Dünyanın yarısını temsil ediyorsak, alınan kararların yarısında olmalıyız

Kadınlar dünya nüfusunun yarısını oluştursalar da ataerkil kurallar geçerli. Bu erkek egemenliği, iletişim ve propaganda araçlarıyla iyice yerleştiriliyor. Cinsiyetçi kalıplar, reklam endüstrisi tarafından destekleniyor. Christelle Delarue, bu algıyı değiştirmek için ilk feminist reklam ajansı Mad&Woman’ı kurdu. UNESCO’nun Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Uzman Danışmanı olarak atandı. Dişi Business’ın Eşit Günler – Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Zirvesi’nde ağırladığımız Christelle Delarue ile karşılaştığı zorlukları ve mücadelesini konuştuk. 

Christelle röportaj teklifimizi kabul ettiğin için teşekkür ediyorum. Kadınların içinde yaşadıkları toplumlarda haklarının bilincine varmaları için aktivistler büyük çaba harcıyor. Sen de onlardan birisin. Dişi Business’ın 7-8 Haziran tarihlerinde düzenlediği Eşit Günler – Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Zirvesi’ne katılarak fikirlerini paylaştın. Sorulara geçmeden önce seni tanımak istiyoruz. Okuyucularımız için kendinle ilgili neler söylersin? 

Öncelikle röportaj davetiniz ve İstanbul’daki Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Zirvesi’ne katılmamı sağladığınız için ben teşekkür ederim. Ne zaman bir kadın konuşmak için ayağa kalksa, sadece kendisi için değil tüm kadınlar için ayağa kalkmış ve konuşmuş olur. Her seferinde kadınlar konuştukça ve onların bakış açılarını dinledikçe eşit bir geleceğe daha yakın olmuş oluyoruz. Ben beyaz bir Fransız olan 40 yaşında bir kadınım. Paris’te İletişim Stratejisi üzerine yüksek lisans yaptım ve uluslararası reklam ajanslarında deneyim kazanma şansım oldu. 25 yaşımda artık yol haritam çizilmişti ama ben gidişattan mutlu değildim. Birçok toplantıda erkeklerin daha fazla söz hakkına sahip olduklarını ve stratejik yönden karar alındığı zaman bizim argümanlarımızın daha az dikkate alındığını gördüm. Özellikle bu beylerle fikirlerini paylaşma şansı kazanmak için oynanan ‘Seçilmiş Kadın’ olma yarışını çok iyi hatırlıyorum. Kadınlar arasındaki yer kıskançlığını ve erkeklerin yaptığı kadın düşmanı söylemleri, güpegündüz yapılan cinsel tacizleri ve etkileyici, iyi giyimli, hırçın, nazik, güzel, anlayışlı olmak gibi çelişkili emirleri hatırlıyorum. Onların tüm sözlerini ve tüm itirazlarını göz ardı ederek onların gözünde iyi bir reklamcı olmayı garanti ederek birkaç yıl geçirdim. Birkaç kez saldırıya uğradım, bazen taciz edildim ve çoğu zaman baskıya maruz kaldım. Aktivizm sürecinin oluşması biraz zaman aldı, birçok engelle karşılaştım ama seçimlerimi özgürleştirmek için her zaman temel bir soruyu kendime sordum: “Gerçek hayat dediğimiz burada oynananlardan mı ibaret?” Aktivizmin çeşitli biçimleri, boyutları, döngülerinin de olduğunu düşünüyorum. Hepimiz bize miras bırakılan dünyadaki yerimize, iş yerindeki, kişisel hayatımızdaki, ailelerimizdeki eşitsizliklerden kaynaklanan yaşanmış travmalarla bağlıyız.

 

Seni toplumsal cinsiyet eşitliği aktivisti olmaya iten şey neydi? Nelere tanık oldun ve böyle bir karar aldın?

Bir gün işyerindeki pozisyonum ben olmadan rekabet halindeki iki erkek arasında pazarlık edildi ve görevimi değiştirdiler. Pazarlık oyunu yapıldığı sırada ben orada değildim. Ama yine de konu benim hayatımı ve kariyerimi ilgilendiriyordu. Bana karşı ben olmadan oyun oynandığını fark ettim. Çok kızgın ve incinmiştim ve bunun başka kadınların da başına gelebileceğini düşündüm. İş yerinde cinsiyetçi söylemlere maruz kalmış ve cinsel saldırılara uğramış başka kadınlarla da tanıştım. Ve işte o zaman bazı kadınların umutsuzca, “Biz hiçbir şeyi değiştiremeyiz, tüm seçimler onlara kalmış” dediklerini duydum. Bu konularda değişim oluşturmak için araştırmalar yaptım.  Reklamcılığa başka bir vizyon sunan, başka analizler, başka ipuçları, başka kriterler, başka ölçüler sunan yurtdışındaki diğer kadınlarla tanıştım. Böylece aktivist duygumu geliştirdim. Artık yalnız değildim, artık diğer kadınlarla rekabet halinde değildim, artık hiç rekabet halinde değildim. Özgürleştim. Böylece aktivizm sürecim başlamış oldu.

 

Sen iletişimcisin. Ve ilk feminist reklam ajansı Mad&Woman’ı kurdun. Bu ajansı kurmaktaki amacın neydi, hangi algıyı değiştirmeyi hedefledin?

Reklam endüstrisi, kadın reklamcıların reklam ajanslarının içinde ve dışında yaşadığı cinsiyetçi kalıp yargıları pekiştiren yüz milyonlarca görüntü ve mesaj üretir. İletişim kampanyalarının çoğu, heteronormatif beyaz erkekler tarafından kendileri için kadınlar, diğer cinsiyetler ve ırklaştırılmış insanlar üzerindeki hâkimiyetlerini sağlayarak oluşturulur. Farklılığı mümkün olduğunca silerek, kendi modellerini gerçekliğin standartlaştırılmış bir temsiline yaklaştırırlar. Böylece her zaman üstün ve her zaman kontrolde olurlar. Reklamda bir gerçek, etkili olmak için çok sayıda kişi tarafından paylaşılmalıdır, kalıp yargılar her zaman aynıdır ve küresel bir işletmedir. İşte bunları değiştirmek, kampanya üretimlerinde, ajanslarda ve sivil toplumda kadınların kendilerine bakış açısını değiştirmek istedim. Dairesel bir şekilde çalışmaya özen gösterdim. Yani ajanslarda temsil edilmeyen ve geleneksel ajanslara göre fazlalık gibi görünen kadınları işe alarak, Fransa’da ve dünyada kadın hakları üzerine çalışan derneklere ücretsiz destek olarak, bu konulara zaman, para ve ekip ayırarak, yeni çözüm yolları ve ölçüm araçları üreterek kalıp yargıları değiştirmek için farkındalık oluşturdum. 2017’de #MeToo hareketini takiben iletişim alanındaki kadınlara adanmış ilk derneği oluşturdum. Sekiz yıl boyunca her gün toplam 45 kişiyle çok çalıştık, protesto ettik, buluştuk, yaralarımızı beraber sardık, umutlarımızı yeniledik, kusurlarımızı ve korkularımızı birlikte konuştuk. Tüm süreç boyunca girişimci, ajans yöneticisi, dernek başkanı, mentor ve konuşmacı olarak bazıları için güvenilir birisi bazıları için ise en nefret edilen kadın oldum.

 

UNESCO ve Saniye Gülser Corat’la yollarınız nasıl kesişti? UNESCO ile başlattığınız projede kadınlar için neler yaptınız? Değiştirmeyi başardığınız kalıp yargılar var mı? Hangi kalıp yargıları değiştirmek zor?

Çok kez araştırmalarımla ilgili Ulusal Meclis’te, Kültür Bakanlığı’nda, OECD ve UNESCO’da  birkaç sunum yaptım ve o sıralar Saniye Gülser Corat ile tanıştım. Bana UNESCO merkezinde Uluslararası Kadın Hakları Kutlaması için 8 Mart’ta düzenlenen konferansa katılmamı önerdi. Daha sonra dünyanın dört bir yanındaki kadınların güçlenmesine adanmış programlar üzerinde çalışmak için Procter & Gamble, Dior, Guerlain ve L’Oréal gibi özel sektörlerle ortaklık halinde kadınlara adanmış projeleri desteklemeyi teklif etti. Özel ve kurumsal konuşmalar arasında değişim önlemlerini uygulamak için aracı oldum. Çalışmalarımız sonucu menstrüel yoksullukla ilgili kalıp yargılarda, reklamlarda kırmızı kan görmeyi kabul etmede, genç kızlar için özsaygı ve özgüveni teşvik etmede önemli gelişmeler kaydedildi. Bilim dünyasında ve araştırmalarda kadınların görünürlüğü ve yerlerini artırmayı mümkün kılan ve erkekler için zorunlu kılınan kalıp yargılarla mücadele eden programlar yaptık. Biyoçeşitliliğin ve arıların korunması, yerel tasarımcıların, zanaatların korunmasını sağlayarak dünyanın dört bir yanındaki moda kültürlerine adanmış mentorluk programları düzenledik. 

 

Ajansım, UNESCO’nun Toplumsal Cinsiyet Eşitliği İletişim Ajansı oldu ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Uzman Danışmanı olarak atandım. Değiştirmesi en zor kalıp yargılar meta ve kendine ait kalıp yargılardır. Gülser Corat ve UNESCO ekibi, yeni teknolojilerde, özellikle yapay zekâda toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine çalışarak konuyla ilgili iki UNESCO raporu yayınladı; ‘Yapabilsem, Kızarırdım’ 2019’da ve ‘Yapay Zekâ ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’ 2020’de. 

En son Yapay zekâdaki önyargılara ilişkin çalışmasını sürdürmek için ‘No Bias AI?’ adlı küresel bir düşünce kuruluşu kurduğunda, beni PR/markalaşma danışmanı olarak davet etti ve bunu memnuniyetle kabul ettim.

 

Türkiye’deki kadınların toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki mücadelelerini takip edebiliyor musun? Bu konuda ne düşünüyorsun?

 

Dünyanın her yerinde aktivistler ve feministler olarak büyük bir tepki görüyoruz, birçok hükümette otoriterlik düzeni var. Birleşmiş Milletler (BM) bize eşitlikte bir düşüş olduğunu söylüyor ve dünyada toplumsal cinsiyet eşitliğine ulaşma süresi 300 yılı aşabilir. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, dünyada cinsiyet önyargısında bir 10 yıllık durgunluğu kınıyor. Dünya nüfusunun yarısı hâlâ erkeklerin kadınlardan daha iyi siyasi liderler olduğuna ve yüzde 40’tan fazlası erkeklerin kadınlardan daha iyi iş liderleri olduğuna inanıyor. İnsanların yüzde 25’i hâlâ bir erkeğin karısını dövmesinin normal olduğunu düşünüyor. Türkiye de istisna değil, dünyanın tüm bölgeleri bu durumdan etkileniyor. Birçok sorun, sık sık diğerlerinin göz ardı edilmesinden, sosyal süreç dinamiklerinin göz ardı edilmesinden, kısaca insanların göz ardı edilmesinden kaynaklanıyor. Toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik etmek eşcinselliği teşvik etmek değildir; yapılması gereken, tüm farklılıkları görünür kılmak, tüm cinsiyetler arasında ayrım yapmaksızın gerçek eşitliğe ulaşmak anlamına gelir. Türkiye’de kadınların sokakta, kafelerde, dükkânlarda ve barlarda kendilerini endişeli ve tehlike altında hissettiklerini gördüm. Kadınlar özgürlüklerini ve güvenlerini kaybetti, beni en çok üzen de buydu. Bunlar tek adamın düşüncesinin, bireysel özgürlükleri ezen bir sistemin gücü tarafından yaratılan güvensizlik unsurlarıdır. Bir Fransız olarak size devrim yapmanızda yardımcı olabilmeyi isterdim. Hepimiz çok yorgunuz, çok fazla şüphe içindeyiz ama birbirimize bağlı olduğumuzda daha umutlu ve daha iyi olabiliriz. Kadınların özgürlüğü ve gücü garanti altına alınırsa herkes kazanacak.

 

Sen Fransızsın ve şu anda Paris’tesin. Bir aktivist olarak da toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesini yakından takip ediyorsun. Kadınların sorunları birbiriyle benzer mi? Sen ülkende hangi konularda daha fazla çaba harcamak zorunda kalıyorsun?

Kadınlar karşı çıktığında, harekete geçtiklerinde, seslerini çıkardıklarında, küçümsenir, saldırıya uğrar ve gözetlenirler. Sisteme karşı çıkan bir muhalif olarak ayağa kalktıkları için basitçe gerekçelerle sorgulanırlar. Bu, birçok feminist aktivist gibi benim de yaşadığım bir durumdur. Erkeklerden çok daha fazlasını kanıtlamak zorundayız, erkeklerden daha fazla gözetleniyor ve bize sürekli bir mükemmellik ideali dayatılıyor. Hayal edemeyeceğim şekillerde taciz edildiğim ve saldırılara maruz kaldığım zaman sosyal medyadan uzak kalmaya karar verdim. Birlikte fikir alışverişi yapmak, tartışmak ve ilerlemek için çok az alanımız vardı, her şey paraya çevrilebilir ve manipüle edilebilir durumdaydı. Bu yüzden yeni teknolojilerde eşitsizlikleri azaltmayı amaçlayan araştırmalara odaklanmayı seçtim. Bu yeniden yönlendirme yöntemi, aktivizmi daha fazla perspektif ve analizle yeniden değerlendirmemi sağladı. BM’ye göre tüm dünyada gerçek eşitliğin sağlanması için 300 yıl beklemek zorundaysak, yeni teknolojilerdeki gelişmeler ile süre ne olacak? Dijital araçlardaki algoritmik önyargıların sürekli kısmını nasıl ortadan kaldırabiliriz?

 

İş dünyasında toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için hangi adımlar izlenmelidir, gelecek için bir yol haritası çizebilir misin?

Kadınların eğitimindeki ilerleme ile ekonomik güçlenmeleri arasındaki bağın koptuğuna tanık oluyoruz. Kadınlar her zamankinden daha yetenekli ve eğitimli ancak artık kadınların erkeklerden daha iyi eğitimli olduğu 59 ülke de dahil olmak üzere, cinsiyetler arası ortalama gelir farkı, erkeklerin lehine yüzde 39’a varan şaşırtıcı seviyelere ulaştığı görülüyor. Eşit ücret yasaları uygulanmalı ve kadınların yönetim organlarında eşit temsil edilmesi konusunda ısrarcı olmalıyız. Eğer dünyanın yarısını temsil ediyorsak, her yerde alınan tüm kararların yarısında olmak zorundayız.

 

Her gün yeni teknolojik gelişmelerin olduğu ve oldukça hızlı dijitalleşen dünyada kadının yeri nedir? Birçok soruna çözüm olan teknolojik gelişmelerin getirdiği ‘Büyük Dönüşüm’ içinde cinsiyet eşitliğini barındırıyor mu? Bu konuda düşüncelerin nelerdir?

Gözlerimizin ister sokakta ister dijital ortamda sık sık karşılaştığı reklamlardaki teknolojik cihazların algoritma makinesi, kendi irademizden 1 milyar kat daha güçlüdür. Yeni teknolojiler için ayrılan küresel pazar, reklamcılık için ayrılan küresel pazardan 3 kat daha büyüktür. (2 bin 744 milyar dolar ile 850 milyar dolar); hatta bu pazar uyuşturucu, seks ve silah ticaretinin birleştiği pazardan da daha önemli. 

 

Bilimin gerçekleri ne mutlak ne de kesindir. Tartışmalar ve sorunlar, bilgi topluluğuna yeni bilim insanlarının katılmasıyla ilerleyen sonuçlar üzerinden çözülebilir. Feminist bir bakış açısıyla sözde kesin bilimlerin tarafsızlığını sorgulamak, bu nedenle sonuçları sorgulamayı amaçlamak değil, gri alanları keşfetmek, bu bilginin üretildiği ve sayesinde çerçevenin dışındaki yerleri aramak, unutulan bir şey olup olmadığını kontrol etmektir. Bilim insanları ile sivil toplum arasındaki basit karşıtlığın ötesine geçmek, ‘arasında’, ‘yanında’ ve ‘ikisinden biraz’ gibi yaratılan bilgiyi aramaktır. Çünkü düşüncelere ve tartışmalara ‘kimin’ katıldığını, ‘hangi konuların’ tartışılmaya seçildiğini sormak, bu kolektif bilgi arayışına katılmaktır. Dahası tam bir gerçeği hedeflemektir, en azından bilinmeyen taraflarından bazılarını entegre ederek. İnsanlığı yol kenarında yarı yolda bırakmamak için emin olmaktır.

 

Sence hangi ilk üç sorun çözülürse kadın-erkek eşitliğinde büyük adımlar atmış ve hayalimize yaklaşmış oluruz?

Eşitlik asla kolay elde edilen bir şey değil, her zaman süren bir savaştır. Dün kadınlar söz sahibi olduklarını gösterdiler. (Bunun için #MeToo hareketine çok teşekkürler.) Bugün kadınlar kendi seçimleri için mücadele ediyor. Yarın ise kendi rollerini garanti edecekler.

Ve son olarak kadınlara mesajınla sohbetimizi tamamlayalım, neler söylersin?

Konuşmamı çok sevdiğim bir yazar olan Pat Cadigan’ın şu sözleriyle tamamlamak isterim: “Kapıdan çıkmadan önce şu iki şeyi unutmayın: Gelecek zaten belirlenmiş, sadece geçmiş değiştirilebilir ve eğer unutulmaya değerse, hatırlanmaya da değmez.”

Röportaj: Deniz Dallı

Çeviri: Resul Hüseyinzade

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER