Bolluk bereket bilincimizi kemiren KISKANÇLIK

BAHAR SOYSAL
Latest posts by BAHAR SOYSAL (see all)

Kıyaslama üzerinden evrilen içsel sistemlerimizde yaşanan kaosun isimlerinden biridir ‘kıskançlık’. 

Bazen açık ve görünürdür. Bazense kendimizden bile gizlenecek kadar sinsi veya örtülü. Kibir ve eksiklik kutupları arasında dalgalandırır insanı. Kibrin içinde başkalarını olduğu gibi kapsayıp kabul etmeme hali deneyimlenirken, eksiklik kutbunda kendini olduğu gibi kabul edememe hali vardır. Biri diğerinden farklı değildir. Kabulün olmadığı yerde, bu kutupsal eksende olduğu sürece, insan hayatının bazı vakit ve sistemlerinde kibri, bazılarında ise eksikliği deneyimler.

Kişi yaşadığı halin içinden çıkmanın yolunun ancak ve ancak daha iyi olmaktan geçtiğine inandıkça okyanustaki girdap içine çeker. Okyanus deneyimin içinde iki olasılık vardır: Eğer ki, takılı kalıp kıyaslamanın duygusuna kapılınır, her seferinde hırslanarak daha iyi, daha güzel, daha başarılı, daha tercih edilir, daha daha olmak enerjisinde kalınırsa, okyanusun dibindeki yaşam korkutucu ve yıpratıcıdır. Hayatta kalma benliği sürekli tetiktedir, güvensizdir. Okyanus olacağım hırsıyla, okyanusu yutmak isteyen kişiyi okyanus bir anda yutabilir. 

Ama eğer ki kişi erken vakitte bir aydınlanma yaşar, sistemin ilahi zekâsına güvenir, “Ben benim, daha iyi bir halim varsa öğrenmek için gayretteyim, olduğum halimle kendimi kabuldeyim” dediği anda alttaki akıntı onu yüzeye çıkarır ve diğerleriyle birlikte okyanusun sonsuzluğunu ve sınırsızlığını kendi özgünlüğünde deneyimlemenin tadını çıkarır. Akış ve seyir halinde, etrafındakilerin özgünlüğüne şahitlik eder, takdir eder. Diğerleri de ona şahitlik edip varlığını takdirle onurlandırırken… Şahitlik evreninde şahit olabildiğimiz ne varsa, onun bir parçası da bizde olduğundandır. Aynamda gördüğüm bendedir. Dolayısıyla, herkes hem aynı anda biriciktir hem de birdir. Yüksek kabul, ilham ve güven, okyanustakilerin kalbindeki okyanusu açandır.

‘Yokluk’tan ‘Varlık’a yaşamdan alıntılar

Bolluk ve Bereket Bilinci dendiğinde çoğu insanın aklına önce ‘para’ geliyor. Bu sınırlayıcı bir düşüncedir. Para bir enerjidir, neşeyle gelir. Neşe, güvenli sevgiden doğandır. Öyleyse, her şeyin özü koşulsuz olan saf sevgidir. Koşulsuz sevgi, adı üzerinde, kabuldür:

Olduğun gibi seviyorum seni.
Olduğum gibi seviyorum beni.
Böylece kimsenin bir başkası olmasına gerek kalmaz.
Bu ilahi denge, ilahi zekânın huzurudur.

İnsanoğlu olarak nedense kendimize en çok zulüm eden canlılarız. Sistem; dualite, kutupsallık ile bizlere öğretiyor dengeyi. Bu sebeple, önce kendimize akan sevgiden şüphe ediyor, güvensiz hissediyor, güvende olmak için ne koşullar yerine getiriyoruz. 

Ne için? Biraz tükenip sonrasında kendimize kabul verip koşulsuz sevmek için. 

Nasıl oluyor da, bizim için yeterince sevgi olmadığına inanıyor, kendimizi kıt hissediyoruz?

Herkese var, bana yok mu?
Evet evet, herkeste var, bende yok.
Bu herkes için çalışır, benim için çalışmaz.
Zavallı Ben…
Bir şey yapmak gerek…

‘Onda varsa bana kalmamış olabilir’ modeli

Bu model işlemeye başladıysa durum pek iç açıcı değildir. Ve elbette ki, birçoğumuzun hayatında illa ki bir vakit işlemiştir.

Tatlı tatlı annemizle babamızla güzel zamanlar geçirirken, gün gelir eve bir leylek uğrar, bir kardeş bırakır.

Bu beni ve abimi de bu eve getirmiş olan leylek midir, sıklıkla bize uğrayacak mıdır, bilinmez. Ama biz sıcacık yuvamızda prensliğimizi, prensesliğimizi tam da ilan etmişken bir kardeşin gelmesi, evdeki rahatımızı elimizden alması hiç de hoş değil.

Anneden ve babadan aldığımız temel besin, sevginin kısıtlı olduğu sanrısı

Annemin babamın sevgisi şimdi üçe mi bölünecek? Ya bana hiç kalmazsa…

Zaten abimden sonra bu evde yer edinmek için yeterince beceriler geliştirdim, sempatik davranışlar sergiledim. Bir de benim gibi bir kız bebek geldi. Benim kıyafetlerimi giydirmeye başladılar bile. Off! Hayat gittikçe zorlaşıyor. Bir şeyler yapmalı. Bir takım şirinlikler, bir şeyler bir şeyler, dikkat çekmek gerek, benimle ilgilenmeye, beni sevmeye devam etsinler. 

Ne yaparsam çalışır? Geçenlerde kardeşim mamasını yemiyordu, anneme yardımcı olmak için kolunu sıktım, ya yesin ya da gitsin istedim. Bana kızdılar, çok ağladım. Bu çalışmadı. Başka bir şey bulmam gerek. Kardeşimi çok seviyormuşum gibi yapsam, onunla bizzat ilgilensem…

Biraz büyüyünce

Abim neden yapamıyor bu matematik olayını… Bizimkiler kızıp duruyorlar. Bu benim için bir fırsat alanı olabilir mi? Çok çalışsam sanki öne geçerim. Babam çok önem veriyor derslere. En azından babamın en çok sevdiği kızı olsam. Onu gururlandırmak için derslerimi çok iyi dinleyeceğim. Çok iyi olmalıyım. Sanırım evde bir numaraya yerleşeceğim.

Biraz daha büyüyünce

Yöneticim bu yeni kızı çok tutuyor gibi. Aslında hiç göründüğü gibi değil. Bence içi boş. Böyle dünyayı ben yarattım havasındaki tiplere gıcık oluyorum. Sen kimsin ki! Bu durum hiç hoşuma gitmedi. Bu unvanı almak için çok çalıştım. Böyle dışarıdan bedavadan gelenlere gıcık oluyorum. Gözüm üzerinde. Sağlam iş çıkarmalıyım. Ayrıca, bu kadın bu kadar işin arasında ne ara spor yapıyor, anlamadım. İnanılmaz fit. Off! Ne yapsam yetmeyecek gibi…

Bu iç konuşmalar size tanıdık geliyor mu?

Hayatınızın herhangi bir döneminde farklı konular üzerinden benzer hisler deneyimlemiş olabilir misiniz?

Kendi yolumuzda ilerlemek, marifetlerimizi görmek için gerçekten bir rakibe ihtiyacımız var mı?

Artık yetişkin olduğumuza göre, rakip yaratmadan yaşamda ilerlemenin mümkün olduğunu size söylesem…

Bulunduğumuz tüm sistemlerde, hepimizi besleyecek yeteri kadar (sınırsız) kaynak olduğunu sizinle paylaşsam…

Kendimizi sevdiğimiz, kendimize saygı duyup ne kadar kudretli olduğumuzu anımsadıkça, sınırsız kaynağa erişim için sınırsız olan kaynağımızın verimlilikle devrede olacağını…

Ve ayrıca kendimizi sevmek için yol kat etmemize gerek olmadığını, olduğumuz halimizle sevilesi olduğumuzu hatırlatsam…

‘Onda varsa benim için de vardır’ modeli

Bir önceki modelde dış referanslar hayatımızı yönetir. 

Zihnimizdeki ses, yaşımız kaç olursa olsun, annemizin babamızın sevgisini, onayını kazanmak için ilave bir şeyler yapmamız gerektiğine bizi inandırır. Bundan sebep dışarıdakilerle kendimizi karşılaştırır, bitmeyen bir eksiklik duygusuyla daha iyi olmanın yollarını araştırırız. Ve dışarıda her zaman bir yönleriyle bizden daha iyi olanlar vardır… Kıskançlık kaçınılmazdır.

Oysa ki, dış referansı sağlıklı gelişim modelinin bir parçası olarak kullandığımızda bu bağımlılık enerjisi değil, tüm var olandan ilham alan, takdir eden, onurlandıran, bağ kuran bir enerjidir.

Örneğin, bir bebeğin etrafındakileri gözlemleyip bunlar evrim geçirmişler, ayakları üzerinde duruyorlar, ben de taklit edeyim ile başlayan, onu ayağa kaldıran ‘Gözlemle, Kıyasla, Taklit Et Evresi’. 

Bu evreyi bir ergen için modelleyecek olursak:

Vayyy! Bu ağabey ne güzel gitar çalıyor. Ben de böyle güzel çalmak istiyorum, biraz çalışsam yapabilir miyim acaba? Annee, babaa yardım edin, yol gösterin. Ben ne yapabilirim?
Biraz internette gezineyim. Oh be! Oluyor işte. Hiç de fena değilim.

Peki ya sağlıklı bir yetişkin enerjisinde nasıl işler?
Kadın ne becerikli. Evini ne güzel dekore etmiş. Nereden doğdu bu fikirler? Bir soralım bakalım. Biraz da Pinterest’te gezinelim…

İlhamı alan yetişkinin kendi özgün kimliğine göre enerjiyi uyarlaması, işlemesi, kendisine göre yorumlayarak kendisini gerçekleştirmesi… Hem eğlenmesi hem de yapabilirliğini bilerek, kendine güvenerek yaşamını güzelleştirmesi. Bundan daha güzel bir şey olabilir mi?

Adı üzerinde, ‘Onda varsa benim için de vardır’ modeli, Bolluk ve Bereket yani Varlık Bilincidir.

Bolluk ve Bereket Bilincine açılmış olan kişinin kıskanmaya ihtiyacı yoktur. Çünkü tüm kaynaklar herkes için vardır ve de çoktur. Herkes özeldir. Başkasının aynısı olmak, herkesin bir kopyasının olması hiç de hoş olmaz. Dolayısıyla, herkes eşsizdir. Ve evren mükemmel yaratılmıştır. Herkese ilham verecek ne çok şey vardır… Hepsinin özü sevgidir. 

Bir başkasındaki güzelliği, marifeti görmek, takdir etmek, bendeki güzelliği, marifeti ortaya çıkarır.

Bir başkasını olduğu her haliyle sevebilme kapasitem, kendimi olduğum gibi sevme kapasitemi artırır.

Bir başkasındaki aşka aşkla tanıklık etmek becerim, bendeki aşktandır. 

Dışarıdaki benim aynamdır. İkilik yoktur. Birlik vardır. ‘Ben seni bilirim kendimden ötürü’ diyen şairin dediği gibi, eksiklik yoktur kabul vardır, kabulle gelen zenginlik var. O da sevgidendir.

Öyleyse, içimizdeki kıskancı görelim, anlayalım. Soralım ihtiyacı neymiş. Ve sonra diyelim ki: 

Ben seni olduğun gibi kabul ediyorum. Sen elinden gelenin en iyisini hep yaptın, yapıyorsun. Yaptığın fazlasıyla yeterli. Gayretini görüyorum, özgünlüğünü görüyorum, takdir ediyorum. 

Seni çok ama çok seviyorum. Sana sevgim kendimdendir.

Aşk’la, sağlıcakla…

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER