Bizim için yenilik olan şey gençler için hayatın kendisidir

Dişi Business dergisinde yeni bir sayfa açtık: Anneler ve Kızları. İlk konuklarımız da Silk and Cashmere markasının yaratıcısı Ayşen Zamanpur ve kızı Yasemin Zamanpur oldu. Hayatımızda yer alan markalar ve şirketler de birer organizma gibidir. Yaşamlarını sürdürürler. Bazıları kuşaklar arası geçişi sağlayamaz ve tarihteki yerlerini alırlar ama bazıları bu geçişi başarıyla sağlar ve geleceğe aktarırlar kendilerini. Silk and Cashmere markası da bunlardan biri. Ayşen Zamanpur ve Yasemin Zamanpur’la hem bu geçişi konuştuk hem de tavsiyelerini aldık.

 Silk and Cashmere markasının yaratıcısı Ayşen Zamanpur ve kızı Yasemin Zamanpur’u bu ay Dişi Business dergisinde ağırlıyoruz. Ayşen Hanım ve Yasemin Hanım sohbetimize hoş geldiniz. İş kadını, girişimci, yazar ve elbette bir düşü projelendirip hayata geçiren kadın olarak cevap verilebilir bütün sorulara yanıt vermişsinizdir Ayşen Hanım. Annelik duygularınızı, gençlere bakışınızı merak ediyoruz. O nedenle şu soruyla başlayalım: Yeni kuşakla ilgili neler düşünüyorsunuz? Onlara iyi bir dünya bırakıldı mı sizce?

Ayşen Zamanpur: Öncelikle ilk söyleyeceğim şey, genç kuşaklara çok inanıyorum, her zaman inandım. Gençlerin fikirlerine, dünyaya daha yakından daha içinden olmalarına, organik olarak teknolojiyle olan yakın bağlarına, vizyonlarına, hayal güçlerine inanıyorum. İkinci olarak da tecrübenin çok faydalı, çok yararlı, çok iyi bir şey olduğuna inanmakla birlikte şirket yönetimlerinde her iki kuşak bir arada çalışacaksa eğer bu güçlü duygunun aynı zamanda da zararlı bir araca dönebileceğini hissediyorum. Şöyle ki, yeniliklerin, inovasyonun, farklı bakış açılarını engelleyen bir güç de olabiliyor. Onun için ben 10-15 yıl öncesinden başlayarak şirketi gençlere devretme konusunda kararlılıkla ilerledim. Çünkü hayatta da gördüğüm çok farklı deneyimlerde, birlikte iş yaptığım insanlarda, iki nesil bir arada çalışanlarda hatta üç nesil bir arada çalışanlarda yaşanan sorunların kökeninde, her iki taraf birbirini çok sevse de orada sorunlar oluşabileceğini hissettim. O nedenle de ben diyorum ki vakit erkenken, tabii ki bir planlama içinde, bir çerçeve içinde, hazmederek, devrederek yeni nesillere yol açmak durumundayız. Siyasette de böyle, iş yaşamında da böyle… Yürekten inanıyorum ki bizim için yenilik olan her şey onlar için hayatın kendisidir.

Bu noktada Yasemin Hanım’a dönmek istiyorum. Siz neler söylemek istersiniz kendinizden önceki kuşaklara? Hem anneniz özelinde hem de genel olarak sizce ellerinden geleni yaptılar mı?

Yasemin Zamanpur: Bence tabii ki ellerinden geleni yaptılar. Sonuçta hayatın merkezine çalışmayı alan bir kuşak annemin kuşağı. Ellerinden gelen en iyi şekilde çalıştılar, çok çalıştılar, bazen kendi zararlarına çalıştılar. O yüzden yeni nesil olarak burada bir iş-yaşam dengesi kurmaya çalışıyoruz. Ama mevcut tabloda da bu tabii ki çok zor. Şu an günümüzün tablosu kimsenin suçu değil, dünya şu an burada. Ama bir önceki kuşağın yaşam şekliyle, iş yapış şekliyle şu anki uyumsuz. Çünkü sistem farklı. Onların yaptığı şeylerle biz aynı sonuçları elde etmiyoruz. Ben daha çok çalışarak daha çok para kazanmıyorum, daha çok saat vererek daha verimli bir sonuç çıkarmıyorum. O yüzden tabii ki onların tecrübelerini dinleyip ama kendi yollarımızı bulmak zorundayız. Çünkü dünya bambaşka ve her yıl daha da çok değişiyor. Ben sonuçta analog yaşamdan teknolojiye geçişi gördüm ama şu an yani Y Kuşağı bile takip edemeyeceği bir hızla geliştiği için sistem değişti, devir değişti, her şey değişti.

Sizinle devam edelim Yasemin Hanım. Silk and Cashmere’de şu an Kreatif Direktörlük pozisyonundasınız. Ama yolunuz Cashmere’le kesişmeden önce başka hayalleriniz varmış. Broadway tiyatrosu örneğin… Bu bir dönüşüm ya da vazgeçişse eğer, bunun nedenlerini bizimle paylaşır mısınız?

Yasemin Zamanpur: Ben Silk and Cashmere’le kesişmedim zaten kendimi bildim bileli içindeyim, o yüzden hani yolumun kesiştiği bir nokta değildi, yolum oydu zaten. Çocukluğumdan beri gerek annem babamın çalışmasına şahidim ya da ben de zaten setlerdeyim, mağazadayım, depodayım… Tabii ki çocukken hayallerim vardı, hâlâ var. Tutku başka bir şey, oyunculuk, sinema, tiyatro, film, televizyon… Bunlar benim tutkularım. Profesyonel olarak henüz gerçekleştirmedim belki istediğim şekilde ama hayat çok uzun, ben daha 33 yaşındayım. Türkiye’de bir genç olarak bazen kendimize genç olduğumuzu hatırlatmamız gerekiyor. Öyle bir iklimin içerisinde çalışıyoruz ki ben sanki ‘yolun sonundayım bazen’ gibi hissediyorum. Halbuki arada annem bana hatırlatıyor başında olduğumu. Hiçbir şeyden vazgeçtiğimi düşünmüyorum. Türkiye’de yaşayan, böyle bir aile şirketinin içine doğmuş bir insan olarak sorumluluklarım vardır, iklimin farkındayım, her şeyin farkındayım. Daha da genç olduğum için bir sürü şey yapabileceğimi düşünüyorum. Tek kariyer diye bir şey kalmadı zaten annem yazar şu noktada. O yüzden yeni başlıyorum gibi hissediyorum her ne kadar yorgun olsam da!

Ayşen Zamanpur: Bana yazar dediğin için çok teşekkür ediyorum. En sevdiğim title’lardan. Birincisi annelik, ikincisi iş, üçüncüsü yazarlık.

Peki yeni jenerasyon olarak Cashmere için neler yapıyorsunuz? Chasmere’i gelecekte neler bekliyor?

Şimdi zaten doğuştan DNA’sında doğallık ve sürdürülebilirlik olan bir marka. Sürdürülebilirlik kelimesi belki Türkiye’de yeni eklendi ama biz 30 yıldır zaten bu ilkeyle şirketi yürütüyoruz. O yüzden bunu her anlamda artırmak bizim önceliğimiz oldu gerek iş yapma şeklimizde, ofiste, gerek mağazada, gerek e-ticarette, gerek üretimde her zaman sürdürülebilirlik ön planda. Böyle olduğu için de biz çok sağlıklı bir şekilde iyi bir mücadeleyle güçlü bir marka olarak dayanabiliyoruz. Hiçbir şekilde hızlı tüketim, hızlı üretim, hızlı hızlı… Biz onun dışında bir yerde kalmayı başarıyoruz her anlamda. Onun dışında da özellikle CEO’muz ağabeyim Ferhat Zamanpur şirkete profesyonel anlamda girdiğinden beri dijitalleşmeye çok önem veriyor. 7 yıldır inanılmaz büyük bir odak zaten e-ticaret bizde. Yani dijitalleşme, e-ticaret şu an bu şirketin en hem güçlü olduğu konulardan biri, en öncü olduğu konulardan biri, en kendine güvendiği ve kendini geliştirdiği yerlerden biri olduğu için, biz hani normalde şey diye düşünüyorduk: “Asla kimse dokunmadan kaşmir alamaz.” Yani yüzlerce insan  tıklayarak kaşmir alıyor ve büyük bir güvenle alıyor, bunu sağladığımızı düşünüyorum. O yüzden hani kaşmirin geleneğine, duygusuna, dokusuna, kalitesine sadık kalarak dediğim gibi modern dünyaya adapte ediyoruz ve bunu da en çok dijitalleşerek yapıyoruz.

Ayşen Hanım, CEO’luk görevini de oğlunuz Ferhat Zamanpur’a devrettiniz. Çocuklarınızı Silk and Cashmere’e nasıl hazırladınız?

Çok sorulan bir soru bu bana. Yanımda olmasalar atıyorum sanırsınız ama ben gerçekten onlara çocukluklarından başlayarak, tabii ki bizim markamızın içinde büyüdüler, tabii ki Yasemin daha 11-12 yaşındayken katalogdan resimler seçti benimle birlikte. İş seyahatlerine geldiler, çok düzgün İngilizce gerektiğinde onların İngilizcelerinden faydalandım, web ile ilgili her şeyi onlardan öğrendim. Hayatımız bizim iş yaşamı ve aile yaşamım iç içe. Hatta çok komik bir şey vardır, “Keçiyi üçüncü kardeşimiz sanıyorlardı” diye çok tatlı bir esprileri vardır. Amma velakin bütün bunları bir tarafa koyarak da şunu söyleyeyim, “Siz bu markayı yaşatacaksınız, buna mecbursunuz, sizler bu işin başına geçeceksiniz, işte bu ailemizin en büyük değeri, ben saçımı süpürge ettim…” Ben öyle bir şeye girmedim. Yasemin’e “Ne olacaksınız, neler yapacaksınız büyüyünce?” falan diye konuşunca arkadaşlarım bana sonradan “Niye böyle diyorsun?” falan diyorlardı. Ben çünkü hayatta herkesin isteyerek bir şeyler yapması gerektiğini düşünüyorum. Zorlayarak yapılacağına inanmıyorum. Şanslıyım ki ikisi de sorumluluğun bilincinde olarak, birazcık da sanıyorum markayı da severek içselleştirdiler. Yani çok farklı bir iş yapıyor olsam belki bu kadar ilgilerini çekmezdi. İşe sarıldılar, bu konuda kendimi inanılmaz şanslı hissediyorum, her gün şükran duyuyorum. Son 3 yıldır hayatımın en keyifli dönemini yaşıyorum…

Yasemin Zamanpur: Çünkü emekli! (Gülüyor)

Ayşen Zamanpur: (Gülüyor) Çok emekliyim ve çok güveniyorum. Bu iş birazcık da güvenerek bırakmak, içine sinerek bırakmak meselesi. Kısaca söylemem gerekirse, hiçbir zaman bilinçli bir şekilde yönlendirmem olmadı, bazı perakendeci ağabeylerimizin yaptığı gibi onları işte depolara götürdüler, mağazalarda çalıştırdılar… Onu yapmadım ama hayatın akışı içinde de sanıyorum iyi ve kötü anlamda örnek olmuşuzdur. Kötü yaptığımız şeylerden de örnek çıkarmışlardır, iyi yaptıklarımızdan da örnek çıkarmışlardır. Bugün geldiğimiz noktada şükran…

Hem iş hem özel hayatınızdan hem dünden hem de bugünden ilham verici kesitler anlattığınız ‘Kaşmir Yolu’ ve ‘Diren Keçi’ kitaplarının ardından yeni bir kitap projeniz var mı? Hazır birçok sorumluluğu çocuklarınıza devretmişken zamanınız da boldur şimdi…

Ayşen Zamanpur: Böyle bir beklenti var.

Yasemin Zamanpur: Tutamıyor kendini, yazar. Bunu dediğimi yazabilirsiniz… (Gülüyor)

Ayşen Zamanpur: Evet evet evet. İkinci kitabım ödül aldı, yılın en iyi marka kitabı seçildi. O motive etti beni. Çünkü Silk and Cashmere ödüle doymuş bir markadır, çok ödül aldık, çok takdir edildik. Hikâyemiz özel, ürün özel, yaptığımız iş çok niş bir iş.  Birçok alanda ödül aldı ama ben yazar olarak aldığımız ödülden…

Yasemin Zamanpur: Aldığın… Bak hâlâ ekibe… (Gülüyor)

Ayşen Zamanpur: Ama hikâye bizim, ben dile getirdim. Çok gurur duydum ve çok keyif aldım. Ben yazmayı çok seviyorum, edebiyatı çok seviyorum. Benim en büyük zevkim kitap okumak, yazmak, bir paragraf üzerinde saatlerce düşünmek, konuşmak, arkadaşlarım böyle bir çevre benim; yazarlar, eleştirmenler, şairlerden oluşan bir çevrem var. Bütün gün storytel dinliyorum. Benim için en önemli sanat eseri kendini çok iyi ifade etmiş bir paragraftır. Yaptığım işi, çok inandığım, çok yorulduğum işi yazmadan duramadığım için yazdım, kendim için yazdım. Son 10 yılı, başımıza gelmeyen kalmadı, yaşamadığımız kalmadı, onu da duramadan yazdım. Orada bir hikâye var, gerçek var, kurmaca değil, her şey doğru, her satırı doğru. Ama şimdi benim artık bu hikâyeyi uzatıp sündürmenin anlamı yok. Ben yazarsam artık bir kurmaca yazarım. Yasemin çok istiyor, çok söylüyor, seviyorum yazmayı. Kitap deyince bak işten daha çok konuşur oldum. (Gülüyor)

Yasemin Zamanpur: Yaz yani, şart o zaman, bugün bunu anladık.

Ayşen Zamanpur: Bir de resim yapıyorum, çok amatörce ama çok severek, çok keyif alıyorum. Altı saat falan bir tablonun başında…

Yasemin Zamanpur: Evet, altı saat kalkmayışına şahidim.

Ayşen Zamanpur: Amatörce ama ben mutlu oluyorum bunu yaparken, keyif alıyorum. Evimin duvarını boyarmış gibi her tarafa tablolarımı asıyorum.

Yasemin Zamanpur: Bütün taburelerin hepsi şu an boyalı.

Ayşen Zamanpur: Şimdi aynalara geldi sıra. Korkup kaçırıyorlar evde onları da boyayacağım diye. Bu hayatımın ikinci döneminde renklerle ve sözcüklerle çiçeğim.

Ne kadar güzel bir mesaj. Peki, Yasemin Hanım siz genç bir girişimcisiniz. Girişimci gençlere tavsiyelerinizi alabilir miyiz?

Yasemin Zamanpur: Benim tavsiyem şu: Soğukkanlılık çok önemli bence ve gerçekten profesyonel hayatınla özel hayatın arasında bir mesafe koruman gerekiyor, kişisel algılamaman gerekiyor. Güçlü bir duygusal, fiziksel ve bedensel yapın olması gerekiyor. O yüzden kendine çok iyi bakman gerekiyor, çünkü gerçekten çok zor bir iklimde iş yapıyoruz. Ben profesyonel hayata katıldığımdan beri girişimci olmak için iyi bir dönem olmadığını duyuyorum. Yani ben bir dönem bilmiyorum ki ekonomi muhteşem, iklim muhteşem… Görmedim şahsen. Çocukluğumda şahit oldum ama benim dönemimde, hatta şu an yapılmaz dendi. Ama sonsuza kadar da bekleyemeyiz. Biz bu devire doğduk, nereye gideceği belli değil, aşırı hızla değişiyor. O yüzden önemli olan bence gerçekten akıl sağlığına, beden sağlığına çok iyi bakmak. Dünyayı takip etmek. Artık Y Kuşağı’nın bile “Ne oluyoruz?” dediği bir noktadayız. Bu sebepten dolayı hiçbir şey için artık doğru zaman olduğunu düşünmüyorum çünkü konular bizim kontrolümüzün dışında çok hızlı bir şekilde gelişiyor. O yüzden belki de doğru zaman değil ama bir yerden başlamak lazım. Belki çok büyük risklerle değil daha küçük küçük başlamak lazım. Ama ben şuna inanmıyorum: Dur şu bir geçsin de başlayalım… O artık bitti bence. Dünya böyle bir yer artık. Güçlü durman lazım.

Ayşen Zamanpur: Küçücük bir ekleme yapayım. Dünya hep böyleydi. Hiçbir girişimcinin önüne kırmızı halılar serilmedi, hiç kimse alkışlayarak “Aman buyurun, sizin için çok güzel bir alan bulduk, şurada bir güzel girişim yapın” demedi. Hayatta her zaman kendine has, dönemsel kendine has zorlukları var.

Yasemin Zamanpur: Ama bence şu da var, bizim okuduğumuz belki gördüğümüz, şahit olduğumuz formüller günümüzde geçerli değil. “Bunu yaparsan bunu yaparsan eşittir şu” bitti, “Bunu yaparsan bunu yaparsan eşittir şu” derken bir anda bir şey oluyor dünyada ve…

Ayşen Zamanpur: Devinim, dönüşüm çok hızlandı. Teknoloji de bunu aşırı derecede hızlandırdı.

Yasemin Zamanpur: Gerçekten önce sağlık diyorum, başka bir şey demiyorum.

Ayşen Hanım sohbeti sizin gençlere tavsiyelerinizle tamamlayalım. Direnerek bu başarıları elde ettiniz. Genç kadınlara neler söylemek istersiniz?

Ayşen Zamanpur: Öncelikle tavsiyeye çok inanmıyorum, örnek olmaya ve ilham vermeye çok inanıyorum. Gençliğimden beri çok tavsiye havasında şöyle parmak uzadığı anda dinlememeye başladım. Özellikle çok seviyorum kadın girişimcilere ilham verebilmeyi. Ufacık, küçücük bir pencere açabilmek benim en büyük motivasyonlarımdan biri. Hiçbir zaman çok doğru, çok herkesin sizi destekleyeceği, bütün koşulların uygun olacağı, hayatın sizi alkışlayarak kapılardan “Hoş geldin” diyeceği bir yaşam şekli vardıysa da ben görmedim şu yaşımda. Ki yaşımı söyleyecek değilim!

Yasemin Zamanpur: 39 yaşında. (Gülüyor)

Ayşen Zamanpur: Forbes Dergisi ilk 50 listesinde her zaman yüzde 50’yi en kötü zamanlarda ve en zor zamanlarda yapılan yatırımlar kazanıyor. Hatta Forbes Dergisi’nin kendisi bile en büyük resesyonda çıkmış ortaya. Sen orada malzemeyi görüp hayatın koşullarına kendini mümkün olduğu kadar koordine edip, uyumlayıp yapabileceğin tek bir şey var, herkesin yapabileceği tek bir şey var: Elinden gelenin en iyisini yapmak. Bunu herkes yapabilir. İkincisi: “Teknolojiye uzağım, teknolojiyi başkası yapsın, teknolojiyle işim yok, ben çok romantiğim, benim işim ona uygun değil…” Yok öyle bir şey. Kesinlikle teknolojiyi çok çok çok iyi kavramanız, hissetmeniz gerekiyor, dünyayı çok çok yakından izlemeniz gerekiyor. Kendi alanınızda ve genel dünya konjonktürünü. Bir kendi alanınızda çok yakın takip edeceksiniz, çünkü çok bağımsız değil ne sektörler bağımsız ne insanlar, dünya nereye gidiyor diye çok yakından takip etmek gerekir. Çok önemsediğim bir şey var. Gençlerin kendilerini geliştirmesi için dünya hiçbir zaman bu kadar uygun olmamıştı, bilgi hiç bu kadar kolay ve ucuz olmamıştı, bilgiye ulaşılabilirlik hiç bu kadar basit olmamıştı. Her gün “Kendime ne kattım”a çaba göstermek lazım. İnanılmaz derecede öne atlarsınız, 100’er 100’er kişiyi atlarsınız. Yapabileceğiniz her bir saatlik yatırımla birden bire gerçekten çok ciddi farklılıklar yaratabilirsiniz.

Röportaj: Aylin Yüksel – Deniz Dallı

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER