Bolluk Bereketin Terminolojisi: Mümkün ve Kolay

BAHAR SOYSAL
Latest posts by BAHAR SOYSAL (see all)

Kişisel gelişimin dünyaya hızla yayıldığı bu çağda, esen en moda sloganlardan biri de ‘Mümkün ve Kolay’!

Spiritüel çalışmalara ilgi duyanların neredeyse her an karşısına çıkan bu iki kelimeyi bu kadar sihirli yapan nedir?

Özellikle biz kadınların, kadın olmanın zorluğuyla ilgili bilinç altımıza işlemiş çokça inanç kalıbı varken bu alandan özgürleşmek, kolaylıkların ve mümkünlerin olduğu bir bakış açısına, anlayışa geçmek bizde ve tüm sistemi etkileyen kolektif hafızada nasıl bir açılım yaratır?

Kadın olmak zordur.

Kadınların paraya erişimi zordur.

Kadınlar işlerinde yükselmek için çok çaba sarf etmek zorundalar.

Kadınların yardım alması zordur.

Kadınların kabul görmeleri zordur.

Kadınların özgür olmaları zordur…

Bitmeyen, hücre hafızamıza işlemiş daha birçok inanç kalıbının listesini sıralayabiliriz. Bu inançları sistemimizde tuttukça bunların doğurduğu deneyimleri yaratırız hayatımızda. Kendini gerçekleştiren kehanet gibi.

Peki, bunlar yaşanıyor. Biz inkâr mı edeceğiz? Elbette yaşandı, yaşanıyor ancak yeni hikâyeler yaratmak mümkün. Tam da bu satırları karalarken, ‘Filenin Sultanları’ndan ilham alalım. Onlar şampiyon olmanın ‘mümkün’ olduğuna inançlarını sarsılmaz bir bütünlükle, kararlılıkla korumuş olmanın sonucunda bir destan yazdılar. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100’üncü yıldönümünde bize kim olduğumuzu, hem kadın olarak hem millet olarak hatırlattılar. Kadının rahminden doğdu ülkem yeniden. ‘Mümkün’ olduğunu bize yaşattılar. Tam da en çok kendimizi hatırlamaya ihtiyaç duyduğumuz anda. Bu ülkenin bir olma halini, yetkin olma, çalışkan olma, dosdoğru yolda olma, lider olma erdemlerini yeniden aktive ettiler. Kendi içlerinde birliği yakalayarak ekip olarak, kız kardeşler olarak, eril enerjiden tam bir destek alarak,  sistemin kusursuz işleyişini, bütünselliğin hata aramadan, katan, kapsayan, iyileştiren ve yeniden doğuran dişil doğasını bize yaşattılar. Varlıklarına şükürle!

KURBAN BİLİNCİNİ TERK EDİŞ

İtiraf etmek gerek ki, kurban olmayı seven bir tarafımız var. ‘Zavallı Ben Sendromu’na tutunan benliğimiz, ilerlememek için bahaneler yaratmaya, konformist alanında kalmaya ya da ilerlerken kendisine, empati başlığı altında acıyan, ‘ah ah, vah vah’ diyerek bağ kuran tipolojideki seyirciyi toplamayı seviyor. Bu neredeyse hepimiz için hayatımızın bir döneminde geçerli olmuş olan bir hal. Elbette insanız, halden hale geçeriz. Bu da evrimleşmedeki bir halimiz. Buna da kabul deyip burada fazlaca mola verip vakit geçirmeden, bu hali terk etme, buradan geçme vaktidir dostlar.

Bizi kurtaracak yok. Biz kendimizi kurtaracağız.

Acıdan beslenip seyirci toplamanın, alkış almanın, yandaş bulmanın modası geride kaldı. Arabesk halimiz bizi acıda birleştirebilir ama öteye hep birlikte gitmek için daha fazlasına ihtiyacımız var. Şimdi sorumluluk almanın vaktidir. Bir yetişkinin bakış açısıyla ‘makus talihin’ melodramasından çoklu seslerin mükemmel orkestrasyonunda hem birey olma hem bir olma deneyimine açılma vaktidir. Bunu gerçekleştirmek için artık gücümüze sahip çıkmaya, gücümüzün sorumluluğunu almaya, seçimlerimizi yapmaya, kararlılıkla ilerlemeye, suçlu aramadan, hata yapmaktan korkmadan, cesaretle, yaşamın içinde kalarak ve güvenerek içsel fenerimizle ilerlemeye hazır mıyız?

Evet, kesinlikle hazırız!

Hazır olmasaydınız, bu satırlar asla önünüze düşmezdi!

KITLIK BİLİNCİNDEN VARLIK BİLİNCİNE GEÇİŞ

Kıtlık yoktur.

İsmi üzerinde, kıt olan yok olandır. Kıt olan varken yok olansa, o zaman o her neyse, bir vakit varlık halinden haberdar olduğumuzdur. Yani artık varlığına şahitlik edemeyen halimizdir ‘yok’ diyen. O yok olduğundan değil, yok bilindiğinden, şahitlik edilemediğinden.

Öyleyse, ‘yok’luğa yani ‘kıt’lığa terk ettiğimiz zihnimiz, bizi ‘kıt’lıkta olduğumuz zannına götürür.

Ve bu bakış hali bizi var olma haline şahitlik etmekten alıkoyar.

Elbette ki bu durumun atasal kayıtlarımız dahil olmak üzere, yaşam deneyimine dönüşmesinde bir çok kök sebebi vardır. Sebep ne olursa olsun o sebepleri anlamak, aşmak ve yeniden güneşle aydınlanmak dönemidir. Güneş ışıktır. Eril yönümüzdür. O görünür kılandır, kılavuzluk edendir. Ancak ışık olduğunu unutan bir eril, kendi karanlığında kalır, kör olur, kendi körlüğüne diğerlerini sürükler. Kaynaklarını unutur. Kaynaklarla bağlantısını unutan lider, kendine güvenini yitirir. Kaynaklara olan erişimindeki kısıtlara odaklanır. Kaynakların sonsuzluğunu unutur, panikler.

Oysa ki içeride ve dışarıda kaynak hep vardır. Bir zan üzerine, ‘yok’luk haline odaklananın şahitlik edebileceği tek gerçeklik ‘yok’luktur.

Siz şimdi neye şahitlik etmeyi seçiyorsunuz?

Sonsuz kaynaklara erişim hakkınız olduğunu hatırlamaya ve sizi kör eden bakış açılarınızdan saflaşarak kaynaklara yeniden bağlı olduğunuzu hatırlamaya var mısınız!

DEĞERLİĞİMİZE KABUL, KOŞULSUZ ALMAYA İZNİ BERABERİNDE GETİRİYOR

Hepimiz çok değerliyiz. Değerimizi belirleyen neyi ne kadar yaptığımız yapmadığımız, ne kadar başarılı olduğumuz değil. Bu sadece bizim inandırıldığımız koşulluluk hikâyeleri. Evren koşullarla çalışmıyor. Bize sunulan hediyeler koşullara bağlı değil. O koşulları önümüze koyup da kaynaklara erişimimizi kısıtlayan, engelleyen biziz. Ancak birtakım koşulları yerine getirirsek hediyeleri almaya hakkımız olacağına inanan biziz. Sistemin böyle bir ön ödemesi, böyle bir ön koşulu yok. Sistem yetkin, verimli ve doğurgan. Biz almadıkça sadece sıkılıyor, biriktiriyor ve üretime ara veriyor. Öyleyse, artık kendimizi almaya layık görelim. Çünkü biz çok değerliyiz.

‘MÜMKÜN VE KOLAY’ KAPISINI AÇIYORUZ

‘Mümkün ve Kolay’  enerjisinin çalışması için neredeyse temelde bilmemiz gereken tüm malzemeleri toparladık. Dedik ki şu kurban bilincinden bir çıkalım, gücümüzü başkasına teslim etmeyelim. Gücümüzün sorumluluğunu alıp hayatımıza yön veren ustalar olalım. Böylelikle mümkün kılma isteğimiz, kararlılığımız ve gücümüz olsun! Sonrasında, kıtlığa dair kanıt arayan zihin yapısından, varlık evreninden haberdar olan bilince geçtiğimizde, kolaylık kendiliğinden geldi sistemimize. Bir de üzerine kendimizi almaya layık gördüğümüzde, sunulan bolluk akar oldu yaşamlarımıza. Şimdi bu anahtarları alalım, bolluk kapılarını bir bir açalım. Ve hatırlayalım, kapı varsa kilitleyen de biziz açan da…

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER