Bize İnanıyorum…

BAHAR SOYSAL
Latest posts by BAHAR SOYSAL (see all)

 

Ben Bahar Soysal.

46 yaşındayım. 

Yaşamımın direksiyonunun başına geçmek için cesaretimi toplamam uzunca bir zaman aldı. Hayatıma tam anlamıyla hâkim olduğumu sandığım, ‘Başardım’ dediğim anda bana ait olmayan bir düşten düştüm. Bu düş nasıl oldu da benim sandım, ben gerçekten kimdim ve düşlerim neydi, sonu olmayan sorularla uyandım. Hayatıma bir anda düşen ateş topuyla başladı yolculuğum. 40 yaşımda yeni hayatıma doğdum. 

Yeni hayatımda önce alışageldiklerimi bıraktım: Onaylarla, takdirlerle, sevilmelerle dışarıdan beslenme ihtiyacımı; mutluluk çizelgemden başkalarını sorumlu tutan hallerimi; sağlıksız ilişkilerimi…

Zamanla öz kaynaklarımın kudretine uyandım. İrade nedir, yeniden öğrendim. Korkularıma rağmen hareket ettim. Yapabileceğime inandım. Yeniden yeniden başladım. Şimdi kalbimin niyeti ve çağrısı, tüm kadınlarımızı kendi içsel kudretlerine uyandırmaktır. İşte o vakit, dünyada güçlü, sağlıklı, yaratıcı rahim enerjisi çalışır. Rahim enerjisi bilgedir, iyileştiricidir, dönüştürücüdür, yenilikleri ve marifetleri doğurandır. Bunun yolu, kendimiz olmaktır. Olduğumuz halimizle, tüm varoluştaki parmak izimizin biricik olduğunu bilmektir. Ne kadar değerli olduğumuza uyandığımızda, kendimize doğru akan müthiş bir kabul ve şefkatle ısınır kalplerimiz.

Başkalarının bize onay, kabul, takdir verme ihtiyacımızı ve bizden beklenenleri karşılamayı, başkalarını memnun etmek çabamızı bıraktığımız, hatta korkumuzdan deneyimin gücüne açıldığımız gün özgürlüğe adım attığımız ilk gündür. 

İşte o gün hakkımızda ne düşünülür, yargılanır mıyız, suçlanır mıyız, tüm bu düşüncelerin üzerimizde yarattığı gerginlik, baskı, sırtımızda yüzyıllardır taşıdığımız bize ait olmayan o ağır elbise bir anda üzerimizden düşer, özgün rengarenk elbisemiz görünür olur.

Kendi rengarenk elbisenizi hatırlamaya, yeniden giyinmeye var mısınız!

Öyleyse nerelerde, ne vakit yüklendik de kendi elbiselerimizi unuttuk, birlikte hatırlayalım, keşfedelim. Bu vesileyle kendi hikâyelerimden bazı küçük parçaları sizlerle paylaşacağım çünkü biliyorum ki birimizin hikâyesinde her birimizin hikâyesinden bir parça gizli. Ve biliyorum ki birimizdeki iyileşme ve ışık, hepimizin iyileşmesi anlamına geliyor. Işığımıza inanıyorum. Birlikte yol almaya inanıyorum. 

Bize inanıyorum…

‘Bir kadın olarak özgür olmak istiyorsan, başarılı ve güçlü olmak zorundasın’

Bu sözlerle büyütüldüm. Demek ki özgür olmayan kadınlar vardı. Özgür olmak için nasıl bir kadın olmak gerekiyordu? 

Çocuk aklım, büyük dayımın, dünyaya bir kız bebek olarak geldiğimi öğrendiğinde, annemi de beni de görmeden hastaneden neden gittiğini anlayamamıştı. Hikâyeye göre, bir süre sonra beni gördüğünde, “Bir de kapkara, koca ayaklı bir kız doğurmuşsun” diye espri yapmış, annem de çok kızıp “İnşallah senin de hep kızların olsun, hepsi de kara olsun” diyerek cevap vermiş. Dayımın esmer güzeli iki kızı oldu, onları yaşamı boyunca canından çok sevdi. 

Bu hikâye yıllarca anlatıldı. Bizler de her seferinde gülümseyerek dinlesek de ardındaki gerçek can yakıcıydı: Eğitim seviyesinin çok yüksek olduğu bir aile sisteminde bile cinsiyeti sebebiyle tam kabul görmemiş bir kız çocuğu vardı. 

Kendi cinsiyetimle ilgili aldığım ilk mesaj buydu. Demek ki, erkek olmak daha kıymet verilen bir şeydi. Peki, bir kız çocuğu olarak bu sistemde erkekler gibi kabul görmek nasıl mümkün olurdu?

Kardeşim doğmuştu. 

Annemin ve ailesinin renkli gözlerini almıştı. Yeşil gözlü, beyaz tenli çok güzel bir bebekti.

Üstelik erkekti.

Büyük dayısından veto yemiş, ‘kara bir kız çocuğu’ olarak, ne yapmalıydı acaba?

Güvende olmak isteyen küçük bir kız çocuğunun içgüdüleriyle hemen yeni doğan kardeşimle ilgilenmeye başlamıştım. Böylece önce annemin sonra da babamın gözüne girecektim. 

Kardeşime hem abla hem anne olmuştum.

Annemin babamın sevgisinden bana az kalacak korkusuyla kardeşime iyi bir bakım sağlayarak ebeveynlerimi memnun etmiş, sınırlı sandığım sevgiden payımı kendimce sağlama almıştım. Allahtan çok tatlıydı kardeşim, onu gerçekten çok çok sevmiştim.

Büyüdükçe inandım ki, ebeveynlerim tarafından tamamen kabul görmek için öncelikle başarılı olmam gerekiyordu. Böylece güçlü olabilirdim ki ekonomik güç özgürlük demekti. Ailemdeki inanca göre, bir kadın kendi parasını kazanıyorsa ‘kocasının eline bakmak’ zorunda kalmazdı. Ailem benim kendi ayaklarının üzerinde durabilen bir kadın olmamı istiyordu. Ancak farkına varmadan, beni korumak için bana verdikleri alt mesajlardan biri de ‘Erkeklere güvenme!’ idi.

Biraz kafam karışmıştı ama en sonunda mutluluğun formülünü anlamıştım: Çok çalışacağım. Başarılı olacağım. Sadece kendime güveneceğim. Özgür olacağım.

‘Başarı=mutluluk’, formülü yaklaşık 35 yaşıma kadar 

beni götürse de sonrasına geçemediğini sizlerle şimdiden paylaşmak isterim.

Başarı nasıl ölçümleniyordu, tam kavrayamamıştım ama sanırım ‘karşılaştırma’ ile anlaşılıyordu. Komşuların çocukları, sınıf arkadaşları, kuzenler, kardeşler, ablalar, abiler…

İşin ilginç tarafı, tevazu sahibi bir ailem olduğundan ne yaparsam yapayım herkes hep benden daha iyiydi sanki. Yapabildiklerimin de aslında çok da bir önemi yoktu. Yeterince iyi, yeterince önemli, yeterince havalı bir çocuk değildim sanırım. Görünmez miydim ne? 1997 yılında Beko Satış Ekibine katıldığımda ekipteki ilk ve tek kadındım. Başarılı olmak istiyordum. Birkaç haftayı geride bıraktıktan sonra küçüklüğümden beri biriktirdiğim bakış açılarıyla, yaşamda kalmak için bilinçaltı gezegenimin inandığı bir yol vardı: Erkek egemen ekibin içinde başarılı şekilde var olmanın yolu onlardan biri olmaktı. 

Daha küçük bir çocukken kendimi güvende hissetmek için aldığım içsel kararlar, kurumsal hayatımdaki 20 yılı yapılandırdı. Çok başarılı bir iş ‘insanı’ olmuştum. Ve bu süreçte, başarılı bir insanın ‘Başarı Listesi’nde olması gerekenleri çoğunlukla tamamlamıştım. ‘Başarılı bir kariyer’le beraber gerçekleşmesi gereken ‘başarılı bir evlilik’ ve evliliğin çocuklarla taçlandırılması da listede tamamlanan ‘görevler’ arasındaydı. Yıllar sonra fark etmiştim ki annemin başarı tanımlarını, hayallerini benim sanmış, hepsini bir bir gerçekleştirmek için yıllarımı vermiştim. 

Kendimi gerçekleştiriyorum zannıyla annemi kendi hayatım üzerinden gerçekleştirmiştim. Hem iş hayatımdaki hem de özel hayatımdaki başarılara rağmen neden kendimi yeterince değerli hissedememiştim? 

Tüm bu süreçte, bir kadın olarak o içsel cıvıltım, yaşam sevincim nereye uçmuştu? 

Babam hep eğlenmeyi tehlikeli görürdü. Kız çocuklarının korunması gerekiyordu. Eğlenen kız çocukları dışarıdan gelen tehditlere açık olurdu. O yüzden eğlenceden uzak, ciddiyetle çalışmak bir kadın için daha güvenli ve sağlamdı. Babamın takdirini, onayını içsel olarak almak için yaşam neşemi bir kenara koymuştum.

Kendimden uzak, hayatımdan memnuniyetsizdim. Artık Bahar’ı bulmalıydım…

İşte tam da kaybolduğumu hissettiğim o dönem, aslında yepyeni bir başlangıcın habercisiydi. Bu kendime doğru yola çıkışın hikayesiydi. Ve önemli kuralları vardı:

Ne olursa olsun, kendine şefkatli ol!

Geçmişteki, şimdideki ve gelecekteki tüm an’larımı iyileştirebilen en güçlü merhemdi şefkat. Ne olursa olsun, kendinden vazgeçme!

Kendime vefamı hatırlayacaktım. Kendimin sevgilisi olacaktım. Bir başkası bana nasıl davransın istiyorsam, kendime öylesine bir özen gösterecektim.

Kendime hiç yakın olmadığım kadar yakın olmayı öğrenmeye başladığım bu süreçte, kararlılıkla kendimize doğru yola çıktığımızda tüm sistemden bize adeta akıtılan desteği gördüm ve iradenin evren tarafından alkışlandığını, kaynaklarımızın sonsuzluğunuzu, varlığımızın sınırsızlığını… 

Şükrettim. Hayran kaldım.

Ve kalbim tek bir niyete kilitlendi: Gözlerindeki ışığı kaybetmiş olan kadınların, o ışığı yeniden bulmalarına yardımcı olacaktım. 

Kadın kutsaldır. 

Varoluşundan kudretiyle doğandır.

Şimdi yeniden kendimiz olmayı hatırlamak, özgün kimliklerimizi kucaklamak, kendi değerimize sahip çıkmak vaktidir. Kendimize yol almak vaktidir. Birlikte kendi gerçeğimize uyanış vaktimizdir. Kendimizi hatırlamak vaktidir.

Bize tüm kalbimle inanıyorum!

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER