Dişi erkek sorulmaz muhabbetin dilinde

Bülent Bey, Kadın Dostu köşemize hoş geldiniz. Bugünkü Bülent’i tanımak için geçmişte neler yaptığına, nasıl yetiştiğine bakmak gerekiyor elbette. İlk olarak annenizin son olarak da Melisa’nın tedrisatından geçtiniz. Arada çok çok önemli kadınlar var elbette hayatınıza yön veren. Ama ilk başa dönersek, nasıl bir çocukluk yaşadınız?

Hayatımdan çok önemli kadınlar geçti gerçekten. Çocukluğumun nasıl geçtiğine bakacak olursak, çok şahane bir çocukluk yaşadım. Etrafımda çok kadın vardı, bir ablayla büyüdüm her şeyden evvel, annem vardı. Tam bir mahalle kültürüyle yetiştim. Dolayısıyla kadınların her yeri, hatta bütün mahalleyi çekip çevirdikleri bir ortamda yetiştim, büyüdüm. En büyük şansım da bu zaman dilimi içerisinde bir oyuncakçı dükkânı olmasıydı babamın. Çocukluğumu bir oyuncakçı dükkânı sahibi olan bir babayla geçirdim, babam iflas edene kadar diyelim. Bu anlamda eğlenceli, direkt insanlarla iletişim halinde olduğum bir çocukluk diyebilirim. 

Anne figürü mü baba figürü mü sizin hayatınıza daha kuvvetli? 

Aslında artık içinde bulunduğum durumu, baba olduğumu düşünecek olursak hangisinin daha ağır bastığını söylemem çok doğru olmaz galiba. Çünkü her birinin de hayatımda ayrı ayrı ilgisi ve benim de onlarla ayrı ayrı iletişimim oldu. Tabii ki her çocuk gibi anneyle daha fazla vakit geçirdim. Babamın çalışması gerekiyordu ama annem de çalışan bir kadındı sonuçta. Dolayısıyla her ikisiyle de iletişimim farklı yerlerdeydi. Figür olarak hangisi daha baskındı, buna çok net bir cevap veremeyebilirim açıkçası. 

Çekirdek ailenizdeki, geniş ailenizdeki ve büyümeye başladığınız dönemdeki kadın erkek ilişkileri nasıldı? Bugünden o döneme baktığınızda, nasıl farklar görüyorsunuz?

Çekirdek ailemizdeki, geniş ailemizdeki ve etrafımdaki  kadın erkek ilişkilerini sıralayacak olursak, ben ne ailemden ne de sülalemden herhangi bir şiddet olayı hiç duymadım, hiç bilmem. Bu anlamda tabii ki kavgası olan, tartışması olan, her aile gibi problemleri olan evlerde büyüdük biz de. Dürüst olmak gerekirse çok iyi anlaştığını söyleyemem annemle babamın da. Ama buna rağmen herhangi bir şiddet barındıran durumda, ortamda büyümedim. Kadının önemsendiği, kesinlikle önemli kılındığı… Zaten babam tarafından özellikle bize empoze edilen kadının ne kadar önemli olduğu ve ne kadar dikkatli davranılması gerektiği konusunda çok bilgili ve bunu yaşayan bir adamdı benim babam. Bizi de öyle yetiştirdi. Sonuçta ben, abla olan bir evde büyüdüm ve kadın erkek ilişkilerinin doğru gözlemlendiği bir hayat yaşamış olduğumu söyleyebilirim. 

Bugünden o güne nasıl farklar görüyorum; aslında çok da bir fark görmüyorum. Biz ilişkiler bakımından sonsuz saygı, sevgi duyan çiftleriz. Kuşağımız bakımından da çok böyle kadın erkek ilişkilerinde terslikler yaşandığını düşünmüyorum, büyük ölçüde yani bizim gibi insanlar açısından en azından. Ama tabii ki ciddi farklar var; teknoloji var, internet var. Eski sohbetler, çayın demlendiği, sobanın yandığı sohbetler tabii ki teknik olarak olamıyor maalesef. Değişiklikler bu anlamda olabilir. 

Annenizi ayrı tutarak soracak olursam, size bir kadın eli değdiyse o hangi kadın ya da kadınlar? 

Annemi ayırarak söyleyecek olursak, bana değen kadın eli Nazmiye Öğretmen. Nazmiye anne, ben ortaokuldan terkim normal şartlarda, okulu bırakıp çalışmaya başlamıştım. Nazmiye anne benim tekrar okumama sebep olup aslına bakarsanız bugünkü gündeme gelmeme neden olan çok önemli bir figür benim hayatımda. Cumhuriyetçi, Atatürkçü, şahane öğretmenlerden bir tanesi. Ve benim de hayatımın kırılma noktasının da nedeni. İlk hayatıma aslında o yaşlarda değen en önemli kadın Nazmiye anne, şimdi de karım. 

Tiyatrocu olmayı aklınıza kim soktu? O da bir kadın değil mi?

Doğru, tiyatrocu olmayı da aklıma sokan bir kadın, o da küçük teyzem. Eğer ortada bir cevher varsa fark eden küçük teyzem, Sevil Şener. O sebep oldu. Neden böyle bir şey düşünmüyorsun deyip benim konsantrasyonumu o tarafa çevirdi. Ve ne olduysa da, evet, ondan sonra oldu. 

400 kişinin katıldığı konservatuvar sınavında ilk 11’e girerek büyük bir başarı elde etmişsiniz. O müjdeli haberi kimden aldığınızı anlatır mısınız?

Bu muhteşem bir şeydi. Sonrasında tabi düşündüğümüz, artık meselenin gerçekliğine vakıf olduktan sonra düşündüğümüz kısmı burası. Şevket Çoruh konservatuvar sınavına çalıştırdı beni, çok zorlu ve çok güzeldi. Sonra tabi Yıldız Kenter, Suat Özturna, Mehmet Birkiye, Engin Uludağ, Haldun Dormen gibi isimlerin olduğu bir jürinin karşısında sınava giriş parçalarını oynamış olmak ve o sınavdan tabiri caizse başarılı çıkmış olmanın verdiği duygu ve his paha biçilemez. Evet, çok heyecanlıydı, çok çok güzeldi, çok mutluydu ve nur içinde yatsın haberi de bana, o zaman Müjdat Gezen çocuk kampında Kilsoy’ta çalışıyordum, o kampa bir tepsi baklava göndererek annem haber vermişti. Kadıköy’e inip o öğrenmişti sınavı kazandığımı. Anneciğim haber vermişti yine, yani yine kadından öğrendim anlayacağınız. 

Aşkın Kanunu dizisinde neler oldu? Yine bir kadın dokunuşu var burada size ama bu kez yüreğinize…

Aşkın Kanunu dizisinde aşık oldum, aşkın kanununu yaşadık. O zaman da bir kadın dokundu. Ceyda’yla biz çok iyi arkadaş olduk önce, sonra ben onun anlattıklarının ve konuştuklarının içinde kayboldum. Kaybolurken aşık oldum ve bugünü getirdi o günler bize. Aşkın Kanunu o yüzden hayatımdaki en önemli işlerden bir tanesi. 

Ceyda Düvenci’yle birlikte yine hayatınıza özel biri daha girdi: Melisa. O sizin yüreğinizde nerelere dokundu, yüreğinizin neresi çiçeklendi? 

Melisa benim hayatımın tamamına dokundu. Melisa benim gücüm kuvvetim oldu, inandıklarım oldu. Melisa’nın olduğu bir hayatta ve Melisa kadar güçlü kuvvetli birini tanıdıktan sonra yoruldum dememek gerektiğini öğretti, bana çok fazla şey öğretti. Melisa sakin olmayı öğretti, Melisa baba olmayı öğretti, Melisa insan olmayı öğretti. Her şeyi, olanı olduğu gibi kabullenmeyi öğretti. Melisa öğretti, öğretmeye de devam ediyor. Melisa çok önemli.  

Otomobilinizle otobanda giderken Melisa’nın söylediği bir söz dolayısıyla aracınızı kenara çekip dakikalarla ağladığınız o anı bizimle paylaşır mısınız?

Melisa’nın bana ilk baba dediği an paha biçilemez. Yani ne hissettiğimi anlatmam da çok zor, mükemmeldi. O bana ‘Sen benim asker babamsın’ demişti, birlikte savaştığımız bir dönemdi. ‘Sen benim asker babamsın’ demişti, şahaneydi. Çok böyle meseleyi cilveli bir hale getirmek istemiyorum, mükemmeldi. 

Bu yoğun duygu durumundan tiyatroya, oyunculuğa ve sektöre geçelim. Ama ondan önce kadın-erkek eşitliği konusunda ne düşünüyorsunuz, bu konudaki fikrinizi alalım?

Kadın erkek eşitliği konusunda çok fazla bir şey düşünmüyorum. Çünkü kadınla erkeği birbirinden ayırmıyorum, herhangi bir canı birbirinden ayırmıyorum. Nefes alan, yaşadığından emin olduğumuz herkesi birbiriyle eşit tutuyorum. Buna inanıyorum, inancım da bunu emrediyor. Ben kadın ve erkek ayırmıyorum. “Dişi erkek sorulmaz muhabbetin dilinde” demişler, bizimki de o hesap. 

İçerisinde bulunduğunuz sektörde, kadınlar daha mı özgür? Sanat dünyası içerisindeki kadınlar daha özgür algısı yanılsama mı? 

Bununla ilgili açıkçası bir araştırmam olduğunu söyleyemem ama kadınlar bu ülkede yeteri kadar özgür değiller, onu biliyorum. Dolayısıyla benim içinde bulunduğum sektörde de çok özgür olduklarını düşünmüyorum. Ama bununla beraber bunun sektörel bir durum olduğunu da düşünmüyorum. Genel olarak kadına bakışıyla ilgili bu ülkenin ciddi bir sorunu var, kadını ikinci plana atmakla ilgili. Bunun halledilmesi lazım. Yani bu sektörel bir sorun değil bu toplumsal bir problem. 

Siz tiyatroda yöneticilik de yaptınız. Birçok dizi ve filmde yer aldınız. Ücret eşitliğine dikkat ediliyor muydu?

Ücret eşitliği çok karmaşık bir durum. O biraz statüsel olarak değişen bir şey. Haklar hukuklar meselesi o anlamda benim fikir sahibi olduğum ya da bir şey söyleyebileceğim bir durum değil. Evet, eşitsizlik var ama onu da galiba bir önceki sorudaki gibi cevaplamak lazım. Eşitsizlik birçok alanda var bizim toplumumuzda, dolayısıyla gerek ücret eşitsizliği gerek insan eşitsizliği… Eğer meseleyi böyle değerlendirecek olursak, eşitsizlik var. Keşke olmasa diyebilirim sadece. 

Hadsiz Kadınlar adında dergide yayınlanan bir çizgi roman serimiz ve yine aynı isimle Turkcell Dergilik aplikasyonu ve Fizy’de yayınlanan bir radyo tiyatrosu serimiz var. Cumhuriyet’in ilklerini başaran ve erkek egemen dünyanın çizdiği sınırları aşan kadınları tanıtıyoruz. İlki Samiye Cahid Morkaya ikincisi de Afife Jale’ydi. Sizin ‘hadsiz kadın’ kahramanınız kim olurdu? Neden?

Sizin söylediğiniz isimler çok değerli, çok kıymetli. Onlarla beraber bugünlere bizim gelmemize neden olan onlarca kadın var. Muhteşemler her biri. Yani bugünkü voleybolcu kızlarımıza kadar gider benim açımdan ama şu anda bununla ilgili kişisel olarak bir isim vermem gerekirse o benim eşim derim. Ceyda olabildiğince hadsiz bir kadın bence. Çalışmaktan hiç yorulmayan, hayallerini gerçekleştirmek için savaşmaktan asla vazgeçmeyen, gözümün önünde canlı kanlı en önemli karakter, en iyi tanıdığım, kendi ayakları üzerinde durmayı becermiş, becermeye de devam eden en net karakter benim eşim. O yüzden Ceyda Düvenci derim. 

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER