Aynı zamanda Yönetim Kurulunda Kadın Derneği, Teknolojide Kadın Derneği ve Sales Network topluluklarında aktif üye, komite üyesi ve yönetim kurulu üyesi olarak çalışarak benim gibi bu yola baş koymuş Türkiye’nin önde gelen şirketlerinin üst düzey yöneticileri kadın ve erkek arkadaşlarımla eşit temsiliyet için canla başla çalışıyoruz.

Özellikle teknoloji sektöründe kadınların az olmasını neye bağlıyorsunuz? Eğitim mi yetersiz yoksa kadınların bu alana girmeye cesaretleri mi yok? İstihdamda kadın erkek eşitliğini sağlarsak dünyada neler değişir?

Dünyadaki oranlara göre ülkemizde çok az olmasını kültürümüze, genel olarak dünyada eşit temsiliyet olmamasını ise genetik kodlamalara bağlıyorum. Coğrafyamızda kadının kendi tercihlerinin önüne geçen toplumsal ve ailesel sorumlulukları var. Bu sorumluluklar hayatlarının öncül ‘KPI’ setini oluşturduğundan sergiledikleri performansları hem kendileri hem de çevreleri için elzem. İşte sorun bu KPI setinin toplumda erkek ve kadın için aynı içerik ve ağırlıkta olmaması. Ah! Bunları bir eşitlesek gerisi çorap söküğü gibi gelecek. O zaman ‘ev hanımı’ yerine ‘ev insanı’ kullanmaya, TÜSİAD gibi köklü kuruluşların açılımında kalmayan ama kısaltmasında kalan ‘A’ları ‘İ’ daha hızlı yapacağız. Cinsiyet çeşitliliğinin toplumsal faydaları gibi kurumsal faydaları da çok fazla. Rekabetin her yönden olduğu, teknolojinin iş yapış şekillerine baş döndürücü bir hız kattığı günümüzde çok yönlü ve çok hızlı düşünebilen, görebilen ve hareket edebilen kadın beynine ihtiyaç büyük! Zaten birçok araştırma gösteriyor ki eşit temsiliyet gayri safi milli hasılayı (GSMH), şirketlerin kârlılığını ve iş hayatının sürdürülebilirliğini hem oransal hem nominal artırıyor.

Reeder’da kadın-erkek çalışan dengesi nasıl? Reeder’ın teknoloji alanında daha da yukarılara tırmanması için planlarınız neler, paylaşır mısınız?

Daha önce de ilettiğim gibi, Reeder’da kadın lehine bir oran var. Çalışanların yarısından fazlası kadın, neredeyse yüzde 60’ı hatta… Üstelik bu her seviyede geçerli. Bununla gurur duyuyorum, duyuyoruz ve bunun da etkilerini bence her geçen gün değerlenen, büyüyen ve kurumsallaşan şirketimizde görüyoruz. Özellikle benim de CEO olarak hedefim bu oranı her zaman başka şirketlere de örnek olması açısından kadın lehine tutmak. M.Ö. 2000’li yıllarda Reeder’ın üretim yaptığı topraklarda yaşayan, neredeyse tamamı kadınlardan oluşan Amazon topluluğundan gelen genetik kodların mirası belki de bu… Amacımız; çalışkan, üretken, teknolojiyi takip eden Amazon Türk kadınlarının tüm dünyada ses getiren başarılarına ortak olmak, köprü olmak…

Teknolojide Kadın Derneği kurucu üyeleri arasında yer alıyorsunuz. Kız çocuklarının teknolojiye yönelmeleri için neler yapılabilir, önerilerinizi paylaşır mısınız?

Buradan annelere ve babalara soruyorum, çocuğunuz ister kız olsun ister erkek; kendinizin etiketlenip sıra sıra dizildiğiniz kalıpların içine onları sokmadan, onları içlerinde her an elleri gidebilecek bir ‘el freni’ olmadan büyütebilir misiniz? Siz içinizdeki cam tavanları ve “Böyle gelmiş böyle gider”leri kırmaya ne kadar hazırsınız? Konfor alanından çıkmaya, aile dizilimlerinizdeki önyargılı zincirleri koparmaya var mısınız? Çoğu ebeveynin cevapları ‘evet’ ise zaten bu toplumda bugünden sonrası için korkmaya gerek yok; eşit temsiliyet ve teknolojide yükselen kadınlar otomatikman gelecektir. İnanıyorum ki kadınların içinde uyuyan Amazonlar uyanmaya başladı, kızlarının akademik ve kariyer başarılarıyla gözleri parlayan belki de hiç eğitim almamış babalarımızın hikâyeleri çoğalmaya başladı. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında geçmişimizi ve geleceğimizi onurlandıracağımıza inancım tam.

Risklerden endişelenip ilk adımı atmaktan endişe eden, sizin tabirinizle ‘el frenini çeken’ kadınlara tavsiyeleriniz neler olur?

İnsan kalbi, akıl ne kadar planlar yapıp uzun vadeli hedefler koysa da ‘anlık’ hisseder. Ve öyle ‘an’lar var ki hayatımızda daha yaşanmamış ‘an’larımızın tamamına bile karamsar bakmamızı, düşüşümüze, hatalarımıza, yetersizliklerimize odaklanıp o ‘an’ı tüm ‘an’lar yapmamıza sebebiyet veriyor. İşte bundan vazgeçmeliyiz! Ben vazgeçebildim mi? Hayır. İstediğim kadar değil ama başladım mı? Evet! Nasıl düştüğüme değil kalkarken nasıl güldüğüme odaklanıyorum mesela… Siz de öyle yapın… Gecenin sabahına, yarının bilinmezliğindeki güzelliğe, her insanda olan o mükemmeliyetten öte yamuklukların pahabiçilmezliğine, başarısızlığın mizahına, tesadüflerin sihrine, bütünün ilahi adaletine inanın. Ve unutmayın, gelecekteki araçlarda ‘el freni’ yok. ☺ Siz neden geçmişte takılıp kalasınız ki?

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER