Dinlemek bir seçimdir!

Bundan önceki sayılarda ‘varsaymak’ ve ‘taklit edilmek’ konularından bahsetmiştim. Bu ay ise ‘dinlemek bir seçimdir’ konusuyla geldim.  

Şirket çalışanları ve yöneticileriyle çeşitli vesilelerle bir araya geliyorum. Mevcut ekonomik koşullar, sürekli değişen ve giderek belirsizleşen ortam, en çok da dayanıklılığımızı test ediyor sanki. Siz ne dersiniz?

Vakit hiçbirimize istediklerimizi yapmak için yeterli gelmiyor. Dost sohbetlerinde dünyanın daha hızlı dönmeye başladığını konuşuyoruz. Üstelik pandemiyle beraber iş-özel hayat dengesi bozuldu, hayattan beklentilerimizi çokça düşünme fırsatı bulduğumuzdan aklımız iyice karıştı. Önümüzde uzun bir beklentiler ve yapılacaklar listesi var. 

Bu değişken, belirsiz, karmaşık ve paradokslarla dolu yaşamımızda giderek birbirimize daha az vakit ayırıyor, birbirimizi daha az dinliyoruz desem itirazınız olur mu? Ya da dinlemeyi bilmiyoruz desem?.. İki satır bile sürmeyen WhatsApp mesajıyla birbirimizi anladık zannediyoruz. Sesi, tonu, çoğu zaman görüntüsü olmadan sadece emojilerden duyguyu tahmin ederek yorumladığımızı düşünürsek cevaplarımız “Yok canım dinliyoruz” demeye pek gitmiyor, değil mi?

Zorunlu fiziksel ihtiyaçlardan sonra en önemli ihtiyacımız, değerli olduğumuzu ve anlaşıldığımızı hissetmektir. İş hayatı, özel hayat fark etmeden sosyal varlık olan biz insanlar, birlikte olduğumuz topluluklarda en çok bu iki beklentiden etkileniyoruz. 

Araştırmalara göre bir günde vaktimizin yüzde 70-80’ini iletişim için kullanıyoruz. İletişimin türlerine göre baktığımızda, bu zamanın yüzde 5-8’ini yazmak, yüzde 10-15’ini okumak, yüzde 30-35’ini konuşmak ve yüzde 45-50’sini de dinlemek için kullanıyoruz. Zamanımızın çok önemli bir kısmını dinlemeyle geçirdiğimiz bir günde, dinleyerek sağlıklı iletişim kurmamız gerekirken, anlatılanın yarısını duyuyor, onun yarısını dinliyor, dinlediğimizin yarısını anlıyor ve onun yarısını da aklımızda tutuyoruz. Yani tam olarak dinlemiyor, dinliyormuş gibi görünüyor, yanlış anlıyor veya yanlış yorumlayıp algımıza göre değerlendiriyoruz. Doğal olarak bu sonuç, hem iş hem sosyal ilişkilerimizi hem de kariyerimizi fazlasıyla etkiliyor.

Şirketlerle sıklıkla bağlılık ve verimlilik konuları odağında konuşuyoruz. ‘Sessiz istifa’ diye adlandırdığımız kopmuş çalışanlar, bağlı olmayan ama bağımlı olanlar, halihazırda zar zor bulunan potansiyel çalışanların sık sık yer değiştirmesi sonucu artan çılgın tempo… Kendisine bir anlam bulmak isteyen, bulunduğu ortamda kendini değerli hissetmek, seslerini duyurmak ve anlaşılma beklentisinde olanlar. İş dünyasının büyük bir kısmı bunu yaşıyor, sadece çok az bir kesim bu durumla başa çıkabilmeyi başarmış durumda.  

Değerli olduğumuzu ve anlaşıldığımızı hissetmek sadece işyerleriyle sınırlı değil tabii ki: Evde, okulda, sokakta, hayatın içinde, her yerde ve sahip olduğumuz her rolde. En yaşlısından, dünyaya yeni gelen bebeğe kadar herkes, anlaşılmayı bekliyor ve ilgi görmeye çalışıyor. 

Peki ama bu beklentilerimiz karşılanabilir mi? Ben kocaman bir evet diyorum. Hatta arkasına kocaman bir gülen surat koymayı istiyorum: ?

Dinlemek bir seçimdir. Dinlemeyi seçtiğimizde kapılar açılıyor, güven bağı oluşuyor, zorluklar azalıyor, problemler çözüme kavuşuyor, en azından çözümü kolaylaşıyor.  “Can kulağıyla dinlemek”, dilimize yerleşen ne güzel bir tabir. Bir yönüyle dinleme sanatı olarak tarifleyebileceğim koçluk mesleğinde, eğitim alırken en çok dinleme üzerinde durulur. Tüm benliğinle, tüm duyularınla, anda kalarak, karşındaki kişiye kendini vererek ön yargısız dinlemeyi öğreniriz. Dinlemenin aktif bir eylem olduğunu, karşımızdakini duymak ve sorular sorarak daha iyi anlamanın yollarını öğreniriz. Gelişim programlarında da sıklıkla üzerinde durduğumuz bir konudur dinlemek. 

Dinleme eğitimlerinin, eğitim sistemimiz içine eklenmesi gerektiğine yürekten inanıyorum. Küçük yaşlardan itibaren aktif dinleme dersi alsak, ağaç yaşken eğilir ve birbirimize karşı daha mı anlayışlı olurduk? Daha mı az ayrıştırırdık birbirimizi? İşbirliğimiz artar, kazan-kazan sonuçlara ulaşır, bugünün iş dünyasında iş odaklılıktan çıkmakta zorlanan liderlik becerilerimize daha çok insan odağı ekleyebilir miydik?

AceUp Araştırma Şirketi’nin 2022 araştırma sonucuna göre, araştırmaya katılanların yarısından fazlası, insan odaklı liderliği kritik olarak değerlendiriyor. Günümüz iş dünyasında başarılı lideri; güçlü ilişkiler kuran, kapsayıcı ekipler yaratan ve başkalarını etkilemek için iletişim becerileri yüksek,  şefkatli liderlik olarak tanımlıyor.  

Sonuç olarak, insanların kendini anlaşılmış ve değerli hissetmelerini sağlamak için, anlamak için dinlemek önemli. Biz dinlemeyi seçtiğimizde ve bunu becerebildiğimizde mutlu ilişkiler, mutlu arkadaşlıklar, mutlu işyerleri ve mutlu çalışanlar için olumlu ve güvenli bir iklim yaratmak, anlayışlı bir toplum olmak kolaylaşacak.

Şimdi tercih bizim.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER