Dayanın, direnin dayanışma içinde olun

Merhaba Canan Hanım. Sohbetimize hoş geldiniz. Kadın – erkek eşitliğini konuşmaya, sizin tarihinizin ilk yıllarından başlayalım istiyorum. İlkokuldayken çocuk tiyatrosundan kazandığınız parayla kitap, özellikle de masal kitapları alıyormuşsunuz. Bugün dönüp baktığınızda, masal dünyasında eşitlik ne durumdaymış? Erkek egemen bir dünya mı yine orası da?

Evet, masallar da erkek egemen bir dünyayı anlatıyor. Kız çocuklarının aklına küçüklükten itibaren ‘beyaz atlı prens’ saçmalığını sokuyorlar. Erkeği kurtarıcı gibi gösteriyorlar.

İlk gençlik yıllarınızı da göz önüne getirirseniz, kadın erkek ilişkileri nasıldı?

Ben erkek üstünlüğüne hiç inanmadım ama sol örgütlerin çoğunda veya hemen hepsinde ‘bacı’lar çay kahve işiyle meşguldü! Gerçi bütün protesto yürüyüşlerinde hep en önde idim ama bu bir şeyi değiştirmiyordu. Ben o grupların hiçbirinde olmadığım için kimseye de çay kahve yapmadım. Erkekler kendilerini karar verici konumunda görüyorlardı, bu da benim sinirime dokunuyordu.

Bir röportajınızda “Kadın ve erkeğin Türkiye’de eşit olduğu yanılsamasıyla büyümüş bir kuşaktan geliyorum” diyorsunuz. Bu cümleyi açar mısınız? Ne demek istiyorsunuz? O yanılsamalardan örnekler verebilir misiniz?

Feminist bilinç yükseltme gruplarına katılıncaya kadar kendimi erkeklerle eşit sanırdım. Anayasa kadın ve erkeğin yasa önünde eşit olduğunu yazıyordu. Evimizde de erkek kardeşlerime hizmet ettiğimi hatırlamıyorum. Ancak bilinç yükseltme gruplarında eşitsizliğin önce Medeni Kanun’un ‘aile hukuku’ bölümünde ve Türk Ceza Kanunu’nda olduğunu çok sinirlenerek ve üzülerek gördüm.

Hukukçu olma nedeninizi ve süreci bizimle paylaşır mısınız?

Pek çok konuya ilgim vardı. Felsefe, Türk dili ve edebiyatı, sanat, sosyoloji gibi. Bana göre bir hukukçu dilini  düzgün telaffuz etmeli ve düzgün konuşmalı idi, sanatla ilgisi olmalı idi,  kısacası ot gibi yaşayan biri olmamalı idi. Ayrıca  haksızlığa hiç ama hiç tahammülüm yoktu. O nedenle düşündüm taşındım ve hukuku seçtim. Ben fakülteye girdiğimde moda tıp, eczacılık, teknik üniversite idi ve  bir kara tahtaya  beyaz tebeşirle “Tıp: Giremezsin; Teknik üniversite: Giremezsin; Eczacılık: Giremezsin; Hukuk: Girersin ama çıkamazsın” yazıyordu. Bu kısmen doğru idi, birinci yıl Anayasa ve Roma hukuku, ikinci yıl idare ve ceza, üçüncü yıl usul hukukları dördüncü yıl da ticaret özellikle kara ticaret hukukundan insanlar belge alıp fakülteden ayrılıyorlardı. Kitaplar çok kalındı. Önce yazılıya sonra sözlüye giriyorduk. Sözlüden kalınca yazılıdan da kalmış oluyorduk.

Şöyle bir olay anlatılıyordu. Üçüncü sınıfta, ‘Amme Hukuk’ kitabı çok kalındı ve sınavı sözlü olup çoğunluk kalıyordu. Dersin hocası Recai Galip Okandan adlı bir profesördü. Bir yıl yurtdışına gidince idare kürsüsünden İsmet Giritli derse girmiş ve çoğunluk geçmişti. Derler ki, Recai Galip yurtdışından İsmet Giritli’ye mektup yazıp, “Oğlum İsmet, duydum ki Amme’den aff-ı umumi ilân etmişsin” demiş, İsmet Giritli de cevap olarak, “Hocam Amme’den aff-ı umumi ilân etmedim, önsöz ile dip not sormadım” diye cevap vermiş. Nitekim benim Amme sorum dip not idi ve cevap verince sınavı yapan hoca konuyu nereden bildiğimi sormuştu. Ben de yazarın kitabının kendisini okuduğumu söylemiştim.

Çocukluğumdan beri okumayı sevdiğim için Hasan Ali Yücel’in bakanlığı sırasında Türkçe’ye çevirttiği maarif klasiklerinin çoğunu zaten okumuştum.

Kadın hakları savunucusu olma yolunda ilk adımınızı nerede attınız?

Tabii ki İstanbul’da. Benim küçüğüm olan erkek kardeşim, İktisat Fakültesi’nde siyaset bilimi kürsüsünde idi ve Şirin Tekeli’yle aynı kürsüde idiler. 1980 darbesi sırasında bir gün Şirin telefon etti ve kadın haklarıyla ilgili toplantı yapacaklarını, ilgimi çekip çekmediğini sordu. Hemen kabul ettim ve Gazeteciler Cemiyeti’nin toplantı salonunda ilk toplantıya gittim. Kalabalık bir gruptuk, gidiş o gidiş.

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı nasıl ortaya çıktı? Kuruluş sürecinde neler yaşadınız?

Kadına yönelik erkek şiddetiyle ilgilenen kadınların çoğu solun çeşitli gruplarına mensuptu. Troçkistler, Leninistler, Stalinistler vs. gibi  ve bütün kadınların ortak olduğu nokta ise kadına yönelik şiddet idi. Bu noktada yoğunlaşma kararı alındı. Amerika’dan ithal bazı görüşler vardı: Kadına şiddet uygulayan erekler öğrenim düzeyi düşük ve maddi durumu kötü erkeklerdir, gibi. Bu saçma miti yıkmak üzere bir ilan verildi ve şiddete uğrayan kadınların bize yazması istendi. Bu arada şiddetten sadece fiziksel şiddet anlaşılıyordu. Üniversite mezunu pek çok kadının, maddi durumu çok iyi olan gene yüksekokul mezunu kocalardan ve erkeklerden şiddet gördüklerinin mektupları gelmeye başladı. Bu mektupları ‘Bağır Herkes Duysun’ kitabında topladık ve sonra kadınlar için bir sığınak kurmaya karar verdik.

Sığınaklar önce 1972 yılında Londra’nın Chiswick semtinde açılmış. Aynı yıllarda Kanada’da açılmış. Ne de olsa aklın yolu bir.

Londra’da kadınlar haftanın belli günleri, bizdeki erek kahveleri gibi, bir yerde toplanıp ahbaplık ederlerken her defasında bir kadının kaşı patlamış, gözü morarmış, bedenin çeşitli yerlerinde çürüklerle geliyor. Ama kadınlar, “Merdivenden düştüm”, “Kapıya çarptım” gibi açıklamalar yapıyorlar. Sonunda biri, birlikte olduğu adamın kendisini dövdüğünü söylüyor. Bunun üzerine hepsi rahatlayıp uğradıkları şiddeti anlatıyorlar. Sonunda canlarını kurtarmak, can güvenliklerini korumak üzere bir ev kurmaya karar veriyorlar ve böylece kadın sığınakları ortaya çıkıp bütün dünyaya yayılıyor.

İşte biz de bu fikirden yola çıkarak  bu konuda deneyimli ülkelerde incelemeler yapmak üzere çeşitli ülkelere gittik. Ben ve Stella Ovadia İsveç’e, Şirin Tekeli Almanya’ya gitti. Sonunda Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nı kurmaya karar verdik. Mor Çatı resmen 14 kadın tarafından kurulmuştur. Aslında bir de 15’ici üyemiz vardı ama eşi politik olarak arandığı için o yurtdışına gitti ve kurucu olamadı.

Vakfın adına neden ‘Mor’ dediniz?

“Mor” feministlerin rengi olduğu için onu seçtik.

Kurucusu olduğunuz vakıf, kaç kadının hayatına dokundu? “Mor Çatı’yı iyi ki kurmuşum” dediğiniz an ne zaman oldu?

Kurucusu demeyelim de kurucularından diyelim, daha doğru olur. Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, 1990 yılında kuruldu ve bugüne kadar aşağı yukarı 40.000 kadına hizmet verdi.

Mor Çatı’nın kuruluşunda yer aldığım için başından itibaren çok isabetli bir iş yaptığımı düşündüm. 

Ülkedeki erkek egemen anlayışın sizi artık ciddiye aldığını hangi süreçte anladınız?

Sanıyorum ki ilk günden beri ciddiye aldılar, çünkü ata erkine bir baş kaldırıştı. O nedenle ilk günden itibaren ciddi olarak saldırmaya başladılar.

Türk hukuk sistemindeki hâkim anlayışı temelden sarstığınız birkaç örneği bizimle paylaşır mısınız?

Aile hukuku, kadın ve erkeğin eşitliği üzerine kuruldu ama gene de kadının evlenmeden önceki soyadını tek başına taşıması için gerekli düzenleme yapılmadı. Kadının kendi soyadını koruması için dava açması, bunun için harç ve vekâlet ücreti ödemesi, kararı nüfusa işletmesi gibi birçok işle uğraşması gerekli.

Ceza kanununda önemli değişiklikler oldu. Önce cinsel suçlarla ilgili bölümün ‘Nizâm-ı Aile ve  Adab-ı Umiye Aleyhine Suçlar’ başlığı değiştirilerek ‘Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar’ başlığı altında toplanmış, böylece devlet insanların ‘cinsel dokunulmazlıkları’ olduğunu resmen kabul etmiştir.   Kadının tecavüzcüsüyle evlenmemesini sağlayarak, tecavüz edenin cezasızlığı ortadan kaldırılmıştır. Evlilikte tecavüz kavramı getirilmiştir. İlk akla gelenler bunlar, daha pek çok olumlu madde ceza kanununa girmiştir ama bu hükümetle uygulama tamamen eskiye döndürülmeye çalışılmaktadır.

Laikliğin kadın hakları açısından önemi nedir sizce? Erkeği yücelten tek tanrılı dinlerin bu eşitsizlikteki rolü nedir?

Laiklik insanlara inanç özgürlüğü getirir, bu özgürlük inanmama özgürlüğünü de sağlar. Aile, hukuk açısından çok önemlidir. Çünkü birilerinin önerdiği gibi her din mensubuna kendi kutsal kitabında yazan kuralların aile hukukuna uygulanması büyük bir kaos yaratır. Bir Hıristiyan ile bir Yahudi veya bir Yahudi ile bir Müslüman evlendiği takdirde ne olacaktır? Ayrıca şeriatın uygulandığı ülkelerde kadınların dokuz ay bedenlerinde bakıp büyüttükleri, o nedenle ayak tabanlarının çökmesine sebep olan, doğumda inanılmaz acı çektikleri, bazen sakat kalıp bazen öldükleri, aylarca emzirdikleri çocukları üzerinde hiçbir hakları yoktur. Erkekler sırf erkek olarak doğdukları için kadına üstün sayılmaktadır.

Genel olarak  tek tanrılı dinler kadınlar için korkunç bir kâbustur diyebilirim.

Sormasak olmaz. Kadınların bedel ödeyerek elde ettikleri kazanımlarda bugün durum nasıl? Geriye gidiş var mı? Gelecek için neler söylemek istersiniz?

Ne yazık ki AKP hükümeti kadınların bütün kazanımlarını geriye götürmek için elinden gelini yaptı ve yapıyor. Din diye ortaya çıktılar, çocuk istismarlarına göz yumuyorlar. Kadın cinayetlerini açıkça destekliyorlar. “Evlenme teklifini kabul etseydi öldürülmeyecekti”, ne biçim karardır? Bağımsız yargı kalmadığı için ve çoğu yargıç da AKP avukatlığından bozma oldukları, o kürsü dışında kimsenin önemsemeyeceği kişilerden oluştukları için aşağılık komplekslerini tatmin ve elde ettikleri avantajlardan olmamak amacıyla hükümete yaranma uğruna hukukla ilgisi olmayan kararlar veriyorlar. ‘Ensestte çocuğun  rızası’ ne demek? Ensar Vakfı’nda o kadar çocuk cinsel istismara maruz kaldı, onu bile hoş gördüler. Kur’an kurslarındaki çocuk istismarlarından söz etmeyi suç saymaya başladılar. Nevzuhur yargıçlar kendilerini avukattan üstün sayma gibi sanrılara kapılmaya başladılar. Neyse… Benim ki, “Bir dokun bin âh işit kâse-i fağfurdan” meselesi. Bu devirde avukatlık yapmak gerçekten kahramanlık. Bir de şiddete maruz kalan, öldürülen kadınların veya cinsel istismara uğrayan çocukların avukatı iseniz işiniz gerçekten zor.

Çocukların evlendirilmesine karşı vermiş olduğunuz mücadele dolayısıyla, her yıl insan hakları alanında farklı ülkelerden bir kişiye verilen Bruno Leoni Enstitüsü Hukuk Ödülü’nü 2018 yılında aldınız. Ödülün üzerinde ‘Özgürlük Savaşçısı’ yazıyor. Bir özgürlük savaşçısı olarak kadınlara ve kız çocuklarına mesajınızla sohbetimizi bitirelim.

Dayanın. Direnin. Dayanışma içinde olun. Haklarınızdan asla ama asla vazgeçmeyin. Unutmayın, toplumun eşit üyesisiniz. Yaşamın ‘pruva general’i yok.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER